Ezgi'nin hazırladığı yemekleri yerken bir yandan da sohbet etmiştik. Az çok tanımıştık birbirimizi. İnsanlara nasıl davranacağımı çoğu zaman kestiremesem de Ezgi öyle sıcak kız kızdı ki ben de ondan güç alarak aynı onun gibi karşılık veriyordum.
''Başka yatağım yok kusura bakma ne olursun.''
Ezgi odadaki kanepeye çarşaf sererken ben de ona yardım ediyordum.
''Olur mu öyle şey? Sen bana evini açtın ne kusuru Ezgi.''
''O zaman Allah rahatlık versin, iyi geceler.''
''İyi geceler ve tekrar çok teş-''
''Ay akşamdan beri10 kere teşekkür ettin zaten, yeter hadi uyu Nihan.''
Ezgi'nin sözümü kesmesi beni gülümsetmişti.
''Gece üşürsen sobaya odun atarsın.''
Sözü üzerine şaşkın şaşkın baktım yüzüne, alt tarafı sobaya odun atacaktım. Yapabilirdim herhalde. Sobaya odun atması ne kadar zor olabilirdi ki?
''Tamam ben atarım.''
''İyi geceler.''
''İyi geceler Ezgi.''
Ezgi salondan çıkıp kendi odasına gittiğinde cayır cayır yanan sobayla bakışmaya başladım. Ortasında kapağı vardı onu açıp içine kenardaki metal kovada duran odunları atmam gerekiyordu. Bunu yapardım alt tarafı sobaya odu atacağım.
Bavulumu açıp içinden pijama takımı çıkardım. Salonun kalın perdelerini kontrol edip üzerimi çıkardım. Pijamamın üstünü başımdan geçirip karnıma doğru çektim. Uzun saçlarımı bileğimdeki tokayla toplayıp ışığı kapadım. Usul adımlarla kanepenin üzerine kıvrıldım. Soğuk yorganla temas etmek içimi üşütürken sobanın da sayesinde hemen ısınacağıma emindim.
Gözlerimi tavana dikip beyaz tavanı izlemeye başladım. Şimdi o beyaz tavana çalınan kara kara boyalar geliyordu zihnime. Nasıl başa çıkacağımı bilmiyordum. Şu an bavulumun en dip köşelerine gömdüğüm telefonum açık olsaydı biliyordum ki hiç duymak istemeyeceğim şeyler duyacaktım. Kapatıp o bavulun karanlığına gömdüğüm telefonla biraz da olsa gerçeklerden uzaklaşmak istemiştim. Oysa o gerçekler tam da kafamdaydı benim, ve kafamdaki gerçeklerden de bir türlü uzaklaşamayacağımı biliyordum.
Keşke böyle olmasaydı, keşke bunu yapmak zorunda kalmasaydım. Keşke en başından beri saygı duysalardı bana, saygı duysalardı varlığıma. O zaman hiç de böyle şeyler olmazdı, ben bu kadar yıpratmazdım kendimi. Şimdi içimde dalgalanan bu hisler bir bir kapana kıstırıyordu beni. Mutsuzdum ve çaresiz hissediyorum kendimi.
Kendim için yaşayıp, kendimi var etmek için çıkmıştım bu yola. En başından beri bunu isteyen tarafım şimdi bir durağanlık yaşıyordu. Benim için bunlar çok hızlı değişikliklerdi. Hiçbir zaman asi bir kız olmamıştım, uysal söz dinleyen taraftım hep. Belki de bu yüzden annemin beni yönetmesi kolay olmuştu. Kavgadan tartışmadan kaçardım, cesurca aldığım bu kararla ise kavgadan kaçan ben ardımda bir bomba bırakmıştım.
Koca koca aldığım nefesler küçülmeye başlamıştı, uyumak için çırpındığım koca bir gece yaşıyordum şimdi. Her çırpınışımda o denize biraz daha batıyordum. Yüzmeyi iyi biliyordum ve ben bu denizden sapasağlam çıkabilirdim.
Zar zor uyuduğum gecenin sabahına gözlerimi açtım. Kaldığım salonu hiç görmemiş gibi incelemeye başladım. Dün içeriye girdiğimde sıcacık olan oda şu an ise bumbuzdu. Ezgi odun atmamı söylemişti, ve ben binlerce düşüncelerin arasında bana tembih ettiği şeyi unutmuştum. Kendimi kızdım, çok kızdım hem de. Kız beni evine almıştı ve ben onun söylediği şeyi bile yapamamıştım.
Üzerimdeki yorganı iterek kalktım yataktan. Çıplak ayaklarım yere değdiğinde üşüsem de sorun etmeden hemen sobanın yanına koştum, metal kocadan birkaç odun alıp sobaya doldurmaya başladım. İçerisi dolduğunda kibriti aldım elime. Odunları tutuşturmaya çalışsam da yanmıyordu. Bir sürü kibrit boşa gitmişti.
Kenarda duran çubuk şeklindeki parlak odun parçalarını altım elime. Bunları tutuşturup sobaya atabileceğimi düşünerek hevesle aldım elime. Kibriti çaktığımda hemen yanmıştı. Sobanın içine bıraktım ardından daha çok yansın diye diğer çubuğu da ateşe verdim. Sobanın içine koymaya çalıştığım çubuk sığmamış ve yere düşmüştü. Onu halının üzerinden almaya çalışırken de avuç içim yanmıştı.
Canımın acısıyla çığlık atmamak için zor durmuştum. Ağzıma sağlam olan elimi kapatmaya çalışsam da çoktan bir inilti firar etmişti bile. Avcumun içine bakmaya korkuyordum. Salonun kapısı açıldığında Ezgiyle karşılaştım.
''Nihan? Ne oldu sen iyi misin?''
Masumca baktım yüzüne, ''Sobayı yakmaya çalışırken elimi yaktım.''
Telaşla yanıma gelip salladığım elimi tuttu, ''Eyvah bayağı yanmış gel hemen müdahale edeyim.''
''Sobayı yakamadım.''
''Başlatma şimdi sobandan, elin daha önemli.''
Gözlerimi kapayıp dudaklarımı dişlemeye başladım. Ezgi elime buz kompresi uyguluyordu.
''Bana soba yakmayı bilmiyorum deseydin ya Nihan.''
''Alt tarafı soba yakmak, ne kadar zor olabilir ki diye düşündüm.''
''Daha önce hiç yakmadın dimi?''
Başımı sallayarak onayladım onu.
''Bir sarayda mı büyüdün yoksa sen?''
Ezgi'nin şakasına onunla birlikte gülümsedim. Zoraki bir gülümsemeydi bu, aslında evet saray gibi bir yerde büyümüştüm. Sobayı yakmayı bilmemem de çok ama çok normaldi. Şimdi ise bu durumda olmak bana kendimi yetersiz hissettirmişti. Bir sobayı bile yakamıyordum, bu berbat bir durumdu. Okulda da soba vardı, ben ne yapacaktım?
''Acıyor mu çok?''
''Yok,'' dedim buz kompresini elime alırken, ''Çok acımıyor hafifledi sanki.''
''Kışlada yanık kremi olacak benimle gel sana vereyim.''
''Kışla mı?''
''Evet, kışla ne demek biliyorsun değil mi?''
''Kışla buraya yakın mı?''
''Yakın, hemen dibimizde. O yüzden oldukça güvendedir bu köy.''
''Anladım.'' diye yanıtladım, ''O asker de mi kışlada kalıyor?''
Ezgi imalı bir bakış attı, ''Hıhı kışlada kalıyor üsteğmen.''
Ezgi yarım yamalak yakmaya çalıştığım sobayı tutuşturdu hemen. Onu dikkatle izleyip öğrenmeye çalıştım.
''Sakın bir daha yakmaya çalışma bu kez elinde kurtulamazsın bak.''
''Tamam çalışmam.''
Başını salladı, ''Kahvaltı edelim hadi, biraz hızlı bir sabah oldu.''
''Benim yüzümden saçma sapan bir sabaha uyandın, çok özür dilerim Ezgi.''
''Dileme Nihan bilerek mi yaktın sanki elini?''
''Ben de kahvaltıya yardım edeyim.''
Mutfağa adımladığım sırada Ezgi durdurdu beni, ''Bu elle ne işi? Otur sen ben hazırlarım iki dakikada.''
''Ezgi zaten sana yük oldum, beceriksizliğim de su götürmez bir gerçek bari onu yapayım.''
Ezgi cevap verecekken telefonu çalmış ve cevabı da ağzına tıkalı kalmıştı.
''Doktor bey arıyor.'' diyerek telefonu kulağıma götürdü.
Ben de elime buz kompresi uygulamaya devam ettim, Ezgi telaşla döndü bana.
''Acilen kışlaya gitmem gerek, sende benimle gel eline krem vereyim.''
''Ben aslında böyle idare ederim.''
''Saçmalama Nihan gel vereyim işte.''
''Peki, üzerimi giyineyim.''
''Giyin,'' dedi gülümseyerek, ''Tavşanlı pijamayla gelme kışlaya.''
Gülümsedim, odadan çıktığında üzerimi değiştirdim hızlıca. Yanıma aldığım boyunlu kazaklarımdan birini ve kot pantolonumu giydim. Üzerime kahverengi bir kaban geçirip kuşaklarını bağladım. Avcumun ucundaki buz kompresini sıktım acıyla. Hala canım acıyordu.
Uzun saçlarımı açık bırakıp omuzlarıma düşmesine müsaade ettim. Ezgi de hazırlandığında evden çıktık.