ALINTI 8

692 Words
Zaman, kanlı bir urgan gibi boynuma dolandı. Yaralarımı sarmak yerine, acımı derinleştirdi, nefesimi kesti, ruhumu kavurdu. Her derde deva olduğu söylenen zaman, benim hayatımı bir kez daha altüst etti. Yıllar boyunca biriktirdiğim acı, çektiğim eksiklik ve eziyet, gözlerimin önünden bir film şeridi gibi akıp geçti. Kararan gözlerimin ardında, daha önce hiç tanımadığım bir nefret yükseldi. Yatağın üzerindeki tülbendi kapıp, öfkeyle odadan dışarı fırladım. Adımlarım, dakikalar önce paramparça olarak terk ettiğim hamama yöneldi. Konağın kalabalığı ve yoğun sesleri, içimdeki korkuyu körüklemek bir yana dursun, bana dokunmuyordu. Hamama indim ama aradığımı bulamadım. Ani bir kararla merdivenlerden üst kata tırmandım. Her basamakta, az önce halamın kurduğu sözlerin içimde uyandırdığı öfke cesaretimi daha da büyütüyor, nefretimi körüklüyordu. Nihayet dördüncü kata ulaştım. Berzé Şahmaran’ın odasını geçip, adımlarımı ezbere bildiğim odaya yönelttim. Cihanşah Şahmaran’ın odasına. İçimde hem bir fırtına, hem de soğuk bir sessizlik vardı. Her adımım, ne getireceğini bilmediğim geleceğe koşmaktı. Cihanşah Şahmaran’ın odasının önüne geldiğimde içimdeki fırtına artık taşacak hâle gelmişti. Ne beklemeye ne de kapıyı çalmaya niyetim vardı. Elimin altında ezilen kapı kulpunu hızla aşağı bastırdım ve bir anlık öfke seliyle kendimi içeriye attım. Kapının gıcırtısı, loş ışıkla çevrili odanın ağır sessizliğini yırtarcasına yükseldi. Karşımda, ayakta dimdik duran Cihanşah belirdi. Geniş göğsünü örten gömleğin düğmelerini iliklemiş, kalın parmakları kumaş pantolonunun kemer tokasını takmakla meşguldü. Benim ansızın içeri dalışım, hareketini yarıda kesti. Başını kaldırıp gözlerini bana çevirdiğinde bakışlarının bir anda karanlık bir delhize dönüştüğünü gördüm. O gözler, içine bakanı yutacak kadar derin bir uçurum, insanın nefesini kesecek kadar zifiri bir girdap idi. Sol göz kapağı usulca seğirdi. Küçücük bir titreme, az sonra koparacağı kıyameti ele veren bir işaretti. O an, dudaklarının kıpırdamasına gerek kalmadan, odayı dolduran sessiz öfkenin üzerime çöktüğünü bütün hücrelerimde hissettim. "Destursuz odama dalman, gözlerime böyle pervasızca bakman... ya aklını kaybettin, ya da ölümü küçümsüyorsun." Cihanşah'ın sert ses tonuna eşlik eden alaylı dolu keskin cümleleri, dimağımda acı bir tat bıraktı. "Ağam..." Dedim usulca ve korkarak ileriye doğru birkaç adım atarak aramızda ki mesafeyi kısalttım. "Başlatma ağana ulan!" Ansızın sesini yükselterek dibime giren Cihanşah Şahmaran ile gözlerim titreyerek kapandı. İçimde bastıramadığım bir korku vardı. "Ben sana ne dedim? Daha bir saat geçmedi söylediklerimin üzerinden, sen hangi cüretle benim lafımı çiğniyorsun!?" "Neden bu kadar öfkelisin bana karşı?" Anlam veremediğim bu davranışına bir sebep ararken buldum kendimi. "Ben... Benim bir yanlışım mı oldu?" "Hayır.” Cevabı keskin, net ve soğuktu. Yüz ifadesinden ne hissettiğini anlamak nerdeyse imkânsızdı. O yüzden bir yorum yapmaya, itiraz etmeye cesaret edemedim. Bir an sessizlik çöktü aramıza. Sonra, ansızın sertçe konuşmasına devam etti.n "Gözlerin hoşuma gitmiyor." dedi, sesi derin ve buz gibiydi. Sözleri üzerime doğrultulan, göğsümü hedef alan bir silah gibi tehdit doluydu. "Gözlerini görmek, kokunu solumak… sinirlerimi geriyor. Etrafımda dolaşma. İşine bak, Dilşad. Yerini, hududunu bil." Söylediği her kelime, ağır bir tokat gibi yüzüme çarpıyor, içimde bastırdığım korkuyu bir kenara iterek kırılan gururumun parçalarını içimde bir yerlere daha da derine saplıyordu. Kendi varlığımın onun huzurunu nasıl rahatsız ettiğini düşünmekten kendimi alamıyordum. Nefesim istemsizce kesiliyor, gözlerim istemsizce yere kayıyordu. Derin bir utanç bataklığına saplanıp kaldığımı hissediyordum. Ayakta kalabilmek adına, hatrıma dakikalar önce halamın öfkeyle sarfettiği sözleri düşürdüm. Gönlümü yakıp yıkan sözler, her şeyi geri plana atarak tekrar varlığını ilan etti. Ne kırılan gururumun ne de parçalara ayrılan onurum umrumda dahi olmadı. "Evlenecek misin?" Diye, usulca fısıldadım. Cihanşah Şahmaran'ın önce şaşkınlıkla genişleyen, ardından öfke ile kısılan siyah gözlerinden bakışlarımı çekemedim. "Berdel olacak ve sen evlenecek-" "Elimde kalırsın, Dilşad!" Elini boynuma sardı, beni duvara sıkıştırdı. Gözlerimi kapattım, bir anlık karanlıkta nefesimi tuttuğumu fark ettim. Canımı yakmıyordu belki… ama yakabilirdi. Öfkesi, odanın duvarlarına, hatta havaya bile sinmişti. Dillere destan bu öfke, beni bu odadan sağ çıkarmayabilirdi. Boynuma doladığı iri, damar damar elleri arasında titriyordum. Sert solukları yüzüme çarpıyor, kalbimin ritmini boğuyordu. Bir anlık çaresizlik, zihnimin tüm köşelerini sardı. İçimde kıvranan korku, nefesimin her zerresine işliyordu. Ne yapacağımı bilemez bir hâlde, hızla iri ellerine sarıldım. Başımı geriye atıp gözlerine kilitlendim. Neredeyse her hâlimle bana hâkim olmuş, üzerime doğru eğilmiş, yüzlerimizi eşitlemişti. “Seni seviyorum.” Ani bir cesaretle parmak uçlarımda yükseldim ve dolgun, küçük dudaklarımı Cihanşah Şahmaran’ın nemli, etkileyici dudaklarına bastırdım. Dudaklarımdan dökülen ilk kelime, aslında büyük bir yalandı. Cihanşah’la işlediğim ilk günahın başlangıcıydı. Ve çok geçmeden, yalanlar dilimin altında sessizce yuva yapacak, dudaklarımdan Cihanşah’ın kalbine sızacaktı.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD