Cihanşah Şahmaran, Şahmaranlara ait lüks otel zincirlerinin en gözde şubesinden çıkarken objektiflere yansıdı. Yakışıklı iş adamı tüm ilgiyi üzerine topladı!
Gözlerimi devirerek okuduğum yazının hemen altında ki görsele geçtim. Anlaşılan Cihanşah Şahmaran merakı sadece bana mahsus olan bir duygu değildi. Beyefendi tahmin ettiğimden daha fazla dillerdeydi. Yekta'da amcası gibiydi fakat Cihanşah Şahmaran'ın ünü şüphesiz Yekta'yı ikiye katlardı.
Gözlerim manşetin altında ki uzun yazıyı es geçerek Cihanşah Şahmaran'ın otel önünde çekilmiş fotoğrafına takıldı.
Üzerinde her zaman ki gibi siyah bir takım elbise vardı fakat bu defa ceketi sırtında değil elindeydi. Uzun boyunun getirdiği hakimiyet, siyah gömleğinin sardığı geniş omuzları ile birleşince ortaya yürek titretecek bir güç çıkıyordu. Sarsılmaz duruşu ve heyetinde bir müddet oyalanam bakışlarım tekrar yüzüne tırmandı.
Esmer tenine eşlik eden simsiyah saçları dağılmış, kömür karası kaşları hafifçe çatılmıştı. Ciddi hatta neredeyse mesafeli bir ifadeye bürünmüş, etrafta ki kalabalıkta arasına bir çizgi çekmiş, önüne bakıyordu. Yüzünü kaplayan kirli sakalları büyük bir nizam ile kesilmiş, pürüzsüz tenini gözler önüne sermişti.
Fotoğrafı inceledikçe bedenime İnce ve keskin bir ürperti hakim oldu. Kuyruk sokumuma doğru yayılan bu küçük ürperti kaşlarımın çatılmasına sebep oldu. Cihanşah Şahmaran'ı ilk defa böylesine derin ve yoğun biçimde inceleme fırsatını elde etmiştim.
"Battı balık yan gider, Dilşad!" diyerek çıktığım haber sayfasını arka plandan sessizce silerek kendime hiç düşünme payı bırakmadan sosyal medya hesabıma yöneldim. Titreyen parmaklarım ile arama çubuğuna Cihanşah Şahmaran yazarak çıkan sonuçları hızlıca taradım, en üstte ki hesaba hiç tereddüt etmeden hızlıca tıkladım.
Gizli hesap.
İçimde ki heves usulca söndü fakat ardından daha yoğun bir merak tekrar harlanmaya başladı. Hesap gizliydi, takipçisi yüz kişiyi geçmiyordu. Gözlerim paylaşım sayısını buldu. On. Profilinde Cihanşah ŞAHMARAN dışından hiçbir şey detay bulunmuyordu.
Tüm bunları göz ardı ederek siyah beyaz profil fotoğrafına tıkladım. Üzerinde ki gömlek iri bedenini sarmış, heybetli vücudunu gözler önüne çıkarmıştı. Keskin yüz hatları fotoğrafın odak noktası olmuştu. Yüzünde her zaman ki gibi ciddi ve soğuk bir ifade vardı.
Cihanşah Şahmaran, camlarla kaplı devasa bir gökdelenin önünde durmuş, şehrin ihtişamlı ışıklarını arkasına almıştı. Öylesine sert ve yıkılmaz duruyordu ki...
Gözüm mavi renk, takip et yazısına kaydı fakat aynı hızla geri çekildi. Aklımı peynir ekmekle yememiştim. Cihanşah Şahmaran, Yekta gibi değildi.
"Kendine gel, Dilşad!" Hızlıca girdiğim sayfalardan çıktım ve sanki az önce hummalı bir araştırma gerçekleştirmemişim gibi her şeyi arka plandan usulca temizledim. O esnada çalmaya başlayan, hatta dün geceden beri susmayan telefonumun ekranında yine aynı isim belirdi. Nazdar Derzîman.
"Neredesin sen, Dilşad?" Telefonu açar açmaz bana hiç konuşma payı bırakmayan Nazdar hanım bildiğimiz gibiydi. Yine etrafına öfke saçıyor, nefreti ile zehirliyordu.
"Uyuyordum hala." Hattından ucundan yaktığı ağıdı bir süre hiç ses etmeden dinledim. Başlıyorduk.
"Dilê min dişewite, Dilşad!" (Yüreğim yanıyor) Öfkeli sesinde hüzün kırıntıları vardı. Dün avluda yaşanan olaylar ve Berzé Şahmaran'ın emri sonrası tansiyonu yükselen bir Şehnaz Şahmaran değildi, Nazdar Derzîman'da en az Şehnaz hanım kadar bitik bir haldeydi. "Benim yüreğim yanıyor, sen bu saate kadar uyuyorsun öyle mi, Dilşad?"
"Saat daha on olmamış, hala." Sesimde bezgin bir tonlama vardı. Sabrım artık tükeniyordu ve ben çıldıracak raddeye geliyordum. "Hem ne yapayım, sen söyle? Berzé Şahmaran'ın ağzından söz bir kere çıkar."
"Hemû ji ber wê jina pîr e!" ( Hepsi o kocakarı yüzünden!) Öfkeli sesi hattın öbür ucundan yükselmeye devam ederken, içinde ki zehri akıttı Nazdar Derzîman. "İt soyları, it!"
"Hala.." ılımlı çıkarmaya çalıştığım sesim ve temkinli cümlelerim sırf halamın biraz olsun sakinleşmesi içindi. "Yıpratma kendini ne olur. Bak, yine tansiyonun çıkacak. Yapma halacım... Benim bu dünyada senden başka kimim var?"
"Bihêle, çi bibe bibin!" ( Ne olacaksa olsun!) Hala aynı öfke ile devam eden halam ile usulca gözlerimi kapattım. "Ölseydim de, bir kere daha Şahmaran'ların zaferine maruz kalmasaydım!"
Bu nefret karşısında kaşlarım usulca havalandı. Halamın ölmeyi isteyecek kadar büyük bir nefrete ev sahipliği yapan kalbi belki de beni ilk defa o an gerçek anlamda korkuttu.
"Hala.."
"Sus, Dilşad!" diyerek beni susturan kadına boyun eğdim. "Bu defa izin vermeyeceğim. Bu defa zafer Şahmaran'ın değil, Derzîman'ın olacak. O aşiretin başına bir hanım ağa gelecekse, bu sen olacaksın. Bir başkası değil!"
Bu hikayede kazanan kaybeden yoktu. Nazdar Derzîman bunu göremiyor muydu? Her iki tarafında günaha bulanmış sırları, suçları ve günah yuvası geçmişi vardı. Bu hikayede bir kaybeden varsa o da aile sevgisinde yoksun büyümüş, eksik yetişmiş bir kızı çocuğuydu.
"Cihanşah Şahmaran zordur, kimseye benzemez." Nihayet dilinin altında sakladığı baklayı çıkaran halamın cümleleri dün geceye göre daha usturupluydu. Hiç ses etmeden dinlemeye devam ettim hattın diğer ucunda ki kadını. "Hiç vakit kaybetme, kendini şimdiden aklına sok. O evlilik asla gerçekleşemeyecek, Dilşad. Cihanşah Şahmaran seninle evlenecek."
"Hala!" dedim engel olamadığım bir şaşkınlığın üzerimde bıraktığı etkiyle. "Berdel olacak, farkındasın değil mi? Kim kaçabilir törelerden? Cihanşah Şahmaran'ın kız kardeşinin canı ortada canı! Sosin'i kaderine terkeder mi sanıyorsun?"
Cihanşah Şahmaran, Yekta gibi değildi. Her ne kadar sert, öfkeli ve buzdan bir duvar gibi dursada ailesine haddinden fazla değer verirdi.
"Cihanşah Şahmaran, sevdası için taş üstüne taş komaz, keçé min." Nazdar Derzîman'ın rahatlıkla kurduğu cümleler beni yoğun bir şaşkınlığa sürüklüyordu. Demesi kolaydı.. İnsanın dili çoğu zaman yürek yükünü hafife alırdı. Nazdar hanım da bu insanlardan biriydi. "Sen Cihanşah Şahmaran'ın gönlüne girmeye bak, gerisini düşünme. Cihanşah Şahmaran'ın sevdası karşısında töre bile boynunu eğer."
Sinsi bir ürperti usulca bedenime sızarak beni titretti. Halamın bu talebi hiç mantıklı degildi. Berdelle yapılacak evlilikler çok fazla geciktirilmeden sonuca kavuşturulurdu. Bu kadar kısa süre içerisinde Cihanşah Şahmaran'ın yüreğinde yer edinmek ise neredeyse imkansızdı.
"Bu söylediklerini akıl kârı değil, hala." Düşüncelerim dilime vurdu. "Bu kadar kısa süre içerisinde bırak gönlüne girmeyi, dikkatini zor çekerim." Alelade bir adam değildi. Yaşını başını almış, işinden gücünden kafasını kaldıramayan zehir gibi bir adamdı Cihanşah Şahmaran. Dünkü çocuk değildi ki, anlık heveslerin arkasına sığınıp yolumu yapayım.
"Sen beni dinle, Dilşad'ım." Nazdar Derzîman'ın kendinden emin çıkan sesi ile ciğerlerime derin bir nefes çektim.
"Hala.." Gözlerimi kapatarak sertçe tısaldım. "Hala!" dedim, bu defa daha keskin bir tonlama ile ve kapalı gözlerimi usulca araladım. "Allah aşkına yapma, hala! Çocuk oyuncağı mı bu iş? Cihanşah Şahmaran daha iki günlük kıza gönlünü verip, aşiretin başına hanım ağa edecek kadar kendini bilmez bir adam mı?"
"Ben gördüm, Dilşad.” Nazdar Derzîman’ın sesi, ardında ince bir zaferin ve kurnaz bir planın izlerini taşıyordu. Küllerinden yeniden doğduğu tebessümün izlerini taşıyan sesinden belli oluyordu. "O adamın sana olan bakışlarına, kendi gözlerimle şahit oldum."
Birden irkildim. Sanki başımdan aşağı bir kova dokusu buzlu su dökülmüş gibi titredim.
“Zorlayıcı olabilir kızım, ama imkânsız değil. Tek yapman gereken, söylediklerimi harfiyen uygulamak. Başka hiçbir şeyi düşünüp, kendine dert eyleme.”
Nazdar Derzîman ile aylar önce, izin günümde çarşıda dolaşırken, Cihanşah Şahmaran'la yollarımız tesadüfen kesişmişti. Göz göze gelmiştik ama konuşmamıştık. Hoş, koskoca ağa ile konaklarında çalışan sıradan bir çalışanın konuşmasını sağlayacak bir zemin aramızda bulunmuyordu. O gün Cihanşah Şahmaran ile aramızda bir anlığına kurulan göz temasını halam da farketmiş olacak ki, bugün bunu önüme bir sebep olarak sunuyordu. Bozulan sinirlerim ile dudaklarımın arasından keyiften noksan boş bir kıkırtı döküldü.
"Desene biraz daha baksaydı, direkt nikah dairesinde soluğu alırdık hala!"
"Zevzek zevzek konuşma, Dilşad!" diye çıkışan halam ile yeşil gözlerimi devirmeden edemedim. "Ez çi dibêjim bilûra mi çi dibêje!" (Ben ne diyorum kavalım ne çalıyor.)
"Tamam hala!" Bıkkınlıkla dolu bir nefes vererek telefonu kulağımdan uzlaştırdım. "Tüh, şarjım bitiyor bak!" Telefonu kendimden biraz uzaklaştırarak ekranı açtım. "Ay, şimdi kapanacak hala! Ben seni akşam ararım, tamam m-" Telefonu anında uçak moduna alarak çağrının sonlanmasını boş gözlerle izledim.
"Hiç kusura bakma, Nazdar Hanım,” diye mırıldandım ve telefonu elimden bırakır bırakmaz yatağın üzerine uzandım. “Bugün kimsenin keyfimi bozmasına izin vermeyeceğim. En azından bugün, sadece bugün, hayatı doyasıya yaşayacağım.”