Zaman, sevgili okur; kimi insana merhemdir ,kimisine yara...
Heaven annesiyle tartışmasının ardından bir süre aşağı inmemiş ,akşam yemeğini dahi odasında yemişti. Katherine bir kaç kez kapısına kadar gelmiş olsa da ne onu ne de annesini görmek istemediğine karar vermişti.
Leydi Allyson annesiydi ama bazen oldukça acımasız olabiliyordu. Kendisine bencil diyerek ne kadar haksızlık ediyordu oysa...
Babasının ani ölümü tüm aileyi sarstığında ve annesi tüm bu mal varlığı ile ne yapacağını bilemez halde durmadan yakındığında hiç düşünmeden ayağa kalkmış ,işleri yapabildiği en hızlı şekilde öğrenerek idare etmeye başlamıştı. Onca insanın kınayan , onaylamayan hatta küçümseyen bakışları altında hiç kimseyi umursamadan doğruluğuna inandığı işi yapmıştı ve yapmaya da devam ediyordu. Ne annesini ne de kız kardeşini, hatta babasının soy adını bile ayaklar altına almamıştı. Bunca çabasına , uğraşına rağmen bencil sözünü annesinden duymaksa en ağır olanıydı.
Elbette onu yadırgamıyordu .
Cemiyette onun gibi onlarca anne vardı . Kızlarını ya da oğullarını evlendirebilmek gayesiyle sıkıcı hayatlarına biraz olsun yaşama hevesi getirmek istemelerini anlayışla karşılayabilirdi. Yine de bazı sözler kalbe hançer gibi saplanıyordu.
İnsan, bir kez olsun kendisine dönüp , kusurlarının farkına varıncaya dek bakmalı sevgili okur. En azından başkalarını eleştirmeden önce...
Elinde tuttuğu Gustave Flaubert'in Madam Bovary'sine son kez bakış attığında kaçıncı kez bitirmiş olabileceğini düşündü.
Emma , romantiklik ve klişe üzerine kurduğu hayatını yine aynı nedenlerle çekilmez bir çile haline getirmiş ve sonunda intihar etmişti. Heaven için bir ders niteliği taşıyan bu kitap belki de kişiliğini oluşturmasında öncü niteliği taşıyordu. Hiç bir zaman evliliği bir tercih meselesi haline getirmemişti ve kız kardeşinin de hayal perest bir duyarsızlıkla yanlış kararlar vermesine engel olmaya çalışıyordu. Annesinin aksine...
Masasında duran boş bir parşomen ve kalemi eline alarak yazmaya başladığında hayatının bir dönüm noktasının da başlangıcına giriyor oluşundan habersizdi.
''Her aşk bir hayal kırıklığıdır sevgili okur. Tutkuyla başlayan her duygunun sonunda hazin bir çöküş vardır. Yanlış kararlar ve buna bağlı hayatlar telafisi olmayan bir zaman kaybıdır ve insanoğlu yalnızca severken bencildir . ''
( Heaven Watson , Madame Bovary- Emma'nın ölüm sahnesinin yazılı olduğu sayfaya isimsiz bir not eklerken)
***
Christian ezelden beri okumaya aşık bir insandı. Okumayı öğrendiğinde henüz dört yaşındaydı ve okul çağına geldiğinde yaşıtlarının aksine - ki onların henüz harfleri yazma konusunda takıldığı zamanlardı- boyundan büyük ansiklopedileri okumak konusunda oldukça şaşırtıcı bir isteğe sahipti.
Yaşı ilerledikçe okuma tutkusu artarken , okuduğu kitaplar da çeşitlenmişti. Tarih , felsefe , matematik ve son yıllarda politik kitaplar vazgeçilmezi olmuştu. Bu nedenle gittiği her yerde şehir kütüphaneleri onun için fazlasıyla önemli mekanlar haline gelmiş, vazgeçilmezi olmuştu. Şimdi ,uzun bir aradan sonra yeniden Britanya Kütüphanesine geldiğinde keyfi oldukça yerindeydi.
Tarihi 1750' li yıllara uzanan, hem müze hem de kütüphane olarak işlev gören bu yapı mimarisi ve içerisinde barındırdığı eserleriyle geçmişe ve geleceğe önemli ölçüde ışık tutuyordu. Christian kitaplar dolusu raflar arasında gezinirken kendisini saran geçmişe yolculuk yapıyormuş hissini yaşamaktan memnundu. Bir süre sonra eline aldığı Savaş Sanatı kitabını tüm dünyadan soyutlanmışcasına incelemeye koyulduğunda zamanın nasıl geçtiğini anlayamamıştı. Belki de yeniden okumak için eve götürmeli diye düşünürken gözüne ilişen kadını fark etmesi uzun sürmemişti.
Heaven Watson , üzerinde şarap rengi elbisesi ve aynı tondaki şapkasıyla raflar arasında kaybolduğunda Christian belki de şehir kütüphanesinde görmek isteyeceği en son kişinin Leydi Watson olduğunu düşünüyordu.
Önceki gün limanda karşılaştıklarında - ki bu tam olarak karşılaşma sayılmazdı - kendisiyle epey eğlenmiş ve yine son sözü söyleyerek arabasına binip uzaklaşmıştı. Ani bir kararla peşinden gitme iç güdüsüne engel olamayarak aynı yönde ilerlediğinde, onu ticaret hukuku hakkında yazılan eserlerin önünde bulmuştu. Zarif parmakları kitaplar üzerinde geziniyordu ve Christian sadece bir an bu narin parmakların kendi bedeninde gezindiği görüntüsünün etkisine girse de bu düşünceyi geldiği gibi göndermeyi de başarmıştı.
''Leydi Watson!'' dediğinde sesinin olağanın dışında bir incelikle çıkışı karşısında neredeyse okkalı bir küfür savuracaktı. Küçük bir öksürükle toparlanırken ''Leydi Watson!'' dedi yeniden.
''Lord O'Sullivan?'' Heaven evde çokça bunaldığında yaptığı gibi kafasını dinleyebileceği bir yer arayışına girdiğinde kendisini şehir kütüphanesinde bulmuştu. Bir kaç haftada bir uğradığı bu yere eskiden babasıyla geldiği günler dün gibi aklındayken babası öldükten sonra pek sık uğramamaya başlamıştı. ''Sizi görmeyi beklemiyordum.'' derken vikontun şehir kütüphanesinde ne aradığını düşündü.
''Oysa ben, beni takip ettiğinizden emindim.'' dedi Christian yüzünde yarım bir gülümsemeyle Heaven'a yaklaştığında ''Sizi hayal kırıklığına mı uğrattım?'' diye sordu Heaven ,aynı gülüşle karşılık vermişti.
''Beni hayal kırıklığına uğratacak en son insan siz olabilirsiniz Leydi Watson.'' Christian ''Yine de beni şaşırtmak konusunda üstünüze yok.'' diye devam etti.
''Söyler misiniz Lordum bu onura nasıl eriştim?'' Heaven tek kaşını sorgularcasına kaldırırken ses tonundaki alacılık Christian'ın dikkatinden kaçmamıştı.
Christian başını çevirerek Leydi Watson'un az önce parmaklarıyla iz bıraktığı kitaplardan birini eline aldığında ''Ticari Anlaşmazlıklar mı?'' diye sordu. ''Benimle böyle mi baş edeceksiniz?''
Heaven gülümsemesini ister istemez genişletirken ''Sizinle baş etmek için kitaba ihtiyacım olduğunu mu sanıyorsunuz?'' diyerek sorusuna soruyla karşılık verdi. ''Elinde Savaş Sanatı kitabını tutan adam mı söylüyor bunu?''
''Gözünüzden hiçbir şey kaçmıyor öyle değil mi?'' Christian elindeki kozu kaybetmiş gibi neredeyse surat asacakken ''Yerinizde olsam beni hafife almazdım.'' dedi Heaven. Kendinden gayet emin çıkmıştı ses tonu.
Christian'ın bakışları kısılırken bir adım yaklaşarak başını omzuna doğru eğdiğinde neredeyse bedenleri arasındaki mesafe yok olmuş gibiydi. ''Bu hatayı yaparsam başımın ciddi anlamda ağrıyacağına eminim.'' Gözleri Leydi Watson'un gül kurusu dudaklarına indiğinde mantığının gerisinde hata yapmamasını söyleyen sesi duymazdan gelmek istedi. Zira bu kadına kendini beğenmişliğinin ona pahalıya mal olacağını göstermek istiyordu. Herkesin zayıf yönleri vardı ve onun gibi sosyetenin dilinde pek de iyi anılmayan zevde kalmayı göze almış bir kadının elbette zaafları olurdu. Christian onu tam da burada öpse kendisine tutkuyla karşılık vereceğinden nerdeyse emin gibiydi. O zaman o yontulmak nedir bilemeyen sivri dilini biraz olsun susturabilirdi.
Heaven vikontun kendisine yaklaşarak vaatler barındıran gözleriyle bakışından ne yapmaya çalıştığını gayet net görebiliyordu. Başını olumsuzca sallayarak büyük bir dik başlılıkla vikontun gözlerinin içine baktığında '' Zeki bir adam olduğunuzun farkındayım Lord O'Sullivan. '' dedi. ''Fakat akıllı olmadığınız kesin.''
İşte bu Christian'ın beklemediği bir cevaptı. Bir adım geri çekilirken ''Bana aptal mı diyorsunuz?'' diye sordu.
''Ah... Hayır!'' dedi Heaven. ''Tam tersine ne yapmaya çalıştığınızı anlamayacak kadar aptal olmadığımı anlamanıza yardımcı oluyorum. Tavırlarınız ve bakışlarınız sokakta gördüğünüz herhangi bir kadında işinize yarar birer araç olabilir fakat beni başkalarıyla karıştırmamanız gerektiğini şimdi olmasa bile çok yakında anlayacaksınız.''
Christian elini iki yanında yumruk haline getirirken yüzünde öfkeli bir gülüşle baktı. ''Çok yakında Leydi Watson kibrinizin ve çokça kendinizi beğenmişliğinizin yerle bir oluşunu keyifle izleyeceğim. ''
"Sözlerinizi yerine getireceğinizden zerre şüphem yok fakat hayal kırıklığına uğramayı meziyet haline getirmemelisiniz.'' diyen Heaven alayla bakarak vikontun yanından ayrıldığında tüm yüz hatları öfkeyle gerilmiş, alaycı gülüşünden eser kalmamıştı.
Christian ise Leydi Watson'ın arkasından bakarken bu kadına tahammül edemediğini düşündü. Ömrü hayatında böyle bir kadın ne görmüş ne de tanımıştı. Her seferinde kendisini muazzam derecede öfkelendirmeyi başarıyordu fakat Christian artık işin inada bindiğinin de farkındaydı. Bu kadının kibrini alaşağı edecekti.
Derin bir nefes alarak rafların arasından çıktığında yerde ayağına takılanın ne olduğunu anlamaya çalışarak bakmış ve bunun bir kitap olduğunu fark edince hangi raftan düştüğünü anlayamamıştı. Eğilerek kitabı eline aldığında bunun Gustave Flaubert'in Madame Bovary 'si olduğunu görmüştü. Kitabın sayfaları arasında görünen not dikkatini çektiğinde notu çıkarıp okumaya başladı.
'Her aşk bir hayal kırıklığıdır sevgili okur. Tutkuyla başlayan her duygunun sonunda hazin bir çöküş vardır. Yanlış kararlar ve buna bağlı hayatlar telafisi olmayan bir zaman kaybıdır ve insanoğlu yalnızca severken bencildir . ''