Christian elinde tuttuğu kitabın sayfalarını bir kaç kez kontrol etse de isimsiz yazılan nottan başka hiçbir şey bulamamış, notun kime ait olduğunu belirten herhangi bir isme ya da imzaya rastlayamamıştı.
Kaşlarını çatarak kitap okumak için ayrılan bölüme geçtiğinde kendisine uygun bir yer aradı .
Bayan Bovary , bir zamanlar Gustave Flaubert'in yankı uyandıran en önemli eserlerindendi. Christian gençliğinin bir döneminde bu kitabı okuduğunu hatırlıyordu. Emma adındaki bir kadının aşk ve macera arayışı sonunda hazin ölümü...
Bu tarz romanları okumuş olsa da kendisine pek hitap etmiyordu fakat notta yazılan bu sözler fazlasıyla acımasızdı. Her aşk hayal kırıklığı olamazdı. Christian anne ve babasını tanımamış olsa yahut hiç bilmese , görmese güzelliği yine de aşkı bu denli kötüleyemezdi. Hiç aşık olmamış olsa bile ...
'Her aşk bir hayal kırıklığıdır sevgili okur. Tutkuyla başlayan her duygunun sonunda hazin bir çöküş vardır. Yanlış kararlar ve buna bağlı hayatlar telafisi olmayan bir zaman kaybıdır ve insanoğlu yalnızca severken bencildir . '
Güzel bir el yazısıyla yazılmış oldukça etkileyici bir nottu ve Emma'nin intihar ettiği sayfanın arasına sıkıştırılmıştı. Bu sözlerin tam da bu sayfada yer alması tesadüfi değildi .
Derin bir nefes alarak cebinden çıkardığı not defterinden bir sayfa koparıp yazmaya başladığında bunu neden yaptığını dahi bilmiyordu. Belki de notu yazan kişinin düşüncelerine katılmadığını belirtmek istemişti ya da aynı düşüncede olmayan insanların varlığından haberdar olmasını sağlamaya yönelik hissettiği güçlü duygu, onu cevap vermeye itmişti. Kitabın sahibinin , notu görüp göremeyeceğini bile düşünmemişti.
"Aşk , imkansızı mümkün kılan her türlü sihre sahiptir . Kalemi tutan ellerin sahibi öylesine acımasız ki belki de gerçek aşkı hiç tatmamıştır. Ve sevgiyi bilmeyen her insan yaradılışından beri eksiktir. "
***
Heaven kütüphaneden çıktığında deyim yerindeyse burnundan soluyordu. Öylesine öfkelenmişti ki bu öfkesini birinden ya da birilerinden çıkarma isteği baskın geliyordu. Vikont saygı sınırlarını çoktan aşmıştı. Kendisine kibirli diyen adamın, kibrin dik alasını göğsünde gururla taşıdığından haberi yoktu anlaşılan. Fakat Heaven bunu ona seve seve göstermeye hazırdı .
Hızla arabasına binerken arkasına bakmaya bile tenezzül etmedi . " Eve gidiyoruz !" diye bağırırken ses tonu istemsizce yükselmişti. Vikont kendisini öylesine sinirlendiriyordu ki davranışlarının farkında olamıyordu. Annesi bu halini görse hevesle , leydiliğine onlarca söz söyleyebilirdi.
Derin nefesler alarak sakinleşmeye çalışırken yol boyu oyalanacak bir şeyler aramaya başladı fakat bir anda aklına gelmiş olacak ki kitabının yanında olmadığını fark etti.
Bu durum kendisini daha da öfkelendirirken yapabilseydi eğer vikonta ağzına geleni söylemekten çekinmezdi. Onun, bitmek tükenmek bilmeyen ukalalığı yüzünden öfke gözlerini kör etmiş ve kitabını kütüphanede unutmuştu . Bunca yol gitmişken şimdi geri dönüp alması gerekecekti.
"Colin !" diyerek arabanın tavanına vurduğunda araba yavaşlayarak durdu. Pencereden başını uzatırken "Kütüphaneye geri dönmemiz gerek , kitabımı unuttum ." dedi.
Colin Leydi Watson'ın oldukça öfkeli olduğunu fark edebiliyordu ve bu nedenle hiçbir şey sormadan arabayı gerisin geri kütüphaneye sürmeye başladı. Yaşlı kalbi böylesine bir tempoyu kaldıramasa bile.
***
Kader, sevgili okur kader , kaçınılmaz olanı ayağınıza kadar getirirse onu kabul etmekten başka şansınız olabilir mi?
Heaven kısa süre sonra yeniden kütüphaneye geldiğinde Colin'e beklemesini söyleyerek içeri girmişti. Vikont'un gitmiş olmasını ummaktan başka çaresi yoktu. Onunla aynı gün içinde bir kez daha karşı karşıya gelmesi, sinirlerine daha fazla hakim olamamasına ve soğukkanlılığını yitirmesine neden olabilirdi.
Üst kata çıkarak etrafına bakındı. Kitabını en son nerede bıraktığını hatırlamıyordu fakat çok geçmeden bir masanın üzerinde gelişi güzel durduğunu fark etmesi uzun sürmedi.
Vikont, ortalarda görünmüyordu ve gitmeye karar vermiş olmasından memnuniyet duydu.
Masaya yönelip de kitabı eline aldığında altında duran notu fark ederek kaşlarını çattı .
Aşk , imkansızı mümkün kılan her türlü sihre sahiptir . Kalemi tutan ellerin sahibi öylesine acımasız ki belki de gerçek aşkı hiç tatmamıştır. Ve sevgiyi bilmeyen her insan yaradılışından beri eksiktir. "
Heaven etrafina bakınarak notu kimin yazmış olabileceğini düşünürken bir anda kitabın arasına koyduğu notu unuttuğunu fark etmişti fakat not eski yerinde durmuyordu. Birisi kitabını bulmuş ve notunu okumuş olmalıydı zira elinde tuttuğu satırlar kendisine bir cevap niteliğindeydi. Tek kaşını kaldırırken yüzüne yarım bir gülümseme yerleştirdi.
Sevgili okurumuz eğer kendisine bir yanıt verme zahmetine girdiyse Heaven da pekala onun düşündüğü savı çürütmekten memnuniyet duyardı.
"Hayatı yaşanılabilir kılan varlığına inandığımız güçlü duygular olsa da gerçekler her zaman acımasızdır sevgili okur. Bu nedenle yalana bu denli tutkunuz . " .
***
"Greta, derslerini aksattığından bahsediyor. " Eleonor O 'Sullivan Violet'e onaylamaz bir bakış atarken "Benim de dinlenmeye ihtiyacım var. " diyerek hayıflandı Violet. İlk dersini almaya başladığı günün üzerinden yıllar geçmişti fakat annesi takdim balosuna kadar devam etmeyi uygun buluyordu.
"Günde iki saatin seni bu denli yorduğundan haberim yoktu. " Leydi O'Sullivan gözlerini devirirken içeri giren oğlu Christopher'a dikkatlice baktı. Gömleği terden vücuduna yapışmıştı ve ayakkabıları çamur içindeydi.
"Savaştan mı geliyorsun?"
"Bir nevi.." diyen Christopher kız kardeşinin kıkırtılarına karşılık göz kırptığında "Ne zaman büyüyeceksiniz merak ediyorum." diye sordu Leydi O'Sullivan.
"Evlenme yaşınız çoktan geldi ve biriniz daha derslerinin sorumluluğunu alamazken diğeriniz hala at biniyor, eksrim çalışıyor ve eve meydan savaşından döner gibi geliyor. "
"Tüm bu sitemlerinize bakılırsa ağabeyim bugün uğramamış." Christopher gelişi güzel koltuğa otururken annesinin şaşkın ve de kızgın bakışlarından kaçınmaya çalıştı .
"Ağabeyin yeni bir işle meşgul ve sen genç adam derhal odana çıkıp yıkanıyorsun!" Leydi O'Sullivan koltuklarının ve güzelim İran halılarının çamur içinde kalışına üzüntüyle bakmıştı.
Derin bir nefes alan Christopher istemeye istemeye yerinden kalkıp annesine inat olsun diye botlarını halıya sürüyerek odadan çıkarken
"Christopher O 'Sullivan!' diye bağırdı Leydi O'Sullivan.
Eline bir terlik alıp oğlunu dövme yaşını çoktan geçse de hak etmediklerini söyleyemezdi.
Christopher'ın odadan ayrılmasının ardından "Anne ... " dedi Violet. Ses tonu yalvarırcasına çıkmıştı .Uzun süredir söylemeye cesaret edemediği bir durumu dile getirmek istiyordu fakat söz konusu Eleonor O'Sullivan olduğunda bu pek de kolay sayılmazdı. "Sosyeteye takdim edilmemi bir yıl daha ertelemem karşılığında söylediğin her şeyi yapmaya hazırım. "
"Tanrım! " diye karşılık verdi Leydi O' Sullivan .Kızının isteğini onaylamadığı açıktı. " Kaç yıl daha erteleyeceksin? Yaşın geldi de geçiyor."
"Yine neden bu kadar öfkelisin?" Christian salona girerek annesi ve kız kardeşine baktığında kız kardesinin yüz ifadesinden azar yediği anlaşılıyordu.
"Ağabey !" diyerek atıldı Violet. Ağabeyinin yanında dururken "Takdim balosunu bir yıl daha ertelemek istiyorum fakat annem kabul etmiyor ." dedi .
Christian bir an halılardaki çamur izine garipsemişcesine bakarak annesinin yanına oturduğunda "İsteği kulağa gayet makul geliyor. " dedi .
"Sosyeteye yaşını geçmiş bir kadın olarak katılmak istiyorsan evet. " diyerek atıldı Leydi O'Sullivan . "O zaman taliplerinin de yaşı geçmiş adamlar olmasını umursamazsın."
Violet'in suratı asılırken annesini ikna edemeyeceğini kabullenmişti.
"Öfkelenmek size yakışıyor Leydi O'Sullivan. " diyen Christian annesine kur yaparken Leydi O'Sullivan oğluna kısık bir bakışla karşılık verdi.
"Gevezeliği bırak da bana nasıl bulduğunu söyle."
"Ne sorduğunu tam olarak anladığımdan emin değilim. " Christian tek kaşını kaldırarak annesine soru dolu bir ifadeyle bakmıştı.
"Leydi Watson'ı nasıl buldun? "
Christian Leydi Watson adını duyar duymaz burnundan solumaya başlamıştı. "O kadın tam bir kan emici. Şirret ve dahası kendini beğenmiş , kibrinden burnunun ucunu göremiyor."
"Yüce Tanrım!" Leydi O'Sullivan oğluna hayret dolu bir bakış attığında Violet kahkahasına engel olamamıştı. Bu Leydi Watson her kimse ağabeyi ondan nefret ediyor olmalıydı.
"Leydi Watson, gayet güzel ve sevimli bir kadındı. Bir Leydi hakkında böyle konuşmamalısın." Leydi O'Sullivan oğlunu onaylamadığını belirtirken "Sevimli kelimesinin o kadına uymadığına adım kadar eminim." diye cevap verdi Christian. Onun sivri dili bir bıçak kadar keskindi.
"Fakat dans ederken o kadar uyumluydunuz ki ..." Leydi O'Sullivan üzüntüye başını omzuna doğru eğdiğinde Christian kaşlarını olabildiğince çatarak "Ne dansı ?" diye sorduğunda annesinin Katherine Watson'dan bahsettiğini anlaması bir kaç saniye sürmüştü. Elbette Katherine Watson sevimli ve güzel bir kadındı . Ablasının aksine ...
Fakat Leydi Watson dendiğinde neden Heaven aklına gelmişti? O kadın tüm dengesini bozuyordu.
"Elbette Whitney'lerin balosunda dans ettiğin leydi. Onca sözü ona söylemediğini mi varsaymalıyım?' Leydi O'Sullivan aklı karışmış gibi baktı. "Sen kimden bahsediyorsun?"
"Elbette Heaven Watson'dan bahsediyorum " Christian'ın suratı asılırken isim dudaklarından çıktığı anda kaşlarını çatmıştı.
"Bugün onunla mı birlikteydin?" diye sordu Elonor O'Sullivan. Oğlu ile Leydi Watson arasında bir sorun olduğunu anlamıştı.
"Kütüphanede karşılaştık." diyerek geçiştirmeye çalıştı Christian. "Önceki gün de limana geldi . Walmer bölgesinde liman balıkçılığı işine girdim ve tahmin et rakip şirket kime ait ?"
Leydi O'Sullivan'ın yüzünde büyük bir gülümseme oluşurken "Sana Leydi Watson'ın büyük işler yaptığını söylemiştim. " dedi.
"Sivri diline rağmen bu denli başarılı olmasını elbette takdir ederdim ama karşısındakini küçümsememeyi öğrenmeli." Christian o kadına dersini verecek, gerekirse tüm işlerini sekteye uğratacaktı.
"Leydi Watson ile anlaşamadığınızı görebiliyorum fakat kız kardeşi ile işlerin yolunda gidebileceğinden eminim. " Leydi O'Sullivan oğluna yarım bir gülümsemeyle baktığında Christian "Ne yapmaya çalıştığının farkındayım. " dedi. Ardından aynı cümleyi Leydi Watson'dan duyduğunu anımsadı. Bu kadın gerçek anlamda zihninin en ücra köşelerinde dolaşıyordu.
Omuzlarını silken Leydi O'Sullivan "En azından denemediğimi söyleyemezsin." dediğinde
"Kabul edene kadar cemiyetteki tüm bekar Leydileri karşıma getireceksin öyle değil mi?" diye sordu Christian. Annesinin bakışlarından bunu çok net görebiliyordu. Bundan kurtuluşu yoktu fakat bir anda aklına gelen fikirle durakladı. Eğer Katherine Watson'dan hoşlanıyor gibi yaparsa bir süre annesinin ikna çabalarından ve baskısından kurtulacaktı. Bir yandan da Heaven Watson hakkında ona en yakın kaynaktan bilgi toplayacaktı. Bu bilgileri ona karşı kullanmak kendisini ondan bir adım öne taşıyacaktı. Yüzünde düsüncesinden memnun bir gülüş peyda olurken "Tamam. " diyerek annesine baktı. "Katherine Watson ile yeniden dans edeceğim ve eğer kendime uygun bir eş olduğunu düşünürsem bunu seninle paylaşacağım fakat bu sırada bana baskı yapmayı bırakacaksın."
Leydi O'Sullivan oğluna parıldayan bakışlarıyla bakarken "Kabul ediyorum." dedi. Oğlunu evliliğe ikna etmenin ilk aşamasını geçmiş olmaktan memnuniyet duyuyordu.
Christian ise Heaven Watson'ın burnundan kıl aldırmayan tavırlarının ve kendini beğenmişliğinin ona pahalıya mal olacağını göstermeye bir adım daha yaklaştığını düşündü. Heaven Watson'ın cehennemi olacaktı. Onu öylesine zorlayacaktı ki ticaret hayatına son verecekti.
Yüzünde büyüyen gülümseme oldukça tehlikeli bir hal alırken aklında sadece Heaven Watson ve yalvarırcasına ayaklarına kapanan görüntüsü vardı .