Özgürlük

1502 Words
Efsun'un Anlatımından Devam Saatlerce orada oturduktan sonra duyduğum seslerle ayağa kalkıp duvara iyice sindim. Biraz sonra Harun'u parmaklıkların arkasında gördüm. "N'aber sevgili Efsun?" kapıyı açarken cevap vermedim. "Acıkmış olmalısın. Akşam yemeğini baş başa romantik bir şekilde yeriz diye düşünmüştüm ama anlaşılan bugün öyle olmayacak." Kapıyı açıp yanıma geldi. "Yürü çıkıyoruz." "Gelmiyorum seninle hiçbir yere." "Açlıktan ölmene müsaade etmeyeceğim Efsun." elini uzattı. "Benimle gel." Sanki mümkünmüş gibi daha çok sindim duvara. "İstemiyorum." Ama Harun bu. Pes edecek biri değildi ve daha onu ilk günden tanımıştım. Kaba herifin tekiydi. "Gel diyorsam, gel." kaşlarını çatıp kolumu tuttu ve adeta sürüklercesine çıkardı beni mahzenden. "Bırak kolumu!" Ama ona karşı koymak hiç mümkün değildi. Üst kata çıkana kadar arkasında sürüklenmeye devam ettim. "Bırak kolumu Harun!" Aniden arkasını döndüğünde ona çarparak durdum ben de. "Bana bir daha yalnızca ismimle hitap etme." Delirmiş. Gözlerimi büyütüp yüzüne bakındım. "Ne?" "Harun Karatepe'nin karşısındasın. Ses tonuna dikkat et Efsun. Yoksa sana karşı bu kadar sabırlı olmam." "Bırak beni ya. Bırak n'olur gideyim, benim okulum var. Okumak istiyorum. Sadece iki ay kaldı okulumun bitmesine. Bırak gideyim." yalvardım. Beni şu an bıraksın diye her şeyi yapardım. "Hayır. Efsun'cuğum hayır. Bundan sonra sen artık bana aitsin. Benimsin. Seni bırakmayacağım." Tekrar zorla yürüttüğünde salona geçtik. "Bırak, canımı yakıyorsun artık bırak." yemek masasına yaklaşınca kolumu bıraktı. Tuttuğu yerin kızardığına emindim. "Otur Efsun." Yemek masasında tek bir eksik bile yoktu. Öyle gösterişli bir masa duruyordu ki karşımda, ben hayatımda ilk defa böyle bir masa görüyordum. Çok açtım ama yemeyecektim. "İstemiyorum." "Efsun sabrımı sınama da otur şu sandalyeye." kendi yerine oturup elini uzatıp sandalyeyi gösterdi. "Otur şuraya." Yemek masasındaki çatal bıçağı görünce ikiletmeden sandalyemi çekip oturdum. "Yemekleri beğendin mi?" "Yemek falan yemeyeceğim. Aç kalıp öldüreceğim kendimi." diye mırıldandım önüme bakarken. Aniden çenemi kavrayıp kendisine doğru çevirdi. "Senin ölmene asla müsaade etmem Efsun. Asla." gözlerindeki parlak ateş canımı sıktı. Harun takıntılı bir ruh hastasıydı. Bunu kesinlikle anlamıştım. "Benden ne istiyorsun? Ya beni ne ara gördün de benden etkilendin?" Gülümseyip elini üzerimden çekti. Merakla ona bakmaya devam ettim. "Efsun, o güzel gözlerin yok mu? İşte o gözlerin beni sana bağladı. Seni babanın yanında gördüğüm o ilk andan beri hem de." Gözlerimi oymak istiyordum şu an. "Dümdüz yeşil göz. Bu saçma, çok saçma." "Gözlerini küçümseme Efsun. O gözlerinin her zaman bana bakması için her şeyi yaparım Efsun. Sadece bana bakacaksın. Sadece bana." "Sen delirmişsin." Yüzü gerildi, kaşlarını çatıp masaya vurdu. "Bir daha sakın bana..." Cümlesini bitirmesine izin vermedim. Çatalı kaptığım gibi boynuna saplamak için bir hamle yaptım ama o kadar da hızlı değildim. Bileğimi tekte yakalayıp sertçe sıktığında çatal elimden düştü. "Efsun yeter!" ayağa kalktığında bileğimden çekip beni de ayağa kaldırdı. "Sana sabrımı sınama demedim mi!" ittirdiğinde yere düştüm. Dirseğimi tutarken yemek masasındaki tabakları yere fırlattığında cam parçaları yüzüme gelmesin diye ellerimle yüzümü kapattım. Gözlerim dolduğunda sıkıca kapattım. "Dur artık." diye mırıldandım çaresizce. "Dur." Yere çömelip kolumu tuttuğunda ellerimi yüzümden çektim. Başımda zebani gibi duruyordu. "Durmamı istiyorsan ben ne dersem onu yapacaksın Efsun. Ben ne istiyorsam o olacak. Yoksa bundan sadece sen zararlı çıkarsın." Başımı olumsuzca salladım. "Ben sana ait değilim ve asla da olmayacağım. Asla." "Öyle ha? Demek öyle." sinirlenmişti ve şu an ondan öyle çok korkuyordum ki ama ona bir kez boyun eğersem hep eğmek zorunda kalırdım. Buna asla izin veremezdim. İki kolumu da sıkıca kavrayıp ayağa kaldırdı. "Demek öyle. " dedi bir kez daha kendi kendine. Merdivenlere doğru götürürken yine adeta sürükleniyordum. Adım atmıyordum o beni itiyordu. "Bırak beni! Allahın cezası, bırak artık!" "Göstereceğim şimdi sana." Hırsla sabahki odaya aldığında yapacaklarından korktum. Yatağa fırlattığında ise korktuğum şeyin olmak üzere olduğunu fark edip korkuyla araladım gözlerimi. "Harun, lütfen. Hayır..." Kemerini açarken korkudan kalbim duracaktı. "Sen bunu hak ettin Efsun. Bugün canımı fazlasıyla yaktın ve şimdi de ben senin canını yakacağım." Kemerini çıkarırken yataktan kalkmak için doğrulduğumda kendisini üzerime bıraktı. "Nereye kaçacaksın ha? Nereye kaçacaksın?" "Bırak! Bırak beni pislik!" diye bağırdım ama umrunda değildi. Altında deli gibi kıvranıyordum ama bacaklarımı öyle güçlü sarmıştı ki bacaklarıyla hiçbir şey yapamıyordum. Tüm baskısını hissediyordum ama onu üzerimden itemiyordum. "Harun bırak!" derken gözyaşlarımı tutamadım. Sesim çatladı, nefesim kesildi ve hıçkırdım. "N'olur bırak!" "Kıpırdanma." iki elimi de kaldırıp tek eliyle bileklerimi sıkıca kavrayıp başımın üzerinde birleştirdi. O kadar güçlüydü ki ona karşı koyamıyordum. "Yapma." diye ağladım çaresizce. Hareket bile edemezken sadece ağladım. "Yapma, ben daha on yedi yaşındayım. Yapma." Ben burada olmamalıydım. Bu durumda olmamalıydım. Bunu yaşamak istemiyordum ama o beni duymuyordu. Duysa bile umursamıyordu. Çünkü Harun için ben önemli değildim, kendisi önemliydi. "Canımı sıktığın için o kadar sert olacağım ki bu geceyi asla unutamayacaksın." tek eliyle tişörtümü tutup çekti ve parçaladı. Zaten pazar malıydı, tişörtüm elinde kalmışken göğüslerime doğru eğildi. Dudakları sutyenimin dışından taşan yerlere temas ettiğinde bağırarak ağlamaya başladım. "Bırak, yalvarırım bırak!" Hareket etmeye çalıştıkça bedenini daha çok bastırdı. Ağırlığı altında eziliyordum. Nefes alamıyordum. Yetmezmiş gibi şu an resmen tacize uğruyordum ve beni buradan kurtaracak tek bir kişi bile yoktu. Bağırsam sesimi duymazlardı. Duysalar bile kim Harun'a karşı gelebilirdi ki? "Bırak, lütfen bırak." nefes alamadım acıdan. Dudakları göğüslerimin her bir yerini öperken ürperdim. Sutyenimi tutup kaydırdığında gözlerimi kapattım. Göz yaşlarım hızla akarken göğsümü avuçlayıp sıktığında kendimi tutamayarak daha çok ağladım. "Bırak! Pislik herif bırak!" sinirle üzerimden kalkıp yüzüme sert bir tokat attı. "Bir daha benimle düzgün konuşacaksın Efsun. Sana bunu öğretmek için belli ki daha sert olmalıyım." "Allah belanı versin! Hayvansın sen hayvan!" böyle bir durumda kibar olmamı mı bekliyordu? Bayılana kadar dayak yemeye razıydım ama onu istemiyordum. Onu vücudumda hissetmek istemiyordum. "Efsun!" boşta olan eliyle boğazımı sıkmaya başladı. Öldürse şu an çok daha iyi olurdu. Ölmek istiyordum. Daha sabah yaşayıp bu evden kurtulmak isterken şimdi de ölmek istiyordum. Yaşamak çok ağır bir yükmüş belli ki ben bu yükü kaldıracak kadar güçlü değildim. Nefesim kesilmeye başladığında elini çekti. Hızla nefes alıp verirken öfkeyle bakındı yüzüme. "Seni öyle sert sikeceğim ki Efsun, seni mahvedeceğim. Ölmek isteyeceksin ama seni öldürmeyip süründüreceğim." Bir anlık gevşekliğinden faydalandım. Bacaklarımın üzerindeki baskı hafiflediğinde dizimi erkekliğine geçirip sertçe vurdum. Elleri de gevşediğinde onu yatağa ittirip ayağa kalktım. Sutyenimi düzelttim ama çok uzağa kaçamayacağımı biliyordum. Duvara yaslı duran komodinin üzerindeki vazoyu alıp kırdım ve bir parçasını alıp ona döndüm. Anında kalkıp bana yetişmişken cam parçasını ona doğru uzattım. "Sakın yaklaşma bana!" Olduğu yerde durup elimdeki parçaya bakıp güldü. "Beni onunla mı durduracaksın gerçekten Efsun?" Başımı olumsuzca salladım. Dudaklarımı birbirine bastırıp ağlamamaya çalıştım ama gözyaşlarım asla durmuyordu. "Bu senin için değil Harun Karatepe." Kaşları çatıldığında diğer elimi kaldırıp cam parçasını bileğime götürdüm. "Benim içindi." Ve bileğimi kestim. Şimdi burada, onun olmaktansa ölürdüm daha iyi. Bunu gelir gelmez yapsam bunların hiçbiri yaşanmazdı. Ama inanmıştım. Bir anlığına benim de mutlu olabileceğimi düşünüp buna inanmıştım. Öyle olmuyormuş, zayıfsan mutluluk bile kapını çalmıyormuş. Dünya güçlü insanların etrafında dönerken bize de sadece ölüm uğruyormuş. Yere yığılıp gözlerim kapanmadan önce tek düşündüğüm de buydu. Öl Efsun. Belki orada seni güzel bir hayat bekliyordur. ~ ~ ~ ~ ~ ~ Gözlerimi yavaşça araladığımda üşümüştüm. Ve bunun sebebinin soğuk betonda yattığım için olduğunu anlamıştım. Etrafıma bakınıp yavaşça doğruldum ve oturur pozisyona geldim. Yine o mahzendeydim. Kaşlarımı çattım. "Benim burada ne işim var?" diye mırıldanırken bileğimdeki bandajı fark edip ona dokundum. Dokunduğumda sızlamıştı. Nefes alıp ayağa kalktım. Ölmeyi bile becerememiştim. Sadece ölmek istemiştim ama onu da becerememiştim. Gözyaşlarım tekrar firar ettiğinde demir parmaklıklara yaklaştım. Kimse yoktu ama kimsenin olmaması işime geliyordu. O adamı görmek istemiyordum. Yaklaşıp geçen seferki gibi köşeye oturup duvara yaslandım ve kollarımı bağladım. Ölmedim de benim burada ne işim vardı? Ne zamandır uyuyordum? Hastaneye bile götürmemiş miydi? Belki oraya götürse kurtulmanın bir yolunu bulabilirdim ama şimdi işler çok daha kötüydü. Yine bu Allahın cezası yerdeydim. "Bak sen, uyandın mı?" Harun'un sesini duyunca korkuyla sıçradım bir an. "Korkma, sana sadece yemek getirdim." "Aç değilim." Kapıyı açıp içeri girdi ve elindeki tepsiyi önüme bıraktı. Biraz bile pişman görünmüyordu. "Çatal yok, bıçak yok. Şimdilik sadece kaşık var. Onunla da beni öldürmeyi denersen yakında o da olmayacak." kaşlarını çattı. "Gözüme kaşık sokmayı sakın düşünme Efsun." "Ne oldu? Neden buradayım?" diye merakımı gidermek istedim. "Buradasın çünkü ölmene izin vermedin Efsun. Sana demiştim. Sen asla ölmeyeceksin ve günün birinde benim olacaksın. Geçen gece olmadı ama sabrımı sınamaya devam edersen bir gece mutlaka olacak. O gün seni ölüm bile kurtaramaz." Bir şey demedim. Hakaret etmek istiyordum ona yine aynı şeyi yapmasından korktum. Dudaklarını, ellerini, kasıklarındaki o sert baskıyı hâlâ tenimde hissediyordum ve bu da beni korkutuyordu. Vücudumu biri gelip zımparalasa bile geçmezdi bu his sanki. Kirlenmiş gibiydim. "Hadi ye yemeğini. Ben kanlı canlı bir kadın istiyorum. Teni elime gelen bir kadın istiyorum Efsun. Şu çelimsiz haline bir son ver bu yüzden ve yemeğini ye." Keyifle gülümseyip arkasını döndü ve mahzenin kapısını kilitleyip tekrar çıktı. Önümdeki yemeğe baktım. Aslında o kadar çok açtım ki... Ama onun getirdiği yemeği yemek de istemiyordum. Başımı olumsuzca salladım. "Hayır Efsun. Getirdiği yemeği yemeyeceksin. Gerekirse açlıktan öl ama asla yeme." Hem madem benim kilo almamı istiyordu o zaman yemeyecektim. Zayıflayıp çirkin bir hale bürünecektim ve benden nefret etmesi için elimden gelen her şeyi yapacaktım. Belki o zaman ya beni salar ve ben de özgürlüğüme kavuşurdum. Ya da en azından kafama sıkar da ölür kurtulurdum. İki ihtimal de artık benim için sadece özgürlüktü. Ölüm artık benim için özgürlüktü. ~ ~ ~ ~ ~
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD