Banyonun soğuk zemininden zorlukla doğruldum. Vücudumun her bir hücresi Miran’ın az önceki vahşetinin izlerini taşıyordu. Titreyen bacaklarımla sıcak suyun altına girdim; su tenime değdikçe dün geceden kalan tahriş olmuş yerler sızım sızım sızladı. Temizlendikten sonra, üzerime her zamanki sade hizmetçi kıyafetlerimi geçirdim. Aynadaki aksime baktığımda, sadece yüzümün değil, ruhumun da solduğunu gördüm. Miran Bey’in "Bu gece izinlisin" demesi bir lütuf değil, yarın sabah yaşatacağı cehennemin bir ön hazırlığıydı. Sessiz adımlarla Elmas Hanım’ın odasına doğru yürüdüm. Kapıyı hafifçe aralayıp içeri girdiğimde, odanın o ağır, ilaç ve durgunluk kokan havası beni karşıladı. Elmas Hanım yatağında uzanmış, donuk gözlerle tavanı izliyordu. Beni gördüğü an gözlerindeki o tanıdık nefret kıvılcı

