BEKLENMEDİK

1328 Words
"Efendim anne?" Bir yandan kulağımdaki halka küpeyi takmaya çalışırken diğer yandan da omzum ile kulağımın arasına yerleştirdiğim telefonumda annemle konuşmaya çalışıyordum. Bugün bir dersim var ve kısa süre içinde evden çıkmalıydım. Yoksa derse geç kalacaktım ve Murat hocanın en sevmediği şey derse geç kalan öğrenciydi. "Nasılsınız Sühan Hanım, sesinizi duyamaz olduk?" Konuşma tarzı üzerine durup ufak bir kahkaha attım. "Haklısın anne ama dersler bu sene inan bana çok yoğun. Saçımı kesmem lazım ama kuaföre gidecek fırsatı bile bulamıyorum." Ayakkabılarımı giyerken annem "Biliyorum kızım ama özledik, uzun süredir konuşamıyoruz," dediğinde içim sızladı. Hüzünlü bir sesle cevap verdim. "Haklısın ben de sizi çok özledim." "Tatil olmasına az kaldı, ne zaman gelirsin?" Kısa bir an düşündüm. Tez teslim süresi bu gidişle büte kalacaktı bu da tahmin ettiğim süreden daha uzundu. "Şu an en az bir buçuk ay daha var gibi görünüyor." Annem bu sözlerim üzerine memnuniyetsizce konuştu. "Çok uzun bir süre bu." Evden çıkarken "Annem şimdi derse yetişmem lazım, daha sonra görüşürüz olur mu?" dediğimde annem "Peki, öpüyorum seni. Kendine iyi bak yavrum," deyip telefonu kapattı. Taksi çağırmak için durağın telefonunu aradım ama açan yoktu. Dışarı çıkınca sıcak hava tenime çarptı. Güneş gözlüklerini gözüme takıp durağa doğru ilerledim. Otobüsün hareket etmek üzere olduğunu görünce hemen koşmaya başladım. Yetişmem imkansızdı ama son bir umutla koştum. Ne yazık ki otobüs geçip gitmişti. Sıcaktan terleyen saçlarımı geriye atarken sıkkınca ofladım. "Kahretsin ya!" Şu saatten sonra derse zamanında yetişmemin imkanı yoktu. Umutsuzca yürürken son bir umut olarak Alp'i aradım ama telefonunu açmıyordu. Saat erken olduğu için uyuyor olmalıydı. Aniden korna sesi duyunca sıçradım. Şaka gibi resmen yolun ortasında yürüyordum. Mahçup bir ifadeyle arkamı dönüp özür dileyeceğim sırada onu gördüm. Evran Beyin arabasıydı bu. Siyah cam olduğu için yüzünü göremesem de plakasından tanımıştım. Ne yapacağımı bilemediğim için donup kalmıştım. Arabasının kapısının açıldığının hayal meyal farkındaydım. Onu karşımda görmeyi gerçekten beklemiyordum. Bir doksanlık boyuylu karşımda dikilince başımı geriye atıp ona baktım. Gerçekten kanlı canlı bir şekilde tüm çekiciliğiyle karşımdaydı. İkimizin gözünde de güneş gözlüğü olduğu için göz göze gelememiştik. Ama bakışlarının yakıcılığını hissedebiliyordum. Üstünde kollarını katladığı beyaz bir gömlek vardı. Siyah gözlükleri onu olduğundan havalı kılmıştı. "İyi misin?" Sorusu üzerine hızla "İyiyim, sadece derse yetişmek için koşuyordum," dediğimde bana doğru bir adım attı. "Yolun ortasında yürümek pek de akıllıca bir hareket değil, daha dikkatli ol." Alt dudağımı ısırdım. "Haklısınız, farkında değildim." Bakışlarının üstümde gezindiğini hissediyordum. Üstümde kot şort ve beyaz askılı bir bluz vardı. Açık bıraktığım saçlarım terleyen enseme yapışmıştı. Keşke toplasaydım diye düşünürken Evran Bey konuşmaya başladı. "Fakülteye gidiyordum, istersen seni de bırakabilirim. Derse gecikmemiş olursun." Mutlulukla "Çok isterim," diye atıldım. Şu an derse yetişmemin başka bir yolu yoktu. Bu hevesli tepkim karşısında gülümsedi. Düzgün beyaz dişleri görününce nefesim kesilmişti. Adamın gülüşü bile çok güzeldi. Keşke gözlük olmasaydı da gözlerini görebilseydim. Geri çekilince "Gidelim o zaman," dedi. Başımı aşağı yukarı doğru sallarken siyah Mercedes Benz model arabasına doğru yürüdüm. Koltuğa oturunca klimanın sağladığı serinlik tenime çarptı. Büyük bir rahatlamayla iç geçirdim. Enseme yapışan saçlarımı toplarken soğukluğun tadını çıkarıyordum. Bakışlarını hissedince başımı ona doğru çevirdim. Durmuş beni izliyordu, hissettiğim rahatlama anında yok oldu. Kızarmaya başladığımı hissederken saçlarımı serbest bıraktım. "Dışarısı çok sıcaktı da," diye geveledim. Bu sessizlik sinirimi bozuyordu. Önüne dönüp arabayı çalıştırdı. Yanağımın iç kısmını ısırırken başımı cama doğru çevirdim. Evran Bey sessizliğini korumaya devam ediyordu. Ne düşündüğü hakkında hiçbir fikrim yoktu. Çalan telefonumun zil sesi düşüncelerimden sıyırırken çantamı açtım. Telefona bakınca Alp'in aradığını gördüm. Aslımda açmak istemiyordum ama endişelenirdi. Bu yüzden telefonu cevapladım. Uykulu bir sesle konuştu. "Beni aramışsın prenses, uyuyordum." "Evet senden bir şey isteyecektim ama gerek kalmadı." Alp endişeyle "Bir şey mi oldu? Uyumaya döneceğim yoksa,"dedi. "Hayır, sorun yok. Uyu sen, ben seni daha sonra ararım," diyerek telefonu kapattım. Evran Beyin yanındayken en son isteyeceğim şey Alp ile konuşmaktı. "Dün yanında olan çocuk muydu?" Alp'in yaşı pek de küçük değildi ve boyu hemen hemen Evran Bey ile aynıydı. Bu yüzden sanırım ona çocuk demesi komik gelmişti. "Evet, o." Kafasını sallamak dışında cevap vermeyince bakışlarımı ona çevirdim. Dudakları tek çizgi halini almıştı. Nedense bu durumdan memnun olmadığını düşünmeden edemedim. Evran Bey arabayı hızlandırırken bir dakika gibi kısa süre içerisinde fakültenin önündeydik. Dersin başlamasına sadece iki dakika kalmıştı. Gözlüklerimi çıkarırken "Çok teşekkür ederim," deyip kemere uzandım. Neyse ki bu defa sıkışmayan kemer kolaylıkla açıldı. Arabadan çıkmamı beklerken hiçbir şey demedi. Son kez ona bakıp arabadan indim. Ders saati olduğu için etrafta kimsenin olmaması iyiydi. Arabasından çıkarken görünmeyi pek de istemiyordum. Sınıfa doğru koştur adımlarla yürüdüm. Neredeyse herkes gelmişti. Berfu arka sıralardan el sallayınca yanına yürüdüm. Nefes nefese kalmış bir sesle "Selam," deyip yanına oturdum. Bu halime gülerken "Selam, şaşırtıcı bir şekilde geç kaldın," dedi. Çantamı çıkarıp ona doğru döndüm. "Gece çizimle uğraşacağım diye çok geç uyudum. Sabah da uyanamadım." Hoca içeri girince konuşmayı bırakıp önüme döndüm. Murat Hoca çok önemli bir konu hakkında ders anlatırken not almaya çalışıyordum ama açıkçası aklım başka yerdeydi. Sanırım ilk defa aklım derste değilde bir erkekteydi. Dersi dinlemek yerine onu düşünüyordum. Direksiyonu kavrayan erkeksi ellerini, kokusunu, yakışıklı yüzünü bir türlü aklımdan çıkaramıyordum. Özellikle gülüşü... Her şeyiyle çok güzel bir adamdı. Hocam olması gerçekten kötüydü, başka şartlar altında olsaydık öyle bir adamı kaçırmak istemezdim. Yaşı benden büyük olmasına rağmen hem de... İç çekmekten alıkoyamadım kendimi. Hayat bazen fazla acımasız olabiliyordu. Evran benim için olmayacak bir şeydi bu yüzden onu düşünmeyi bırakıp dersime döndüm. Ya da dönmeye çalıştım çünkü sureti bir türlü gözümün önünden silinmiyordu... *** Dersten sonra kantine doğru yürürken telefonum tekrar çaldı. Alp'in aradığını düşünmüştüm ama arayan başka biriydi. Vural Hocanın eşi Elif Hanımdı. Üçüncü sınıfta dersime girdiği için onu da tanıyordum. Elif Hoca ile aramız iyiydi, beni severdi. "Efendim Hocam." Yumuşak sesiyle "Sühan nasılsın tatlım?" Dediğinde gülümsedim. "İyiyim hocam siz nasılsınız?" "Ben de iyiyim. Duyduğuma göre tez hocan değişmiş." Kıkırdamaya başladım. "Öyle oldu artık Evran Bey ile çalışacağım." "Ah buna üzüldüm Vural bazen beni gerçekten kızdırıyor. Yıllık izne ayrılması iyi olmadı." Eh, bence de. "Sorun yok hocam, Evran Bey de çok iyi biri. Çalışmalar şu an güzel ilerliyor." Hafifçe güldü. "Öyledir, bunları akşam daha detaylı konuşalım." Kaşlarım çatılmıştı. "Akşam mı?" "Evet yemeğe çıkalım, sana güzel bir iş teklifi olacak." Heyecandan gözlerim irileşti. "Gerçekten mi?" "Evet tatlım, tam istediğin gibi bir yer. Akşam detayları konuşuruz. Ben sana geleceğin yeri mesaj atarım." Vedalaştıktan sonra telefonu kapattı. Heyecandan nefesim kesilmişti. Elif hoca beni tanırdı, bu yüzden iyi bir şirketin teklifi ile geleceğinden emindim. Çok mutlu olmuştum. Bir an önce akşam olmasını istiyordum. Kantine gitmek yerine Berfu ile vedalaşıp eve gitmeye karar verdim. Dünün yorgunluğu üzerimdeydi dinlenmem gerekiyordu. Berfu da Mert ile buluşmaya karar vermişti. Eve gidince önce güzel bir duş aldım. Su beni kendime getirmişti. Ardından çok uykusuz olduğum için yatağıma girip birkaç saat kestirdim. Uyandığımda çok daha iyiydim. Sade bir kahve içip sosyal medyada gezinmeye başladım. Aslında Evran'ın profiline girdim. Siyah beyaz bir fotoğraf atmıştı. Gönderinin üstüne tıklayıp incelemeye başladım. Dün atmıştı ama ben görmemiştim. Fotoğrafı yakınlaştırıp uzun uzun inceledim. Ona bakmak bile kanımın akışını hızlandırıyordu. Gözlerindeki parıltıya, köşeli yüzünü inceledim. Yakınlaştırmaya çalışırken ekrana iki kere tıklamıştım. Kahretsin, gönderiyi beğendim. Telefonu kapatıp elimden attım. "Of ya." Umarım fark etmezdi. Resmen kendimi kardırıyordum. Oflamaya devam ederek odama geçtim, bir daha profiline girmeyecektim. Yani umarım girmeyecektim. Kıyafet dolabımı açıp karşısında dikildim. Elif Hocanın mesaj attığı yer son derece lüks bir mekandı. Bu yüzden hazırlanırken iki kat daha dikkatliydim. Siyah, düz straplez elbisemi giydim. Boyu dizlerimin üstünde bitiyordu. Altın rengi kolyemi taktıktan sonra düzleştirdiğim saçlarımı açık bıraktım. Göz ağırlı makyajımdan sonra hazırdım. Koyu bordo rengi rujumu sürüp evden çıktım. Taksi kapıda bekliyordu. Taksiye binip yolun bitmesini beklerken heyecandan içim içime sığmıyordu. Vural Hoca olacağı için biraz gergindim aslında. Çünkü Elif Hoca ne kadar tatlıysa eşi Vural Hoca o kadar sertti. Taksiciye ücreti ödeyip indikten sonra akşamın iyi geçmesini umarak mekana girdim. Beni ilk Elif Hoca gördü. El sallarken onların masasına doğru yürüdüm. Masada bir kişinin daha olduğunu yaklaştıkça görmüştüm. Bakışlarım merakla sırtı bana dönük olan kişiyi incelerken siyah saçlarına kuşkuyla baktım. Yaklaştıkça kim olduğunu daha net anlamıştım. Gözlerim kocaman açılırken masadaki üçüncü kişi bana doğru döndü. Gerçekten de Evran Beydi. Keskin bakan gözleriyle karşılaşırken dudaklarım şaşkınlıkla aralandı. Lütfen biri bana bunun şaka olduğunu söylesin!
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD