3.Bölüm

1069 Words
"İyi misin Alaca?" Sorusuyla kendime gelirken ona baktım. Kahvaltıdaydık. Otelin terasında bizim için donatılmış yuvarlak masada iştahımı açacak bin bir çeşit varken ben sadece kahvemi içiyordum. Ya da içemiyordum, bakışıyorduk demek daha doğru olurdu. Aklım dünkü rüyamdaydı. Kafamı topladım hemen. "İyiyim Şahbaz Bey. Siz?" Fincanı tabağına koydum. "Ben iyiyim de seni iyi görmedim. Hasta falan mısın?" Eli birden alnıma gidince nefesimi tuttum. "Ateşin de yok ama..." Hafifçe geri çekildim. Saçlarımı arkaya atarak, "İyiyim inanın ki. Sadece dün gece çok yoruldum sanırım." Güldü. "Sana demiştim, yoğun günler geçireceğiz diye. Bugün de iki toplantımız var biliyorsundur." Başımı salladım. "Evet sabah programa bakmıştım." "Güzel." Tabletini kenara koyarak üzerime eğildi. "Ama merak etme tabii ki dinlenme hakkımız olacak." Keşke seninle dinlensem... "Haftasonlarımız boş. Cumartesi belki olabilir ama pazar kesinlikle senin. Fransa'da gezmek istediğin bir sürü yer olabilir. Sana o fırsatı sunacağım." Aslında gezmek istiyordum bu doğruydu ama buraya iş için geldiğimizin de farkındaydım. "Buraya tatil için gelmedik bunu biliyorum." "Öyle evet haklısın ama insanı cezbeden havası durunca gezmek istiyorsun, o yüzden haftasonları kesinlikle tatil olmalı." Gülümsedim. "Teşekkür ederim Şahbaz Bey." "Teşekküre gerek yok Alaca şimdi adamakıllı kahvatını yap çünkü Paris'ten ayrılıyoruz." "Nereye gideceğiz?" "Lion'a." Odaya geri dönüp hazırlandığımda Şahbaz'ın aşağıda beni beklediğini biliyordum. İki gün Lion'da kalacakmışız. Küçük bir çantaya ihtiyaçlarımı koyup odayı terk ederken aşağı indim, otelden çıkış yaptım. Ali Bey bana kapıyı açarken çantamı elimden aldı, kapıyı kapattı. Emniyet kemerimi taktım. "Çok gecikmedim umarım." "Hayır Alaca." dedi gözlerime bakarak. Bakışları... Nasıl bakarsa baksın her seferinde mest ediyordu beni. Yola koyulduğumuzda camdan çevreyi izlemeye başladım. Fransa güzel bir ülkeydi. Şehirleri canlıydı. Haftasonu Paris'i gezmek için sabırsızlanıyordum. Yarım saatin ardından kalacağımız yere geldiğimizde araçtan indik. Butik otele girerken Şahbaz, danışmadaki adamı selamladı. Odaya girdik. Bu sefer tek kişilik iki yataktı. Dudaklarımı büzerek odaya baktım. Balkonu vardı ama küçüktü. "Geçici olarak kalacağımız için sorun yok." Ona döndüm. "Elbette sorun yok." "O halde bir an önce çıkalım, yemek yiyeceğiz sonrasında ofislerine gideceğiz. Bizi orada ağırlayacaklar." Bir şey demedim. Eşyalarımızı bırakıp sadece kol çantamı alırken çıktık. Araca bindik. Yemek yeme yerlerine bakarken büyük bir parkın yanından geçiyorduk. Hayranlıkla izledim. "Beğendin mi?" Sorusuyla aniden irkilirken ona döndüm. Başımla onayladım. "Çok hoşuma gitti." Yeniden cama baktım. Her yer renk renk çiçeklerle doluydu. Ağaçlar kocaman ve yemyeşil alanlar oluşturmuştu. Heykeller vardı ve ortasında da göl. Gölün kenarlarında oturma ve yürüyüş yerleri vardı. "Harika bir yere benziyor." "Dönüşte uğrayabiliriz." dediğinde ona döndüm. "Gerçekten mi?" Gözlerini yumup açtı. Ardından Ali Bey'e, "İleriden sağa Ali. Sonrasında kırmızı tabelanın orada duracaksın. Hemen karşına çıkacak." "Tamamdır Şahbaz Bey." Gülümseyerek arkama yaslanırken onu izledim. Kalbi güzel adamım... Onunla beraber yemek yerken kendimi hiç olmadığım kadar mutlu hissetmiştim. Sayesinde bir sürü yemek çeşidiyle tanışmış, damak zevkim zenginleşmişti. Artık onun favorisi olan Ratatouille benim de favorimdi! Yemekten sonra ofise geçmiş, akşamın yedisine kadar orada kalmıştık. Dönüşte bana, "Hâlâ parka gitmek istiyor musun?" diye sorduğunda unutmamış olmasına öyle sevinmiştim ki... Park, otele yakın olduğundan Ali Bey'e izin verip benimle beraber parka gelmişti. Demir kapıdan içeri girip yürümeye başladığımızda hava yavaştan kararıyordu. Serinlemeye başlamıştı bile. Heykelin önüne gelip Fransızca yazılan bilgileri benim için çevirdiğinde aslında buranın, 19.yüzyıla ait ünlü bir park olan Parc de la Tête d'Or olduğunu öğrenmiştim. Ayrıca bir çok hayvan türleri de vardı. Misal, Zebra! "İnanamıyorum! Hayvanat bahçesi gibi." "Eh öyle biraz," dediğinde ona baktım yandan. Ellerini cebine koymuş beni izliyordu. Gülümsedim. Biraz daha gezmeye devam ettiğimizde fotoğrafımı çekebilir misiniz diye sormuştum, beni kırmamıştı. Bir çok hayvanla, çiçeklerle, heykelle fotoğrafım olmuştu. Telefonumu bana uzatırken ellerimiz birbirine değmişti. Göz göze gelirken bakışlarımız büyüdü, büyüdü. "Siz çekinmeyecek misiniz?" diye sorup aramızdaki sessizliği bozduğumda başını kaldırdı. "Fotoğraf çekinmeyi sevmem." "Ama olur mu ki? Anı olurdu en azından." Dudakları kıvrıldı. "Çok istiyorsan seninle çekinebilirim?" Kalbim ağzıma geldi. "İsterim aslında..." dediğimde anlık cesaretime şaşırmadan edemedim. Kamerayı açıp yukarıda tuttuğumda arkamızda göl vardı. Masmavi görünüyordu. Ben kadraja gülümserken o da bana yaklaşmış, ellerini belime koymuştu. Dokunuşuyla irkilirken ona baktım, bana bakıyordu. O an flaş patladı. Otomatik zamanlayıcı ayarlamıştım. "Ha şey, zamanlayıcı. Bir daha çekilelim." dediğimde istifini bozmadan bana daha çok yaklaştı. Bedenini arkamda hissedebiliyordum. Ölmezsem iyidir. Bu sefer kadraja bakabildiğimizde ben genişçe gülümserken o düz bir ifadeyle kameraya bakmış, ancak gözlerindeki ışıltılar gülümsemişti. Ardından çok geç kalmadan butik otele dönmüştük. Odaya çıktığımızda sessizce oturuyorduk. Duş alacağını söyleyerek banyoya girdi. Ben de kitabımı alıp balkona kaçmıştım. Dünkü o rüyadan sonra onu yarı çıplak ya da çıplak görmeye hazır değildim. Çok değil yarım saat içeriden duyduğum ses beni daldığım kitaptan çıkarırken kaşlarım çatıldı. Ne oluyordu? Banyodan gelmişti. Düşmüş olabilir miydi? Kitaba ayracımı koyarak hasır sandalyenin üstüne bırakırken koşarak aniden banyoya girdiğimde, "Şahbaz Bey iyi misi-" duraksadım, gözlerim aniden irileşti. Anadan doğma karşımda dikiliyordu! Gözlerim orasına kaydığında... Oha! Bu adam bildiğin... Zeus'tu! "NE YAPTIĞINI SANIYORSUN SEN?!" Hızla arkama döndüğümde sertçe bağırması pardon kükremesi beni ürkütürken, "Çok özür dilerim ben, banyodan sesler duyunca düştünüz sandım yemin ederim bir an,"Of ne saçmalıyorum? "Çok özür dilerim Şahbaz Bey!" "HEMEN ÇIK DIŞARI!" Her kelimesine vurgu yaparak beni banyodan kovarken bir kez olsun arkama bakmadan gözlerimi kapatarak banyodan çıktım ve kapıyı kapattım. Ben... şeyi nasıl unutacaktım... şeyini... On dakika sonra o da banyodan çıktığında balkondaydım. Omzumun üstünden içeriye baktım. Tül perde rüzgardan sallanıyordu ama yine de onu görebiliyordum. Sırtı dönüktü. Omurgasının başından bitişine kocaman ejderha dövmesi vardı. Kötü durmuyordu. Desenleri, şekli... Özenle çizildiği belliydi. Kim bilir kaç para vermiştir... Zengindi. Çok parası vardı. İstediği her şeyi yapardı. Herkesin imrendiği hayat işte... Ama kalbi de zengindi. Biliyordum ben. Gülümsedim. Birden altındaki havluyu zemine bıraktığında gülümsemem dondu. Kalçaları... Hızla önüme döndüm. Kızarmış vaziyette başımı kitaba gömerken az önce ne yaşadığımı sorguluyordum. Adamın kalçalarını görmüştüm, yetmiyormuş gibi bir de penisini... Öleceğim artık. "ALACA!" Sesimi duyduğumda hızla yerimden kalkıp içeriye koştuğumda karşısında dikildim. "Şahbaz Bey?!" Biraz korku ve endişeyle gözlerine bakıyordum. Derin soluk verdi. Konuşmaya girecekti ki, "Ben... Ben tekrardan özür dilerim. İnanın isteyerek olmadı, hem ben bilsem yani akıl edebilsem girer miydim hiç öyle? Size bir şey oldu sandım, yani düştünüz ne bileyim başınızı vurdunuz sandım. Allah korusun, beyin kanaması falan-" Birden dudaklarıma yapışmasıyla konuşmam yarıda kesilmiş, ani şoka girmiştim. O... beni öpüyor muydu? Dudaklarım dudaklarının altında ezilirken gözlerimi yumdum, o tutkulu öpücüğü dudaklarımı talan ederken karşılık verdim. Dili içime girdi. Isırdı emdi dudaklarımı. Ne kadar öpüştük bilmezken dudaklarımın şiştiğinden emindim. Dudaklarımız birbirinden ayrıldığında, gözlerim halen kapalıydı. "Bu da rüya olmasın lütfen... Lütfen." "Değil." Hızla gözlerimi açtığımda parmakları dudaklarımda geziniyordu. "Ama... ama sen..." "Kalçamı dikizlerken hiç de yanlışıkla değildi Alaca?" Utançla dudaklarımı dişleyip başımı eğerken çenemden kavradı, bakışlarımız yeniden buluştu. "Utanma benden." "Ben..." "Ayrıca, o gece..." Nefesimi tuttum. "Neden adımı sayıklıyordun Alaca? "
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD