5.Bölüm

2030 Words
"Bugün, Lion'dan ayrılıyoruz." Dün gece aklımdan hâlâ çıkamazken sesiyle irkilip kendime geldim. Başımı sallayıp eşyaları toplarken telefonun sesini duydum, balkona çıktı. Sabah uyandığımda onu beni izlerken bulmuştum, günaydın demekten başka bir şey dememiştik. Bu beni hüsrana uğratırken içimdeki ya ne olacaktı deyip duruyordu. Sıkıntıyla yanaklarımı şişirdim. "Ya ne olacaktı... Sevgili falan mı. Anlık gaflete düştü kesin offf," Elimi anlıma yasladım. Ben de salak gibi- "Kiminle konuşuyorsun?" Sesiyle irkildim, endişeyle arkama döndüm. "H-hiç. Yani kimseyle konuşmuyordum." Aferin devam et böyle, birazdan sana deli muamelesi yapacak Alaca. Emin adımlarla yanıma geldi, yanaklarımı avuçladı. Gözleri gözlerime bakıyordu. Nasıl baktığını bir benim gözümden görsen... "İyi misin?" "İyiyim." Sesim titremediği için teşekkür etmeli miydim? "Ağrın var mı?" Duraksadım. Yoktu. "Yok sanırım..." Sabah yataktan kalkıp banyoya girince hafif kasılmıştım ama sıcak duşun etkisiyle geçmişti hemen. "Neden?" "İlkin olduğumu biliyorum." Gözlerim irileşti. "Ne? Nasıl? Yani bunu nasıl bilebilirsiniz ki?" "Bilebilirsin. Benimle siz diye konuşma Alaca." Yutkundum. "Ama..." "İş dışında bana siz diye hitap etmeni yasaklıyorum, Şahbaz de bana sadece Şahbaz." Adını çok söylüyordum ki... Gülümsedim. "Tamam derim." Yanağımı okşadı. "Biliyorum konuşmak istiyorsun, olanlara anlam veremedin de..." Doğruydu onunla konuşmak istiyordum. Dün neler olduğunu, bir an da nasıl o hale geldiğimizi konuşmak istiyordum. "Ama şimdi Paris'e dönmemiz lazım. Hem sana tur sözüm de vardı." "Söz mü? Daha çok izin gibiydi ama?" dediğimde güldü. "Evet. Ama sana eşlik etmemde sorun yok değil mi? Hem benim gibi Fransızca bilen rehber zor bulursun." Senin gibisini zor bulurdum... Çok oyalanmadan Ali Bey'in getirdiği arabaya bindik ve Paris'e doğru yol almaya başladık. Yolu izlerken arada onu izliyordum. Tabletine bakıyor, diğer yandan kahvesini yudumluyordu. Dudaklarımı dişledim. Hâlâ gerçek olduğuna inanamıyordum. Acaba o da bana karşı bir şeyler... "Alaca?" İrkilerek kendime geldiğimde, "Efendim?" Yüzüne baktım. Bana bakıyordu. Yanını işaret etti. Ona şoförü işaret ettiğimde sorun yok dercesine bakış attı. Yanına girdiğimde yüzlerimiz arasında bir nefeslik kadar boşluk vardı. "Bu belgelere bakmanı isteyecektim." "Hım?" Tablete dönerken nefesini saçlarımda hissettim, bu da sıcaklamama neden oluyordu. Yutkunmam zorlaştı. "Evet." "Hıhı." "Ne yapmalıyım?" Boğazını temizledi. "İmzalayıp Bay Garon'a mail atmanı istiyorum." "Halledeyim hemen," deyip elinden tableti alırken ellerimiz değdi. Anlık göz göze geldik. Bakışları bir dudaklarıma bir gözlerime giderken dudaklarını yaladı. "Seni şu an öpmemem için neden söyle." Ağzım kurudu, sesli yutkundu. "Eee şey, iş etiği?" dediğimde kahkaha attı, şoför Ali Bey aynadan anlık bize baksa da aldırış etmeden yola devam etmişti. "Haklısın." Parmaklarını belimde hissettim. Dokunuşu hafifti ama bu içimi titretmeye yeterdi. Maili gönderdikten sonra başımı kaldırıp ona baktım. Beni izliyordu. Eli belimden ayrılırken saçlarıma gitti. "Gözlerine baktıkça..." Durdu. "Gözlerime baktıkça?" dediğimde yutkunduğunda ademelması hareketlenmişti. "Neden bunlardan mahrum kaldığımı düşünüyorum." "Hım..." "Seni neden daha önce farketmedim?" Farkedemedin... Bunu ben de öyle çok istiyordum ki, gözlerime baksın, adımı söylesin, sonunda olmuştu. Ama bu onun suçu değildi ve kendini suçlamasına izin vermeyecektim. "Arkamıza bakarsak önümüzü göremeyiz," Elim yanağına gitti. Sakalını hafifçe okşadım. "Kendine kızma bu yüzden." Avucumu öptü. "Kızmıyorum fıstığım sadece gözlerinde hayat olduğunu anladım. Seni ilk gördüğümde gökten melek mi düştü diye düşünmüştüm." Oysa o melek iki yıl önce düşmüş ve orada bekliyordu. Dudaklarım genişledi. "Hım? İlk görüşte etkilendin demek..." Bir şey demedi. "Peki neden öyle davrandın bana?" Kaşları çatıldı. "Nasıl?" "Sert. Otoriter. Ve herkese davrandığın gibi.: "Evet senden etkilenmiştim, gözlerin beni alaşağı etmişti ama kendimden ödün veremezdim. Sonuçta patrondum ve çalışanlarıma yakınlık göstermezdim. Herkes böyle bilirdi. Ve bir anda sana olan tavrım değişseydi sen dahil herkes yanlış anlardı." "Peki benim anlayamayacağımı nasıl bildin?" Güldü. "Banyoda beni basmandan anladım ve de beni perde arasından dikizlemenden." Önüme döndüm. "Aslında amacım tamamen o an-" "Biliyorum kaçmaktı. Ama başaramadın. Engel olamadın kendine. Tıpkı benim gibi. Buraya geldiğimizden beri hatta gelene kadar seni aklımdan çıkaramadım. Sana nasıl davranmam gerektiğine bile emin değildim. Çünkü sen diğerlerinden farklıydın." Bu sözler... Kalbimi mest etmişti. "Sen de bana birtakım hislerle dolusun, gördüm bunu, bense seni gördüğümden beri. O zaman neden denemiyoruz Alaca?" "Neyi?" "Birbirimizi keşfetmeyi," Fısıldadı. "Tüketmeyi." Burnu yanağıma kayıp boyun girintime girdiğinde derin bir buse kondurdu. "36 gün daha burdayız. Bu süreçte seni daha yakından tanımak istiyorum. Seninle Paris'i gezmek, beraber olmak, keyifli zaman geçirmek istiyorum." "Çalışan-patron olarak değil de arkadaş olarak?" "Evet, arkadaş olarak." Aynen Alaca, arkadaş olarak. Hem de yatak arkadaşı! Paris'e döndüğümüzde vakit öğleden sonra ikiyi geçiyordu. Akşamüstü toplantımız yoktu ya da yapmamız gereken herhangi bir iş. Beni diskoya götürecekti. Paris'in ünlü gece kulupleri hâkimdi ve yakınlarda kalıyorsanız gece üçe dörde kadar uyumanız imkansızdı. Odaya çıktığımızda lobide işi olduğunu söyleyip beni odada yalnız bıraktı. Ben de fırsattan istifade hemen duşa girmiştim. Küvete girecektim. Kesinlikle rahatlamaya ihtiyacım vardı.  Sıcak suyu açıp ayarlarken soğuğa doğru kaydırarak suyun ılık seviyesini ayarlamaya çalıştım. Sonunda başardığımda tıkaçla gideri kapattım ve küveti doldurmaya başladım. Kiraz kokulu sabunu da içine atarken saniyeler içinde köpükle dolacaktı. Soyunurken üzerimde kıyafetleri fayansta bırakarak bir bacağımı küvetin içine soktum. Gayet iyiydi. Tüm bedenimi sokup başımı boyunluğa verdiğimde gözlerimi yumdum. Şimdiden gevşemeye başlamıştım. Çok değil bir kaç dakika sonra onun sesini duydum. "ALACA!" "Banyodayım!" Adımlarını gördüm. Banyonun önünde durdu. "Duşta mısın?" Su sesi yoktu evet bu soruyu sorması normaldi. "Küvetteyim gelsene?" Güldüğünü işittim. "Yoksa bu bir teklif mi?" "Hım," dedim köpükle oynayarak. Dudaklarım kıvrıldı. "Bilmem olabilir mi sence de? Hem..." "Hem?" "Olsa da fena olmazdı sanki." "Yani beni küvete çağırıyorsun?" "Davet ediyorum. Kabul edip etmemek sana kalmış." "Geleyim o zaman," Kapının ardındaki derin soluklarını işittim. "Geleyim mi?" Güldüm. "Durduğun kabahat." Kapı aniden açılırken onunla göz göze geldim. Hiç bir yere, yerime bakmıyor sadece gözlerime odaklanıyordu. Bakışlarından alevler fışkırıyordu, arzunun adımlarını hissediyordum. Kolumu kaldırarak ona işaret ettim. "Bence de gelmelisin. Burası harika." "Daha harika olan bir şey var." "Hım neymiş?" "Ona bakıyorum şu an." Bu beni hem utandırırken hem de kalbimi dört nala koşturmuştu. Altında sadece baksır vardı, gözlerini benden ayırmadan kapıyı kapattığında bana doğru adımladı. Banyonun tam ortasında durduğunda baksırını da çıkararak anadan doğma kaldı. Küvete yaklaşarak bacağını soktuğunda dışarıya biraz su taşmıştı. Tüm bedenini soktuğunda ise... Üzerime çullandığında her hareket edişimizde su dalgalanıyor, küvetten dışarı taşıyordu. Onu hissediyordum. Ama ağırlığını vermiyordu. Eli yüzüme ardından saçlarıma giderken konuşmuyorduk, konuşan sadece gözlerimizdi. Aniden dudaklarıma yapıştığında dudaklarım altında eziliyor, her baskısında yanıyordu. Nefes nefese geri çekildiğinde kaç dakika öpmüştük birbirimizi bilmiyordum. "Devamını..." Nefesi tutku kokuyordu, şehvet kokuyordu. "...yatağımızda." Dudaklarımı büzerken aynı zamanda yanaklarımın pancar pancar olduğunu biliyordum. Beni kucağına aldı. Tam oramda onu hissederken istemsizce sürtündüm. Dişlerini sıkmıştı, bunu yanağının içe göçmesinden anlamıştım. "Hoşuma gidiyor..." dediğimde göz göze geldik. "Senin de..." Baskıyı arttırdım. "Gidiyor mu?" "Beni fena kışkırtıyorsun eğer devam edersen seni burada beceririm." Dudaklarına doğru konuştum. "En azından banyoda da yapmadık demeyiz." Gözlerini kısarak saçlarımı kavrayıp arkaya alırken boynumda onun emişlerini, ısırıklarını hissettim. "Ah!" "Seni fena halde becereceğim hayır seni çok fena halde becereceğim!" Durduğunu hissettiğimde ona baktım. "Neden durdun?" "Seni yıkamak istiyorum." Gülümsedim. Kedi gibi sırnaşırken, "Önce kirletmen gerekir ama..." Dudaklarına doğru konuştuğumda bakışları dudaklarıma kaydı. Birden beni kucağına alıp ayağa kalkarken buz gibi soğuk fayanslara yapıştığımda boynuma eğildi. Vakumlamaya başladı. "Ah!" Diğer eli göğüslerime giderken uçlarıyla oynamaya başladı. Kısık kısık inliyordum ama artık çığlık atmaya başladım. Memeleri avuçlayıp sıkmaya başladığında kendini bana bastırıyordu. Erkekliğini altımda hissettiğimde bana sürtünüyordu. Bu neydi... Dayanamıyordum. Biraz daha devam ederse... hayatımda hiç olmadığım kadar orgazm olacaktım. "Ah! Boynumda dudakları, göğüslerimde elleri, kadınlığımda erkekliği... Sıcaklamıştım. Bir eli kadınlığımın girişine gittiğinde parmaklarını oramda hissetmemle kasıldım, inledim. "Islanmışsın." Yanaklarımın içini ısırdım. Parmaklarını sürtmeye başlayınca benim için dayanılmaz bir baskı başladı. İçimde oraya dokunma dürtüsü giderek artıyordu. "Yapma... Ah!" "Böyle mi..." diye fısıldadığında parmakları daha da içime girdi. "Ah lütfen. Lüt-... Ah Şahbaz." "Söyle fıstığım." "Nolur..." "Ne istiyorsun?" "Bana..." Yanaklarımı ısırdım. "Dokunmanı. Ah hayır. İçimde olmanı." Eli oramdan çekilirken çok geçmeden erkekliğini hissetmiştim, bakamadan tümüyle içime girdiğimde kafamı fayansa bastırarak ağzım aralandı, nefesim kesilmişti. Tamamiyle içimdeydi ve ağrıdan acıdan ziyade zevk hissediyordum. Yavaşça hareket etmeye başladığında arzunun giderek katlandığını hissetmiştim. Tırnaklarımı onun omzuna bastırdığında küfretti. "Siktir!" Hızlandı. Artık kafam fayansa sürtünüyordu. "AH!" "Geliyorum... Geliyorum..." Doruğa ulaştığımda bile içimde hızlanırken dayanamıyordum, alnımdan terler akıyordu. Elimi birden ağzıma bastırdığımda gözlerim arkaya kaydı. İçime akarken menisini hissediyordum. Sıcak lav gibi içime akarken uzunca içimde kaldı. Köküne kadar tüm damlasını içime bırakırken içimden hemen çıkmadı. Yüzümü avuçlayıp dudaklarımdan öptü. "Hayatımdaki en iyi sevişmeydi." "Hım... Başkasıyla bu kadar değildi diyorsun?" Başını iki yana salladı. "Hayır çünkü bu ilkti." Gözlerim aniden irileşti. "Ne..." "Ben kadınlarla seks yaparım, öpüşmem, dokunmam. Sadece onları beceririm." "Nasıl yani o zaman sen benimle..." Saçlarımı arkaya doğru taradı. Islaktık. Islak kirpikleri gözleriyle cezbedici duruyordu şu an. "Seninle seviştim. İlk kez bir kadınla seviştim." Duygulanırken boynuna sarıldım. İç çektim. Kendini bir kez daha içime iterken, "Bir tur daha?" dediğinde dudaklarını dişledim. Geri çekilip dudaklarımı kıvırdım, başımı salladım. & Yataktan kalkıp ikinci tur, yeniden duş, hazırlanma derken saat sekizi bulmuştu. Normalde bugün ayrılacaktık ama Lion'da son gecemizin tadını doyasıyla çıkaralım diye beni bara götürüyordu. Öyle sigarayla alkolle harmanlanmış klasik barlardan değildi bu. Klasik müziğin ve sadece şarap ve biranın hâkim olduğu bir mekandı. Aynadan kendime bakarak elbisemi incelediğimde gece için uygun olduğuna karar vermiştim. Saçlarımı havada elimle kaldırarak arkamı çevirdiğimde inceledim, gayet iyi görünüyordum.  "Alaca..." Sesini duyduğumda ona döndüm. "Ben hazırım." Rugan ayakkabıları göz alırken bir kaç adımda yanımdaydı, beni tepeden tırnağa süzerken dudaklarımı dişledim. Gözlerime baktığında, "Çok güzel olmuşsun." "Hım? Teşekkür ederim." "Etme," diyerek fısıldayarak beni belimden tutup kendine çekerken. "Bu kadar güzel olman haksızlık." "Niçin haksızlık?" "Ben kendimi tutamam, sana bakarlar o Fransızlar, ve ben de eşşek sudan gelinceye kadar döverim onları. Dövmekle de kalmam analarını-" Kafamı geriye atıp kahkaha attığımda ellerimi saçlarından geçirdim. Çok yakışıklı olmuştu. "Gülüşüne hasta mı olayım istiyorsun?" "Tedavin de olurum." Gülümsedi. Dudaklarımı öperek geri çekildiğinde konuştum. "Sanki rüyada gibiyim. Yanımdasın, seninle konuşuyorum, beraber geziyoruz, sevişiyoruz. Hayal gibi." "Değil..." Belimde parmağının dokunuşunu hissettim. "Asıl ben kendime kızıyorum seni daha önce fark etseydim şu an farklı bir yerde olurduk." "Hım? Fransa gayet güzel değil mi?" "Hayır onu demiyorum, benim karım olurdun, belki de çocuğumuz..." Kapı tıklandığında cümlesi yarım kalmıştı. İkimiz de kapıya bakıp birbirimize baktığımızda, "Burada kal, geliyorum." Başımı sallarken elimle yelpaze yaptım. Burası sıcak mı olmuştu... Hem de ne demişti daha demin... Benimle evlenmek ve çocuğu olsun mu istiyordu... Allahım sana geliyorum! Ama o nişanlıydı. O zaman istediği bir nişan değildi bu. Peki neden atmıyordu nişanı? Neden o kadınla beraberdi? Aklımda tonlarca soru vardı ama fazla özeline girip de onu ürkütmek istemiyordum. Sonuçta kısa süre önce sadece çalışanıydım şimdi de arkadaşı olmuştum. Ha gayret bir kaç yıl sonra da sevgilisi olursun. İç sesime göz devirdim. Geri geldiğinde ona baktım. "Gidiyoruz, araç gelmiş." dediğinde elimden tutup beni kendine çekti. & Arnavut kaldırımla sokağa el ele girerken gözüm sarkan dilek balonlarına, aydınlatmalara kaydı. Çoğu masa dışarıdaydı. Millet delicesine eğleniyordu. Biraz yürüdükten sonra mekana gelmiştik, bana bakıp beni çekerken kapıdaki bodyguardlar onu tanımış gibi yerinde dikleşip selam verdiler. "Bienvenue!" Hoş geldiniz! Şahbaz onlara da kafasıyla selam verirken içeri girdik. Daha çok elit kesimin takıldığı bir yerdi. Fazla boğucu havası yoktu. Bir kadın yanımıza gelip Fransızca konuşmaya başladığında anlamadığımdan etrafı incelemeye başladım. Bir lobiye geçtiğimizde ortamda Fransızca slow bir şarkı çalıyordu. Siparişlerimizi verdikten sonra bana döndü. Kolunu arkama atarak bana yakın oturdu. "Biraz meze tarzı ve bonfile, kırmızı şarap söyledim. Daha önce yediğim için beğenmiştim. Seversin değil mi?" Ne masum soruydu sanki sevmezsem dünyası başına yıkılacak gibiydi. Gülümsedim. Elimi bacağına koydum. "Senin zevkine güveniyorum. Sen seviyorsan ben de severim," dediğimde dudakları kıvrıldı. Dudağımın ucuna öpücuk kondurdu. Çok geçmeden siparişlerimiz geldiğinde yemeye, içmeye başladık. Bana Fransa'daki anılarını anlatmaya başlamasıyla koyu bir shbete girmiştik. Elimde kadehi sallarken ara sıra kahkaha atıyordum. O da karşımda jest mimimklerini öyle iyi konuşturuyordu ki sanki karşımda o anı yaşıyordum. "Monsieur, je suis desole, je vous derange, mais un monsieur vous a propose ceci." Kadının elindeki beyaz şarabı gördüğümde dediklerinden bir şey anlamasam da Şahbaz'ın yüz ifadesinden yolunda gitmeyen şeylerin olduğunu fark ettim. Burnunda solurken İngilizce konuştu. "Which one?" Kadın ileriyi işaret ettiğinde masaya baktım. Sırıtarak beni izliyordu. Elini kaldırarak selam verdiğinde bakışlarımı kaçırdım. Şahbaz sinirle bana döndüğünde, "Sana mı sırıtıyor o yavşak?" dedi. "Ben şimdi bunu kafasında kırmazsam!" Kırmızı görmüş boğa gibi adama yürürken bağırdım. "Şahbaz! Bir dur! Bir delilik yapma!" Masaya geldiğinde adam Şahbaz'ı takmadan beni izlerken cesaretine hayret ettim. "HÂLÂ SANA BAKIYOR AMINAKODUĞUM?!" "Şahbaz nolur..." Birden şişeyi adamın kafasında kırarken adam inledi, etraftan çığlık ve Fransızca bağırışlar yükseldi. "Senin amına koyarım lan siktiğim yavşağı?!" diyerek adamı yakalarında tutup havalandırdı ardından yere yatırıp üstüne çıktı. Hiç bir şey yapamadan şaşkınlıkla adama indirdiği yumrukları izliyordum. "SEN KİM LAN BENİM KADINIMA ŞARAP GÖNDERMEK?! ÇANAĞINA SOKARIM SENİN!" Bunu ne kadar doğru bulmasam da... Benim için bir adamı dövüyordu. Gülümsedim. Beni kıskanmıştı.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD