6.Bölüm

2115 Words
"İyi misin?" Dakikalardır lobide oturuyor, kaşına pamuk bastırıyordum. Başta ne kadar istemese de gözlerimdeki kararlılığımı görünce iç çekerek pes etmiş otelin revirinden pamuk ve tendürdiyot almıştım. Şimdi lobide oturuyor, hafif açılan kaşını temizliyordum. "Neden adamla kavga ediyorsunuz?" Kafası bana döndü. "Ediyorsunuz?" "Yani, ediyorsun... Adam bir de yerli. Biz turistiz burada." "Ne olmuş Alaca? Turistlerin kavga etmesi yasak diye kural var da ben mi bilmiyorum?" "Öyle değil... Sınır dış edilebilirdik. Kendi ülkemiz değil neticede." "O kadar taşşaklı bir herif değil o, ufak bir gözdağımdan bile korktu. Yavşak pezevenk!" Anladım ki hâlâ sinirliydi. Kucağımdaki pamuğu ve şişeyi alarak doğrulduğumda bana baktı. "Revire teslim edeceğim." Başıyla onayladı. Revire doğru giderken sırtı dönük adam beni fark edemeyip önüne döndüğünde bana çarptı. Yerimde sarsılırken elimdeki pamukla şişe yere düşerek kırıldı. "Hanımefendi?" Şükür ki, biri sonunda Fransızca dışında bir dil konuşabiliyordu. İngilizcesinden anladığım kadarıyla bir Latin Amerikalıydı. "İyi misiniz hanımefendi?" Başımı tutarak kendime gelirken bedenimi ondan uzaklaştırmak istedim ama o erken davranıp koluma dokunmuştu. Omuzlarımdan tutup bana bakarken şaşkınlıkla baktım. Başım mı dönüyor benim? "Beyin sarsıntısı geçiriyor olabilirsiniz, acilen hastaneye gidelim." Teklifini reddedecektim tabii ki! Pireyi deve yapmanın anlamı yoktu. Ağzımı açmış İngilizce konuşacaktım ki onun sesini işittim. "ÇEK LAN O ELİNİ!" Yabancı, sesin nereden geldiğini anlayamamış gibi şaşkınca Şahbaz'a baktı, Türkçe söylemişti ve adamın bunu anlamaması doğaldı. Kendimi adamın dokunuşlarından kurtarıp Şahbaz'ın yanına gittim. Koluna girdiğimde başta sinirinden tepki vermedi ancak ona sokulduğumu farkedince beni göğsüne bastırdı. Adam gözlerini irileştirerek özür dilerken Şahbaz burnundan soluyarak adama yürümeye başladı. Kolundan tutup durdururken yüzüne baktım. Aramızdaki boy farkı derin değildi ancak ona bakmam için kafamı az kaldırmam gerekebiliyordu. "Yapma, odamıza gidelim, bugünlük vukuat yeter artık..." Yanağında nefesimi duyunca başını bana çevirdi, eğdi. Ona lütfen diyen gözlerle baktım. "Bakma bana şöyle." "Ne? Nasıl bakmayayım?" "Mahzun mahzun gözlerle!" "Ben öyle bakmıyorum!" "Evet bakan da ebemdi!" Onunla girdiğimiz saçma sapan diyaloğa kaşlarımı çatarken nefesini hâlâ yüzüme vuruyordu. "Yakından ayrı bir güzelmişsin, Gül Tanesi." Afalladım. "Gül Tanesi mi?" "Hıhım," Bir avucunu yanağımda hissettim. "Bir araya gelerek demet oluşturan koku salan küçük gül tanesi..." Dudakları yüzüme eğilecekti ki adamın varlığını hatırlamışçasına kafasını çevirdi, burnundan soluyarak adama yürüdü. Nitekim adam karşısında kıvranarak olan biteni anlattı, özür diledi, sonrasında bizim cevabımızı beklemeden topuklaması beni güldürmüştü. "Ne gülüyorsun? Ona mı?" Başımı salladım. "Komik değil mi ama? Arkasından atlı kovalıyormuş gibi kaçtı!" "İsabet oldu!" Dişlerini sıktı. "Yoksa arkasından eceli kovalayacak!" Sonrasında bir şey demeden odamıza çıktığımızda direkt duşa gireceğini söyleyerek beni odada yalnız bıraktı. Fırsat bu fırsat diyerek hemen üstümü değiştirmeye karar vermiştim. Elbisemi, her şeyimi çıkarıp yerde bırakırken bavuluma yöneldim. Çok kalmayacağız diye dolaba yerleştirmemiştim. Anadan doğma hale geldiğimde dolabın kapağında olan boydan aynaya baktım, kendimi süzdüm. Oldum olası fiziğimi beğenirdim, hafif göbeğim ve basenlerim olsa da onlarla bile barışıktım. Herkes zayıf süper fit olacak değildi ya. Aklıma gelen hain düşünceyle dudaklarım kıvrılırken kapalı banyo kapısına baktım. İçeriden su sesi gelmeye devam ediyordu. Yeniden bavula döndüğümde en alta yerleştirdiğim iç çamaşırlarımı alıp gelişigüzel serdim. Acaba hangisini giysem? Kırmızı dantel olanı mı? Somun rengi bodysuit mi? Yoksa koyu mavi siyaha yakın ultra mini gecelik mi? Hımm, en çok hangisini severdi ki? Birden kapının açılmasıyla gözlerimi irileştirerek ona döndüm. Beni görmesin diye üzerime havlu vs örtü ararken geç kalmıştım. Çoktan beni görmüştü. Hatta tepeden tırnağa süzüyordu şu an! Gözlerimiz buluşunca dudakları kıvrıldı. "Şimdi ödeştik Gül Tanesi... Sen beni çıplak yakalamıştın, bu sefer de ben seni..." Altında sadece kıçından düşecek duran beyaz havlu varken sert adımlarla bana doğru yaklaşıyordu. Yutkundum. Bari göğüslerimi kapatabilseydim. Saçlarımı hızla öne alıp az da olsa kapatabildiğimde çoktan dibimde bitmişti. Saçlarımı kavrayıp omuzlarımdan geriye attı. "Asla kapatma..." Göğüslerime indi bakışları. "Bu güzellikleri." İkisini de birden avuçladığında inledim. Beni geri geri yürütürken sırtım aynalı dolabın aynasına yapışmıştı. İlk değişinde soğukluğundan irkilsem de göğüslerimdeki baskısı yeterince alevlenmeme sıcaklamama neden oluyordu. "Bu dolgun güzelliklerden beni mahrum bırakacaktın öyle mi fıstığım..." Sesi şehvet kokuyordu, sesi tutkuydu. Sesi altımın yeterince ıslanmasına neden oluyordu. Bacaklarımı birbirine bastırırken bir eli göğsümden ayrıldı, karnımda kayarak kasıklarıma kadınlığımın girişine ulaştığında ağzım aralandı, gözlerimi yumarak başımı arkaya attım. Yuvarlak çizerek okşadığında sırtım, kalçalarım aynayla bütündü artık. İnlemelerim artarken nefesini boynumda hissediyordum. "Böyle geleceksin bana..." Parmaklarıyla değdiği her yer içimdeki dürtüyü arttırıyordu ve sıcaklamaya başlıyordum. Dudaklarımı dişledim. Kollarımı boynuna sardığımda boynumda dudaklarını hissettim. Emiyor, ısırıp bırakıyor, öpüyordu. "Hımm..." Göğsümü serbest bırakan eli saçlarıma giderken uzun saçlarımı okşayıp kavradı. Diğer eli yavaşça arkama gidip içime girmeye çalışırken boğukça inledim. "Mm... Ah!" "Islanmışsın..." Gözlerimi açıp onunla yüz yüze geldiğimizde dudaklarına bakarak konuştum. "Sadece senin için." Nefesimi onun dudaklarına bırakıyordum. Bakışları sertleşirken hızla dudaklarıma yapıştı ve beni haşince öpmeye başladı. Ona karşılık vermek istiyordum ama öyle derin öpüyordu ki vakumluyordu sanki. Parmakları da boş durmuyor, hafifçe içime girip çıkıyordu. Bu zevkin yoğunluğu başımı döndürürken dayanamadım, bir elim onun kalçalarından erkekliğime giderken avucumu sürttüm. "Siktir!" Gülümsediğimde yüzüne baktım. Kendini bana itti. "Devam et... Alaca." Avucumu sürtmeye devam ederken hafifçe sıktım. Gözlerini açıp bana bakarken ona baktım. Dokunuşum ona derin bir haz veriyordu, bu beni gülümsetirken içimdeki dürtüyü büyüttü. Eli elime dokundu. Hareketime yön verirken, hırladı. "Ah bebeğim... O elin... hızlan. Hızlan Alaca." Sürtünüşlerim hızlanırken elimle aniden sıkmaya başladım, penisini aşağı yukarı sıvazlarken beni kucağına aldı, bacaklarını belime doladım. dudakları kulak mememi emerken boynuma girdi. "Banyoya gideceğiz şimdi." Cevap veremiyordum çünkü kendimden geçmiş gibiydim. Banyoya girip kapıyı hızla arkamızdan kapattığında jakuziyi es geçerek duşa kabine girdi. Sırtımı fayansa yapıştırmıştı ama bütün olmamıştım. Çünkü bir eli sırtımda tamamen duvara yapışmamı engelliyordu. "Ah... Alaca... Sen benim büyük yangınımsın. İçimdeki büyük yangınım..." Kendini bana yapıştırırken bedenlerimiz yapışık ikiz gibi olmuştu, kulak mememi emmeye devam ederken diğer eli de sağ mememi avuçladığında inleyerek çığlık attım. Ah dayanamıyordum. Erkekliğini daha çok avuçlayarak sıktığımda boynumu ısırmıştı. İnleyerek ters dönmemizi sağladım. Bacaklarımı indirip kollarımı boynuna sardığımda dudaklarına yapıştım. Bedenlerimizde tutkunun izleri dolaşırken beni haşince öpmeye başladık. Öpmeye başladım. Ellerimi sırtımdan kayıp kalçalarıma inerken popumu iki yana ayırmak istermiş gibi avuçladı, sıktı. Sesli inledim. Dudaklarımı daha çok öpmeye başladığında artık zevkten ölecek gibiydim. Onu içimde hissetmeye ihtiyacım vardı. Anlık geri çekildim. "Şahbaz..." "Fıstığım..." Soluklandık. Dudakları yeniden dudaklarımı bulduğunda durdum. "Dayanamıyorum..." Beni duymamamışcasına devam etti. "Lütfen! Ahh... Dayanamıyorum..." İkazlarıma dayanamammış olacak ki birden beni ters döndürüp haşince popumu avuçladı. Erkekliğini yarığımda hissedebiliyordum. Bana sürtünüyordu. Kafam geriye gitti, omzuna yaslandım. Yılan gibi onun bedeninde kıvrılırken erkekliğinin her sürtünüşünde büyüdüğünü hissettim. Ucu kadınlığımın girişine yaslandığında o kadar çok ıslanmıştım ki hızla içime girip tüm penisini sığdırdığımda çığlıklarım fayanslarda yankılandı. Gözlerim geriye kayarken ağzım aralandı. Her git gelinde içimdeki haz büyürken artık inlemelerimiz, hırlamalarımız daha yüksek sesliydi. Zirveye ulaşıp söndüğünde içime boşalmasını bekledim. Ardından kulağımda sesini hissettim nefesiyle beraber. "Şimdi asıl duş zamanı." Dudaklarım kıvrıldı. & Gözlerimi araladığımda yatakta olduğumu fark ettim, dün duştaki sevişmemizden ve asıl duşumuzdan sonra direkt yatağa girmiş uyumuştuk. Gözlerim yüzüme vuran güneşten acıyordu. Göz yuvalarımı ovalayarak başımı hafif sağa çevirdim ve onun beni izliyor olduğunu gördüm. Gülümsedim. "Günaydın..." dediğimde tek kaşını kaldırdı. "Saat 12'ye geliyor." Gözlerim irileşti, dirseklerimin üzerine doğrularak konuştum. "Neden uyandırmadın?" "Çünkü bugün kesin dönüyoruz, programımız buna müsait." O da benimle beraber doğrularak yataktan kalkarken birden çıplak olduğunu unutarak başımı hızla çevirdim. Hadi ama... Bir kaç kez sevişsek de böyle yüzüne bakmayı utanıyordum. Gülüşünü duydum. "Beni çıplak yakalayan kıza bakın," dediğinde ona bakmayarak yastık attım. "Dalga geçme! O başka bu başka!" "Ne?" diyerek daha çok güldüğünde yanaklarımın içini dişledim. Beyaz çarşafı üzerime sararak yataktan kalktım. "Duşa girmeliyim." Sehpaya eğilip telefonunu alırken bana baktı. "Tamam, acelemiz yok, sonrasında kahvaltı yapar, yola çıkarız." Durdum. Durduğumu görünce, "Ne oldu?" diye sordu. "Bir gün geciktik, sorun olmaz değil mi? diğer toplantılar aksamaz?" "Orasını düşünme sen, asıl yatırımcımızla görüşmemiz iki gün sonra. Hem sana hafta sonları tatil olabileceğini söylemiştim. Bugün de cuma olduğuna göre. Sorun yok." "Bay Cassalini'den mi bahsediyorsun?" Başını salladı. "Evet. Nerede görüşeceğimize dair bilgi gelmedi, büyük ihtimalle asistanı maille bilgilendirecektir." Yüzümü buruşturdum. "Kaba biri mi bu adam? Öncesinde belirtmesi gerekmez mi?" Yanıma yaklaştı, kollarımdan tutarak gözlerimin içine baktı. Bir dokunduğu yere bir de yüzüne baktım. "Evet haklı olabilirsin ama sorun yok, her şey kontrol altında. Bir iki hafta daha buradayız." Parmakları çeneme dokundu. "Sen şimdi duşunu al, sonrasında kahvaltıya inelim." dediğinde gözlerine tutuklu kalmaktan başka bir şey yapamamıştım, donuk hareketle başımı salladım. O ise beni odada yalnız başıma bırakıp giderken aklıma düşen aydınlanmayla donakaldım. Onun parmağında yüzük yoktu! Gözlerim sevinçle büyürken bir kez daha düşündüm. Kesinlikle yoktu! Yüzüğünü çıkarmıştı yani? Dudaklarımı ısırırken bir an içi umutla doldu belki ondan ayrılacaktı, belki formaliteydi. Gerçek bir aşk olsaydı benimle beraber olmazdı. Bu doğruydu. Bir an yine de kendimi kötü hissettim. Sonuçta başkasıyla nişanlıydı ve ben nişanlısıyla arasına giren metresten farklı olmamıştım. Her şey yalan olsa da teknik olarak aldatmış oluyordu. Of! Saçma sapan düşüncelerle bozma moralini Alaca. Dediklerinin çoğu doğru olabilir. Bardağının dolu tarafından bak: Nişanlısına aşık değil en azından! Dudaklarımdaki tebessüm hiç dinmezken banyoya girdim. İşimi hallettikten sonra aynadan kendime maske yapıp odaya döndüm. Şahbaz hala odaya dönmemişti. Saat bire geliyordu. Bu saatte geç kahvaltı bile olmazdı ama yine onun bir şeyler ayarlayacağını biliyordum. Yatağa oturup çantamı kucağıma aldım, karıştırıp içimdeki merhemi ve doğum kontrol hapı şişesini alırken şişeyi salladım, boştu, kaşlarım çatılırken içini açıp baktığımda gerçekten hiç kalmamış olduğunu gördüm. Ofladım. "Bu kadar erken bitmemeliydi..." Yine de eczaneden almayı aklıma not ederek şişeyi çantaya attım, merhemi elime alıp sıktığımda bornozumu çoktan çıkarmış ezilmeden oluşmuş sarı morluklarının üzerine yaymaya başlamıştım. Kapının açılmasıyla üstümü aniden düzelttim, gelmiştim. "Alaca?" İçeri girdi, kapıyı kapattı. Hızlı adımlarla yanıma geldiğinde sert bakışlar atıyordu. "Ne yapıyordun?" "Ha ben..." bakışları yatağın üzerindeki merheme kaydığında alelacele konuştum. "Sadece nemlendirici sürüyordum." yeniden bana döndü. "Sen beni aptal mı sanıyorsun?" Evet sanmakla da aptallık etmiştim zaten. Yanıma oturdum. "Sert davrandım sana, morlukların oluştu değil mi?" "Şahbaz gerçekten sorun değil." "BENİM İÇİN SORUN!" Derin soluk verdi. "Aç bakacağım!" "Gerçekten gerek yok." "Alaca!" Sert bakışlarıyla uyarırken durdum, başka türlü vazgeçiremeyecektim anlaşılan. "Tamam..." diyerek sırtımı ona açarken merhemi eline aldı, sesten tüpü sıktığını anlamıştım. merhem soğuk bir iz bırakırken tenimde dağılmasını hissettim. "Sırtın böyleyse diğer yerlerini düşünemiyorum..." Gergince dudaklarımı dişledim. Doğru tahmindi. Özellikle vajinamın girişinde hafif kızarıklık vardı. Kıpkırmızı değildi belki ama kırmızılık belli oluyordu. Sessiz kaldığımda anladı. "Diğerlerine süreceğim!" "Ne!" diyerek ona döndüğümde beni durdurdu, önüme çevirdi. "Şahbaz biraz abartmıyor musun? Alt tarafı kızarıklık, geçer." "Uçakta da bakacağımı söylemiştim... Geçti mi o?" Konuyu değiştirmesine afallarken, "E-evet geçti o da..." "Bana niye söylemedin? O zaman da ben bakacaktım." "Dediğim gibi geçti, gerek de kalmadı..." "Ah Gül tanesi ah... Sen zaten kırmızısın diye seni soldurmaya hakkım yok benim... Bu yüzden canın yandığında bana söyleyeceksin, ne olursa olsun, nerede olursa olsun," Çenemde tutup kendine çevirdi. "Söz mü?" Başımla onayladım. "Tamam söz..." Dudakları kıvrılarak boynuma sokulduğunda dudaklarını değirdi, uzunca öptü, "Sana gül tanesi diyorum ama gerçekten gül gibi kokuyorsun Alaca... Bir gonca gibi, daha tomurcuk açmamış gül gibi..." Gülümsedim. Boynumdan ayrılarak yataktan kalktı. "Hadi hazırlan, gidiyoruz." & Otelden ayrılıp beni hoş bir butik kafeye getirmiş, kahvaltı ettikten sonra yola çıkmış, Paris'teki otele gelmiştik. Yorgunca kendimi yatağa attığımda ışıkları yakmadan yanıma yürüdü, yatağa uzandı. "Yoruldun..." Gözlerimi açarak ona döndüm, ellerimi kaydırarak beyaz yumuşak dokuyu hissettim. "Evet. Kahvaltı sonrasında yolculuk derken bedenim halsiz düştü..." Gülümsedi. "Kaç yaşındasın? Seksen mi?" Kaşlarımı çattım. "Dalga geçmez misin acaba? Ayrıca 26 yaşındayım." "Hım... bana seksenmişsin gibi geldi, ağrı sızıların olduğuna göre.." Ona kötü kötü bakarak yerimde dikleştim. "Yorulduk diye gördüğümüz muameleye bak..." "Şaka yapıyorum, hemen de alınıyorsun." "Ben şaka kaldıramayanlardanım, bir daha olmasın." dediğimde ciddi olmadığımı o da biliyordu. "Pekala, burada kaldığımız süre boyunca sabah erkenden sana spor yaptıracağım!" "Ne! Hayır ya!" Sert bir otoriteyle başını iki yana salladı. "İtiraz istemiyorum sabah beşte kalksan iyi olur!" "Beşte bir de! Öldüm şimdiden..." Bana yaklaşıp boyun girintime girerken belime sarıldı, dudaklarıma bir öpücük kondurup geri çekildiğimde gözlerime baktı. Ona döndüm. Ellerimi boynuna sararken, "Bir haftadan uzun zaman oldu seninle..." O kadar olmuş muydu bilmiyordum, onunlayken zamanın pek de farkında değildim. "Ama kırk yıldır berabermişiz gibi hissediyorum. Bu kadar hızlı içime işlemeyi nasıl başardın?" Dudaklarımı büzdüm. "Bilmiyorum ki... Büyücü falan da değilim halbuki." Güldü. "Ama şakacısın." Bir kaç saniye birbirimize bakakalmışken kapı tıklatıldı. Ona baktım. "Kim olabilir ki?" "Ali'dir. Önemli bir şey olduğunda bana ulaşmasını istemiştim." Yataktan kalkıp kapıya ulaşırken ben de peşinden yataktan kalktım. Kapı aralandı. Gelen tahmin ettiği gibi Ali'ydi. Onlar kapıda konuşurken telefon sesiyle dikkatim dağıldı. Arka odaya giderek manzaranın önüne kurulmuş koltuk ve sehpaya doğru yaklaştım. Onun telefonuydu. Yetişemeden kapanmıştı. Boş verip arkama dönecektim ki bildirim sesiyle yeniden telefona döndüm. En azından ona götüreyim diye elime aldığımda ekrandan mesajın ön izlemesini gördüm. Sara: Seni çok özledim, ne zaman dönüyorsun? Boğazımda acı bir düğüm peyda oldu, derince yutkundum. Nişanlısı olmalıydı. Daha bu Lion'daki otelde hissettiklerim yüzünden kendimi teselli etmemiş miydi? peki bu kalbime saplanan ağrı da neyin nesiydi? Odaya geri döndüğümde beni gördü, konuştu. "Adres geldi, Bay Cassalini bizi İtalya'ya bekliyor, Como Gölü'ndeki çiftliğine. Yarın sabah erkenden yola çıkacağız." Sık seyahatlere bünyem bağışıklık kazanmıştı. Başımla dediklerini onaylarken gözlerime odaklandı. Kaşları çatıldı. "Ne oldu?" Her ne kadar bozuntuya vermemeye çalışsam da başarılı olamamıştım pek, kendime kızdım. "Sara diye biri. Seni aradı, mesaj da attı, sanırım nişanlın."
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD