İş çıkışı Nehir şirketten çıkarken onu yakaladım ve kenara çektim. Bir an için korktu beni görünce rahatladı. Elini tuttum ve "Nehir akşam benimle bir yere gelir misin? ." diye sordum. "Ya Emre korkuttun beni. Ne bu gizemli hareketler. Gelirim ama nereye gideceğiz.?"
"Akşam hazır ol söz çok seveceğin bir yere gideceğiz şimdi gitmem gerek seni bugünlük yalnız bırakacağım görüşürüz." dedim ve hızla uzaklaştım.
Daha fazla beklemeyecektim bugün bu işi halledecektim. Rüya hocanın cafesine gitmeye karar verdim. Orayı daha önce söylemişti ama gitmek nasip olmamıştı. Oraya gittiğimde bu kadar tatlı bir Cafe bulmayı beklemiyordum açıkçası.
Kapıyı açıp içeri girdiğimde beni yüzümü gülümsetip içimi ısıtacak kadar güzel bir yer karşılamıştı. Nehir buraya bayılacak. Ambiyans renk uyumları her şey şahane. Burayı bu günlük kapatmam lazımdı. Elemanlara sorduğumda beni Rüya Hocanın eşiyle tanıştırdılar yani Miraç Bey'le.
Onu yanında küçük bir çocukla oyun oynarken buldum. "Merhaba, Miraç Bey'di değil mi?" diyerek yanına yaklaştım.
"Evet merhaba. Buyurun hoş geldiniz. Bir sorun mu vardı?" diye sordu. "Ben bu akşam cafenizi kapatmak istiyorum. Ücreti neyse veririm. Benim için çok önemli."
"Sevgili meselesi mi yoksa evlilik teklifi mi?" diyerek gülümsedi. "Yok abi daha evlilik aşamasına gelemedik. Bir sevgili olsaydık hayırlısıyla o da olurdu herhalde sonra."
"Olur olur o da olur. Bu Cafe uğurludur. Benide eşimle burası yakınlaştırdı. Burada evlenme teklifi ettim. Burada anılarım çoktur. Eminim sanada uğurlu gelecektir. İsim neydi bu arada?"
"Ah çok özür dilerim adım Emre. Çok sevindim sizin adınıza. Evet eşiniz Rüya hocayı spor salonundan tanıyoruz. Biz ikimiz onun ekibindeyiz. Yani Nehir'le. Burayıda zaten Rüya hoca tavsiye etmişti. Ama geldiğime pişman değilim. Çok güzel bir mekanmış insanın içi ısınıyor."
"Teşekkür ederim. Demek Rüya'mın yanındasınız sizde. Sevindim size her türlü yardıma hazırım. Akşam için burayı harika bir yer haline getireceğiz. Rüya'mın misafirleri benim misafirlerim sayılır. " dedi.
Bu nasıl güzel bir aşk. Rüya hocayı çok seviyor olmalı tıpkı benim Nehir'i sevmem gibi." Ben çok teşekkür ederim. Bu delikanlı oğlunuz herhalde? "
" Evet Arda. Merhaba desene oğlum abiye. "
" Merhaba tanıştığımıza memnun oldum. " dedi küçük afacan. "Bende memnun oldum. Şimdi gitmem gerek abi bir şey lazım olursa size numara mı vereyim. " dedim. "Yok öyle abi falan deme yaşlanmadım ben daha. Miraç de sen Emre. Evet numaranı ver buralar bende merak etme sen akşam kızı al gel." Miraç Bey'e yani Miraç'a bolca teşekkür ettikten sonra oradan ayrıldım. Şimdi iş eve gidip sakladığım o ayrıntıyı bulmaya kalmıştı. Ne olduğunu sormayın sizde akşam öğreneceksiniz.
...
Akşam evden elimde bir paketle çıkarken içimde bazen horon tepiliyor bazen yas tutuluyor bazen anma töreni yapılıyordu. Duygu karmaşası ile tam kapıyı kapatacakken annem yakaladı. "Ooo süslenilmiş püslenilmiş böyle kaçarcasına nereye Emre Bey?" dedi.
"Aaa anneciğim bende seni ne kadar çok sevdiğimi düşünüyordum ya." dedim. "Hadi oradan yemezler. Söyle bakalım kim bu şanslı kız? ." dedi göz kırptı. Vallahi bu kadından bir şey kaçmıyordu.
Ablam sesleri duyup kapıya gelince misafirliğe gidipte evden ayrılırken kapı önünde yarım saat konuşmalar sohbet etmeler ve sonra Allah'a şükür eve gitmeler aklıma geldi. Yani bu muhabbet ne zaman biterdi de ben giderdim muallaktı.
Can ablam beni kurtarmayı seçti elbette. Canımsın bende sana yardım edeceğim her konuda söz olsun. Ablam annemi içeri çekerken "Hala anlamadın mı bu deli oğlanın gönlü kimde? Yıllar geçti o kişi değişmedi anneciğim. Gel ben sana anlatırım." dedi ve annemi içeriye çekti banada "Bol şans" diyerek kapıyı kapattı. Şükür artık gidebilirdim. Bazen tek erkek olduğum için pişman oluyordum. Benim yanımda destek olacak biri olmuyordu. Neyse ki burada da ablam devreye giriyordu.
Binadan çıkarken karşı binadanda güzel gözlüm çıkmıştı. Bu ne güzellikti Ya Rabbi. Özene bezene yaratmış mübarek. Beyaz bir elbise giymişti güzelliğine güzellik katmıştı.
"Yanınızda sönük kaldık hanımefendi. Arzu ederseniz size eşlik edebilirim." dedim ve koluma girmesi için kolumu uzattım. "Memnuniyetle beyefendi çok teşekkür ederim." dedi ve koluma girdi. Bazen böyle oyunlar yapardım ve o da hemen katılır doğaçlama takılırdık. Gayet eğlenceli olurdu ya da onunla her şey ayrı güzeldi.
Taksiyi durdurdum ve bindirdim gideceğimiz yer çok uzak değildi ama otobüslerlede gidilmezdi şimdi bu özel bir gündü. Kısa bir yolculuk sonrası sahil kenarında indik. Yavaş adımlarla yürüyorduk ama bana sanki yüz yıllardır yürüyormuşuz gibi geliyordu.
Cafeye varınca durdum ve "İşte geldik." dedim kapıyı açtım. Nehir içeriye adım atar atmaz ışıklar kapandı renkli ışıklar yandı içerisi muhteşem olmuştu. Süslenmiş püslenmiş romantik bir şekilde kurulmuş bir masa. Üzerinde yanan mumlar. "Emre ama burası çok güzel." dedi. Ellerini tuttum ve yüzüne baktım "İnan senin kadar değil." dedim. Utandı. Gözlerini kaçırdı sonra tekrar yüzüme baktı. "Artık zamanı gelmedi mi sence de?" dedim ve o güzel yüzüne baktım. Bir an bile tereddüt etmemişti. "Zamanı geldide geçiyor bile." dedi ve boynuma atladı. Sanki bu zamanı beklemek için küçükken sözleşmiştik. Sanki biz bilerek bu zamanı beklemiştik. Aslında evet ikimizde susmuştuk ama susmakta çok şey anlatırdı anlayana...
"Nehir ben bana yere düştüğümde güldüğün o ilk andan beri seni seviyorum..." dedim. O an bana baktı baktı ve dudaklarımız buluştu. Ben bir an için öbür tarafa gidip geldim. Öperken haber versene güzelim bu da kalp. Kısacık ama masum bu öpücük her şeye son noktayı koydu. Her sorunun cevabıydı.
"Bende seni her zaman sevdim. Ama bir şeyler bizi bu zamana kadar beklemeye itti. Sonra cesaret edemedim. Dün verdiğin kitaba bakıyordum ve içinde ki gülde... " dedi ve sustu.
Elindeki paketi açtım ve kitabı çıkardım. "İçindeki gülde bunlar yazılıydı değil mi? "dedim ve ona uzattım.
Şaşırmıştı "Sen, inanmıyorum kendine de aynısını yapmışsın. Ahh Emre ben bu zamana kadar beklediğimiz için sana fırsat vermediğim için çok, çok üzgünüm." dedi.
Parmaklarımı dudaklarına götürdüm ve onu susturdum. "Ben bir dakika bile pişman olmadım. Seninle her zaman gurur duydum. Başarılı biri olacaktın ve bende yanında olacaktım. Ve oluyorum da. Olacağım da..."
" Seni çok seviyorum çok çok" dedi sarıldı yine bana. Evet evet bana. Şimdi bu an rüya falan değildi değil mi? Eğer rüyaysa lütfen beni uyandırmayın. Bunu kaldıramam. Gerçekten. "Emre rüya değil her şey gerçek biz artık seninle sevgiliyiz."dedi. Ben yine sesli düşünmüştüm sanırım. O an müzik sesi doldurdu cafeyi.
"Bu dansı bana lütfeder misiniz acaba? Sevgili olarak ilk dansımız. " dedim. Cevap vermeden boynuma sarıldı bende belinden tuttum ve dans etmeye başladık. Şarkı şu an bize göreydi ve bütün sözler sanki bizim için yazılmıştı. Sonra göz göze geldik ve o şekilde dansa devam ettik.
Şarkı bitince birbirimize baktık ve dıdaklarımız yeniden buluştu. Yılların açlığı susuzluğu vardı sanki bizde. Biz yıllardır birbirimize susamıştık ve artık kana kana içmenin zamanı gelmişti.
Daha sonra şık sofraya bakan Nehir, "Kurt gibi açım bu şahane sofrada yemek yemeliyiz bence hadi oturalım" dedi.
Onu yerine oturturken "Burası Rüya hocanın mekanı bu arada. Eşide ona burada evlenme teklifi etmiş tanıştım kendisiyle. Bu ortamı sofrayı her şeyi bizim için ayarladı. " dedim. Nehir birden öksürük krizine girerken ayağa kalktım ve ona su yetiştirdim. Ne yapayım canım şimdiden alışsın evlilik lafına öyle değil mi.? Diyerek pis pis sırıttım...
...
Ertesi gün yerimde duramıyordum. Sevgiliydik. Nehirle biz sevgiliydik. Sevgiliydik biz Toprakla. Değil kelimelerin yerini değiştirmek bütün organlarım yer değiştirmiş gibi hissediyordum. Heyecanlıydım. Ellerim ve ayaklarım titriyordu.
Akşam yemeğimiz saat 8 deydi. Kol saatime baktım 3 saat erkenden hazırlanmıştım. Kendime "Oğlum Emre ne bu heyecan sakin ol! " gibi telkinler veriyordum. Yani dün kız beni öptü. Ona rağmen hala hayattaysam peki şimdi ki bu heyecan da neyin nesiydi. Ne olacak yılların heyecanı bu. Dünkü özgüvenden eser yoktu şu an. Cümleleri kelimeleri nasıl toparlayacağım onu düşünüyorum ben.
Nasıl göründüğümü sormak için anne ve babamın yanına salona doğru yürüdüm. Annem Nehir'e olan aşkımı öğrendiğinden beri pek mutluydu. Artık nihayetinde beni baş göz edecek olmanın sonsuz sevincini yaşıyordu. Babamda memnundu öyle bir aileden kız almak onuda mutlu ediyordu. Tabi henüz o aşamalarda değildik ama o da olacaktı sonuçta.
Kapıdan içeri girdiğimde annem ve babam önce bana sonra birbirlerine bakıp kahkaha atmaya başladılar. Tamam çok yakışıklı olmuştum takım elbise ve kravat bana ayrı bir özgüven katmış kol düğmelerime kadar hiçbir detayı unutmamıştım. Da bunlar şimdi neye gülüyorlardı bu kadar?
Salondaki boy aynasından kendime baktığımda neye güldüklerini anlamıştım. Pantolonumu giymemiştim. Ayrıca kırmızı çorap da giymiştim. Ne alaka olduğunu sormayın heyecandan olmuş olacak. Ve ayrıca komik görünüyordum. Hemde çok komik.
Bizimkiler hala gülüyordu. Kapı çalıyordu ve bizimkilerin açmaya pek de niyetleri yoktu. Kapıya doğru yürüdüm ve açtım. Rıfat beni görünce donakaldı önce gözlüklerini çıkarıp taktı ardından bütün apartmanı kapımıza dikecek kadar yüksek desibelli kahkahasını patlattı. Yeter ama canım bizimde bir onurumuz vardı.
Ceketinden tuttuğum gibi içeri fırlattım. Kulaklarım kanıyordu. Şu gencecik yaşımda daha Nehir'ime kavuşamadan sağır olmuştum. Kulaklarından tuttum hala gülmeye devam ediyordu. Annem koşturarak gelip elimden kurtarmasaydı o da kulaksız kalacaktı.
"Kolyeyi unutmadın değil mi?"
Gülmekten konuşamıyordu. Cevap vermeyince ceketinin cebinden çıkarttım. İkisi beraber gülmeye başladılar. Daha fazla rezil olmadan odama doğru topukladım. Pantolonumu giydim. Zaten özenle taradığım saçlarımı bir daha taradım. Parfüm sıktım. Artık hazırdım. Yani umarım öyleydim.
Kapı tıklatıldı. Rıfat kafasını çıkarıp "Abi düşünsene hiçbirimiz çaktırmıyoruz sende yemeğe böyle gidiyormuşsun falan," dedi sırıtarak. Yatağın üzerindeki yastığı kaptığım gibi suratına fırlattım. Kapıya çarpıp yere düştü. Şanslı çocuktu.
Kapıyı açtığında "Ayıp oluyor ya sen ne ara bu kadar şiddete meyilli bir çocuk oldun? Şurada kırmızı donuna biraz gülelim dedik kızılacak ne var bunda Nehir'e söyleyeceğim bunla-" diyemeden ağzını kapattım.
Rıfattı bu. Rıfat'a güven olmazdı. Söyler miydi söylerdi. "Tamam abicim bu konuyu kapatsak mı artık ha?" Cevap vermesi için ellerimi ağzından çektim.
"Yoook, Bana ne." "Rıfaaaat tepemin tasını attırma benim bak elimdesin sağlam çıkamayabilirsin bu odadan" dedim. "Bende senden bir şey isteyeceğim. Hem bu çok büyük bir sır. Merak etme senin için saklarım. Yani umarım" dedi. Rıfat hep bir şey derdi.
"Söyle abicim. Gönder gelsin. "
"Şimdi şöyle Nehir'in kuzeni Tuğba vardı ya. " dedi. O 'leb' demişti ben çoktan leblebiyi anlamıştım. Onu anladığımı belli edercesine kafamı sallamıştım.
"Tamam bakarız. "
"Bakarsın da biraz çabuk mu baksan?"
Ona verecek bir cevabım yoktu ama beden dilimin vardı. İki elimle yüzümü kapatıp boynuma doğru götürüp boynumu kütlettim. Sabrımı sınıyordu.
...
Kendimi deyim yerindeyse kapıdan dışarıya fırlattım. Rıfat'ı fırlatmak isterdim ama yeterince eline düşmüştüm, diline dolanmıştım, rezil rüsva olmuştum.
Kendi kendime söylenirken Nehir'in hayır Sevgilimin kapısının önüne gelmiştim. Kapıyı tıklattım. Kapıyı Nehir açmıştı. Gözlerimde açılmıştı. Gönlümde. İnce askılı uzun mavi elbisesinin içinde o kadar güzel görünüyordu ki bir an nefesimin kesildiğini hissettim. Kusursuz görünüyordu.
"Merhaba. " dedim. Evet ilkokul çocuğu gibi merhaba. "Sevgilim" de diyebildim tabi. "Çok güzel olmuşsun" da dedim. Ne dediğimi bilmiyorum ilk randevumuzdu gereğinden fazla heyecan vardı.
O da çok heyecanlı görünüyordu.
"Hoş geldin sevgilim. Teşekkür ederim sende çok yakışıklı olmuşsun. Ben hazırım çıkalım mı?" Bir biri ardına sıraladığı cümlelerden belli oluyordu heyecanı.
"Gidelim o zaman,"
Çantasını alıp dresuar aynasından son kez bakarak saçlarını düzeltti. Kapı aralığından gözetlerken içimde Sezen'in Kaçın Kurası şarkısı çalıyordu.
Güldüm. Güldü. İçimde mavi güller açtı.
Kapıyı kapattı. Ellerimi uzattım. Ellerini uzattı avuç içim ısındı.
Her şey güzeldi.
Bir sorun vardı.
Durdum. Durdu. Ne olduğunu soran gözlerle baktı bana.
Ayaklarına baktığımda o da bakmıştı ikimiz beraber güldük. Pembe ev terlikleride bence bize gülüyordu.
"Kusura bakma ya heyecandan ben yani. "
"Yok ya olur öyle şeyler," dedim. Benim başıma gelmemiş gibi davranmamda bir sakınca yoktu. Sonuçta nereden haberi olacaktı Rıfat yumurtlamassa.
Çantasından anahtarı çıkarıp kapıyı açtı ayakkabılarını giyip tekrar dışarı çıktı. Ellerimi tuttu. Artık gidebilirdik. Evet biz sadece ikimiz. Emre ve Nehir olarak. İçimde çalsın sazlar oynasın kızlar...
...
Güzel bir restorana gelmiştik bugünde. Sağ olsun Miraç ayarlamıştı bunuda. Şu 2 günde bana çok yardımcı olmuştu. Ona daha sonra güzelce teşekkür etmeyi kafamın bir köşesine yazmıştım.
Daha sonra yemeklerimizi sipariş ettik. Masada hoş bir sohbet oluşmuştu, önümüzde lezzetli yemekler, karşımda ise sevdiğim kadın vardı. Bir insan başka ne isterdi ki şu hayatta. Benim istediğim belliydi. Ona kavuşmaktı ve bu adımı ikimizde atmıştık.
Bana heyecanla bir şeyler anlatıyordu. Sanırım heyecan diline vurmuştu. Varsın anlatsın ben sabahlara kadar dinlerdim onu, bıkmadan usanmadan. Aşk bazen sevdiğini neyi neden anlattığını düşünmeden sorgulamadan dinlemektir. Ona vakit ayırmak değer göstermedir. Ama ben şu an anlattıklarına odaklanamayacak kadar meşguldüm. Aklımda kalbimde onunla dolmuştu. Bazen onay veriyor kafamı sallıyor evet diyordum. Onu izlemek ve anlattığı zaman şekilden şekile giren mimikleri izlemek bende sonsuz huzur uyandırıyordu.
"Emre sen beni dinliyor musun?" dedi canını sevdiğim. "Tabiki dinliyorum canım benim. Ama şimdi sana küçük bir hediyem var" dedim.
Cebimdeki kutuyu çıkardım ve Nehir'e uzattım. "Senden güzel olmasada sana yakışacağına eminim" dedim. Kutuyu açtı ve beğeni dolu gözlerle bana baktı. "Emre bu çok güzel. Çok narin bir parça."dedi ellerini kolyenin üzerinde gezdirirken. "Neden zahmet ettin. Ben mahcup oldum. Gerçekten her şey çok güzel çok teşekkür ederim. 2 günde hayatımda o kadar şey değişti ki. Beni çok mutlu ettin." dedi.
"Asıl hayatıma girdiğin için ben teşekkür ederim. Sen olmasaydın ne yapardım bilmiyorum Nehir. Sende beni mutlu ediyorsun. Dur takayım bir de sahibinde görelim kolyeni "dedim ayağa kalktım yanına gittim.
Dört yapraklı yonca kolyeyi boynuna taktım. Kolye boynunda daha da güzel durdu. Gözlerinin rengini ortaya çıkardı. Evet evet gözlerinin ne yeşili olduğunu bulmuştum artık.
Yonca yeşili...
Üç yapraklı yoncayı herkes bulabilir ama ben dört yapraklı yoncamı çoktan bulmuştum. Şanslıydım başkalarından önce onu bulmuştum.
Dört yapraklı yoncada her yaprağın bir anlamı vardır: İnanç, umut, aşk ve şans.
Herkesin hayatında şans getiren bir Yonca'sı vardır; benim yoncam da Nehir'di.
...