3. Bölüm

2005 Words
Eve girer girmez "Anne yine kızlara umut mu dağatıyorsun sen.? Benden habersiz kıza haber yollamak mavi boncuk dağıtmak da nedir?" "Oğlum önce anneye merhaba denir nasılsın denir ben bunları sana küçükken öğrettiğimi sanıyordum annem. Sen ne ara böyle kaba saba biri oldun bakayım?" "Anne lafı çarpıtma hiç. Arkamdan iş çevirmeyeceksin. Sedef içinde kimseye gitmeyeceğiz bu konuda burada kapandı. " dedim banyoya geçtim. Elimi yüzümü yıkarken annem söyleniyordu. "Neden ha neden? Benim hakkım değil mi anneanne olmak babaanne olmak? Yazık değil mi bana he? Ne sen ne ablan yanaşmıyorsunuz. Kendiniz zaten bulmayı beceremiyorsunuz. Bulanada mani oluyorsunuz anlamıyorum ki ben sizi. Yok anam yok yaranılmaz bu yeni nesile. Suç bizde evladım bizde sizde değil. " Annem söylene söylene masayı kurmaya başladı. Bende ona yardım ettim tabakları, kaşıkları falan getirdim. Annemi duymazdan geldim kendimi övmeye başladım. Yardımsever adamdım canım işten gelince eşime yardım ederdim. Sofrayı kurar kaldırırdım en azından. Yani elimden o kadarı gelirdi sadece. He bir de belki salata yapardım. Makarnaya söz vermiyorum bazen fazla kaynıyor hamur oluyordu falan. Ama olsun idare ederdik ya. "Oğlum benim adımı sana mı versek.?" "Efendim anne bir şey mi dedin?" "Diyorum ki seninde adını Leyla koyalım ne dersin?" "Anne ya..." kapı çaldı tam zamanında babam geldi. Ablam da odasından geldi. "Destek kuvvet ekibi neredesiniz ya? İşitmediğim laf kalmadı günlük kotam doldu daha dokunmayın bana. " dedim. Babamla ablam halime acıyarak gülerken "Ablacığım çok fazla gülmesen mi hani." dedim ve uyardım. Ablam kendini toparladı ve yemekleri doldurmaya gitti. Canım ailem yeniden sofranın başında buluşmuş gülüşmeler sohbetler eşliğinde yemeğimizi yemeye başlamıştık. "Leyla sultan ne olursa olsun yemeklerin şahane biliyorsun değil mi? Eline koluna sağlık." dedim. Annemin hoşuna gitti. Takdir edilmek herkesin hoşuna giderdi ve hak edene demek gerekirdi. "Afiyet olsun kuzum benim. Eh zamanında dedik babana benim için ev yemekleri yapacağım bir yer açalım diye ama ikna edemedim. Neymiş yemeğimi ondan başkaları yememeliymiş." dedi. Babam: "Fenamı bu güzellikler bize nasip oluyor sultanım." dedi. Onların tatlı atışmalarıydı bunlar. Her zaman ki gibi sevgilerini de bu şekilde belli ederlerdi kızgınlıklarınıda. Ama daha önce hiç şahit olmadım her hangi bir kavgaya... Zaten olmasındı da... ... Odama geçtiğimde peşimden ablamda geldi. " Bakma öyle annemle yalnız mı kalsaydım yani?" dedi. "Gel bakalım kader ortağım." dedim ablam da kafama yapıştırdı yine bir tane. "Oğlum senin sevdiğin kız var sen ona açılsaydın Bi inşallah maşallah o zaman kurtulurdun anamdan. Zaten demiyorsun kadına ki var diye. Hadi benim yok. Ama senin var." "Ne yapayım abla can söylesem Nehir'lerin kapısına dikilir. Ben daha konuşmadan o harekete geçer. O yüzden şimdilik susmalıyız." "İyi iyi öyle olsun bakalım. Babam söyledi yarın pikniğe gidecekmişsiniz." "Evet ama daha ona bir şey demedim ya." "Neyi bekliyorsun mesaj at sonra sabah işi olursa üzülürsün bak. Hadi ben gidip dinleneyim hayırlı geceler." "Sağ ol ablacığım hayırlı geceler." dedim telefonu elime aldım. Ablam haklıydı. Ya yarın işi varsa. Ailesiyle bir planı varsa. Bir an önce harekete geçmem lazımdı. "Merhaba Nehir, yarın bir işin yoksa sana sürprizim var." yazdım gönderdim. Mesaj sesini duyunca ellerim titreyerek açtım mesajı. "Hayır işim yok merakla bekliyorum." yazmış. Oh üstümden bir yük kalktı. Ah bir de konuşabilseydim. ... Sabah olunca hemen hazırlandım. Spor tarzı kıyafetlerimden seçtim saçımı taradım parfümümü sıktım ve işte hazırdım. Sepetin içine baktım kontrol ettim her şey yerli yerindeydi. Sandviç yapmış, çayı demlemiş termosa koymuştum. Domates, salatalık da koydum. Bir kaba zeytin ve peynirde koydum. Bardaklar, su bir de çerez ve abur cuburda almıştım. Sofra bezi olmazsa olmaz zaten. Her şey tamam. Şimdilik bir sorun yoktu. Artık çıkabilirdim. Ah az kalsın unutuyordum top ve ipide aldım oyunda oynardık eski günlerdeki gibi. Evde bir hareket belirtisi yoktu anneme yakalanmadan kapıdan çıktım. Koşar adım merdivenleri indim. Karşı binaya geçtim Nehir de zile basmadan kapıya çıktı. Her geçen gün güzelleşiyor musun sen be zalımın kızı? "Günaydın." dedi cıvıl cıvıl bir sesle. Elimdeki sepeti görünce "Ya gerçekten mi bende çok özlemiştim piknik yapmayı. Emre ne güzel düşünmüşsün." dedi. Bir nefes alsaydı da bende konuşabilseydim. Zaten heyecan doruktaydı. Kelimeler sonra ağzımdan dökülüverdi. "Günaydın. Evet sürprizim buydu. Hadi gidelim." dedim taksi durdurdum. Birlikte yola koyulduk. Piknik alanına geldiğimizde daha sakin olan henüz kimsenin gelmediği baş başa kalabileceğimiz bir yer bakındım ve buldum. Burası tam bize göreydi. "Ya şehirden uzaklaşmak şimdi bile çok iyi geldi. Ruhum yenilendi sanki." dedi etrafında dönerek. "Kesinlikle öyle hadi bezimizi serelim." "Haberim olsaydı bende bir şeyler hazırlardım." "O zaman sürpriz olmazdı. Hem ben ikimizin yerinede hazırladım. " dedim göz kırptım. Sandviçleri çıkardım çayı bardaklara doldurdum. Peynir zeytin de çıkardım. Nehir domates ve salatalık da doğradı. Birbirimize baktık ve gülümseyerek yemeye başladık. "Kurt gibi acıkmışım açık hava her zaman iştahımı açar zaten." dedi ve çayından içti. "Şeker atmadığımız için yanıma almadım." dedim. "Doğru düşünmüşsün şekersiz içmeye alıştım senide alıştırdım tabi." dedi ve kurnazca güldü. "Eh iyi yaptın tabi annem bu durumdan memnun ne de olsa sofrada şeker o kadar tükenmiyor." dedim. "İlahi Emre komik çocuksun." Sen beni sev ben sana her zaman komik olurum. Yeter ki sev... ... Yemek faslı bitince "Bak burada ne var?" dedim topu gösterdim. "En sevdiğim hadi voleybol oynayalım." dedi. Biraz voleybol oynadık biraz ip atlama yarışı yaptık. Tabiki Nehir kazandı. Sonra biraz göl kenarında yürüyüş yaptık. Aslında tam yeri ve zamanıydı. Biraz cesaret be oğlum hadi. Biraz daha yürüdük ve durdum Nehir'e döndüm." Nehir ben sana bir şey söylemek istiyorum." Aferin oğlum mükemmel bir girişti gerçekten. "Tabi dinliyorum." Ama hiç yardımcı olmuyorsun be güzelim. "Nehir, ben, aslında, yani şey." Allah'ım o sesler de ne? Bir sürü otobüs görüş alanımıza girdi kornalarını çala çala geliyorlardı. Yakımızda durdular ve bir sürü insan indi. Hayattaki şansım kesinlikle tam olarak buydu. Mahalle pikniğinin ortasında kalmıştık şu an. Kaderim sana yeniden şükranlarımı sunuyorum... ... Herkes bulduğu köşeye yerleşmişti. Mangallar yakılmaya başlanmış onları top oynayan çocuklar izlemişti. İp atlayanları gören Nehir dayanamadı aralarına girdi. Beni gören çocuklar da "Abi ne olur bizim takıma gel biraz destek at bize be ne olur." diyerek yalvarmaya başlamışlardı bile. Nehir'e baktım şen şakrak çocuklar gibi eğleniyordu şu an. Eh ne yapalım madem anın tadını çıkaralım dedim bende maça katıldım. Kıyasıya rekabetle maçı aldık. Eğlenceli dakikalar yaşamıştık. Daha sonra mahalleliyle baya bir haşır neşir olduk bizi sofralarına davet ettiler. Sarmalar, börekler, çörekler üzerine bir de mis gibi mangal geldi mi tam piknik olmuştu bizimkisi. Bayağı güzel ve yorucu günün ardından herkese teşekkür ettik toparlanıp eve döndük. "Çok çok güzel bir gündü Emre. Ben çok eğlendim uzun zamandır bu kadar güldüğümü çocuklar gibi eğlendiğimi hatırlamıyorum. Her şey için çok teşekkür ederim." dedi uzanıp yanağımdan öptü. Ben daha başka şeyler hayal etmiştim bugünle ilgili ama nasip değilmiş be gülüm. "Bana eşlik ettiğin beni kırmadığın için asıl ben teşekkür ederim bende seninle çok eğlendim." dedim ve bende onu öptüm. Fırsat bu fırsat kaçar mı? "Görüşürüz" diyerek binaya girdi. Bende şaşkın ördek yavrusu gibi binaya girdim. O çirkin ördek yavrusu değil miydi ya? Her neyse şaşkın da olur. ... "Uyan sevgilim işe geç kalacaksın." diyen Nehir'in sesiydi. Gelip beni dudaklarımdan öptü. "İşte uyanmışsın bile canım kocam benim. Ellerimle sana kahvaltı hazırladım. Hadi kalk bakalım." Kocam mı? Biraz önce beni dudaklarımdan mı öptü o? Ben şimdi öldüm kesin cennetteyim evet evet kesin yani. "Babaaa. Babaaa. Günaydın." diyerek kucağıma atlayan bu sarı şeker bana baba demişti. Yanlış duymamıştım evet baba demişti. "Hayatım beşiğe bakar mısın çocuk uyandı sanırım." Beşik mi? Neler oluyor burada biz ne zaman evlendikte 2 çocuk yaptık. Allah'ım sana geliyorum. Bu kuluna acıdında her şeyi bir anda gerçekleştiri mi verdin? "Hayatım sen iyi misin? Ateşin var sanki biraz dur sana hemen sirkeli su yapayım." diyerek mutfağa gitti Nehir. "Anne kendine geliyor sirkeli su işe yaradı." Ablamın sesi bu. Gözümü yavaşça açtım. Annemde başımda. Her şey rüyaymış. Aman ya rüya da bile rahat yok bana. "Ah çok şükür Emre ödümüzü kopardın oğlum. Sayıklıyordun bir geldim ki ateşin çıkmış. Hemen sirkeli su getirdim bezle başına koydum. Neyseki biraz ateşin düştü. Doktora gitmeliyiz hadi kalk." "Yok yok iyiyim ben ya işe gideyim." diyerek kalkmaya çalıştım. "Yok iş miş evladım hastasın sen yat. Seni bilirim böyle olunca istirahat etmezsen geçmiyor. 1 hafta daha çekersin bak. Bugün yat ben sana mis gibi ed ıhlamur kaynatırım. İçine bal limonda kattık mı şifa deposu. Bir güzel terlersin. Mercimek çorbasıda yaparım sen pek seversin. Yarına bir şeyciğin kalmaz. " " Peki peki kabul. " dedim iyice yatağa gömüldüm. Zaten kalkacak halim yoktu. ... Nehir... Emre beni pikniğe götürdüğünde çok güzel anlar geçirdik. Hatta bir ara benimle konuşmak istediğini söylemişti. İkimiz hakkında olduğunu düşünmek istedim ama ne olduğunu duyamadan ortalık karıştı bir anda. Sonrasında anın tadını çıkardık ikimizde. Günün yorgunluğunu hala atamamışken çıktım yataktan. Kahvaltıdan önce bir duş aldım sonra hazırlandım. Kahvaltımı ailemle yaptıktan sonra herkes sırayla evden çıktı. Benden kapıdan çıkarken Burcu ablayla karşılaştım. "Günaydın Nehir." dedi. "Günaydın Burcu abla nasılsın?" "Ben iyiyim ama Emre iyi değil. Ateşler içinde yatıyor bugün işe gelemez sanırım." dedi. Bir an içimde bir ateş yandı sanki. Nasıl hastaydı daha dün turp gibiydi yanımdaydı. Keşke yanında olabilseydim ona bakabilseydim. "Yaa öyle mi geçmiş olsun ben bir bakayım." dedim zile basmaya gittim. Ablasıyla vedalaştık ve gitti. Kapı açılınca yukarı çıktım. Leyla teyzeyi görünce selam verdim eve girdim. "Hoş geldin Nehir'ciğim. Emre hasta maalesef odasında." dedi. "Ben bir bakayım müsaitse." dedim odasına gittim. Kapıyı tıklattım içeri girdim. Emre yatak döşek yatıyordu. "Emre ben geldim. Nehir." dedim elini tuttum. Yarım yamalak gözlerini açarak bana baktı. "Nehir.. Hoş geldin kusura bakma beni böyle görmeni istemezdim." "O nasıl söz Emre hastasın sen. Çok geçmiş olsun dün soğuk aldın herhalde." Annesi odaya geldi o sırada.  Elinde tepsi vardı sanırım çorba yapmıştı. "Nehir kızım hemen çıkmayacaksan çorbayı verir misin Emre'ye. Halil aradı bakkala gitmem lazım acil. Sonra gelirim olur mu benim güzel kızım." "Tabi tabi siz gidin ben buradayım." dedim. İşe bir kaç saat geç gitsem olurdu herhalde bugün önemli bir durum yoktu. "Teşekkür ederim kızım görüşürüz." diyerek anneside gitti. Şu an evde baş başaydık. Ve ben ona bakıyordum. Elimdeki çorbaya baktım ve sehpanın üzerine koydum. "Hadi bakalım Emre bey çorbanızı içelim." dedim onu otutturdum. Yastığına arkasına koydum ve çorbasını içirmeye başladım. Yakınım ona şu an hemde çok yakın. Kokusunu içime çekecek kadar yakın... ... Emre... Saçlarından yayılan kokuyla bayılmamak mümkün mü acaba? Sen bana böyle bakıcılık yap ben hep hasta olayım. Senin ellerinden çorba içmekte ayrı bir güzel. Ben kendim içerim desemde dinletemedim. Benim için hava hoş nede olsa anın tadını çıkarırım. Bana çorba içirme işini bitirdikten sonra tabağı mutfağa götürmeye gitti. Bizim eve elinde tepsilerle nasılda yakıştın sen. Bu evde gelin olma zamanın geldi de geçiyor bile Nehir Hanım. Bir toparlanayım ilk fırsatta senle konuşacağım. "Bir şey mi istemiştin Emre?" "Heh efendim." dedim. "Adımı söyledin de bir şey mi istedin dedim ona göre getireyim sana." Anlaşılan yine içimden konuşuyorum sanarken dışımdan konuşmuştum. "He yok bir şey istemedim teşekkür ederim." "Odan hala aynı hiç değişmemiş." dedi raftaki kitaplara bakarken. Elinin değdiği her yer güzel nasıl değiştireyim ki odamı? "Sherlock holmes demek. Bütün seriyi dizmişsin rafa." "Evet ya öyle oldu arada dedektiflik ruhum kabarıyor okuyorum." dedim. "Düşünsene gözümde gözlükler ağzımda puro kafamda şapka geziyorum gizli gizli." "Evet düşününce bir komik geldi. Ama yakışırdı da bence." dedi. "Yani bencede." dedim güldük. "Sana süt ısıtayım mı balda katarım içine." " Olur içerim. "Elinden zehir olsa içerim diye boşuna mı diyorum. Sütleri getirdi ikimizde içtik. Daha sonra" Ben artık işe gideyim Emre sende dinlen bir güzel bugün izinlisin. Tekrardan geçmiş olsun." dedi. " Evet senide içinden ettim kusura bakma kolay gelsin. " dedim ve gitti. Beni yalnız bıraktı ve gitti.. Eh ne yapalım biraz evde dinlenelim pinekleyelim nasıl olsa yabancı olduğum bir durum değil. Aradan bir saat geçmişti Rıfat aradı." Efendim Rıfat." " Abi ortada yoksun hayırdır.? " dedi. " Biraz hastayım ama çokta önemli bir durum değil. Yarına daha iyi olurum inşallah sen benim yerimede çalış kardeşim. Şu ped kılıklı parfüme de bir şeyler düşün ben bulamadım. Bulmaya da fırsatım olmadı gerçi. Dün pikniğe gittik de. " dedim ve Rıfat'ın bin bir tane soru sormasını bekledim. " Geçmiş olsun abi piknik yaramamış galiba. "dedi gülmeye başladı." Rıfat hasta hasta beni oraya getirtme! " " Tamam tamam anladığım kadarıyla pek bir gelişme olmamış. " " Sorma ya bir anda mahalle pikniğinin ortasında bulduk kendimizi. Neyse anlatırım sonra. Hadi görüşürüz. " " Tamam görüşürüz. " dedi kapattı. Bende telefondan müzik açtım gözlerimi kapattım biraz da ruhum dinlensin... ...
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD