Eve geldiğimde heyecanım doruklardaydı. Hızlıca içeriye geçtim. Okan'ın gelmesine daha iki saat vardı.
Önce hangisini merak ettiğini sordum. Beyaz olanı istedi.
Hmm...
Neden beyaz acaba?
:)
Saf bir renk... Aynı senin gibi. Ayrıca bir gelin her zaman beyaz giyer. Tene yakışır. Seni o şekilde görmeyi istiyorum. :)
Gelin gibi...
Kalp krizi geçirecektim. Nefes alışlarımın bile hızlandığını banyoya gittiğim zaman anladım. Hızlıca üzerimi çıkardım ve aldığım beyaz takımı giydim. Aynada kendime baktım. Gerçekten de bu bana yakışmıştı. Göğüslerimi çevreleyen dantel, sütyenle beraber harika bir uyum oluşturmuşu. Tenime dokunuşu bile beni tahrik etmeye yetiyordu. Bu hissi çok seviyordum. Kendimi bu şekilde çok beğeniyordum... İnsan seksi hissediyordu bu çamaşırlar ile. Göğüslerimin şeklini iyi yansıtan bir takım seçmiştik beraber. Tabi ki bunu bilmeden yapmıştı belki ama küçük sayılacak göğüslerim, dik ve biçimliydi. Tangam ise biçimli ve sert kalçalarımı ortaya çıkarmıştı. Beyaz tenimle gerçekten uyumlu olmuştu. Normalde daha koyu renkler tercih ederdim ancak yazarımın cümlelerinden sonra, beyaz renk artık gözüme bir başka görünmeye başlamıştı.
Fotoğrafı çekip gönderdiğimde sanki gençliğime dönmüştüm. Böyle ufak yaramazlıklardan muazzam keyif almayalı bayağı zaman oluyordu.
Harikasın... Gerçekten müthiş bir kadınsın... Yüzünü görmüyorum fotoğrafta ama tahmin etmek hiç de zor değil... Uzun saçların çok bakımlı gözüküyor. Son zamanlarda buna özen gösterenlerin sayısı bayağı azaldı. Bu arada çok yakışmış. Harika bir seçim yapmışız. :)
Saçlarım hakkında hiç kimse daha önce böyle bir şey söylememişti. Detaylara bu kadar önem veren biri olması, takdire şayandı gerçekten.
Beğendin demek :))
Ben de
Bir gün senin için
Seçerim
Sen de giyersin
:)))
Hahaha olur tabi ki neden olmasın. Gerçi bir erkeğin alabileceği tek iç çamaşırı boxer oluyor genelde. Zevklerini öğrenmiş oluruz. En çok ne merak ediyorsun? :)
Hmmm
Tahmin et
:)))
Kadınlar en çok erkeklerin kalçalarına dikkat ederler genelde. Erkekler açısından da bu böyle, kadınların en çok kalçalarına bakarlar. :)
Seninkiler nasıl?
:)))
Görürsün. :)
İlk defa böyle bir kısa yanıt vermişti. Diğer çamaşırları da denedim ve ona gönderdim. Çok centilmen biriydi. Hemen sildiğini belirtti. Zaten yüzüm gözükmediği için gerek olmadığını söyledim ama hiçbir şekilde bunları tutmayacağını, aklında zaten kaldığını yazdı. Her yazdığı yazıda daha da ısınıyordu içim sanki. Başta değişik bir arkadaşlık gibi başlamıştı ama giderek daha farklı bir hal alıyordu. Beraber yaramazlık yapan iki kafadar gibiydik. Tabi giderek ona karşı hislerim değişiyordu. Tahrik mi oluyordum... Bilmiyorum. Hiç bilmediğim, görmediğim birine karşı hem de. Belki de büyük bir hayal kırıklığı yaşayacaktım. Gerçi o an fark ettim onu hiç fiziksel olarak düşünmemiştim. Kafamda ona hiç bir biçim vermemiştim. Doğal olarak hayal kırıklığına uğrama olasılığım bir hayli düşüktü. Çünkü o benim yazarımdı, kafamda siyahlar içinde biçimsiz bir adamdı. Ve bu gizemli havası, oldukça çekici geliyordu bana.
Artık kendimde o cesareti bulup bu gizemi kırmaya karar verdim. Ne kadar çekici gelse de onu hiç tanımıyordum, neye benzer, ne yapar, hakkında hiçbir şey ama hiçbir şey bilmiyordum. Bu durumu hızlıca değiştirmem lazımdı. İsmini sorduğum zaman kalbim deli gibi atıyordu. Onunla konuşurken içimde olan bu heyecana pek anlam veremiyordum. Yanıt vermedi. Bu durum moralimi bozmuştu. Okan geldiğinde ona yemek yaptım ve ödevlerinin başına geçirdim. Kocam geldiğinde yemek yedi ve kahveye gideceğini söyledi. Evde televizyon izlerken zamanın nasıl geçtiğini anlamamışım. Telefonumdan hızlıca w*****d'e girdim ve mesajlar kısmında kırmızı noktayı gördüm.
Beni merak ettin demek... Artık bay gizemli olmamı istemiyor musun yoksa? :)
Her gizem bir gün
Biter
Ya da
Bitmeli
Naz güzel ama sonu olunca
:)))
Şaka yaptım
İstersen söyle
Bay Gizemli
:)))
O zaman şöyle yapalım, sen beni her anlamı ile görmeye ne dersin? Yarın zamanın olursa buluşalım. Beraber bir kahve içmiş oluruz hem. :)
Böyle bir şey yazacağını hiç tahmin etmemiştim. Sadece ismini merak ederken o gerçekten de tüm gizemi ortadan kaldırmak istiyordu anlaşılan.
Ellerim sabit durmuyordu, parmaklarımın heyecandan titrediğini hissedebiliyordum.
İçimden bir ses bu bir delilik dese de kendime engel olamadım.
Hmm
Neden olmasın?
:)))
Gece boyunca kitaplar üzerine, hayat üzerine konuşmaya devam ettik. İnanamıyordum. Onunla buluşacaktım. Tamamen siyahlar içindeki o gizemli imajı bozulacak mıydı yoksa başka şekilde ona yeniden hayran mı olacaktım... Bilmiyordum.
Ertesi gün olduğunda heyecanımı bastırmak mümkün değildi. Hazırlanmaya başlacağım sırada telefonu yine titredi.
Ne giyeceksin? Yani içine giyilen türden? :)
Ne giymemi istersin?
:))
Koyu mavi olanı giy. :)
Dediği gibi yaptım ve aldığımız koyu mavi takımı giydim. Beyaz bluzumu ve siyah eteğimi de giymiştim. Kırmızı eşarbımı da bağlayıp evden çıkarken son bir defa kendime baktım. O anda fikrimi değiştirip gidip siyah çantamı aldım. Böyle daha iyi olmuştum. Parfümü dikkatli bir şekilde seçmiştim. Yolda yürürken yine telefonum titredi.
En çok ne merak ediyorsun benim hakkımda? :)
Hmmm
Bakışlarını ve sesini
Çünkü seni sadece bir
Yazar olarak biliyorum
Ama sesini ve bakışlarını hiç bilmiyorum
:))
Gerçekten de onun en çok sesini merak ediyordum.
Kafeye vardığımda heyecandan elim ayağım birbirine dolanmış vaziyetteydi. Oturdum ve beklemeye başladım. Garson geldi. Bir çay istediğimi söyledim. Çaydan bir yudum alırken tok bir ses arkamdan bana seslendi.
"Şekersiz ve demli?"
Hemen arkamı döndüm ve orada duruyordu. Oturacağım masayı söylemiştim zaten beni bulması tesadüf değildi ancak böyle biri olacağını düşünmemiştim hiç. Boyu oldukça uzundu, siyah düzgün kesilmiş kısa saçları, koyu kahverengi gözleri ile uyum içindeydi. Omuzları oldukça genişti ve giydiği siyah ceket heybetini ortaya koyuyordu. Ona bakarken başımı oldukça yukarı kaldırmak zorunda kalmıştım. Ya ben çok kısaydım ya da o çok uzundu.
"Evet... Bildin..." dedim başımı öne eğmiştim. Yüzüm kıpkırmızı olmuş olmalıydı. Buluşmamızı hiç böyle beklemezdim ama gerçekten de heyecanlanmıştım.
Sandalyesini çekti ve oturdu. Gözlerimin içine bakıyordu. Derin bir şekilde bakıyordu. Merakım giderilmişti. Sesi ve bakışları, oldukça etkileyiciydi. Tıpkı kendisi gibi...
"Seni bilmek güzel..." dedi.
"Kahve?" diye sordum. O anda fark etmiştim ki ben onun ne içtiğini bile sormamıştım. Ya da kendisi sohbeti öyle yönetmişti. Bilemiyorum.
"Garson gelince söylerim bir şeyler... Şaşırdığımı itiraf etmeliyim. Sen de öylesin galiba?" dedi.
"Evet..." dedim sırıtarak. Kendimi çok aptal hissediyordum. Karşısında iki büklüm olmuş, utangaç bir kız gibiydim.
"Rahat ol lütfen... Gizemli havamı kırmak için geldim. Oldukça rahat olmanı isterim." dedi.
"Yok... Sadece işte... Bilirsin... Yani yazmaktan farklı olduğu için... Biraz heyecanlandım tabi..." dedim.
"Birbirimizi daha yakından tanıdıkça daha iyi olur." dedi.
"Sen neden şaşırdın ki? Nasıl bir şey düşünmüştün?" diye sordum.
"Kafamda bir şeklin yoktu aslında. Fotoğraflarını görene kadar da bir imge oluşturmadım. Ancak hiç beklemediğim bir şekilde gördüm seni. Yanlış anlama lütfen, iyi anlamda söylüyorum bunu. Bugünlerde insanlar çok fazla şey görüyorlar, herşeyi biliyorlar. İnternet işte... Yani birini şaşırtmak pek kolay değildir. Sen ise bunu başardın..." dedi.
Şapşal bir şekilde gülümsüyordum, yanaklarım al al olmuştu buna emindim. Kalbim yerinden çıkacak gibi atıyordu.
Garson gelince o kendine bir kahve söyledi. Sohbet o kadar koyu geçti ki iki saat boyunca orada oturduğumuzu unutturdu bana. Saate baktığında ise ben onun dünyasında kaybolmuş, onu izliyor, onu dinliyor, onunla konuşuyordum sadece.
"Zaman sorunun olduğunu söylemiştin? İstersen kalkalım, sana sorun yaratmak istemem. Sık sık buluşabiliriz ne de olsa." dedi gülümseyerek.
"Evet... Eve gitsem iyi olacak..." dedim.
Kalkarken sandalyemi düzeltti. Beraber kafenin dışına doğru yürüdük.
"Seni bırakmak isterdim ama bunun iyi bir fikir olduğunu düşünmüyorum." dedi.
"Evet... Gerek yok zaten ben kendim giderim. Mahalleye beraber giremeyiz." dedim.
"Evet... Olsun... Sorun yok bunda. Eve gittiğin zaman bana mutlaka yaz." dedi ve elimi tuttu. Olayın şoku içindeyken eğildi ve dudakları parmaklarımın üzerinde usulca durdu. Öpücük kondurduktan sonra elimi zarif bir şekilde bıraktı.
"Kendine dikkat et prenses..." dedi ve yürümeye başladı.
Ben ise şaşkın ve mutluydum.
Kalbim deli gibi atıyordu.
Ondan hoşlanmıştım.
Hem de çok...