Rodas, dağılmış dostunu ardında bırakırken kafasının içinde tonlarca soru olsa da cevapların sadece bir kaç tanesine sahipti. Bunlardan en net olansa şu an Cleon'un kendinden pekte farklı olmayan durumuydu. Sevdiği kadını kaybeden bir erkeğin tükenmişliğini tüm hareketleriyle gösteriyordu.
Öncesinde ne kadar inkar etmiş olursa olsun Cleon, Lea'a aşıktı. Rodas da bunun getireceği sonuçları, Cleon'un ne kadar dağılacağını, yaşamış biri olarak, oldukça iyi biliyordu. Bu yüzden de Cleon'un omuzundaki yüklerin büyük bir kısmını almaya gönüldü oldu. Geçmişte, Mavi'den önceki hayatında nasıl bir komutan olduğu bilinen bir gerçekti. Bıraktığı ana kadar işini oldukça iyi yapmıştı. Şu an ise geçmişteki o haline bir süre devam etmesi gerekiyordu. Cleon kendine gelip de otoriteyi tekrar eline alana dek, düzeni korumak zorundaydı. Çok büyük bir darbe almış olsalar da yılmak seçeneklerinin arasına dahil değildi. Lea'ı geri almak, kraliçeyi kurtarmak için her yolu deneyeceklerdi.
Rodas, merdivenlerden yukarıya çıkarken, sağ kulağında bulunan kulaklığın oldukça küçük olan düğmesine bastı. Cleon'un aksine Rodas ve diğer koruyucular hala Max'in onlara verdiği ekipmanları kullanılıyorlardı. Bu yüzden Rodas, Walter ile konuşmak için ekipmanı devreye soktuğunda Walter ona kısa süre de cevap verdi.
"Walter, dışarıda ne durumdasınız?"
"İyi sayılırız. Gerçi renk ruhlarını taşıyan kızlar oldukça korkmuş durumdalar. Onları bir felaketten kurtarıp, başka bir felakete sürüklemiş gibi olduk. Bu yüzden de arabada beklemelerini söyledim. Durumumuz ne kadar kötü?"
Rodas, Walter'ın sorusunu duyduktan hemen sonra derin bir nefes aldı. Sanki tek bir nefesle her şey normale dönecekmiş gibi dudaklarının arasından solunumun devamı olan havayı üflerken, hiç bir şeyin normal olmayacağını biliyordu. Durumları fazlasıyla kötüydü.
"Durumumuz Cleon'un tekrar kendini kaybetmesine yetecek kadar kötü. Bu yüzden geçici bir süre emir veren kişi ben olacağım. Max ve Caprea yanınıza geldiğinde hızlı bir şekilde kalacak yer ayarlayın. Renklerin bakıma ihtiyacı var. Bu kısmı es geçemeyiz, Cleon ile ben ilgileneceğim."
"Tamam. O halde Caprea ve Max geldiğinde buradan ayrılırız. Size yeni yerimizi bildiririm."
Walter'ın konuşmasından sonra Rodas, Caprea ve Max'in, onun yanına kısa sürede gideceğini düşünüyordu. Gerçi muhtemelen öncesinde Max, Cleon'un öfkesinin tadına bakacaktı. Rodas aklından geçen düşüncelerin arasında kulaklığını kapatırken evde bulunan uzun koridora gelmişti. Etrafı incelerken harekete geçecek her hangi bir tuzak için tetikte duruyordu. Şu an bulunduğu yer konum itibariyle çoktan kontrol edilmiş bir bölgeydi. Bu yüzden de hareketlerini hızlandırarak kapıları kapalı olan odaların olduğu tarafa yöneldi.
Kapısında durduğu ilk oda Cleon'un iki koruyucuya verdiği odaydı. Rodas, Max ve Walter'ın birlikte paylaştığı odanın kapısını oldukça yavaş açarken, içeriyi incelemeye başladı. Oda savaş alanından farksız görünüyordu. Yataklar, bazalar dan alınarak yere atılmıştı. Üzerlerinde bıçakla yapıldığı belirgin olan delikler gelişi güzel oluşturulmuştu. Giysi dolaplarının kapaklarında ise etrafı barut lekesi olmuş kurşun delikleri vardı. Rodas, detayları umursamamaya çalışarak banyosu olmayan odadan ayrıldı. Eğer düşünürse öfkelenir, öfkelendiğinde de soğuk kanlı yanını koruması zorlaşırdı.
Rodas'ın sakince attığı adımlarının bir sonraki durağı Lea ve Cleon'un birlikte paylaştığı oda oldu. Bu kısmı daha önce incelenmediği için gözlüklerini takma ihtiyacı duyan Rodas, gözlüğünü yüzüne yerleştirerek aktif hale getirdi. Gözlemlerinin ilk sonucu kapının, sıradan bir kapının aksine etrafında boşluklar bulunduruyor olmasıydı. Kızıl ötesi görüş sayesinde boşluklar parlak renklerle kendini belli ediyordu. Rodas, kapıyı açmak için yavaşça kapı kolunu kavradığında, kapı geriye doğru gürültülü bir şekilde düştü. Kapı, Rodas'ın tam da tahmin ettiği gibi söküldükten sonra öylesine yerine konmuştu. Küçük bir kuvvette yere düşmesi için yeterli olmuştu.
Rodas, kapının üzerine basarak odaya girdikten sonra etrafı inceledi. Burası da az önce bulunduğu odadan pek farklı görünmüyordu. Dolapların kapakları açılmış, kıyafetler yerlere atılmıştı. Ayrıca dolap kapakları da yeniden kullanılmamak üzere menteşe yerlerinden kırılmış, küçük bir vidayla dolaba tutunur halde bırakılmıştı. Yatak hala geniş baza üzerinde duruyor olsa da yine üstünde delikler açılmıştı. Ama bir önceki odanın aksine yatak kan kaplı bir halde buluyordu. Rodas, nedensiz olduğunu düşündüğü bir şekilde nefesinin kesildiğini hissederken zihni yeniden soru yağmuruna tutuldu.
Xylia'ı zarar verilmiş halde bulursa ne yapacaktı? Nasıl tepki verecekti? Ondan nefret ediyordu, bu durum hala aynıydı. Ama diğer yandan son zamanlardaki değişimi, sanki bir anlığına kendine izin verse maviyi bulduğunu düşünerek ondan etkilenecek gibiydi. Xylia'nın hiç tanımadığı mavinin hareketlerini bu denli taklit ediyor olmasını aklı almıyordu. Gerçi konu renk ruhları olduğunda, koruyucu olmasına rağmen, anlamadığı pek çok şey vardı. Sui Colores'de renkler ve güçleri oldukça basit ve anlaşılırdı. Dünyada ise durum fazlasıyla karmaşıktı ve anlaşılan renk ruhlarının insan bedenlerine etkisi de her renk ruhu için farklı oluyordu.
Rodas, başını iki yana sallarken düşüncelerini sadeleştirmeyi denedi. Xylia'ı, eğer alınmadıysa, bulmak zorundaydı. Diğer odanın aksine bu odada banyo olduğunu bilen Rodas, adımlarını odanın o kısmına doğru yönlendirdi. Odada tuzağa benzeyen herhangi bir mekanizma görünmüyordu. Banyodan içeri girdiğinde gördüğü manzara ise az önce zihnine dolan tüm düşünceleri tepetaklak etti. Banyoya gelmeden önce nefesinin kesildiğini mi düşünmüştü? Şu an nefesin nasıl alındığını bile unutmuş durumdaydı.
Xylia'nın bedeni su dolu küvetin içinde bulunuyordu. Su, tıpkı Xylia'nın bedeni gibi kan kırmızı renge boyanmıştı. Rodas'ın, Xylia'ın ölmüş olduğunu düşünmesi benliğinin geçmişe sürüklenmesine sebep oldu. İntihar eden mavinin bedenini bulduğu an gözlerinin önüne geliyordu. O zaman da şimdiki gibi tepki vererek harekete geçmesi oldukça uzun sürmüştü. Karşılaştığı durum kesinlikle bir insanın kendini hazırlayabileceği bir durum değildi.
Rodas, titremeye başlayan bedeninin kontrolünü eline aldığında hızlı bir şekilde Xylia'nın bedenini küvetten çıkardı. Onu yapabildiğini en hızlı şekilde yatağın üzerine götürürken bedeni hala titriyordu. Rodas, bunun sebebinin kızı alırken buz gibi suyun bedenine değmesinden ötürü olduğunu düşünmek istese de öyle olmadığının farkındaydı. Yatağın kenarında bulunan yırtık çarşaf parçasıyla Xylia'nın bedenini kaplayan kanları temizlemeye çalıştı. Kanlar silinirken belirginleşmeye başlayan ten kendini daha kötü hissetmesine sebep oldu. Açılan beyaz tenin üzerinde var olan fazla sayıda morluğu gördüğünde, Damien ve diğerlerine içinden küfürler etmeye başladı.
Xylia'ın işkence gördüğü belli olan bedeni Rodas'ın kontrol mekanizmasını fazlasıyla bozmuş olsa da henüz hiç bir şey için geç olmadığını kendine hatırlatmayı denedi. Xylia'nın solgun boynuna parmağını koyarak nabzını dinlemeye çalıştı. Hiç bir şey hissetmemek sinirlerini daha fazla gererken başını hafifçe Xylia'nın yüzüne eğdi. Nefes almıyordu. Rodas, gözlüklerini çıkartarak odanın bir tarafına gelişi güzel attıktan sonra Cleon ile iletişim kurmayı denedi. Bir şekilde güç alması gerekiyordu. Bu kadar dağılacağını en başında düşünmemiş olsa da bu görüntü onu darmadağın etmeye yetmişti.
"Cleon, Xylia'ı buldum. Çok kötü durumda, nefes almıyor..."
Rodas, titreyen sesiyle kelimeleri zar zor bir araya getirse de Cleon onu anlayarak cevap verdi.
"Hangi odadasınız, Rodas?"
"Lea ile kaldığın odada."
Konuşma noktalanırken duyduğu adım sesleri Cleon'un buraya geldiğinin işaretiydi. Rodas ise kendini şu an resmen mal gibi hissediyordu. "Lanet olası herif topla kendini!" İçinden kendine küfürler ederken, yüzüne sert bir tokat atmak istedi. Geçmişin izleri zihnini geçen her saniye daha beter hale getiriyordu. Elini saçlarından geçirirken kendine küfür etmeye devam ediyordu. Daha dakikalar önce komutayı eline alan adamdan çok, ne yapacağı şaşırmış bir çömeze dönmüştü.
Rodas, derin bir nefesle kendine gelmeyi denerken bir yandan da Sui Colores'de öğrendiği ilk yardımı Xylia'nın bedeninde uygulamayı düşündü. Ellerini birleştirerek Xylia'nın göğsüne yeterli baskıyı uygulamaya başlarken, bir yandan da dudaklarından nefes vermeyi denedi. Denemesinin ikinci seferin de Cleon hızla odaya girdiği gibi yatağa yaklaştı.
"Siktir! Kate sahiden de onu öldürmeye çalışmış. Lanet olası sürtük! Ona suni teneffüs yapmaya devam et, Rodas. Göğsüne basıncı ben uygularım."
Rodas, Cleon'un söylediği şekilde hareket ederken Xylia'nın dudaklarına hava üflemeye devam etti. Dakikalar geçerken Rodas, hissettiği baskı yüzünden neredeyse ağlamak üzereydi. Dolan gözleriyle hala ilk yardım uygulamaya çalıştığı Xylia'nın bedeni hiç bir şekilde tepki vermiyordu. Cleon'un basınç uygulamayı bıraktığını fark eden Rodas öfke ile bağırdı.
"Devam et, Cleon!"
Cleon, ne diyeceğini bilemez bir halde hiç istemediği cümleyi kurdu. Hala tepki vermeyen beden için söylenecek başka bir kelime yoktu.
"Rodas, Xylia öldü."
"Hayır ölmedi. Ölmeyecek. Ölemez. Maviyi tekrar kaybetmeyeceğim!"
Rodas, sinir krizi geçirir bir halde Xylia'nın bedenini sarsmaya başladı.
"Kendine gel! Gelmek zorundasın. Buradayım işte. Gücünü kullan ve iyileştir kendini, lütfen."
Cleon, ne yapacağını şaşırmış dostuna bakarken kendisi de aynı şekilde ağlamaya başladı. Bugün daha da kötü olabilir miydi? Herhalde olması imkansızdı. Rodas, Xylia'nın elini tuttuğunda yüzünü yüzüne yaklaştırdı.
"Mavi hala oradaysan, Xylia'ı lütfen geri getir..."
Rodas, sürekli olarak aynı cümleyi tekrar ederken Cleon'a bu cümle oldukça saçma geliyordu. Yine de ona durmasını söylemedi. Rodas, konuşmalarının arasında Xylia'nın dudaklarını bu kez öpmeye başladı. Eğer mavi aşkı yüzünden kendisine bağlıysa, Xylia'ı aynı duyguları yaşatarak kurtarabilirdi. Rodas'ın öptüğü dudaklar kendi göz yaşları ile ıslanırken burnuna kanın iğrenç kokusunun yanında oldukça tanıdık bir koku doldu. Papatya kokusunu ciğerlerine çeken Rodas, yaşadığı farkındalık ile gözlerini kapatarak, Xylia'nın dudaklarını bu kez kalbinde taşıdığı aşkı hissederek öptü.
Saniyeler sonra sanki ruhunun bir parçasının kalbinde bütünleşerek, dudaklarından Xylia'a aktığını hissetti. Bu hisle kendini hafif geriye çeken Rodas, kendisine bakan gözler sebebiyle yaşlı gözlerine inat gülümsemeye başladı. Elleri, Xylia'nın yanağını okşarken "Geri geldin." demeyi başardı.
Cleon, yaşanan anları sadece izlerken ne yapacağını, ne diyeceğini bilmiyordu. Rodas'ın boşa uğraştığını düşünse de gözlerini açan Xylia sayesinde oda rahat bir nefes almaya çalıştı. Bu boktan günde renkleri almalarının dışında, iyi olan tek şey bu olmalıydı.
"Onu hastaneye götürelim, Rodas. Gücü kendini iyileştirmesi için ne kadar yeterli bilmiyoruz."
Rodas, dostunu dinlerken gözlerini Xylia'nın yüzünden ayıramıyordu. Kız yeniden gözlerini halsizlik ile kapatırken, Rodas, "Haklısın." dedi. Xylia'ı kucağına aldıktan sonra da birlikte aşağı indiler.
...
Clementine'ın arka koltuğuna oturan Rodas, Xylia'ı göğsüne yatırdı. Az önce yaşanan kabus dakikalarından sonra yeniden toparlandığını hissediyordu. Cleon arabayı çalıştırırken, Rodas, "Bu arada diğerlerine yeni ev bulmaları için talimat verdim. Kısa süre içinde Walter'dan haber alacağımı düşünüyorum." dedi.
Cleon, "O halde onlarla iletişime geçmeme gerek kalmadı. Xylia, iyileşene kadar hastanede kalabilirsiniz." dediğinde Rodas, "Sen ne yapacaksın?" diye sordu.
Cleon, cevapsız bırakmayı tercih ettiği soruyla, gaza daha fazla yüklendi. Rodas ve Xylia'ı hastaneye bıraktıktan hemen sonra, kendince gerçekleştirmek istediği bir dizi plan vardı.
Walter, Rodas ile yaptığı konuşmanın hemen ardından, bu sabaha kadar yaşadıkları yer olan harabeye dönmüş binaya baktı. Bu olanları, yaşadıklarını tıpkı diğerleri gibi hala aklı almıyordu. Şimdiye kadar Max'in tasarladığı hiç bir plan büyük bir başarısızlıkla sonuçlanmamıştı. Kayıplar, görevlerinin bir sonucu olarak her zaman yaşanılır olmuştu. Koruyucu olarak her biri bunun farkındaydı. Ama bugün olanlar küçük bir aksiliğin, başlarına iş açmasından oldukça farklıydı.
Tüm plan Max'in bütün önlemlerine rağmen sabote edilmişti. Öyle ki onlara öldürecek yaratık bile bırakılmamıştı. Kızları kurtarmak için avladıkları kişiler sadece beyni yıkanmış sıradan insanlardan ibaretti. Bu da herkesin ortak fikirde buluşmasını sağlıyordu. Renk ruhları taşıyan kızlar onlara hediye gibi sunulurken, hedefleri Lea'dı. Daha da önemlisi bunu başarmış olmalarıydı.
Walter'ın zihni her yeni soruyla birlikte daha fazlasını önüne sunarken, can sıkıntısı yüzüne yansıdı. Bu yüzden de düşüncelerini daha farklı bir şekilde yönlendirmeyi denedi. Şu an nereye gideceklerdi?
Rodas'ın söylediği gibi renk ruhları taşıyan kızların bakıma ihtiyaçları vardı. Kıyafetlerinin gizleyemediği kısımlarından görünen tenlerinde, işkence edildiklerini belli eden yaralar vardı. Onları bir kabustan çıkardıklarını düşünürken, harabe olan binanın önünde istemeden de olsa başka bir kabusun içine sokmuşlardı.
Walter, bu konu hakkında zihnini meşgul ederken bir süre sonra bu işi Max ve Caprea geldiğinde konuşulmak üzere rafa kaldırdı. O sırada da yanında hissettiği hareketlilik ile döndü. Adının Mileena olduğunu hatırladığı çekingen bir tavırla kendisine bakıyordu.
Walter, kızın konuşmasını beklemeden, "Bir şeye mi ihtiyacınız var?" diye sordu. Mileena sol elini, sağ bileğindeki yaranın üzerinde gezdirirken, "Bizi daha farklı bir yere getireceğinizi düşünmüştüm. Rachael hala korkuyor, onların bizi bulacağı konusunda endişeli. Burada daha fazla kalacak mıyız?" dedi.
Walter kızın haklı sorusunu dinlerken, diğer yandan Mileena konusunda kendince ufak bir tahlil yaptı. Kızlar ile tanıştıkları andan itibaren onlar ile korkmadan iletişim kurabilen bir tek Mileena vardı. Kız ya fazla cesurdu ya da kaybedeceği hiç bir şeyin olmadığının farkında olarak her şeyi boş vermiş durumdaydı.
"Max ve Caprea geldiğinde buradan gideceğiz. Rachael'a sizleri güvende tutacağımızı söyleyebilirsin. Onlardan önce sizi bulamadığımız için çok üzgünüm."
Kızın yaşadıklarının ağırlığı gözlerine yansırken, "Önemli değil diyemeyeceğim. Bizi daha önce bulmuş olsaydınız, kayıplarımız hiç yaşanmamış olabilirdi. Yine de yapılanları, tüm o yaratıkları düşününce pek fazla şansımız olmadığı da ortada." dedi.
Walter, mantıklı olsa da rahatsız olduğu kızın düşünceleriyle derin bir nefes aldı. Damien, koca gezegeni yok etmiş biriydi. Dünyada renkleri bulmak ise, samanlıkta iğne aramaktan daha imkansız bir durumdu.
"Bu düşüncelerini, Racheal'a aktarırsan onu daha fazla korkutmaktan başka bir şey yapmazsın, Mileena. Damien'ın yaptıklarının sonucunda sadece siz değil, tanıdığımız herkes, bizler çok ağır kayıplar verdik. Şans yada değil. Şu andan itibaren sizi korumak tamamen bizim görevimiz."
Mileena, Walter'dan bir adım uzaklaştığında "Teşekkür ederim. En azından artık o cehennemde değiliz ve bu sizin sayenizde oldu. Artık kızların yanına dönmeliyim, birimizin onları sakinleştirmesi gerekiyor." dedikten sonra arabaya doğru yürümeye başladı.
Walter, yürümeye başlayan kızın ardından hiç bir şey söylemedi. Ne kadar ağır bir travma yaşadıkları ortadaydı. Üzerlerine gitmek, olanları konuşturmak, şimdilik kötü sonuçlar doğurabilirdi.
Walter, bunları düşünürken harabe binadan çıkan Max'i fark etti. Hemen sonra da dikkatini çeken şeyler, Max'in kanlı kıyafetleri ve kollarında bulunan belirgin morluklar oldu. Hızla kardeşi olarak gördüğü adamın yanına koşarken, endişeyle "Max iyi misin?" dedi.
Max, olanları, Kate'i, yaratıkları özetleyerek Walter'a aktarırken, Walter'ın duyguları birbirine karışmıştı. Şaşkınlık, öfke, sinir hissetmediği duygunun kaldığını sanmıyordu. Yaptıkları küçük konuşmanın sonuna doğru Caprea'a da aralarına katıldığında onun yüzü de tıpkı Walter'ın yüzü gibi öfke doluydu.
"Kurtarma ve intikam işini şimdilik atlıyoruz. Renklerle ilgilenmemiz gerekiyor ve bunun ilk adımı bir yeni bir yer bulmak."
Max, arabaya doğru yürürken, "Bu işi kısa sürede bankadaki hesaplar ile halledebilirim." dediğin de diğerleri onu onaylarken daha fazla kalmak istemedikleri bu yerden, renk ruhları ile birlikte uzaklaştılar.