Bebek

2079 Words
Hayatın belli yada sadece tek bir noktasında insanın düşüncesi ölüm ile kesişir. Çaresizlik iliklerine kadar işleyip, yapacak hiç bir şeyi olmadığının düşüncesi, insanı son nefesin verildiği o ana götürür. Sanki ölüm gerçek kurtuluş, dünyadaki tüm sıkıntıların sonu, belki de mutluluk getirecek olandır. O an insan sadece bekler ve ölümün onu almasını umar ya da ölümü kucaklamak için bir şeyler yapar. Xylia, bedenine aldığı her yeni darbeyle daha fazla acı çekerken, düşüncelerinin geldiği son nokta ölüm oldu. Geçen dakikalar boyunca kurtulmak için bir umudu vardı. Ama katlanılmaz acı, Kate'in sözleri, umudunu yıktığı gibi, kurtulmak için ölümden başka bir çaresinin olmadığını da gösteriyordu. Bu yüzden de Xylia, gözlerini son kez kapattığında gerçekten ölmeyi istedi. Çaresizlik anında düşünebileceği başka bir şey kalmadığı için tek dileği bu oldu. İçindeki ruh, Rodas olmadan hiç bir işe yaramıyordu. Dahası ölümünün Rodas için de hiç bir şey ifade etmeyeceğini biliyordu. Gerçi yine de bir şey ifade edebilirdi. O da nefret ettiği kişinin ölümünün yaşatacağı rahatlıktı. Artık baş belası olarak gördüğü Xylia, hayatında yer almayacaktı. Xylia'nın zihni karanlığa gömülmeye başladığında son olması gereken yerde, mavi bir ışık patlaması zihnine doldu. Artık bunun ne demek olduğunu çok iyi biliyordu. Bunun anlamı ölümün son dakikalarını Sui Colores'de geçirecek olmasıydı. ... Xylia, daha önce de bulunduğu odaya bakarken, buraya ait hissetmek oldukça garip gelse de, öyle hissetmekten kendini alamıyordu. Duvarlardaki renkler, çekmeceli dolabın üzerinde duran vazo şeklinde biblolar ve hemen iki biblo arasında duran Rodas ile Mavinin düğün resmi, ona oldukça tanıdık geliyordu. Zihni bir nokta da ayrım yapabilse de kısa süre içinde Xylia, resimde gelinliğiyle harika görünen sarışın kadını kendisi olarak görüyordu. Zaten anıların hiç birinde istese de sonuçları, yaşananları, hatta duyguları bile değiştiremiyordu. Mavinin hareketleri, konuşmaları, Xylia'nın bedeni ile bütünleşiyor, sesi de onun sesi oluyordu. Odanın kapısı yavaşça açılırken, Xylia başını kaldırdığında içeriye giren adamla göz göze geldi. Rodas'ı anılarda her gördüğünde istemsiz bir şekilde heyecanlanıyor ve buna engel olamıyordu. Rodas'ın aşk dolu bakışları, karşısında duran her kadını etkileyebilirdi ki, Rodas hayran olduğu herhangi bir kadına değil, aşık olduğu, onunla hayat kurduğu kişiye bakıyordu. Xylia da bu durumdan fazlasıyla etkiliyordu. Zaten bu sebepten ötürü gerçeğe döndüğü her seferinde, kendine odaklanan nefret dolu bakışlar onu daha fazla rahatsız ediyordu. Sanki çok sevdiği aşkını kaybetmiş gibi hissediyordu ki, Xylia'a bu durum fazlasıyla saçma geliyordu. Rodas yatağa yaklaşırken, "Uyanma vaktin gelmişti uykucu. Sana ufak bir sürpriz hazırladım." dedi. Yatağın yanına geldiği anda da Rodas, Xylia'nın yanına uzanarak onun dudaklarını öpmeye başladı. Xylia ilk kez yaşamadığı bu anın büyüsüne kapılırken öpücüğün giderek derinleşmesi üzerine, göğsünde hissettiği dokunuşla inledi. Üzerinde bulunan ince ipek gecelik, Rodas'ın elini sanki çıplakmış gibi hissetmesine sebep oluyordu. Dakikalar sonra nefesi kesilen iki beden birbirlerinden ayrılırken Xylia, "Sürprizi merak ediyorum, sevgilim." dedi. Rodas, sevdiği kadının elini tutarken yataktan kalmasın da yardımcı oldu. Rodas, "Sürprizini birazdan göreceksin, hayatım. Mutfakta seni bekliyorum." dedikten sonra Xylia'ı ardında bırakarak odadan çıktı. Xylia, robotik hareketler ile ruhun davranışlarını taklit ederken, banyoda geçirilen dakikaların ardından, üzerine giydiği mor-beyaz renkli desenleri olan elbise ile odadan çıktı. Mutfağa varmasına bir kaç adım kalan Xylia, karnında hissettiği garip hareketlilikle başını önüne eğdi. Bu durum anı içinde ilk kez başına geliyordu. Xylia, elini karnına koyarken, hissettiği bebeğin hareketi yüzünden nefesi kesildi. Normalde kendinde olsa şaşkınlık ile olduğu yerde bayılırdı. Ama mavinin yaptığı şey olan gülümseyerek yürümeye devam etme hareketini uygulamak zorunda kaldı. Mutfaktan içeriye girdiğinde Rodas'ı önüne bağladığı mutfak önlüğüyle masanın yanında dururken gördü. Eline aldığı kepçe ile tıpkı bir aşçı gibi görünüyordu. Xylia, gülümseyerek masaya yaklaşırken, Rodas, "Masada eksik bir şey var mı , kraliçem? Eğer varsa aşçınız sizin için hemen hazırlar." dedi. Xylia'nın gördüklerine tepki olarak kahkahası mutfağa doldururken, gülmekten karnının ağrıdığını hissediyordu. Rodas'ın sürprizine karşılık oyununu sürdürmek adına nefesini kontrol altına alarak sakinleşti. Hemen sonra da sevdiği adam tarafından çekilen sandalyeye oturdu. Kraliçe edasında masayı incelerken, eksik bir şey görmüş gibi yüzünü buruşturdu. "Her şey tam istediğim gibi görünüyor ama yine de bir şeyler eksik gibi..." Rodas, masadaki eksiği bulmak için bakışlarını masanın üzerinde gezdirirken Xylia, Rodas'ın elini tuttu. "Boşuna masayı inceleme, hayatım. Masadaki tek eksik sensin. Hadi yemeğimizi yiyelim, sana söylemek istediklerim var." Rodas, elindeki kepçeyi mutfak tezgahına bıraktıktan sonra, boş olan sandalyeye oturarak, Xylia ile kahvaltı yapmaya başladı. Yemeğin sonlarına doğru Xylia, " Mutfağa gelmeden önce koridorda, bebeğimizi ilk kez hareket ettiğini hissettim. Bu inanılmaz bir duyguydu, Rodas." dedi. Rodas, heyecanla ayağa kalkarken Xylia'nın yanında diz çökerek elini karnının üzerine koydu. "Sence bende hissedebilir miyim?" Xylia, karnındaki elin üstüne elini koyarken, "Bilmiyorum, hayatım. Belki biraz beklersek, sende hissedebilirsin." diyerek açıklama yaptı. Aradan geçen bir kaç dakika boyunca mutfak sessizliğe gömüldü. İkisi de birbirlerinin gözlerinin içine bakarken Xylia hissettiği hareketlilikle gülümserken, Rodas da gülümseyerek, "Bu harika bir his. Bu ufaklık ikimizin bir parçası." dedi. Rodas, Xylia'ı öpmek için doğrulurken Xylia öpücüğü aşkla kabul etti. Birbirlerinden ayrıldıklarında Xylia ve Rodas, masayı birlikte topladıktan sonra oturma odasına geçtiler. Xylia, üçlü koltuğa otururken Rodas, "Bugünkü sürprizlerimiz henüz bitmedi, güzelim." dedi. Xylia, bakışlarında merak, yüzünde gülümseme ile kocasına bakarken, "Beni şımartıyorsun, kocacım." derken, bakışlarını onun yüzünden ayırmıyordu. Rodas cebinden küçük bir kutu çıkartarak ona uzattı. Xylia, merakla minik kutuyu açarken, Rodas da koltukta yanına oturdu. Açılan minik kutunun içinden üzerinde dört farklı renkte taşa sahip, gümüş renkli yüzük çıktı. Yüzüğün üst kısmında bulunan mor renkli taşın yanında Mavi yazıyordu. En alt kısımda bulunan yeşil taşın yanında da Rodas'ın adı vardı. İki taşın ortasında da pembe ve mavi renkte iki adet taş daha bulunuyordu. Xylia, yüzüğü biraz daha incelerken, içinde 'Hayatımın aşkına' yazısını gördü. Rodas yüzükteki iki taşın yanındaki boşlukları parmağıyla gösterirken, "Burada da doğacak çocuklarımızın isimlerini yazdıracağız." dedi. Xylia'nın fazlasıyla ince düşünülen hediyeye karşılık gözleri dolarken Rodas'a sarıldı. "Harika bir hediye hayatım. Çok teşekkür ederim. İkinci bir çocuğumuzun olmasını istediğini söylememiştin." dedi. Rodas, Xylia'nın kendisinden uzaklaşması ile yüzünü elleri arasına aldı. "Bebeğimizin tek çocuk olmasını hiç düşünmemiştim, hayatım. Eminim oda büyüdüğünde kardeşi olmasını isteyecektir. Ayrıca teşekkür etmene gerek yok, sen varlığın ve bebeğimizle bana en harika hediyeleri veriyorsun." dedi. Xylia, yüzüğü parmağına taktıktan sonra sevdiği adama sıkıca sarılarak, aşkını ona göstermek adına dudaklarını öptü. Sonraki dakikalar, bir filmi izlerken ileri tuşuna basılması gibi hızlı kareler şeklinde akmaya başladı. Xylia o anları görüyor, hissediyor, ama mavi ile kendisi arasında olan farkı anlıyordu. Anı yeniden normal akışına döndüğünde, Xylia, kendini yeniden yatakta buldu. Ama bu kez gece olmuş, Rodas düzenli nefes sesleri eşliğinde yanında uyuyordu. Xylia, kulağına dolan garip uğuldama seslerinin arasında, yılan tıslamasına benzettiğini başka bir ses daha duydu. Bir an da canından can kopmasına benzer büyük bir acı tüm bedenini kaplayıp, karnında bütünleşirken, aklındaki son düşünce bebeğim ölüyor oldu. ... Xylia gözlerini yavaşça açarken, gördüğü ilk yüz, Rodas'ın endişeli surat ifadesi oldu. Gözlerinde hiçbir nefret kalıntısı görememek kafasını karıştırırken, hemen yanında duran doktoru fark etti. Eli istemsiz bir şekilde karnına giderken kurumuş boğazına rağmen, "Bebeğim?" demeyi başardı. Rodas, şaşkın bakışlarını Xylia'ın yüzüne sabitlerken, doktorunda ondan pek bir farkı yoktu. Ne bebeğinden bahsediyordu? Doktor, Rodas'a döndüğün de, "Eşiniz hamile miydi? Bize bu bilgiyi vermediniz. Bebek için herhangi bir işlem yapılmadı." dedi. Rodas, hala şaşkınlığını korurken "Bebekten benimde haberim yoktu. Xylia, hamile misin?" diye sordu. Xylia, gerçeklik ile geçmişin anıları arasında gidip gelen zihnine küfürler ederken derin bir nefes aldı. Rodas, ona sevgilim yada hayatım dememişti. Mavi de demediğine göre geçmişte değil, şimdiki zaman da olmalıydı. Başını hafifçe öne eğdiğinde kollarında fark ettiği sargılar işkence gördüğü dakikaları anımsamasını sağladı. Öleceğini düşündüğü ve anıda kaybolduğu zaman görünen o ki Rodas tarafından kurtarılmıştı. Xylia, durumu kurtarmak için "Hayır. Hayır. Hamile değilim. Sanırım rüya görüyordum, hala halsizim." dedi. Doktor elinde tuttuğu rapora bakarken, konuşmaya başladı. "Kazanın ardından travma geçirmiş olabilirsiniz. Başınıza da darbe almışsınız. Ama merak etmeyin, yaralarınız beklediğimizden daha hızlı iyileşiyor. Yine de bir süre müşahede altında kalmanızı öneriyorum. Baş ağrınız ciddi olabilir. Herhangi bir iç kanamaya rastlamamış olsak da bir süre misafirimiz olmalısınız." Xylia, doktoru dinlerken yutkundu. Boğazındaki kuruluk canını yakıyordu. Rodas, "Merak etmeyin, onunla kalacağım. Bir sorun olursa size haber veririz." dedi. Xylia, Rodas'ın ilgili tavrına anlam veremezken sessizce onu seyrediyordu. Doktor, "O halde bir şeye ihtiyacınız olursa hemşireyi çağırabilirsiniz. Size yemek göndermelerini söyleyeceğim." dedikten sonra odadan çıktı. Rodas, Xylia'a yaklaşırken solgun yüzünü inceliyordu. Clementine'ın arka koltuğunda otururken onun bir an olsun elini bırakmamıştı ve hastane yolunda yaralarının hala iyileşmeye devam ettiğini görmek biraz daha rahatlamasına sebep olmuştu. "Bir şeye ihtiyacın var mı?" Xylia, yeniden yutkunurken, "Su." dedi. Rodas, bir gece önce hastane koridorunda bulduğu otomattan aldığı su şişesini Xylia'a uzattı. Xylia, kuruyan boğazını bayram ettiren suyu içerken, Rodas sandalyeyi çekerek yatağın kenarına oturdu. Xylia'nın suyu içmesini bekledikten sonra da "Rüyanda ne görüyordun?" diye sordu. Xylia, az önce su ile ferahlamış boğazının yeniden kuruduğunu hissederken ne diyeceğinden emin değildi. Ama geçmişi yaşatan hayalleri bir şekilde dile getirmesi gerekiyordu, yine de son dakika da aklına gelen kişiyle konuyu değiştirdi. "Lea, iyi mi? En son çok kötüydü. Ona ne yaptılar bilmiyorum." Rodas'ın sıkıntısı yüzüne yansırken, "Lea'ı aldılar. Max, Kate ve adamlarının neler yaptığını anlattı. Yine de benim anlamadığım, Kate renk ruhu olduğunu bile bile seni neden geride bıraktı? Sadece siyah hedef olsa bile Damien, henüz tanışmadığı yeni bir renk ruhunu göz ardı edecek bir adam değil." dedi. Xylia, duydukları ile kendini bir anlığına unuturken Lea için endişelenmeye başladı. Kate, ona oldukça saçma bir nedenden, Max ile sevgili olmasını bahane ederek, işkence ederken, Lea'ı kim bilir ne tür belalar bekliyordu. "Lea için çok üzüldüm. Bana gelince, Kate'in yanında bulunan Nyx, benim renk ruhu olmadığımı söyledi. Kate de insan olduğumu düşündü." Rodas'ın duyduğu cümleyle ağzı şaşkınlıkla açılırken ayağa kalktı. Sinirleri geri gelmiş, odayı yüksek bariton sesi donduruyordu. "Ne demek renk ruhu olmadığını söyledi! Gücünü kullanabiliyorsun. Mavi gibi davranıyorsun, hatta kokun bile, onun gibi." Xylia, bir anlığına sessizliğe gömülürken, sonraki saniyede sinirleri bozulmuş bir halde kahkaha atmaya başladı. Rodas'ın ona deli görmüş gibi bakmasını umursamıyordu. Onun sadece bir süreliğine geçmişteki kişiliğine geri döndüğünü sanmıştı. Karısı için endişelenen aşık adamı gözlerinde görmüştü. Gerçekten endişeleniyor gibiydi, ama yine tek bir hareketiyle Rodas acısını Xylia'dan çıkaran, acımasız adam olarak davranmaya başlamıştı. Xylia, artık kaldıramadığı duygu karmaşasıyla, bedenindeki ağrılara rağmen yataktan kalkmaya çalıştı. Rodas burada olduğuna göre lanet renk ruhu işini yaparak, doktorlardan daha kısa sürede iyileşmesini sağlardı. Xylia, yataktan kalkamadan Rodas, belini kavrayarak yataktan kalkmasına engel oldu. "Ne yapıyorsun, doktor dinlenmeni söyledi." "Doktorun ne dediği umurumda değil. Seninde ne dediğin umurumda değil. Lanet olası mavinin ruhu sen olmadan hiç bir işime yaramıyor. Ben işkence görürken, Kate ve adamları yaralarımı daha fazla deşerken biran olsun bana yardımcı olmadı. Yaralarımın iyileşmesini bırak acısını bile biraz olsun azaltmadı ve sen geçmiş karşıma hala mavinin ruhundan bahsediyorsun! Nyx'de yanımda sen olmadığın için onu hissetmemiş olabilir. Bırak beni!" Xylia, sinirini boşaltır bir şekilde bağırarak konuşurken Rodas'ın gözlerinde yeniden sakinliği gördü. Ama bu kez ona kanmak gibi bir düşüncesi yoktu. Rodas, geçmişte maviye aşıkken, onu severken iyi bir adam olabilirdi. Şu an ise o iyi adamın kırıntılarını bile kalbinde taşımıyordu. "Hayır seni bırakmıyorum. Burada kalıyorsun!" "Neden seni dinlemek zorundayım. Mavi gibi kokuyorum diye mi? Bir an olsun maviyi bende görüp iyi davranıp, bir an sonra yeniden kalbimi kırman için mi? Neden beni kurtardın, Rodas! Ölümüm içimdeki maviye öldürmezdi. Ruh başka bir beden bulabilirdi. Keşke beni ölüme terk etseydin." Rodas, yüzüne yerleşen hüzünle karışık ifadesiyle bağırmaya başladı. "Hayır, böyle söyleme! Bunu yapamazdım. Kaldıramazdım. Yeniden boş kabuk bir bedene bakamam." Xylia, sabır dilercesine ellerini yumruk yaparken, sonraki saniye içindeki tüm gücünü kullanarak Rodas'ın yüzüne tokat attı. "Sen hayatımda görüp görebileceğim en bencil adamsın. İşkence gördüm. Ölümden döndüm ve hala kendini düşünüyorsun! Mavi ile yaşadığın hayatı sürekli olarak hayallerimde görüyorum. Onları yaşıyorum, seni anlamaya çalışıyorum. Ama yaptıkların... Benim gördüğüm mavi eğer şu halini görseydi. Eminim o da senden en az benim kadar nefret ederdi!" Rodas, hafif yana düşen başı ile söylenenleri dinlerken, yanağındaki acıyı umursamadı. Kısa süre içinde de Xylia'nın bebeğim dediği anı anımsadı. Kızın ses tonunda bile hala Maviyi görüyordu. O an şaşkınlık ile bir şey diyememişti. Ama anılar, olanları, davranışlarının sebebi açıklıyordu. Son cümlesinin ise sinir krizi geçiren Xylia'ı daha fazla deli etmemek için üstünde durmadı. Zaten bu cümleyi ona söyleyen ilk kişi Xylia bile değildi, diğer herkes her dengesiz davranışında bunu ona söylemişti. "Özür dilerim. Sadece sakinleş... Henüz iyi değilsin, Xylia. Ruh yaralarının tamamını iyileştiremedi. Bu yüzden hastanedeyiz." Xylia sinirden dişlerini sıkarken, göz yaşları yanaklarından süzülmeye başladı. Ağlıyor ve histerik krizi geçirir gibi bağırıyordu. "Umurumda değil. Bana iyi davranmayı bırak midemi bulandırıyorsun! Mavinin ruhu yüzünden aklımı kaçırmanın eşiğindeyken, senin davranışların her şeyi daha kötü hale getiriyor. Benden uzak dur." Rodas, Xylia'nın gözyaşlarıyla ıslanmış yanaklarını bakarken, çırpınan bedeni sabit tutmayı deniyordu. Ama ne yaparsa yapsın başaramıyordu. Xylia, kurtulmaya çalışmaktan vazgeçmiyordu ve her geçen saniye ağlaması daha da şiddetleniyordu. Rodas, ne yapacağını bilememenin eşiğinde yüzünü Xylia'nın yüzüne yaklaştırdı. Kızın seri bir şekilde nefes alış verişlerinin yavaşladığını fark ederken, burnuna dolan tanıdık koku onun dudaklarını öpmesine sebep oldu.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD