❗Bedel❗

1337 Words
Koridorun o keskin, steril kokusu bir anda genzimi yakan bir zehre dönüştü. Bacaklarıma sarılan o küçücük eller, "Anne!" diyen o titrek ses... Sanki yer ayağımın altından kaymış, Mardin’in tüm taş binaları üzerime yıkılmıştı. Zervan Kozcu’nun az önce kulağıma fısıldadığı o akılalmaz "Karımsın" sözü hala zihnimde yankılanırken, bu küçük çocuğun feryadı her şeyi yerle bir etmişti. Zervan’ın az önceki alaycı ve sahiplenici bakışları, yerini bir anda fırtına öncesi sessizliğe bıraktı. Gözlerini benden ayırmadan, yavaşça aşağıya, bacaklarıma sımsıkı dolanmış o küçük çocuğa indirdi. O an koridordaki herkesin nefesini tuttuğuna yemin edebilirdim. "Anne... Neden beni orada bıraktın? Çok korktum," diye hıçkıra hıçkıra ağladı. Kollarım iki yanıma düştü. Cevap veremedim. Ama inkar da edemedim. İstanbul’da kurduğum o sahte huzur kalesi, tek bir kelimeyle yerle bir olmuştu. Yıllardır herkesten, hatta kendimden bile sakladığım o büyük sırrım, en savunmasız anımda karşıma dikilmişti. Zervan bir adım geri çekildi. Elini sertçe çenesine götürüp sıvazladı. Bakışları bir hançer gibi önce bana, sonra bacaklarıma dolanan çocuğa saplandı. "Süleyman’ın yeğeni..." dedi, her harfi üzerine basa basa. "Bana sunulan bedel, meğer yanında promosyonunu da getirmiş." "Ben... Ben anlamıyorum," diye kekeledim. Sesim kendi kulaklarıma bile yabancı geliyordu. "Ne karısı? Ne bedeli? Sen neden bahsediyorsun? Ben seni hayatımda ilk kez görüyorum!" Zervan'ın gözlerinde karanlık bir şüphe belirdi. "Amcan seni buraya ne için çağırdığını söylemedi mi Hejar?" "Abim kaza yaptı dedi! Ocağımız sönüyor, gelmen lazım dedi! Başka bir şey söylemedi!" diye bağırdım. Kalbim yerinden çıkacak gibiydi. "Bana bak Zervan Kozcu, ne saçmaladığını bilmiyorum ama ben kimsenin karısı falan değilim. Ben buraya abimi görmeye geldim!" "Süleyman..." diye mırıldandı Zervan, dişlerinin arasından. Sesi koridorda yankılanırken, adamları bile irkilerek geri çekildi. "Seni bana berdel diye sunarken bu 'küçük' detaydan bahsetmedi demek. Seni bir borç öder gibi kapıma bağladı ama borcun yanında faizi olduğunu söylemeyi unuttu!" "Berdel mi?" Duyduğum kelimeyle beynimden aşağı kaynar sular döküldü. Berdel... Bir cana karşılık bir can. Amcam beni bir eşya gibi, bir ödeme aracı gibi bu adamın önüne mi atmıştı? "Hayır... Yapmaz. Amcam bunu bana yapmaz!" "Oğlumun bu işle bir ilgisi yok!" diye bağırdım aniden, kendimi bir kalkan gibi çocuğun önüne atarak. Onu kucağıma aldım, hıçkırıklarını göğsüme hapsettim. "Onun adını ağzına alma Zervan Kozcu! Bizi hemen buradan bırak!" "Adı ne?" dedi Zervan, sesi bu sefer korkutucu bir sakinliğe bürünmüştü. "Mervan," dedim titreyen bir sesle. "Adı Mervan." Zervan’ın gözlerinde bir anlık bir parıltı geçti. "Mervan..." diye mırıldandı. "Demek Süleyman’ın bana verdiği temiz kız sensin ha. Meğer amcan sadece seni değil, senin geçmişini de benim kucağıma bırakmış." Mervan başını göğsümden kaldırıp Zervan’a baktı. Küçük elleriyle boynuma daha sıkı sarıldı. "Anne, bu amca kim? Neden kızıyor sana?" Zervan, Mervan’ın gözlerinin içine baktı. O sert adamın bakışlarında ilk kez bir anlık boşluk gördüm ama bu çok kısa sürdü. Zervan adamlarına dönüp buz gibi bir emir verdi. "Alın ikisini de. Konağa götürün. Süleyman’ı da derhal oraya getirin!" "Hayır! Biz hiçbir yere gelmiyoruz! Ben İstanbul'a dönüyorum!" diye direndim ama Zervan üzerime yürüyüp kolumu öyle bir sıktı ki acıyla inledim. "Abinin yaşamasını istiyorsan Hejar, o arabaya bineceksin. Amcan seni bana verdi. Kabul etsen de etmesen de artık Kozcu konağının gelinisin. Ve bu çocuk..." Gözlerini Mervan'a dikti. "Bu çocuk artık sadece senin değil, benim de meselem. Anladın mı?" Zervan'ın gözlerindeki o karanlıkta kendi sonumu gördüm. İstanbul’un özgür kadını artık yoktu. Mardin’in tozlu yollarında, kucağında oğlu Mervan ile amcasının kurduğu o korkunç pazarın kurbanı olan Hejar vardı artık. Arabaya doğru sürüklenirken, amcam Süleyman’ın neden yüzüme bakamadığını, neden "emanetine sahip çık" dediğini şimdi tüm dehşetiyle anlıyordum. Kozcu konağının büyük kapıları bizim için açılırken, avluda bizi bekleyen mahşer kalabalığı ve asıl kıyametin şimdi kopacağının habercisiydi. .... Kozcu konağının devasa demir kapıları gıcırdayarak açıldığında, Mardin’in kızıl güneşi avluya sanki bir infaz vaktiymiş gibi vuruyordu. Araba durduğunda içimdeki her şeyin kaskatı kesildiğini hissettim. Zervan arabadan inip benim kapımı sertçe açtı. "İn," dedi, sesi avludaki taş duvarlardan yankılanarak. Mervan’ı kucağıma sımsıkı bastırıp dışarı adım attım. Ayaklarım o kadim toprağa değdiği an, etrafımızı saran mahşer kalabalığının bakışları üzerime çöktü. Kadınlar fısıldaşıyor, adamlar elleri arkasında, yüzlerinde o sarsılmaz hükümle bizi izliyorlardı. Avlunun en tepesinde, taht gibi duran koltuğunda Hükümran Hanımağa oturuyordu. Bakışları öyle bir nefret ve merakla doluydu ki, nefesim kesildi. Zervan kolumdan tutup beni avlunun ortasına, güneşin tam altına sürükledi. "İşte," dedi Zervan, sesini tüm konağa duyurarak. "Süleyman’ın berdel diye tıututrduğu bana verdiği kızı budur!" Hükümran Hanımağa ağır adımlarla yerinden kalktı. Basamakları tek tek inerken gözleri benden çok kucağımda tir tir titreyen Mervan’ın üzerindeydi. Tam önümüzde durduğunda, eli titreyerek Mervan’ın çenesini tutmak istedi. Mervan korkuyla yüzünü boynuma gömdü. "Bu ne demek Zervan?" diye gürledi Hükümran Hanımağa. Bakışları çocukta çakılı kalmıştı, yüzü kireç gibi bembeyazdı. "Bu çocuk... Bu çocuk kimin? Bize niye benzer böyle?" Avludaki yaşlı kadınlardan biri öne çıkıp fısıldadı: "Tövbe yarabbi... Bakışları, şu kaş yapısı... Zervan Ağa’nın çocukluğu sanki. Kozcuların kanı akıyor bu sabinin damarlarında." Duyduklarım karşısında donup kaldım. Mervan’ın Kozculara olan bu akılalmaz benzerliği benide şok etti adeta konakta olan herkesten bir parça almış gibiydi bilmezsem çocuğun babası bunlardan biri sanacağım. Avludaki yaşlı kadınlardan birinin "Zervan Ağa’nın çocukluğu sanki..." diye fısıldaması, ruhumda bir deprem yarattı. Hükümran Hanımağa keskin gözlerini Süleyman amcama dikti. "Söyle Süleyman! Kimdir bu çocuğun babası? Hangi soysuzun dölünü bu konağa sokmaya çalışırsınız?" Amcam, yüzünde derin bir suçlulukla öne çıktı, sesi titriyordu. "Babası..." dedi duraksayarak, sanki kelimeleri tartıyordu. "Babası şehit oldu Hanımağam. Hejar dul kaldı, çocuk yetim. Bizim kanımızdır, sahipsiz bırakamazdık." Amcam yalan söylemişti dulluk konusunda dul değildim çünkü evlenmeden şehit olmuştu. Hükümran Hanımağa tatmin olmamıştı. "Bana bak kız!" dedi yüzüme doğru eğilerek. "Bizim töremiz dul kadını, elin dölünü kabul etmez. Berdel dedik, temiz dedik! Sen benim oğlumun dengi değilsin!" Olaylar birer birer önüme döküldü. Abim Cihan, Zervan’ın kız kardeşi Mercan’ı kaçırmıştı. Kan dökülmemesi için amcam Süleyman, İstanbul’da kendi halinde yaşayan beni, yani yeğenini feda etmişti. Bir cana karşılık bir hayat... Benim hayatım. "Ben ne berdeli kabul ediyorum ne de bu saçmalığa katlanırım!" diye haykırdım. "Alın abinizi, ne yapıyorsanız yapın ama bizi hemen bırakın!" Zervan bir adımda yanıma geldi, sıcak nefesini cildimde hissettim. "Abin Cihan şu an o hastanede bir işaretime bakıyor Hejar. Eğer 'hayır' dersen, o kapıdan ancak cesedi çıkar." Hükümran Hanımağa hala "Olmaz!" diye diretiyordu. Tam o sırada Mervan, kucağımdan inip avlunun ortasındaki o gergin havayı dağıtırcasına etrafına bakındı. O kadar masum ve o kadar şirindi ki, avludaki kadınların sert bakışları bile yumuşamaya başladı. Mervan, Zervan’ın yanına gidip onun heybetli gölgesinin altında durdu ve büyük bir merakla Zervan’ın elindeki tespihi incelemeye başladı. Zervan, kimsenin beklemediği bir şey yaptı. Mervan’ın elinden tutup onu avlunun köşesindeki kemerli duvarın oraya götürdü. Kimsenin duyamayacağı bir fısıltıyla çocukla konuştu. Mervan’ın omuzları dikleşti, Zervan’ın ise yüzündeki o sert ifade bir anlığına yerini bir kararlılığa bıraktı. Geri döndüklerinde Zervan, annesine baktı. "Kabul edilecek ana," dedi Zervan, sesi itiraz kabul etmiyordu. "Bu nikah kıyılacak. Hejar da çocuk da bu konakta kalacak. Hüküm verilmiştir." Amcam kolumdan tutup beni kenara çekti. Gözleri yaşlıydı ama sesi bir cellat kadar soğuktu. "Kabul et Hejar... Kurbanın olayım evet de." "Amca sen beni bu adama nasıl kurban edersin?" "Mesele sadece senin hayatın değil kızım," dedi amcam, sesi iyice kısılarak. "Eğer kabul etmezsen, Zervan bu çocuğu sağ bırakmaz. 'Bir başkasının kanını bu konakta barındırmam' dedi. Eğer bu nikah olmazsa, Mervan'ın yaşamasına izin vermezler. Kabul etmezsen, yarın güneş doğmadan Mervan'ın küçük bedenini o dağlara gömerler. Kendi ellerinle oğlunu ölüme mi atacaksın? 'Evet' de ki Mervan yaşasın..." Süleyman amcam sesini daha da kısık tutarak iyice yanaştı bana. Bakışlarında sinsi bir çaresizlik vardı. "Hem kızım..." dedi, nefesi kulağımı yakıyordu. "O kısır... Yani tam değil, anla kızım. Sana bir zararı dokunmaz." Anlamadığım için amcama boş gözlerle baktım. "Ne kısırı, ne diyorsun amca?" "Ağzımı açtırma tövbe tövbe... Anla işte, tam erkek değil, iktidarsız!" Duyduğum kelimeyle buz kesildim. Amcamın bu iğrenç ama hayati itirafı zihnimde yankılanırken bacaklarımın bağı çözüldü. Mervan’ın Zervan’ın elini tutan minik ellerine baktım. Zervan'ın tehdidi, abimin canı, amcamın bu tuhaf güvencesi ve oğlumun nefesi arasında sıkışıp kalmıştım. Bacaklarımın bağı çözüldü. Mervan’ın Zervan’ın elini tutan minik ellerine baktım. Zervan'ın tehdidi, abimin canı ve oğlumun nefesi arasında sıkışıp kalmıştım. "Kabul ediyorum," dedim, sesim ölümü andıran bir tınıyla tüm konakta yankılandı. "Kabul ediyorum Zervan Kozcu." Artık sadece bir berdel kurbanı değil, oğlunu yaşatmak için kendi cehennemine imza atan bir kadındım. Zervan’ın gözlerindeki o gizemli parıltı ise, asıl savaşın şimdi başladığını fısıldıyordu.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD