Zervan’ın arkasından, kucağımda Mervan’la beraber aşağı indim. Avluya adım attığım an sanki tüm dünya durdu, tüm gözler üzerimize dikildi. Masanın etrafındaki o kalabalık, o sessizlik... Yerimde bir an durakladım. Kimseyi tanımıyordum ve masadaki herkes, sanki büyük bir günahın işlemişiz gibi bana ve oğluma iğrenerek bakıyordu. Biz bu bakışları hak edecek hiçbir şey yapmamıştık; sadece hayatta kalmaya çalışıyorduk. Zervan, o sarsılmaz otoritesiyle yanıma geldi. Büyük, sıcak elini belime koydu. Dokunuşu hem bir sahiplenme hem de masadakilere bir uyarıydı. "Beraber geçelim," dedi fısıltıyla. Baş köşedeki sandalye boştu. Heybetinden bile belliydi, orası babasının yeri olmalıydı. Sahi, babası neredeydi? Zervan hiç tereddüt etmeden oraya, oraya geçip oturdu. Hemen sağında annesi Hükümran Hanı

