Akşama kadar konakta hummalı bir hazırlık yapıldı. Tabii ben de yardım ettim. Ne kadar çalışan olsa da sonuçta onlar da insandı, her şeye yetişemiyorlardı. İstanbul’da kendi işimi kendim görmeye alışmıştım zaten, elim boş durunca daralıyordum. Bir yandan mutfağa el atarken, bir yandan da oğlum buralara yabancılık çekmesin diye her yeri gezdirdim. Konak koca bir labirent gibiydi ama Mervan her köşeyi keşfetmek için can atıyordu. Saat sekizi gösterdiğinde Mervan’ın yemeğini yedirmiştim. Sabah erkenden ayakta olduğu için gözlerinden uyku akıyordu zaten. Mardin’in havası mı çarptı yoksa konaktaki bu ağır atmosfer mi bilmem, çocuğun uyku düzeni iyice bozulmuştu. Zervan’ın onun için hazırlattığı odaya götürmedim. Korkuyordum; o yengeler olacak yılanların sağı solu belli olmazdı. En azından

