Sabahın ilk ışıkları henüz binaların arasına sızmadan kabanımı üzerime geçirdim. Cüzdanımı ve telefonumu avucumun içine hapsederken, içimdeki huzursuzluk dışarıdaki ayazdan daha keskindi. Kapıdan çıkarken, Zervan’ın kapıya diktiği korumalardan biri hemen hareketlendi. "Ağamın kesin talimatı var Yenge Hanım, nereye isterseniz ben götüreceğim," dedi sert ama saygılı bir sesle. Karşı çıkmadım. Zaten bu şehri, bu sokakları artık tek başıma yürüyecek gücüm kalmamıştı. Siyah araba Galata’nın dar, parke taşlı sokaklarında sessizce süzüldü. Atölyenin önüne geldiğimizde koruma dışarıda kaldı. "Buradayım," dedim sadece. Atölyenin kapısını açtığımda tozlu bir hava karşıladı beni. Zervan sadece mezarın yerini biliyordu; o kazanın olduğu, her şeyin bittiğini sandığı o ıssız yeri... Kafamı rahatla

