3- Kalp Atışları

3691 Words
Keyifli okumalar dileriiim Oy vermeyi unutmayın olur mu? Kitabı sevip sevmediğinizi yorumlarınız sayesinde anlayacağım için yorum bekliyorummm • Anıl Şallıel Dedüblüman Sevince Annem her zaman en zayıf yanımızın duygularımız olduğunu söylerdi. Duygularını yoğun yaşayan biri hayata karşı her zaman zayıftır. O öyle söylerdi. Bu yüzden her şeye karşı hep dik durmuş bana da bunu öğretmeye çalışmıştı. Genelde iyi bir öğrenci olsam da bu konuda sınıfta kaldığımı hissediyorum. Sanırım annem kabul etmese de duygusallık konusunda babama benziyordum. Dünden sonra özellikle bu konuyu daha çok düşünür olmuştum. Çünkü dün belki de ilk defa içimde sürekli bastırdığım duygularımın tamamının tavan yaptığını hissetmiştim. Korku, heyecan, merak... Bunların hepsi, tehlikenin alt zeminini hazırlayan önlemli taşlardı ve ben itiraf etmekten çekinsem de Sancak abinin karşısında hepsini birer birer hissetmiştim. Nedenini düşünmek istemiyordum çünkü alacağım cevaptan korkuyordum. Tarifi olmayan bir korkuydu bu... "Yarın plaja gidelim." Başımı boş boş baktığım telefon ekranından kaldırıp Başak'a çevirdim. "Nereden çıktı birdenbire?" Omuz silkerken yanıma gelip kolunu omzuma attı. "Yarın pazar ve bil bakalım kimler pazar günü plaja gidiyor?" Kaşlarım çatılırken düşünmeye başladım. yüzündeki heyecan dolu ifadeden yola çıkarak "Fatih ve Mert?" diye sordum. Başıyla onayladığında otuz iki dişini göstererek gülümsedi. "Tam isabet." Başımı bezgince iki yana doğru sallarken uzanıp elimde tuttuğum telefonu aldı. i********: uygulamasının hikaye kısmını açtıktan sonra resim çekmeye başladı. "Güzel poz versene Gülce. Hikaye atacağım, Fatihcim ile dün takipleşmeye başladık da." Geri çekilmeye çalıştım. "Kendin çek at ya bana ne? Bulaştırma beni." "Senden paylaşıp kendimi etiketleyeceğim, gıcıklık yapma da dur yerinde." "Ya ben sevmiyorum fotoğraf çekinmeyi," diye huysuzlandığımda ters ters yüzüme baktı. "Ay bu da iyice annesine çekti," diye çemkirdiğinde yüzümü buruşturdum. "Ne alakası var?" diye itiraz ettim. "Sadece fotoğraf çekinmeyi sevmiyorum." Çikolata kahvesi iri gözlerini kırpıştırdı. "Ama en yakın dostun için çekersin değil mi? Yarından önce kendimi Fatih'e hatırlatmam lazım lütfen." Bir aşk insanı bu kadar değiştiremezdi.... Eski Başak'dan geriye eser kalmamıştı. Yüzümü buruştururken "Tamam ya," diye mızmızlandım. Gülümserken tekrar sarılıp art arda fotoğraflar çekmeye başladı. Nihayet bir tanesini beğendiğinde rahat bir nefes aldım. "Bunun üstüne ne yazsam acaba? Birtanecik kankam Başak ile, nasıl?" Yüzümde beliren dehşet doluyu ifadeyi görünce kahkaha atmaya başladı. "Şaka yaptım be." Telefonumu elinden çekip aldım. "Ver şunu ya." Kalp emojisi koyup onu etiketledikten sonra paylaş yaptım. "Kuru kuru bir kalp mi?" Asılı yüzüne bakarken "Beğenemedin mi?" diye sordum. Omuz silkti. "Bu kadar okuyan birine göre nerede özgünlük ve yaratıcılık?" deyip burun kıvırdı. Alayla gülerken uzanıp burnunu sıktım. "Taze bitti aşkım." Gözleri saate kaydığında "Ben kalkayım, babam gelir birazdan," dediğinde doğruldu. Başak'ın babası annemi pek aratmıyordu. Bu yüzden ısrar etmek yerine ben de ayaklandım. "Elin nasıl oldu?" Sargılı sağ elimi havaya kaldırdım. "Düne göre daha iyi." Başak'ın dudakları sinsice kıvrıldı. "Koskoca Bozcaada da sen git Sancak Erkuran'a çarp. Olacak iş mi?" Sesindeki imayı anlayacak kadar iyi tanıyordum onu. Gözlerim kısılırken parmağımı havaya kaldırdım. "Sakın Başak, bak bu alay edilecek bir mevzu değil." "Bence tam da öyle bir konu." Kıkırdarken omuz silkti. "Ayrıca dün neydi o öyle?" Yanaklarım kızarırken "Sus artık ya," dedim ama beni dinlemedi. "Adam sırf bacağını çarptın diye uçarak yanına geldi, şaka mı?" Dün yaşananları hâlâ sindiremediğim için konuşmak da istemiyordum. Omuz silktiğimde Başak devam etti. "Bir de nasıl korktu gördün mü?" "Ya Başak yeter ama dünden beri." Uzanıp koluma vurdu. "Sürekli sana baktığı da gözümden kaçmadı. Fatih'i keserken fark ettim.." Gözlerim kocaman açıldı. "Gerçekten mi?" Başıyla onayladığında sırıtıyordu. "Vallahi de billahi de." Yutkunurken başımı iki yana doğru salladım. Bakışlarını hissetmiş olmama rağmen "Sana öyle gelmiştir," diyerek geçiştirdim. "Hiç de gelmedi ama sen bilirsin kanka." Sessiz kaldım çünkü ne diyeceğimi bilmiyordum. İki gündür aklımın almayacağı gariplikte şeyler yaşanıyordu. "Gülce kız," deyip koluma girdi.çi "Ne var?" diye söylendiğimde kulağıma doğru yanaştı. "Ben Fatih'i sen de kankası Sancak'ı alsan ne güzel olur be. Elti elti takılırız." Gözlerim irileşirken ona döndüm. "Sus ya biri duyacak. O ne biçim laf hem? İkisi de bizden büyük." "Ya sizin evdeyiz, kim duyacak sanki? Ayrıca yaş dediğin saçma rakamlardan ibaret." Kapıya bakmadan duramıyordum. "Abim ve annem duyabilir zeki arkadaşım," dediğimde yan gözlerle yüzüme baktı. "Pastanede değil mi onlar?" Abim annemle beraber babamdan kalan pastanede çalışıyordu. Ara ara bende gidiyordum. "Olsun. Ne zaman gelecekleri belli olmaz." Başak yatağımın üstünden telefonunu alırken "Abartıyorsun," dedi. "Annen yüzünden evhamlı biri olup çıktın. Sal biraz." Onu duymazdan geldiğimde sağlam elimde tuttuğum telefon çalmaya başladı. Annem beni gün içinde kolay kolay aramazdı. Telefonu cevapladığımda "Gülce evde misin?" diye sordu. "Evdeyim anne," dediğimde Başak ile odamdan çıktık. "Merkeze gideceğim birkaç malzeme almak için. İki saatliğine abine yardıma gelebilir misin?" Evde canım sıkıldığı için hevesle onayladım. "Olur gelirim." Telefonu kapattıktan sonra Başak'a döndüm. "Beraber çıkalım." "Hayret hangi dağda kurt öldü de annen seni çağırıyor?" Sözleri üzerine güldüm. "Arada güçlü kadınların bile yardıma ihtiyacı olur." Evden çıktığımızda Başak ile pastaneye doğru yürümeye başladık. "Ay Fatihler genelde bu saatte dışarıda olurdu." Gözleri etrafta dönüp duruyordu. "Baban gelecek, eve git hadi." Sıkıntıyla oflarken kolundaki saate baktı. "Saat daha beş ya. Memur kızı olmak ne zor iş." Ardından birbirimize sarılıp vedalaştık. Başak eve giderken ben de kulaklıklarımı taktım ve yürümeye başladım. Pastane birkaç dakikalık uzaklıktaydı. Bisikletimle daha hızlı giderdim ama dünkü olaydan sonra bir süre binmeyi düşünmüyordum. Bakışlarım sargılı elime kaydığında iç çektim. Neyse ki annem dün fazla yoğun olduğu için elimi görmemişti. Avucumu kapatmaya çalıştığımda canım acıdı. Elimi kötü yaralamış olsam da Sancak abinin aldığı krem sayesinde o kadar çok acımıyordu neyse ki. Dün elimle ilgilendiği anlar aklıma gelince kaşlarım çatıldı. Onun nasıl biri olduğunu hiçbir zaman çözemiyorum. Lisedeyken herkesin ona saygı duymasına ve ciddi duruşuna hayrandım. Fakat o kavgadan sonra gözümdeki duruşu tamamen değişmişti. Şimdi ise gelip bana yardım etmiş, uzun uzun ilgilenmişti. Ve bir de dondurmacıda yaşananlar vardı... Anında yanıma gelmesi, canım acıdı diye telaşlanması... Sancak abi hakkında gerçekten ne düşüneceğimi bilmiyordum. Derin bir nefes alırken pastanemize gelmiştim. İçeriye girince etrafa baktım. Müşterilerin oturması için dört masa içeride vardı, yazın da kapının önüne iki üç tane küçük masa ve sandalyeler koyuyorduk. Beyaza boyanan demir masalar tatlı bir hava katıyordu . Müşteri olarak sadece iki kızın karşılıklı limonata içtiğini gördüm. Mutfağa ilerlediğimde annem ortalıkta görünmüyordu muhtemelen bana haber verdikten sonra gitmişti. Abim ise tezgaha yaslanmış telefonuyla uğraşıyordu. Başını kaldırınca göz göze geldik. Yüzü rahatlamayla gevşerken "Sonunda geldin," dedi. Yanına doğru ilerlediğimde "Annem arayınca hemen geldim," dedim. Abim telefonunu cebine koyduğunda "Senden bir şey isteyebilir miyim?" diye sordu. Benden genelde pek bir şey istemediği için şaşırdım. Başımla onayladığımda utangaç bir şekilde gülümsedi. "Nisan ile buluşmam lazım, beni bir saat idare eder misin? Annem gelmeden dönerim." Yüzümde hınzır bir gülümseme ulaşırken kaşlarım havalandı. "Ooo," dediğimde gülse de utandığını görebiliyordum. "Cıvıtma." Omzunu dürttüğümde göz kırptım. "Git hadi git, ben bakarım buraya aşk kuşu." Sahte bir ciddiyetle yüzüme baktı. "O ne biçim laf kızım, abinim ben senin." Uzanıp yanaklarını sıktım. "Kızdın mı sen?" Geri çekilip elleriyle saçlarımı dağıttı. Bunu yapmasını sevmediğim için kaçmaya çalıştım ama izin vermedi. "Kaçma bücür." "Ya abi durmazsan eve giderim." Anında ellerini havaya kaldırdı. "Tamam tamam, hadi kaçtım ben." Abim uzanıp alnımı öptükten sonra pastaneden çıktı. Nisan bizim evin üst sokağında oturan çok tatlı bir kızdı. Abim uzun yıllar boyunca kıza yanık olsa da utangaç bir yapısı olduğu için bir türlü kıza açılamamıştı. En sonunda Nisan duruma el atarak ona hislerinin olduğunu belli etmişti ve nihayet konuşmaya başlamışlardı. Daha çok yeni olsa da çok tatlıydılar. Annem sadece bana değil abim konusunda da katı olduğu için Nisan olayını gizli tutuyorduk. Annem abimin ya da benim buradan herhangi biriyle birlikte olmamızı istemiyordu. "Bakar mısınız?" Müşterilerin sesini duyunca düşünmeyi bırakıp onların yanına gittim. Esmer kız hafif bir gülümsemeyle "Bir dilim çikolatalı pasta alabilir miyim?" dediğinde başımla onayladım. "Tabii." Kızları daha önce buralarda görmemiştim. Muhtemelen gezmek için adaya gelmişlerdi. Elim yaralı olduğu için siparişini yavaşça hazırlayıp ikram ettikten sonra telefonumu çıkarıp instagramda gezinmeye başladım. Hülya yine süslenip püslenip hikaye ve gönderi atmıştı. Allah var güzel kızdı. Beğenen kişilerde Fatih'i görünce merakla tıklayıp bakındım. Başak bunu görünce kafayı yiyecekti. Fatih abinin hesabına girince tanıyor olabileceğim kişiler karşıma çıktı. İlk kısımda Sancak Erkuran vardı. Alt dudağımı ısırırken profilini merak ederken buldum kendimi. Girip bakmamalıydım ama kendime engel olamadan üstüne tıkladım. Güldüğü sırada birinin onu yandan çektiği siyah beyaz bir fotoğraftı. Hesabı gizli olduğu için paylaştığı üç gönderiyi göremiyordum. Ortak takipçilerde Başak ve Hülya da vardı. Takip ettiği kişi sayısı yüz elli takipçisi ise iki yüz kişiydi. Bir an takip etmeyi düşünsem de anında vazgeçtim. Saçmalıyordum. Yıllardır doğru düzgün konuşmadığım biriyle neden takipleşecektim ki? Telefonu kapatıp şortumun cebine yerleştirdim. Başımı iki yana doğru sallarken arkamı döndüm ve kapıdan içeri giren Sancak abiyle göz göze geldim. Bir an hayal gördüğümü sandım. Az önce fotoğrafına bakarken birden karşımda dikilmesi gerçek dışı gelmişti. İyi insan lafın üstüne mi gelir durumu oluyordu bu? Gözlerimi kırpıştırdığımda Mert ve Fatih abi de içeri girdi. Fatih abi "Selam," dediğinde boğazımı temizleyip doğruldum. "Hoş geldiniz." "Hoş bulduk. Annenin meşhur limonatasından içmeye geldik. Bu sıcakta iyi gider." Fatih abinin sözleri üzerine gülümsedim. Annem çok güzel limonata yaptığı için buradakiler sürekli uğrardı. "İyi yapmışsınız," dediğimde boş olan masaya geçtiler. Diğer masada oturan kızlar anında onlara dönüp incelemeye başladıklarında yüzlerinde oluşan beğeni ifadesi üzerine çaktırmadan güldüm. Allah var üçü de yakışıklı çocuklardı. Fatih abi sarı saçları ve mavi gözleriyle anında göze çarpıyordu. Tüm genlerini göçmen olan babasından almıştı. Mert abi ise kara kaşlı kara gözlü esmer biriydi. Fatih abinin tatlılığı onda yoktu, daha karizmatik bir duruşu vardı. Sessiz sakin birisiydi, çok konuştuğumuz söylenemezdi. Sancak abi ise kendisi gibiydi işte. Sert duruşlu ve sessizdi. İçlerinden en çok Fatih konuşur diğer ikisi de ayak uydurdu. Limonataları hazırlayıp onlara götürmeden önce Başak'a hızlı bir mesaj attım. "Seninki limonata içmeye geldi." Cevabı beklemeden limonataları götürdüğümde Sancak abinin gözleri üzerimdeydi. Dikkatli bakışları gerilmeme neden olsa da belli etmemeye çalışarak gülümsedim ve bardakları dikkatle masanın üstüne koydum. "Başka bir isteğiniz var mı?" Mert ve Fatih abi yok dediklerinde yanlarından ayrıldım. Diğer kızlar onlara bakıp gülüştüklerinde başımı iki yana doğru salladım. Kasaya geçince telefonumdan art arda bildirim sesleri yükseldi. Ekran kilidini açınca hepsinin Başak'dan geldiğini gördüm. Başak: nE Elf gözlerimin okudukları doğru mu? Benim sarı kuşum limonata içmeye mi gelmiş? Gülce: Evet :) Şu an karşımdalar Başak: Şaka mı? Ben de gelmek istiyorum, Gülce: Geel Başak: Babam evde. Gelemem. Bu ponçik kalbimi kırar Gülce be, bir fotoğraf atsana Sevindir şu garibanı Gülce: ASLA OLMAZ Sakın ısrar etme Başak: Ya lütfen lütfen lütfen lütfen lütfen lütfen Ekranımı art arda lütfen mesajları yağınca yüzümü buruşturdum. Fotoğraf atmadan durmazdı ki. Çaktırmadan çekip attıktan sonra ekran kilidini kapattım. Tanıdığım Başak tek fotoğrafla yetinmezdi. Arkamı dönüp rahat bir nefes aldığımda saate baktım. Abim umarım annem gelmeden gelirdi. "Trileçe var mı?" Aniden Sancak abinin sesini duyunca irkildim. Ona doğru döndüğümde raflara dizili olan tatlılara baktığını gördüm. Saçımı kulağımın arkasına iteleyip "Var," dediğimde başını bana doğru çevirdi ve göz göze geldik. Gözleri ne yeşil ne de maviydi, deniz yeşili deniyordu. İki renk arasında asılı kalmış ama tamamen birine ait olamamıştı. "Elin nasıl oldu?" Bakışlarımı elime çevirdim. "Daha iyi." Kaşları hafifçe çatıldığında elini çenesine yerleştirip ovdu. "Çalışınca zorlanıyor mu?" Başımı iki yana doğru salladım. "Zor bir şey yapmıyorum ki." Bir süre sessiz kaldıktan sonra "Abin nerede?" diye sordu. "İşleri vardı," deyip geçiştirdikten sonra neden geldiğini hatırladım. "Trileçe istemiştin değil mi?" Başıyla onayladığında gülümsedim. "Hemen hazırlıyorum." "Sancak buna baksana abi çok iyi." Fatih abi elindeki telefona bakarak konuşurken Sancak yanına ilerledi. Elime dikkat ederek Trileçeyi hazırladığımda kızlar da hesap istedi. Hızlıca tatlıyı servis ettikten sonra kızların yanına gidip hesabı uzattım. Biri cüzdanından parayı çıkarırken diğeri kağıda bir şeyler yazdı. Ücreti aldığım sırada kızlardan biri kız kolumu tuttu. Elindeki kağıdı bana uzatıp kısık sesle "Bunu yan masadakilere verir misin?" dedi. Böyle bir durumla pek karşılaşmadığım için başta afalladım. "Lütfen," diye ısrar etti. "Ta-tabii," dediğimde kız gülümsedi. Başak bunu duyarsa kesin kafayı yerdi. "Hadi ver." Kız üsteleyince "Şimdi mi?" diye sordum. Verirsem Başak beni keserdi. Kız başıyla onayladığında yanağımın iç kısmını ısırdım. İstemeye istemeye masalarına yaklaştığımda kızlar ağır hareketlerle kalktılar. "N'oldu Gülce?" Mert abinin sesini duyunca gülümsemeye çalıştım. "Hiç, bir isteğiniz var mı?" Telefona bakan Fatih ve Sancak abi başını bana çevirip "Yok," dediklerinde hâlâ gitmeyince garip garip bakmaya başladılar. Kızlar da hâlâ çıkmamış i********: hesaplarının yazılı olduğu kağıdı vermemi bekliyorlardı. Yanaklarım kızarırken kağıdı pat diye masanın üstüne koydum. Bir çırpıda "Bunu yan masadaki kızlar verdi," deyip yüzlerine bakmadan yanlarından ayrıldım. Sanki ben hesabımı vermişim gibi utanıyordum. Yüzümü buruştururken bir yandan düştüğüm komik durum karşısında gülmek istedim. Sonra Başak aklıma gelince bu isteğim anında yok oldu. Beni kesecekti. Kızlar nihayet çıkınca çaktırmadan Fatih abilerin masaya baktım. Pastane küçük olduğu için istemesem de dediklerini duyuyordum. "Mert esmeri sen al, ya da askerden gelen Sancak, o alsın. Diğeri de bende." Yüzümü buruşturmadan duramadım. Kızları daha tanımıyorlardı bile. Fatih abinin bu yüzünü ilk defa görüyordum. Sancak abi ses çıkarmayınca koluyla onu dürttü. "Sen de durumlar daha vahimdir. İstersen ikisini de vereyim." Gözlerim fal taşı gibi açıldı. Yok artık! Sancak abi gözleri devirdiğinde "Boş yapma lan gevşek," dedi sadece. Fatih kahkaha attı. "Lan ne var? Senin iyiliğini düşünüyoruz burada." Mert abi ters ters Fatih'e baksa da susmadı. "Aylar sonunda iyi gelir." Muhabbetleri gerçekten iğrençti. Yüzümü buruştururken onları izlemeyi kestim. Böyle durumlarda erkeklerle samimi olmamı istemeyen anneme hak veriyordum. Düşünce yapıları çok değişikti. Sancak abi "Yeter Fatih," dediğinde sesi sert çıkmıştı. "At lan şu kağıdı da," dediğinde kaşlarım havalandı. Böyle bir cevap beklemiyordum işte. "Niye atacağım ya, Mert ile kullanırız. Değil mi?" Başak senin aklını seveyim ben? Aşık olduğu adama bak, iğrenç! Mert anında araya girdi. "Tanımadığım kızlarla işim ne amına koyayım? Bulaştırma beni, git ne bok yersen ye." Fatih sıkıntıyla ofladı. "Neyse Cem'le takılırız biz." Cem'in adını duyunca yüzümü buruşturdum. Cem mahallenin en serseri genciydi ve yürüyen her kıza yazıyordu. Bir ara kafayı bana bile takmıştı. Sonrasında abim araya girince uzaklaşmıştı neyse ki. Mert abi "Neyse ne," diyerek konu değiştirince rahat bir nefes aldım. Başak'a bu durumu ve özellikle ayılıp bayıldığı Fatih abinin tepkilerini anlatacaktım. Belki o zaman biraz akıllanırdı. "Of peder bey arıyor gitmem lazım." Fatih abi apar topar kalktığında ikisi tek kaldı. Boşalan bardakları almak için masaya gittiğimde Sancak abi ayağa kalktı. "Ben lavaboya gideyim sonra kalkalım." Mert abi başıyla onayladığında Sancak abi kalkıp lavaboya gitti. Mert abi sigarasını çıkarınca "Burada içemezsin," diye hatırlattım ve duvardaki sigara içilmez panosunu gösterdim. Yüzü asıldığında "O annenin kuralı değil miydi?" diye homurdandı. Başımı iki yana doğru salladım. "İstersen dışarda iç." İstemeyerek de olsa kalkıp kapının önündeki masaya geçip sigarasını yaktığında bardakları topladım. Fatih abi içeceğinin çoğunu bırakmıştı. Dikkatle tezgaha bıraktığımda elim dolu olan bardağa çarptı. Bardak kırılmasın diye yaralı elimi uzatıp düşmesine engel oldum. Limonata bu defa bandajı mahvetmişti. Yüzümü astığımda parmaklarımın arasından akan yapış yapış içeceğe baktım. Bu ara neden bu kadar sakardım ben? "Çok güzel ya," diye söylendiğimde biri boğazını temizledi. Başımı kaldırdığımda gülen gözlerle beni izleyen Sancak abiyle karşılaştım. Yüzüm iyice asıldı. Tüm sakarlıklarıma şahitlik etmek zorunda mıydı gerçekten? Boğazını temizleyip "Reflekslerin hızlıymış," dediğinde gülmemek için kendini tutuyor gibiydi. Sakarsın demenin farklı bir yolu muydu bu? Yarım ağızla "Ne demezsin," diye homurdandığımda elimdeki bandajı çıkarmaya çalıştım. "Dur, yardım edeyim." Cevap vermemi beklemeden yanıma gelip elimi tuttu. Sanki dokununca kalbimin bir tuşuna basmış gibiydi. Kalp atışlarım anında hızlanırken alık olduğuna emin olduğum bakışlarla yüzüne bakıyordum. O ise son derece sakin bir şekilde elimdeki ıslak bandajı çıkarmaya başladı. Dünden beri kaçıncı temastı bu? Yüzümü buruştururken dişlerimi birbirine bastırdım. Derin bir nefes aldığımda yakınımda olduğu için kokusu içime süzüldü. Parfümü çok güzeldi. Daha bir büyük bir nefes almamak için kendimi tutarken "Bitti," dedi. Yüz yüze baktığımızda aramızdaki mesafenin ne kadar az olduğunu fark ettim. Aramızda en fazla bir adımlık bir mesafe vardı. Sadece kokusunu solumuyordum teninin sıcaklığını da hissediyordum ve bu garip bir histi. İçimde adını koyamadığım bir şeyleri hareketlendiriyordu. Sadece yanlış ve yasak olduğunu biliyordum. Bana bu kadar yakın olmamalıydı. Ondan uzaklaşmalıydım. Yavaşça yutkunduğunda tok sesiyle "Krem yanında mı?" diye sordu. Kısık bir sesle "Hayır," dediğimde hâlâ elimi bırakmamıştı. Bakışlarım bu defa ellerimize kaydı. Avucu o kadar büyüktü ki elim içinde kaybolmuştu. Gözlerim kollarını kaplayan az sayıdaki tüylere kaydığında kollarında birkaç tane küçük ben olduğunu gördüm. Tişörtünün açıkta bıraktığı omuz kısımlarına kadar uzanıyordu bu küçük siyah benler. Benim vücudumda ise biraz daha büyük kahverengi benler vardı. Acaba onunda vücudunda var mıydı? Düşüncem karşısında kaşlarım çatıldı. Neden bu kadar saçma şeyleri merak ediyordum ben? Özellikle abi olarak gördüğüm birini... Sancak abi tezgahın üstünden bir peçete alıp avucumun içine yerleştirince dikkatimi ona verdim. "Daha dikkatli olmalısın, elin yaralı." Başımla onayladığımda "Tamam mı?" diye üstelediğinde başımı geriye atıp ona baktım. "Genelde bu kadar dikkatsiz biri değilimdir merak etme." Ortamı hafifletmek için verdiğim cevaba rağmen ciddiyetle bakmaya devam ediyordu. "Bir şey mi oldu?" diye sorarken buldum kendimi. Uçuk pembe dudakları tek çizgi halini aldığında gözlerinde daha önce görmediğim yoğun bir bakışa şahit oldum. Nabzımı harekete geçiren bu bakışın anlamını dahi bilmiyordum. Aniden "Hiç sadece-" dediğinde merakla "Sadece?" diye tekrarlayarak konuşmasını bekledim. Elimi tutan eli bir an kasıldığında sertçe yutkundu ve adem elması hareket etti. Gözlerini kısa bir an yumup burnundan sert bir nefes aldı. Etrafımızı saran sıcaklık tenimin diken diken olmasına neden oluyordu. Avucunda olan elimin koluna yayılan uyuşukluğa bir anlam veremiyordum. Tıpkı bacaklarımdaki titremeye veremediğim gibi. Gözlerini tekrar açtığında daha sert bakıyordu ve o yoğun ifade silinmişti. Sıcak dokunuşu saniyeler içinde tenimden ayrılırken "Sancak, buradaydınız demek," diye bağıran Hülya içeri girdi. Anında geriye doğru adım atarken Hülya saçlarını savurarak yanımıza geldi. İkimiz onu izlerken yüzünde kocaman bir gülümseme vardı. "Ben de seni arıyordum," dediğinde yüzündeki cilveli ifadeye bakakaldım. Sancak abinin kaşları çatılırken sadece "Neden?" diye sordu. Hülya kısaca bana bakıp "Selam tatlım," dedikten sonra "Eline n'oldu?" deyip cevap beklemeden Sancak abinin koluna dokundu. "Dondurma yemeye gideriz diye düşündüm." Aralarındaki ilişkinin ne ara bu boyuta geldiği hakkında hiçbir fikrim yoktu. Adam geleli daha üç gün oluyordu. Bu hız Hülya için bile fazlaydı. "Nereden çıktı bu?" Sancak abinin sorusu üzerine omuz silkerken uzun saçlarının ucunu parmağına doladı. "Uzun zaman oldu görüşmeyeli, aradaki mesafeyi kapatırız diye düşündüm Hadi gidelim." Cevap vermesini beklemeden koluna girip çekiştirmeye başladı. "Sancak hadi oğlum gitmiyor muyuz?" Mert abinin sesi üzerine Sancak abi sıkıntıyla oflarken kolunu Hülya'nın elinden çekmeye çalıştı. Hülya ise oralı olmadan daha sıkı tuttu. Hülya bana dönüp el sallarken "Hoşça kal şekerim," dedi. O şekerim mi dedi bana gerçekten? Iy. Hülya için bile çok cringe bir şeydi bu. Sancak abi bana bakıp kısaca başıyla selam verdikten sonra tek kelime etmeden arkasını dönüp kapıya doğru Hülya ile yürüdüklerinde arkalarından bakakaldım. Az önce olanlar da neydi öyle? Üstümdeki şaşkınlığı atlatamadan abim pastaneye girdi. "Annem geldi mi?" Bakımı iki yana salladım. "Yok yok henüz gelmedi." Yanıma geldiğinde "Sancaklar buradan mı çıktı?" diye sordu. Bakışlarımı kaçırırken başımla onayladım. "Elin nasıl oldu?" "İyi, Nisan yengem nasıl?" Abim uzanıp kolumu dürttü. "Ne meraklısın onu yengen yapmaya?" Kocaman sırıttım. "Sanki sen onu yengem yapmaya meraklı değilsin." Yüzünde hülyalı bir gülümseme belirdi. "Sanki biraz." Basbayağı aşıktı ona. "Anneme ne zaman söylersin?" Yüzü asıldığında omuz silkti. "Bilmiyorum, şu an Nisan haricinde bir şey de düşünmek istemiyorum." "Üzme kendini annem de zamanla anlar." Pastaneden çıktığımda akşam çökmüştü. Annemlerden önce çıkmıştım biraz dinlensem iyi olacaktı. Yolda tek başıma yürürken kulaklığımı taktım ama bu defa sadece bir tanesini takıp sesi de kıstım. Herhangi bir kazaya daha sebep olmak istemiyordum. Miyavlama sesi duyunca irkildim. Gri beyaz karışımı bir kedi bana bakarak miyavlıyordu. Gergince gülümsemeye çalıştım ama daha çok yüzümü buruşturmuştum. Şey... kedilerden birazcık çekiniyordum da. Uzaktan uzağa sevsem de çok yakınlaşamıyordum. Sanırım küçükken biraz vahşi bir sokak kedisinin ufak çaplı saldırısına maruz kaldığım için ben de oluşan bir travmaydı. Kedi bana doğru gelince adımlarımı hızlandırdım. "Güzel kedicik seni, çok yaklaşmasan mı bana?" Beni anlamadığı için gelmeye devam etti. Kaskatı kesildiğimde abarttığımı biliyordum. Küçücük kediydi bana zarar veremezdi ama elimde de değildi. Ya tırnaklarını çıkarıp beni tırmalarsa? "Lütfen ama ya." Elimi durması için kaldırdım. "Gelme daha fazla. Söz süt getireceğim sana." Gelmeye devam ediyordu. "İstersen ciğer de alırım. Yeter ki daha fazla yaklaşma." "Seni anlayacağından şüpheliyim." Sancak abinin sesini duyunca irkildim. Sesin geldiği yöne baktığımda evlerinin önünde durmuş sigara içtiğini gördüm. "Neden anlamasın ki? O da bi' canlı," diye savunmaya geçtim. "Hem ciğeri duyunca durdu." Sancak abi cevap vermek yerine bize doğru geldi ve bir dizinin üstüne çöktü. "Gel," deyip kediyi çağırdı. Kedi anında ona doğru ilerleyip avucuna sokuldu. Rahat bir nefes aldım. Ayrıca hiç de korktuğum gibi tırnaklarını falan geçirmemişti. Sadece sevgi istiyordu. Boşuna korkmuştum işte. "Bak anladı ve sana geldi." Sancak abi büyük elleriyle kediyi nazikçe sevdi. "Kediden korkuyor musun?" Duruşumu dikleştirip "Hayır, tabii ki korkmuyorum," diye inkar ettim. Bu dile getirmekten de kabullenmekte de çok utanıyordum. Zararsız küçücük bir şeyden korkmak akıl kârı değildi. Kaşları havalandığında yüzüme inanmayan gözlerle bakıyordu. "Sadece biraz çekiniyorum." Dudaklarında küçük bir gülümseme oluştu. "Seni her gördüğümde kedilerden kaçıyorsun." "Öyle bir şey yapmıyorum," dediğimde itirazım cılızdı. Tamam kaçıyordum ama sonuçta kedi saldırısı yüzünden hastanelik olan o değildi. Küçük canavar kedi her yanımı parçalamıştı. "Çekindiğim için işte." Sancak abi kediyi severken balını kaldırıl bana baktı. Gülen gözlerle bana bakması karşısında kalbim bir an tekledi. "Kedi savaşına girmenle bir alakası olabilir mi?" Gözlerim şaşkınlıkla açıldı. "Sen bunu nereden biliyorsun ki?" Tekrar kediye baktığında gülümsemeye devam ediyordu. "Abin söylemişti." Ve o da bunu unutmamıştı. "Ben," deyip sustum. Yine ne diyeceğimi bilmiyorum işte. "Yaşadığın şeyden ötürü korkuyorsun ama o zamanlar küçüktün." Omuzlarım çöktüğünde dudaklarımı büktüm. "Kedileri beslemeyi seviyorum ama yanıma geldiğinde her an tırnaklarını çıkaracakmış gibi hissediyorum." İtirafım sonrasında ayağa kalktı. Küçük kedi kuyruğunu sallayarak yanımızdan uzaklaştığında Sancak abi ellerini silkeledi. "Kedi kavgasına girmeyeceksen böyle bir şey kolay kolay olmaz." "Biliyorum ama," deyip omuz silktim. "Eve mi gidiyorsun?" Saçımı kulağımın arkasına iteledim. "Evet. Siz dondurma yemeye gitmediniz mi?" Bunu niye sordum ki şimdi ben? Ne gerek vardı yani? Gereksiz merakım yüzünden kendimi azarlarken Sancak abi cevap verdi. "Gitmedim." Acaba demek üzereyken dilimi ısırdım. Gerçekten beni ilgilendirmiyordu. "Anladım." "Evde dünden aldığım dondurma vardı hem," diye açıkladı. Cevap vereceğim sırada "Gülce," diye seslenen abimi duydum. Ona doğru döndüğümde gözleri Sancak'ın üstündeydi. Yanıma geldiğinde "Neden hâlâ evde değilsin?" dedi. "Şimdi gidiyordum." "N'aber Sancak?" Sancak abinin duruşu gerilmişti. "Aynı senden?" "Al benden de o kadar." İkisinin arasındaki sorunun ne olduğunu hiç öğrenememiştim. "Akşam rakı balık yapacağız," dedi Sancak abi. "Sen de gelsene Alperen." Abim bu teklifi değerlendirirken "Kimler gelecek?" diye sordu. "Bizim tayfa işte, Fatih, Mert ve ben." Abim başıyla onayladı. "Olur gelirim." "İyi o zaman akşam görüşürüz." Sancak'ın yanından ayrılırken abim kolunu omzuma attı. "Abi?" "Efendim?" Yan gözlerle arkama baktığımda Sancak bize bakıyordu. "Siz neden kavga etmiştiniz?" Abimin bedeni gerildi. "Boş ver önemli değildi sadece," deyip iç geçirdi. "Sen mesafeni koru, gereksiz samimiyetlere girme." • Bölüm sonu! Sizce abisinin ve Sancak'ın kavga nedeni ne? Kitabımız şu an geçmişi anlatıyor diyebiliriz asıl hikayemiz birkaç bölüme başlayacak 🫶🏻 Alıntı ve iletişim için i********: umrantn
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD