4- Dalga Sesleri

3486 Words
Keyifli okumalar dilerim, yıldıza basmayı ve yorum atmayı unutmayınn 💘 İkiye On Kala Aramızda Uçurumlar Bazı anılar kalbimize dokunuyordu bazıları ise zihnimize... Kalbe dokunanlar acı veriyordu zihne dokunanlar ise daha çok işkence çektiriyordu. Babamla geçirdiğim zamanın hatıralarını kalbimde taşırdım mesela... Teninin kokusunu bastıran traş losyonunun kokusunu, şefkatli dokunuşlarını, sözlerini... Bunları hatırlamak beni amansız bir özlemin içinde boğardı. Yine de hayatının büyük kısmını askeriyede geçiren babamı hatırlamaya çalışırdım. Onun varlığını hatırlamak, çektiğim acıya rağmen iyi geliyordu. Hem anılarımdaki hali, toprağın altında yattığını bilmekten daha iyi geliyordu. Babam vatanı için canını vermişti. Gittiği yer güzeldi biliyordum ama onu özlüyordum. Öyle çok özlüyordum ki.... Yatağımda sağ tarafa dönüp bacaklarımı kendime doğru çektiğimde gözlerimden yaşlar aktı. Karanlık mezarlığın içinde bir başına olduğunu bilmek... Telefonumdan fotoğrafını açıp uzun uzun baktım. Hasret kalmıştım babama. Çok erken ayrılmıştı aramızdan. Gözlerimden yaşlar akarken telefonu kapatıp kenara koydum. Ruhunun bizimle olduğunu biliyordum ama yetmiyordu. İçimdeki kız çocuğuna hiç yetmeyecekti. Bir gün sana tekrar kavuşacağım babacım... Elimi yanağımın altına yerleştirdim. Avucum aldığı yarayı hatırlatmak ister gibi sızladığında yüzümü buruşturup elimi havaya kaldırdım. Odamı aydınlatan sabahın ilk ışıklarında yaralı avucuma uzun uzun bakmaya başladım. Yarası kabuk bağlamaya başlamış olsa da acısı sürmeye devam ediyordu. Dün yaşananlar sinsice zihnime süzüldüğünde dudaklarımı büzdüm. O anlar zihnime mi yoksa kalbime mi dokunmuştu? Gizemini koruyan bir soruydu... Hülya ve Sancak abiyi hiç yan yana düşünemiyordum. Onun ilgisinin karşılıksız bir hayranlık olduğunu sanıyordum ama dünden sonra öyle olmadığını anlamıştım. Hülya çekinmeden atak yapmıştı ve Sancak abi o an tepki göstermemişti. Sonrasında gitmediğini bilsem de yüzüm iyice asıldı. Tamam Hülya güzel kızdı ama ne bileyim vizyonsuzdu bir kere. Sancak abinin daha seçici olmasını beklerdim. Of kıza resmen boş yere bok atıyordum. Gayet güzel akıllı bir kızdı. Muhabbeti falan da sarardı. Öfkeyle diğer tarafa döndüğümde göğsümde dünden beri oluşan rahatsızlık arttı. Bu rahatsızlık nereden çıkmıştı sahi? Ya da beni ilgilendirmeyen insanların hayatıyla işim neydi? Kim kimi istiyorsa onunla takılabilirdi. Umurumda değildi. Yatağımdan doğrulduğumda düşünmeyi bıraktım. Saçma sapan şeylerden daha önemli işlerim vardı benim. Hem abim açık açık ondan uzak durmam gerektiği konusunda beni uyarmıştı. Genelde böyle uyarılan yapan biri değildi. Neden Sancak Erkuran için bu uyarıyı yaptığını gerçekten bilmiyordum. Hem sanki adamın benimle işi neydi? Alt tarafı bisikletten düştüğüm için yardımcı olmuş ve kediden korktuğumu fark edince benimle sohbet etmişti. Ufak zararsız bir sohbetti. Telefonum çalmaya başlayınca uzanıp aldığımda Başak'ın aradığını gördüm. "Günaydın aşko, ne zaman çıkıyoruz?" Sabah sabah Başak'ın enerjisi karşısında güldüm. "Sabah sabah ne bu enerji?" Odamdan çıkıp banyoya geçtiğimde "Ben her zaman enerjiğim," dedi. Haklı sayılırdı. Diş fırçama macunu sürerken "Kahvaltıdan sonra çıkalım," dedim. "Yirmi dakikan var Gülce. Kahvaltını yap, hazırlan ve çık." Telefonu üstüme kapattığında gözlerimi kırpıştırdım. Ne yirmi dakikası ya? O kadar kısa sürede hazırlanmam imkansızdı. Telefonu bırakıp dişlerimi fırçaladım ve kişisel işlerimi hallettim. "Gülce çıksana artık. İçine mi düştün kızım bir saattir?" Abimin sesini duyunca kapıya ters ters baktım. "Ne bir saati ya?" diye çemkirdim. Sadece beş dakikadır içerideydim. "Altıma işeyeceğim lan, çık hemen hadi." Kapıya sertçe vurduğunda işlerimi bitirip kapıyı açtım. "Al, çıktım." Abim içeri girip "Sonunda," deyip kapıyı üstüme kapattı. Başımı iki yana doğru sallarken odama geçip eşyalarımı hazırlamaya başladım. Geçen gün aldığım lila bikinime aşkla bakıyordum. Annem genelde mayo giyinmemi istiyordu ama bu bikininin rengini çok sevmiştim. Plaj çantamın içine havlu, pareo ve güneş kremi koyduktan sonra Başak'dan geçen gün aldığım kitabı, yatağın altından çıkarıp çantamın içine attım. Ardından cici bikinimi giyip dolabımın içinden yazlık elbisemi aldım. Üstünde beyaz küçük çiçekler olan açık lila renginde ip askılı bir elbiseydi. Boyu dizlerimin üstünden bitiyordu. Onu da giydikten sonra dün düzleştirdiğim saçlarımı tarayıp açık bıraktım. Hasır şapkamı taktıktan sonra hazırdım. Çantamı alıp mutfağa geçtiğimde dolabın kapağını açıp annemin akşam getirdiği pastaları çıkardım. Tuzlu pastaları atıştırırken abim içeri girdi. Yanıma geldiğinde "Kahvaltı hazırladın mı?" diye sordu. "Hayır, Başak gelecek hemen çıkmam lazım." Kolumu dürterken "Ağzın doluyken konuşma, mikrop," dedi. Ağzımdakini çiğnerken yan gözlerle yüzüne baktım. "Soru sorma o zaman." Omuz silktiğinde bir tane pastayı ağzına attı. Bardağı alıp su doldurduğumda "Annem gittiğini biliyor mu?" dedi. Başımla onaylarken suyumdan büyük bir yudum aldım. "Dün akşam söyledim, kabul etti." "Ben çıkıyorum akşam görüşürüz." Mutfaktan çıkarken abim "Dikkat et," diye seslendi. Kapıda beyaz sandaletlerimi giydikten sonra dışarı çıktım ve Başak ile karşılaştım. Korkuyla irkilirken "Ay," diye geriye sendeledim. "Ödümü kopardın be manyak." Başak tepkim karşısında gülmeye başladı. "Beş dakika geciktin." "Başak bazen beni korkutuyorsun," diye söylenmeye başladığımda güldü. "Hanım hanım aşık olduk, nerede anlayış nerede düşünce?" Güneş gözlüklerimi takarken yürümeye başladım. "Senin aşkın uğruna sabah sabah yollara döküldük daha napalım?" Gelip hemen koluma girdiğinde ona döndüm. Üstünde kırmızı askılı bir bluz ve kot şort vardı. Saçlarını benim aksime bağlamıştı. Çok tatlı ve güzel görünüyordu. Fatih abi onun hislerini fark ettiği an muhtemelen atağa geçecekti. O adamdan o vibe almıştım ve dünden sonra özellikle pek hazzettiğim söylenemezdi. "Of dün anlattıklarından sonra bir de Hülya'nın postunu beğenmiş şerefsiz. Sinirlerim bozuk." Hülya'nın adını duyunca yüzümü buruşturdum. Kuru bir sesle "Hülya konusunda korkma," dedim. "O neden?" Umursamaz olmaya çalışarak omuz silktim. "Çünkü Hülya'nın ilgisi Sancak abinin üstünde." Gözlerini bana dikti. "Dün o hesabını veren kızlar haricinde başka neler oldu Gülce Hanım, dökül." "Pek bir şey olmadı, Hülya geldi ve Sancak abiyi alıp gitti." Ama eli boş gitmişti. Başak sessiz kalırken düşünceli bir ifadeye bürünmüştü. Dün telefonda numara olayını anlattığımda pek ciddiye almamıştı. Fatih'in sırf eğlence için öyle konuştuğunu ve çöpe attığını söylemişti. Ben pek öyle düşünmesem de Başak'ın düşünce yapısını değiştiremeyeceğimi biliyordum. Bu yüzden üstüne gitmek yerine olayları kendi görmesi için beklemeye karar verdim. "Sancak abi sittin sene bakmaz ona." Ufak bir nefes aldığımda göğsüme çöreklenen rahatsızlık kendini hatırlatmak ister gibi arttı. Görmezden gelerek "Bilmem, beni ilgilendiren bir durum yok sonuçta," dedim. Başak inatçı bir ifadeyle cevap verdi. "Yok yok, Sancak abinin tipi değil o. Ama şerefsiz Fatih bakar." Sözlerini duyunca güldüm. "Sen nereden biliyorsun tipini?" Başak sırıtmaya başladı. "Ben bilirim." Yolda konuşmaya devam ederken konuyu değiştirdim. Açıkçası dün olanları konuşmak istemiyordum. Başak da fırsattan istifade ederek Fatih abiyi anlatmaya devam etti. Neyse ki kısa sürede Ayazma plajına gelmiştik çünkü biraz daha anlatmaya devam ederse Fatih ismini duymaktan kusacaktım. "Acaba gelmişler midir?" Başak'ı duymazdan gelerek yer bakmaya başladım. Pazar olduğu için saat erken olsa da plaj çok kalabalıktı. Bulduğum boş şezlongun üzerine havluyu serdiğimde Başak da yanımdaki boş yere oturdu. "Şurada oturalım." Havlunun üstüne oturduktan sonra beyaz sandaletlerimi çıkarıp ayaklarımı uzattım. Ardından çantamdan kitabı çıkarıp sırtımı şezlonga yasladım. "Dünya varmış," dediğimde yaşadığım keyif sesime de yansımıştı. "Annenden uzaklaştığın an kitap okuman peki?" Başak'ın yaptığı tespit üzerine gülmeye başladım. "Annemi bazen hiç anlayamıyorum." O da benim gibi şezlonga yaslandığında "Ben de," diye geveledi. "Babamı da öyle," diye ekledi. Başak'ın babası memurdu ve öğretmen olan Sertap ablayla yani Başak'ın annesiyle evliydiler. Annesi ne kadar rahatsa babası da tam tersi evhamlı biriydi. Sürekli kızına ya da eşinin başına bir şey geleceğine dair korku duruyordu. Aslında haklıydı, özellikle her gün işlenen kadın cinayetleri... Düşününce bile ürperdim. Babası da bu yüzden eve geç gelmeleri konusunda çok hassastı. "Biliyorsun burada herkes rahattır, geç saatlere kadar dışarıdadır. Ama babam bir türlü bunu aşamıyor. Kocaman kız oldum hâlâ altıdan sonra eve dönünce kıyamet kopuyor." Bozcaada da insanlar gerçekten rahat ve güvenilirdi. Sokaklar sürekli hareket halinde ve cıvıl cıvıl olurdu. Gecesi daha güzeldi bu sokakların. Allah'tan abim sayesinde sürekli çıkar gezerdik. Yoksa annemin de beni pek izin vereceğini sanmıyordum. "Haklısın, zamanla düzelir belki." "Huylu huyundan vazgeçmez," diye söylendi. Kitaba döndüğümde Başak da doğrulup etrafı incelemeye başladı. Fatih'i beklediğini bildiğim için bulaşmadım. Daha iki sayfa okumuştum ki "Ay geldiler geldiler," diye cırladı. Yüksek sesi karşısında irkildiğimde Başak saçını düzeltmeye başladı. "Yanımızdan geçince ilk defa görmüş gibi davran Gülce, çaktırma sakın." Alayla homurdandım. "Çaktırmam." Başımı kaldırıp gözlüklerimin ardından gösterdiği yere baktığımda yanlarında Sancak abinin de olduğunu gördüm. Üstünde keten açık renk bir şort ve beyaz ince bir gömlek vardı. Gözündeki siyah güneş gözlükleriyle hoş görünüyordu. Fatih'in söylediği bir şeye güldüğünde boğazımı temizledim, bayağı hoş görünüyordu. Bakışlarımı onlardan kaçırıp kitaba kilitledim. Açıkçası okumak istesem de aklım onlarda kaldığı için pek dikkatimi veremiyordum. "Yüzelim mi?" Sorduğum soru üzerine Başak "Hayır tabii ki," diye atıldı. "Onlar geldikten sonra bakarız." Başımı bezgince iki yana doğru sallayıp kitaba gömüldüm. Yok ben Başak ile baş edemezdim. "Oha Hülya mı o gelen? Siktir yanındaki de Merve!" Yüzümü buruştururken kısık sesle "Bağırmasana kızım!" diye uyardım. "Ama baksana onlar gelen ve Fatih'imin yanına gidiyorlar." Tekrar o tarafa baktığımda gerçekten de Merve ve Hülya'nın onlara doğru ilerlediğini gördüm. Hülya kırmızı bikinisinin için alev alev görünüyordu. Merve mayosunun üstüne pareo giydiği için onun kadar göze çarpmıyordu. "Hülya iyi görünüyor." Dalgın bir şekilde söylediğim sözler üzerine Başak dişlerinin arasından "Yolarım onu ben," diye hırladı. "Yosma ya nasıl da yakışmış kırmızı, of." Tepkisine gülmeye başladım. "Sakin ol vahşi kız, hem bak-" deyip çenemle işaret ettim. Sancak abiye sokulmuş cilveli cilveli konuşuyordu. Umursamaz bir sesle "İlgisi Sancak abinin üstünde," dedim ve onları izlemeyi bıraktım. Onlarla ya da neler yaptıklarıyla ilgilenmek istemiyordum. "Görmezden gelmeye çalış," diye gevelediğimde kitaba döndüm. "Gelemem," diye sızlanan Başak ayaklandı. "Ben gidip su alacağım." Cevabımı beklemeden onlara yakın olan büfeye yürüdüğünde onu kendi haline bırakmaya karar verdim. Bu Fatih büyüsünün ne zaman bozulacağını deli gibi merak ediyordum. Aynı zamanda bir an önce kimseyi umursamayan eski arkadaşıma dönmek istiyordum. Hava iyice ısındığı için kitabı bırakıp önce şapkamı ardından üstümdeki elbiseyi çıkarıp pareomu giydim. Kızıl saçlarım sırtımdan aşağı dökülürken gözlüğümü düzelttim. Çantamdan güneş kremine bakmaya başladım ama bir türlü bulamıyordum. O sırada tanık bir ses, "Gülce," deyince irkildim. Başımı arkaya çevirdiğimde karşımda dikilen Sancak abiyle karşılaştım. Aniden onu görmeyi beklemediğim için fazlasıyla şaşkın bakıyordum. Neyse ki gözümde gözlükler vardı da bakışlarımı gizliyordu. Boğazımı temizlerken "Merhaba," dedim. Elleri belinin iki yanında durmuş uzun boyu sayesinde güneşi engellemişti. "Yalnız mı geldin?" Sorusunu duyunca başımı iki yana doğru salladım. "Hayır hayır," deyip Başak'a bakındım. Fatih abilerin yanına gitmiş muhabbete dalmıştı bile. Hain beni burada tek bırakmıştı. "Başak ile gelmiştik. O da gelir birazdan." Başını çevirip Başak'a baktıktan sonra bana döndü. "Bizimkilerin yanına gitmiş," dediğinde huysuz bir şekilde konuştum. "Öyle görünüyor." Kitabıma uzandığımda güneş yüzünden yanmaya başlamıştım bile. Başak acele ettirdiği için kremi almadan çıkmıştım anlaşılan. Umarım benim aksime Başak almıştır. "Sen de gelsene." Abimin sözlerinin üstünden daha yirmi dört saat bile geçmemişti ama yine karşı karşıya gelmiştik. Ayrıca beni yanlarına çağırıyordu. Gerginliğimi bastırmak adına gülümsemeye çalıştım ve "Gerek yok, kitap okuyacağım zaten," diye cevap verdim. Hem hiç Hülya ve Merve'yi çekemezdim. Sancak abi sessiz kalırken Başak "Gülce," diye seslendi. Bana doğru koşan Başak'a baktığımda yüzünde kocaman bir gülümseme olduğunu gördüm. Bu gülümsemenin hayra alamet olmadığını bilecek kadar iyi tanıyordum onu. Şimdi yandın kızım Gülce! Yanımızda durduğunda Sancak abiye döndü. "Selam," dedi cıvıl cıvıl bir sesle kesin bir şey olmuştu bu neşesinin başka açıklaması yoktu. Sancak abi tok sesiyle "N'aber Başak?" dediğinde "İyidir Sancak abi, senden?" deyip bana döndü. "Fatihler tekneyle açılacaklarmış bizi de davet ediyorlar gideriz değil mi?" Gözlerim fal taşı gibi açılırken gözlüklerimi çıkarıp gözlerine baktım. Ciddi miydi bu kız? O tekneğe binersem annemin bana neler yapacağını kestiremiyordum. Abimi söylemiyordum bile... Birinin Sancak diğerinin annesiyle sorunu vardı. Sancak abiye çaktırmamak için güldüm. "Ne teknesi Başak?" "Tekne işte Gülce. Hem Hülya ve Merve'de olacak. Hadi gidelim." İtiraz edemeden araya Sancak abi de girdi. "Evet sizde gelin. Hem daha sakin olur." Başak çok hevesliydi ve Sancak abiyi ikna edemeyeceğimi biliyordum. İstemeyerek ayağa kalktım. Annem beni kesin kesecekti. Eşyalarımı toplarken Sancak abi de bizimle bekliyordu. O gitse Başak'ı ikna etmenin bir yolunu bulabilirdim belki. Ayağa kalkıp sandaletlerimi giydiğimde sessizce onları takip etmeye başladım. Tekneye doğru ilerlerken Başak önden Fatih'in yanına gittiğinde arkasından öfkeyle bakakaldım. Bu kız beni delirtecekti. Yüzüm asılırken Sancak abinin arkasından yürüyordum. Başını çevirip kısaca bana baktı. "Canın mı sıkkın senin?" "Yoo," desem de yalan söylediğim belliydi. Teknenin önüne gelince nasıl oraya çıkacağımı düşündüm. Oflamamak için kendimi zor tutarken Sancak abinin sesini duydum. "Yardıma ihtiyacın var mı?" Cevap veremeden birden yanıma gelip belimden tuttu. Sıcacık eli üstümdeki incecik kumaşı hiçe sayıyordu. Tenimi saran elektriğim karşısında nefesim kesilirken aniden ayaklarım yerden kesildi. Koluna sıkıca tutunduğumda ufak bir çığlık atmış olabilirdim. Beni teknenin içine koyunca gözlerim kırpıştırdım. Eli belimdeydi ve kocamandı. Avuçları o kadar sıcaktı ki dokunduğu yerler yanıyordu sanki. Beni yere bırakınca dengemi bulamayıp geriye doğru sendeledim. Şaşkın yüzüme bakarken göz kırptı. "Rica ederim." Ben daha cevap vermeden Hülya tiz sesiyle "Sancak, bana da yardım et lütfen," diye araya girdi. Yüzümü buruşturmamak için kendimi zor tuttum. Ne cıvık hareketler bunlar ya... Onları yakın görmemek için arkamı döndüm. Fakat kendime engel olamadan dönüp bakınca Sancak'ın onu kucaklamak yerine elini uzattığını gördüm. Kız elini uzatınca hızlıca kendine doğru çekip temasta bulunmadan geri çekildi. Bu ayrıntı benim gibi Hülya'nın da gözümden kaçmamıştı. Suratı asılırken düşmanca bakan gözlerini bana çevirdi. Gülümsememek için kendimi zor tutarken başımı öne doğru çevirip yürümeye başladım. Hiç onunla muhatap olamazdım. Fatih, Mert, Merve ve Başak'ın yanlarına giderken Hülya hızlı adımlarla bana yetişti. "Annen burada olduğunu biliyor mu?" düşmanca bir sesle sorduğu soruyu duyunca sertçe ona baktım. "Senin abin biliyor mu peki Hülyacım?" diye karşı atağa geçtim. Abisi tam bir psikopattı. Burada olduğunu bilse adayı birbirine katardı. Bana kötü kötü baktı. "Sana ne be?" Saman ye dersem çocukça kaçardı değil mi? Sahte bir şekilde gülümsedim. "Cevabını kendin vermen iyi oldu." Onu geride bırakıp teknenin üst kısmına çıktığımda Hülya ve Sancak abi de arkamdan geldiler. Başak sarı bikinisiyle suya bakarken "Hadi yüzelim," dedi. Güneş kremi sürmeden yüzmek istemiyordum. "Başak güneş kremi getirdin mi?" "Çantamda," diye seslendi. Ardından hepsi teker teker suya atladı. Hülya, Sancak abinin kolunu tutmuş "Hadi biz de atlayalım," diye ısrar ediyordu. Fatih suyun içinde "Hülya, hadi sen de gel," diye bağırdı. Başak'ın çantasını alıp içinden güneş kremini çıkardım. "Ya Sancak lütfen." Ay ne ısrarcı bir kızdı bu? Ya da her hareketi bana batar olmuştu. Onları görmezden gelmeye çalışarak pareoyu çıkardım. Kenara koyduğumda üstümde hissettiğim gözlerden ötürü başımı yavaşça yana çevirdim. Sancak abiyle göz göze gelince ne yapacağımı bilemedim. Hülya'yı duyduğundan bile şüpheliydim. Gözlerimi çabucak kaçırdığımda kolunu Hülya'dan çektiğini son anda görebilmiştim. "Olur," deyip suya yöneldiklerinde yere oturup bacaklarımı kremlemeye başladım. Hülya sevinçle el çırparken gözlerimi devirdim. Görende hiç yüzmemiş sanacaktı. Sancak abi "Önce sen atla Hülya," dediğinde sesi bezgindi. Hülya heyecanla üçten geriye sayıp suya atladığında Sancak abiye baktım. Ellerini beline yaslamış onlara bakıyordu. "Sıra sende Sancak, gel hadi su çok güzel." "Telefon görüşmesi yapmam lazım, birazdan gelirim." Sancak abinin sözlerini duyunca gülmemek için kendimi zor tuttum. Nedense pek inandırıcı gelmemişti. Bacaklarım ardından kolumu ve karnımı da kremledim. Sancak abi gelip yanımda durduğunda telefonuna baktı ama arama falan yapmadı. Kandırmıştı işte Hülya'yı. Cevabı bilmeme rağmen "Görüşme yaptın mı?" dedim. Muzip çıkan sesimi duyunca dudakları hafifçe kıvrıldı. Gözlüklerini çıkarıp bakışlarını bana çevirdiğinde "Meşgul çalıyor," diye geveledi. Denizden kahkaha sesleri yükseliyordu. "Sen neden yüzmüyorsun?" Elimdeki kremi havaya kaldırdım. "Başak gelip kremi sırtıma sürmeden yüzmeyi düşünmüyorum. Yoksa çok yanarım." Yüzü ciddileşirken kreme baktı. Elini neşesine yerleştirip gergince ovduğunda üstündeki gömleğin kaslı koluna nasıl yapıştığına bakmamakta çalıştım. "Yardım edebilirim," dediğinde beklenmedik teklifi karşısında gözlerim irileşti. Cevap veremeden Sancak abi devam etti. "Sudan çıkacaklarını sanmıyorum ve güneş tam tepede." Ağzım kupkuru kesildi. Sancak abinin sırtıma krem sürme düşüncesi karşısında nasıl bir tepki vereceğimi şaşırmıştım. Gözlerimi kırpıştırırken "Ben-" dediğimde ayağa kalkıp arkama geçti. "Sırtın yanmaya başlamış." Tenim çok hassas olduğu için şaşırmamıştım. Eğer kremi sürmezsem daha beter olacağını biliyordum. Fakat az önce ufak bir dokunuşu bile dengemi bozmuştu. Şimdi çıplak sırtıma dokunacağını bilmek... Tenim diken diken oldu. Yine de "Tamam," derken buldum kendimi. Elimden kremi aldığında bedenim yay gibi gergindi. Sopa yutmuş gibi dimdik otururken kremin kapağını açtı. Elinin dokunuşunu beklerken alt dudağımı kavrayıp sertçe ısırdım. Neden bu kadar gerildiğimi anlamıyordum. Alt tarafı krem sürecekti. Sakinleşmeye çalışırken sıcak parmakları sırtıma dokundu. Göğsüm hafifçe öne doğru çıktığında tenimdeki garip elektriklenme karşısında irkildim. Böyle bir etki beklemiyordum. Yalan, bal gibi de bekliyordum. Tırnaklarımı avuçlarıma geçirirken sırtımı yavaşça kremledi. Uzun parmaklarının gücünü her bir hücremde hissediyordum. Avuçlarındaki nasır yumuşak tenime battığında tüylerim diken diken oldu. Hava birkaç derece artmıştı sanki. Terlediğimi hissederken elleri belime doğru indi ve nefesim tıkandı. Sanki ellerinde ateş vardı ve tenimi kavuruyordu. Kanım ısınırken yüzüm kıpkırmızı oldu ve bu kızarıklık göğsüme kadar indi. Kıpırdanmamak için kendimi zor tutarken bedenime akın eden ağırlık göğüslerimden karnıma kadar garip bir sancı oluşmasına neden oluyordu. Nefes almayı tamamen bıraktım. Daha önce erkek arkadaşlarım olmuştu ama hiçbiri böyle hissettirmemişti. Resmen oturduğum yerde erimiştim. Bedenim ellerine doğru gevşediğinde kısık sesle "Bitti," dedi. Hafif titrek bir şekilde "Teşekkür ederim," diye mırıldandım. Kremi bana verdiğinde gülümsemeye çalışarak aldım. Gözlerimi ondan kaçırıyordum. Ufak bir dokunuşun beni bu kadar çok etkilemiş olmasını kabullenmek istemiyordum. Ama etkilemişti işte. "Rica ederim." Sesi tok ve boğuktu. Önüme dönüp eşyaları çantama koyduğumda Başak "Gülce," diye seslendi. Ayağa kalkıp sesin geldiği tarafa doğru yürüdüm. Bacaklarım bile ağırlaşmıştı. "Gelsene ya, sensiz sıkılıyorum." Islak suratına bakarken güldüm. "Canım hiç ıslanmak istemiyor." "Ya mızıkçılık yapma." "Yoo, yüzeceğim demedim." Bana su fırlatmaya çalışınca yetişmeyeceğini bilsem de geri çekildim. "Hadi gel yoksa küserim." Cevap vermeden geri çekildim. Hülya ve Merve ile yüzmek hiç cazip gelmiyordu. Ama Başak'ı orada tek bırakmak da istemiyordum. Başımı kaldırdığımda Sancak abinin üstündeki gömleği çıkarıp yere bıraktığını gördüm. Çıplak sırtına bakarken gözlerim hafifçe irileşti. Taş mısın tüfek misin mübarek sözlerini içeren şarkı aklıma süzülürken askerliğin ona çok yaradığına kendi gözlerimle şahitlik ettim. Doğrulduğu zaman geniş göğsü ve baklava dilimleri olan karnına baktığımda tenimdeki sıcaklık tekrar arttı. Anında gözlerimi kaçırıp onu dikizlemeyi kestim. "Hadi suya gir." Boğazımı temizledim. "Şimdi canım istemiyor." Başak tekrar adımı seslendiğini ona doğru döndüm. "Başak sonra girelim." "Ne naz yaptın be... Sancak abi at şunu suya n'olur." Başak'ın sözlerine güldüm. "Rüyanda görürsün." Başak dil çıkardığında Sancak abinin sesini duydum. "Aslında," dediğinde ona döndüm. Gözlerimde yaramaz bir parıltı vardı. "Neden olmasın?" diyerek cümlesini tamamladı. Sözleri ardından bana doğru atıldığında gözlerim kocaman açıldı. Daha tepki veremeden ellerini belime doladı. Nefesim sekteye uğrarken hiç ağırlığım yokmuş gibi kaldırdı beni. "Hayır hayır," desem de dinlemedi ve saniyeler içinde bedenim soğuk suların içine gömüldü. Arkamdan o da atladığında başımı sudan çıkarıp ona su attım. Başak bana katıla katıla gülüyordu. "Kitap okuyacaktım ben ya." İtirazlarımı duymazdan gelen Sancak abi suyun altına daldı ve uzaklaştı. Başak anında bana doğru yaklaştı. "Resmen seni kucakladı!" Sesindeki heyecan üzerine gözlerimi kaçırdım. "Abartma ya." Bir de az önce teknede yaşananları bilse... onları eve gitmeden anlatamazdım çünkü Başak yüksek bir tepki verirdi. Yüzüme su fırlattı. Geri çekilmeye çalışsam da gözlerime girmişti. "Ne abartması be deli! Adam resmen seni kucakladı. Bence senden hoşlanıyor." "İyice abarttın Başak," diye cırladım. Aklıma yanlış fikirler sokmasından korkuyorum tepkim ondandı sanırım. "Bakışlarını görmedin mi Gülce?" Düşünceli bir ifadeyle başımı iki yana doğru salladım. Bana doğru yanaştı. "Biz yokken bir şeyler oldu mu?" Ters ters yüzüne baktım. "Ne gibi Başak?" Pis pis sırıttı. "Bilmem. Dokunmalar öpmeler falan," deyip göz kırptığında yüzüne su fırlattım. "Yok artık! Saçmalama, sadece sırtıma güneş kremi sürdü." Gözleri fal taşı gibi açıldı. "Ay oha! Nerelerine sürdü?" Ay bu kız delirmişti. "Sadece sırtıma!" Koluyla beni dürttü. "Karnına falan da sürdürseydin." Kaşlarını havaya kaldırdı. "Hatta üst bacaklarına, sonra güneş görmeyen yerlerine falan..." Yüzüne su attım. "Cıvıtma be. Edepsiz! Güneş görmeyen yer ne be?" "Benim de adım Başak ise bu adam sana yanık." Kalbim neden hızlanıyordu benim? "Tamam kapat artık konuyu," desem de sesim heyecandan titriyordu. "Ay sıkıcı şeyler, yine kitap mı konuşuyorsunuz?" Hülya'yı görür görmez suyun altına daldım. Bu kıza karşı tüm sabrımı yitirmiştim. Onu görünce bile sinirlerim zıplıyordu. Günün geri kalanında daha çok Başak ile takıldık. Mert abi her zamanki gibi sessiz ve biraz tersti. İkisi Başak ise hiç anlaşamıyordu. Fatih ise Merve ve Hülya ile meşguldü. Başak sinirden kuduruyordu. Sancak abi ise daha çok Mert ile takılsa da Hülya sürekli onunla konuşmaya çalışıyordu. Hepsinden uzakta kitap okumak aldığım en iyi karardı. Yine de ara ara bakışlarım Sancak abiye kayıyordu. Başak haklı mıydı acaba? Gerçekten de bana karşı bir şeyler hissediyor olabilir miydi? Bakışlarını bana çevirince göz göze geldik. Yüzüm anında ısınırken gözlerimi kaçırdım. Başak'ın sözleri yüzünden adama bakamıyordum bile. "Sana bakıyor." "Başak sus artık," diye söylendim. "Dönüyoruz." Fatih'in sesi üzerine derin bir nefes aldım. Sonunda! İyice gerilmeye başlıyordum artık. Eşyalarımı toplayıp teknenin iç kısmına geçtim. Elbisemi giydikten sonra saçlarımı açıp elimle düzeltmeye çalıştım. Başak da hazırlanınca üst kısma çıktık. Tekne karaya yaklaşmıştı. Başak Fatih abiye cilveli bir sesle "Sonra görünüşüz," dedi. Mert abi ters ters onlara baktığında öfkeli görünüyordu. "Görüşürüz güzellik." Fatih abinin öylesine söylediği sözler ardından yanakları al al oldu. Yanımda duran Mert abi ağzının içinde "Saf," diye söylenirken gözlerini devirdi. Derdi neydi bunun? Herkesle vedalaştığımızda önce Başak indi. Ben de onun yardımıyla indiğimde Merve ve Hülya hala onlarla sohbet ediyordu. Birkaç adım atmıştım ki Başak telefonunu unuttuğunu söyleyerek geri döndü. Onu beklerken iskeledeki korkuluklara yaslandım. O sırada Sancak abi adımı seslendi. Ona doğru döndüğümde gelip tam önümde durdu gözündeki gözlükleri çıkardı. Uzun boyu sayesinde güneşi kapatıyordu. "Efendim?" Konuşmadan önce uzanıp benim de güneş gözlüğümü çıkardı. Bu yaptığına şaşırmıştım. Yeşil gözleri gözlerime kilitlenince kalbim tekrar hızlandı. Neden böyle yoğun bakıyordu bana? Kalbim, o neden böyle güçlü bir tepki veriyordu? Nefes alamadığımı hissederken uzanıp yaralı elimi tuttu ve avucuma baktı. Teması karşısında donup kalmıştım. Ellerim heyecandan buz keserken yüzüm alev almıştı. "Elin nasıl?" "Daha iyi," diyebildim. Boğazım kuruduğu için sesim çatlak çıkmıştı. Gözleri şimdi iyileşmeye başlayan avucumun içindeydi. Baş parmağı yavaşça avucumun içine kaydığında kalbim boğazımda atıyordu. "Peki, görüşürüz o zaman sonra." Görüşür müyüz sahiden? Apar topar "Görüşürüz," deyip arkamı döndüm. Yok yok bu adama yakın olmak iyi değildi. Benim ayarlarımı çok fena bozuyordu. • Bölüm sonu! Sancak yavaştan hislerini belli etmeye başladı gibi🫶🏻
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD