Gerçekler ve itiraflar

2275 Words
Haluk Levent Zor Aşk Sancak Adımlarım birbirine takip ederken gün yerini geceye bırakmıştı. Güneş çekilmiş ay gökyüzünde parlıyordu. Başımı kaldırdım, parmaklarımın arasında tuttuğum sigarayı dudaklarımın arasına yaslayıp derin bir nefes aldım. Gökteki ay bana aklımdan bir an çıkmayan onu hatırlatıyordu. Yüzü ay ışığı... saçları yakamoz... Dudaklarımda buruk bir gülümseme oluşurken tuttuğum dumanı yavaşça üfledim. Sarsak adımlarımla yürümeye devam ettiğimde kafamın içinde dönüp duran şarkıyı mırıldandım. Bitip tükenmez sigaram Ciğerim nefessiz kalmış Her şey yalan olsa bile En güzel aşk zor olanmış Kapısına gelmiştim. Evinin ışıkları yanıyordu. Çok yakındı, hemen birkaç adım ilerimde nefes alıyordu. Ama o kadar uzaktı ki... son nefesime kadar koşsam... yine aşılmazdı aramızdaki mesafe. Her şey yalan olsa bile En güzel aşk zor olanmış Sigaram bitmiş nefeslerim tükenmişti. İzmariti atıp yenisini yaktım. Onun kokusu yerine bu meretin korkusunu çektim içime. Burnumun direği sızladı. Hiç doya doya koklayamamıştım saçlarını. En çok da bu koyuyordu anasını satayım. Derin bir iç çektim. Yıllar geçmiş ve her şey değişmişti. Bir sevgilisi vardı. Dişlerimi birbirine bastırdığımda alelacele sigaradan bir yudum daha aldım. Bitip tükenmez sigaram... Ben bitiyordum o bitmiyordu. Aşk değil de ölümcül bir hastalıktı sanki. Karşılık bulamadıkça ağırlaşan... Halbuki yıllar önce gözlerinde görmüştüm. Eğer o gece gitmemiş olsaydım şu an yanında ben olacaktım ve o yine gülleri sevecekti. Kendi elimle kaybetmiştim o şansı. Kendi ellerimle teslim etmiştim onu başkasına. Gülce'yi ben kendi ellerimle kaybetmiştim. Canımı da en çok bu yakıyordu. Beni sevme ihtimalini bu sigara gibi yakıp kül etmiştim. Gözlerime dolan yaşları bastırmak için dişlerimi alt dudağıma geçirip sertçe ısırdım. Yılların değiştiremediği tek şey, yüreğime kara bir leke gibi çalınan bu sevda olmuştu. Ben onu sevmeyi bir an olsun bırakmamıştım ve bunu ona hiç söyleyememiştim. Ben gitsem de kalbim onunla kalmıştı, onda kalmıştı. O ise başkasında... Gözlerimdeki yaşı tutamadım. Sebebi de bendim. Artık papatyaları seviyorum demişti. Artık onu seviyordu. Göğsümdeki yangın kalbimi kavururken odasının camına baktım uzun uzun. "Bu nasıl aşk amına koyayım?" diye fısıldadım geceye doğru. "Bu duyguyu unutma oğlum Sancak." Gözümden bir damla yaş daha aktığında sertçe sildim. Siktiğimin yaşları da bir türlü durmuyordu. "Unutma ki bir daha yaşama. Bir daha kimseye aşık olma." Ettiğim yeminle beraber arkamı döndüm ve ayaklarımı sürükleyerek Mert'in evine yürüdüm. Gözümdeki yaş kurumuş sigaram bitmişti. Söyle bana güzel kadın Her şey yerli yerinde mi Bırakıp gittiğim gibi Deniz mavi gök yeşil mi Hiçbir şey bıraktığım gibi değildi. Eve girdiğimde Mert balkondaki sandalyeye çökmüş bardağındaki rakıya su dolduruyordu. Sessizce yanına oturup bardağını aldım ve tek seferde kafama diktim. Çok içmezdim, ne kokusunu ne de tadını sevmezdim alkolün. Ama bu gece ihtiyacım vardı. Kalbimdeki bu sikik acının geçmesi için her şeyi yapardım. Mert sessizce kadehimi yeniledi ben de sessizce içtim. Sonra bir dilim peynir attım ağzıma. Oysa ne yediğimden ne de içtiğimden tat alıyordum. Üçüncü kadehten sonra kafam hafiften güzelleştiğinde Mert yavaşça konuştu. "Anlat artık kardeşim." Sessiz kaldığımda devam etti. "Anlat yüreğindeki yangını... Gülce'yi." Evinin ışıkları söndüğünde kadehin kalanını kafama diktim. "Yıllar oldu," dedim sessizce. Mert kadehi yeniledi ama bu defa kendisi içti. "Onu biliyoruz." Nereden ya da nasıl bildiğini sormadım. Çünkü ben Gülce'yi kimseye anlatmamıştım. Bir kişi hariç. Derin bir nefes aldım. "Bir kez vuruldum ona bir daha da kurtulamadım." Yıllar önce... "Kanka içeri gel balkonda bekle beni, üstümü değiştireyim." Alperen cevabımı beklemeden içeri girdiğinde ben el mahkum takip ettim onu. Annesi benden pek hoşlanmadığı için evlerine pek gelip gitmezdim. Ama Alperen'i severdim, esaslı çocuktu. Bu adada sırrımı bilen ikinci kişiydi. O ve Mert hariç kimse Kara Harp'te olduğumu bilmiyordu. Babam bile... Öğrenince ağzıma sıçacaktı. Babam evhamlı biriydi, askerlik ve polislik gibi meslekleri yapmamı hiç istememişti. Ne zaman konusunu açsam kalbim kaldırmaz benim deyip kestirip atıyordu. Annem ise ayılıp bayılıyordu. Çocuk yaştan beri hayalim olan mesleğe saygı duymayarak bana başka seçenek bırakmamışlardı. Balkona çıktığımda akşam çöktüğü için hava biraz da olsa serinlemişti. Yazın en sıcak zamanlarıydı. Masanın üstündeki sürahiden bir bardak su doldurup içtim. Çok soğuk değildi ama ağzımın kuruluğunu gidermişti. Bardağı masaya bırakırken dikkatimi açık olan defter çekti. Karalama şeklinde notlar alınmıştı. Alperen'in defteri sanarak alıp baktım. Fakat lise konularıydı, demek Gülce'nin defteriydi. Karmaşık yazısına göz gezdirirken yüzümde oluşan gülümsemeyle sayfaları değiştirdim. Gülce adanın en güzel kız çocuğuydu. Büyüdükçe ise en güzel kızı olmuştu. Bir bakan birkaç kez daha bakardı. Öyle güzeldi. Adadaki herkes çok severdi onu. Sevilmeyecek gibi de değildi, tatlı dilli, hoş sohbetli, kibar bir kızdı. Ve arkadaşımın kardeşiydi. Öylesine sayfalarını karıştırdığım defterinde adımı kalp içinde görmeyi ise hiç beklemiyordum. Bir an yaşadığım şokla beraber yüzümü deftere yaklaştırdım. Gerçekten adım yazıyordu. Kalp içinde Sancak. Bozcaada'da bu isimi taşıyan tek kişiydim. Başka bir sayfaya geçtim. Kalp kenarında onun ve benim baş harfim yazıyordu. Bir kenara da Gülce Erkuran yazdığını görünce ben olduğumdan emin oldum. Gülce benden mi hoşlanıyordu? Adanın en güzel alımlı genç kızı? Bu gerçek miydi? Soyadımı almayı düşünecek kadar... Henüz 17 yaşındaydı... Muhtemelen çocukluk hevesiydi ama heyecanlanmıştım. Siktir! Deli gibi heyecanlanmıştım lan. Kalbim bile hızlandı. Yüzümü ortadan ikiye ayıran aptal bir gülümseme bile vardı. Sırıtmamı bastırdığımda aramızdaki yaş farkını hesapladım. Bizi herkes Alperen'le yaşıt sansa da benden bir yaş büyüktü o. Gülceyle aramızda 3 yaş vardı sadece. Acaba okul çıkışlarında onu izlediğimi mi görmüştü? Güzel kızdı, başına bir şey gelmesinden korktuğum için ara ara bakardım. Defteri yerine bıraktım. Olabilir miydik? Bir ihtimal var mıydı bize dair? Alperen seslenince düşüncelerim dağıldı. "Sancak hazırım kanka, çıkalım." Sesi beni daldığım düşler aleminden çıkardı. Olmazdı, saçmalıyordum. Alperen'in kardeşiydi o. Bu yaptığım arkadaşlığa sığmazdı. Sertçe yutkundum ve defteri kapattım. Olmazdı. Günümüz "O gün aklımda olan kız, gönlüme de girdi Mert." Mert sessizce sigarasını içiyordu. Alaylı bir gülümsemeyle ona baktım. "Küçük bir kalp içine yazılmış adıma yenik düştüm." Başını iki yana doğru salladı. "Gülce mahalleye taşındığından beri ona yanıktın sen." Sözleri üzerine hareket etmeyi kestim. "Her zaman ona karşı farklıydın." Tam konuşacaktım ki elini kaldırıp susturdu. "Abi gibi deme. Başak'a abi gibi yaklaştın doğru ama Gülce farklıydı senin için." Sustum. Haklıydı. Ben yıllarca kendimi kandırsam da Mert sonuna kadar haklıydı. Adaya ilk geldiği gün güzelliği aklımı başımdan almıştı. "İsmini defterinde görmek cesaret vermiş sana. Karşılıklı olduğunu görünce kaçacak yerin kalmamış kardeşim." Elindeki sigarasını alıp dedin bir nefes aldım. "Okul için gittiğimde unuturum diyordum ama her yaz büyüyordu, daha güzel oluyordu. Ondan hiç vazgeçemedim." Kısık sesle ekledim. "Alperen'e rağmen..." "Ulan aşk bu! Alperen mi dinler amına koyayım?" Dinlemez. Ne söz dinler ne halden anlar... "Sevgilisi var Mert. Başkasını seviyor." Boğazım düğümlendi, sustum. Elini omzuma yerleştirdive kadehimi yeniledi. Büyük bir yudum daha aldım. "Geç kaldın Sancak," dedi sadece. Yine haklıydı. Ben bir yemin uğruna Gülce'ye çok geç kalmıştım. "Peki sen Mert?" "Ben ne?" dedi yavaşça. "Fatih ve Başak'la ilgili ne biliyorsun?" Bedeni anında gerildi. Bir şeyler biliyordu. "O konuya hiç girme, sinirlerimi bozmak istemiyorum." Kaşlarım çatıldı. "Aldatıyor mu kızı?" "Bir şeyler var Sancak ama bu saatten sonra ne kurcalarım ne de konuşurum." Kadehimi bitirdiğimde odasının camı açıldı. Gülce başını dışarı çıkarıp gökyüzüne baktı. Hava rüzgarlı olduğu için saçları geriye savruluyordu. Saçlarına dokunmuştum zamanında. Yumuşacıktı, çok güzeldi. Sırtımı geriye yaslayıp izledim onu. Teni gecenin içinde ay gibi parlıyordu. Gözlerimi çekmem gerekiyordu. Ama çekemedim. Yıllardır olduğu gibi uzaktan izledim onu, uzaktan sevdim saçlarını. "Bardağın dayanıklılığını mı test ediyorsun?" "Hı?" "Biraz daha sıkarsan bardak kırılacak." Boşalan bardağı masaya bıraktım. "Git konuş Sancak. Daha kaç yıl uzaktan seveceksin onu?" Dudaklarım yukarı doğru kıvrıldı. Gülce bana baktığında iç çektim. Karanlıkta bile bulmuştum gözlerini... "Sevgilisi var dedim ya Mert." "Sikeyim böyle işi." Gülce'ye odaklandığım için onu duymuyordum. Gülce birkaç saniye baktıktan sonra sessizce içeri girip camı kapattı. Üstüme kaçıncı cam kapatışı olduğunu biliyor muydu acaba? Vicdansız bir komşu kızıydı... "Doldur kardeşim, doldur sen. Belli bu gece de sabah olmayacak." *** Gülce Abimle Sancak'ın arasında bir şeyler vardı. İkisinin bilip benim bilmediğim bir şeydi bu... Bunu abimin öfkeli bakışlarından ve Sancak'ın garip sayılacak tavrından anlamıştım. İkimizi o kafede yan yana görünce abim hem şaşırmış hem de son derece öfkelenmişti. Ki abim bana öyle öfke dolu gözlerle bakmazdı. Böyle ani tepkiler veren biri değildi. Bu yüzden bir şeylerden ciddi ciddi şüpheleniyordum. Kafede yanına gittiğimde sarılışıma bile yarım yamalak bir şekilde karşılık vermişti. Gözlerini Sancak'a kilitleyip tekrar burada ne işimizin olduğunu sorup durmuştu. Sancak ise sırtını geriye yaslayıp sessizce bizi izlemişti. Cevabı bana bırakmıştı. Gizlemem gereken bir durum olmadığı için abime ödevle ilgili açıklamalar yapıp Sancak'la Gelibolu'da karşılaştığımızı ayaküstü anlatmıştım. Abim sessizce beni dinledikten sonra memnuniyetsiz gözleriyle Sancak'a bakmıştı. İkisi birbirine tek kelime etmemişti. Eskiden iyi arkadaş oldukları için şaşkınca onları izlemek dışında bir şey diyememiştim. Abim sonrasında başıyla selam verip "Gidelim Gülce," demişti. Ancak bu laftan sonra Sancak ayağa kalkıp karşımızda dikilmişti. Abimin aksine son derece sakindi. "Kader işte," dedi yavaşça. "Her şeye rağmen yollarımız bir şekilde kesişti." Sonra da arkasına dönüp gitmişti. Abimin öfkelendiğini kasılan bedeninden anlamıştım. Yine de tek kelime etmemişti. Eve gelene kadar susmuştu. Abimin suskunluğu hayra alamet değildi. Fırtına öncesi sessizliği yaşıyordu. Fakat öfkelendiği şey tam olarak neydi? Mutfaktan kahvelerimizi alıp yanına gittim. Bir şeyleri öğrenme vakti gelmişti sanırım. Belki de bir zamanlar kaçtığım her şeyin cevabı hemen yanı başımda saklıydı. "Kahveni getirdim." Abim başını telefondan kaldırdığında yanına oturdum. Huysuz ifadesi yerli yerindeydi yine. Nisan'dan sonra böyle olmuştu. Yüzü hiç gülmez, ciddiyeti hiç bozulmazdı. Bu halini hiç sevmemiştim. Eski abimi özlemiştim, Nisan olmadan o halini de bir daha görmeceğimi biliyordum. Bu düşünce acı vericiydi. "Gülce bak bunu sana bir kez söyleyeceğim kardeşim ve bir daha da tekrarlamayacağım." Yan dönüp ona baktığımda ciddiyetle konuşmaya devam etti. "Sancak ile görüşmeni istemiyorum." Katı tavrı karşısında şaşırsam da şüphelerimden gittikçe emin oluyordum. "Peki nedenini öğrenebilir miyim? Sonuçta onunla ödev için yan yana geldiğimi biliyorsun." "Ödev falan beni ilgilendirmez o adamla bir daha görmeyeceğim seni." "İyi de neden?" diye direttim. "Niyesi falan yok güzelim, ben son sözümü söyledim." Abim benimle daha önce hiç böyle bir tavırla konuşmamıştı. "Merak ediyorum da beni Mert abiyle de görseydin aynı tepkiyi verir miydin?" "Beni sorgulama dediğimi yap sadece." Kahvemden bir yudum aldıktan sonra saçımı kulağımın arkasına iteledim. "Maalesef bu dediğin mümkün değil." "O ne demek?" diye dikleşti. "Bu ödev benim için çok önemli. Sırf sen istiyorsun diye yarıda kesemem. Ki Sancak yakın arkadaşındı, beraber büyüdük ne bu nefret?" Abim öfkeyle bir şeyler mırıldandı. Cevapsız kalınca devam ettim. "Ya bu tavrın ne senin? N'aptı Sancak sana?" "Hiçbir şey," diye kestirip attı. "Mesafeni koru sen, bir daha bu konuyu konuşmak istemiyorum." Yanından geçeceği sırada kolunu tuttum. "Senin konun ne olacak peki abi?" "Ne konusu?" Gözlerindeki ışık sönmüştü. "Nisan-" Elini kaldırdı. "Sakın," dedi net bir tavırla. "Sakın adını dahi anma." "Abi bak böyle olmaz," dediğimde kolunu çekti. "Onu seviyorsun böyle kestirip atamazsın." Odadan çıktığında onu takip etsem de beni duymuyordu. "Eski abimi özledim ben." Odasına girdiğinde son söylediğim cümle bu olmuştu. Cevabı kapıyı yüzüme kapatmak olmuştu. Yutkunup kapıya baktım. Abim sanki koca koca buz dağlarının arkasında kalmıştı. Ne ona ulaşabiliyor ne de sesimi duyurabiliyordum. Bu durumu değiştirecek iki kadın vardı. Biri gitmişti diğeri ise inatçıydı... annem burnu düşse eğilip almaz kendinden taviz vermezdi. Nisan ise... bunca şeyden sonra kolay kolay gelmezdi. Abim tüm gün odasından çıkmadı, yemek bile yemedi. Bir hayalet gibi yaşıyordu. Bu durumu değiştirmek için ne yapmam gerektiğini bilmiyordum. Sıkıntıyla dolarken kalkıp camı açtım. Temiz havayı içime çekerken bir süre gökyüzüne baktım. Annemle konuşacaktım. Bunun sonucu değiştirmeyeceğini bilecek kadar tanıyordum onu ama abim için her yolu denemek zorundaydım. Bir süre daha gökyüzünü izlerken üstümde hissettiğim gözlerin sahibine baktım. Sancak... Karanlığın içinde oturmuş bana bakıyordu. Bir gölge gibiydi. Sürekli peşimdeydi, gözleri üstümdeydi, neden? Neden sürekli beni izliyordu? Ali'nin sevgili olmasını düşünmesine rağmen hem de... Kafamı karıştıran gözlerine arkamı döndüm. Olanlara bir anlam veremeyecek kadar kafam karışıktı. Camı kapattığımda hâlâ bakıyordu ve ben artık ne yapacağımı bilmiyordum. *** Kek kalıbını yavaşça çevirdiğimde düzgün çıkması için dualar edip duruyordum. Evde tek yaptığımda çok güzel çıkan kek başkasına yaptığımda bozulabiliyordu. Bu yüzden çok yavaşça çıkardım. Neyse ki bozulmadan çıkmıştı. Rahat bir nefes alırken keki dilimleyip birkaç tanesini abime bıraktım. Belki canı çeker de yerdi. Son zamanlarda epey zayıflamıştı. Saklama kabıyla beraber evden çıktım. Vildan bugün nihayet taburcu oluyordu. Keklerimi çok sevdiği için ona havuçlu tarçınlı kek yapmıştım. Kapıya çıktığımda son günlerde buraya pek uğramayan Sancak'ı elinde büyük bir kutuyla Mert abinin apartmanına yürürken gördüm. Onu son görüşümün üstünden neredeyse bir hafta geçmişti. Kutuya baktım, üstünde Elektrikli süpürge resmi vardı. Bakışlarımı hissetmiş gibi bir an duraksadı ve gözlerini bizim apartmana çevirdi. O an göz göze geldik. Beni görünce kutu elinden kaydı. Bir an düşüreceğini sansam da son dakika sıkıca tutarak düşmesine engel olmuştu. Eli ayağına mı dolaştı onun? Yoksa bana mı öyle geldi? Gülmemek için dudaklarımı birbirine bastırdım. Boğazını temizleyip "Selam," dedi. Yola doğru bir adım attım. "Ev hediyesi mi?" Kuyuya baktı. "Sayılır." Gözleri elimdeki şeffaf saklama kutusuna kaydı. Bir süre baksa da bir şey sormadı. "Arabam yakında, istersen gideceğin yere bırakayım." Çınar bana yakın oturuyordu. Evden birkaç eşyasını alıp bana uğrayacaktı. Beraber gidecektik Vildan'a. "Yok almaya gelecek biri var zaten." Gözlerindeki ışık yavaşça söndü. Sertçe yutkunduğunda "Keki yaptığın kişi sanırım," dedi yavaşça ve ekledi. "Sevgilin." Sesindeki acı da mı benim hayal ürünümdü? Hiçbir şey anlamıyordum. Niye böyle acıyla bakıyordu bana? Eğer gördüklerim gerçekse o zaman neden gitmişti? Neden tek kelime etmemişti sonrasında? Benim aklımla oynamaya ne hakkı vardı. Ani bir öfkeyle "Sevgilim falan yok benim," diye çıkıştım. "Sürekli öyle söyleme, sinir bozucu oluyor." Gözleri şaşkınlıkla irileştiğinde "N-Nasıl yani?" dedi. Yemin ederim kekeledi. Bunu fark edince yanaklarım kızardı ve bu da beni daha çok sinirlendirdi. "Neyse ne? Seni ilgilendirmez! Görüşürüz." Onu arkamda bırakıp yürümeye başladığımda gözlerini üstümden bir an olsun ayırmadı. Ben de neden Ali'nin sevgilim olmadığını söylediğimi bilmeden yürüdüm. Bir de yanaklarım vardı, neden kızarmıştı ki? "Gülce n'aber?" Mert abi hemen karşımda duruyordu. "İyi abi senden?" "İyi bende, kek mi o?" "Evet, yer misin?" Kavu uzattığında hevesle başını salladı. "Yerim valla, özlemişim ev keki." Saklama kabını açtığımda iki dilim aldı. "Biri de Sancak için." Gözlerimi devirdim. "İyi, afiyet olsun size." Mert abi birini yemişti bile. Yanımdan ayrıldığında bir an arkaya baktım. Sancak yüzündeki çocuksu gülümsemeyle arkamdan bakmaya devam ediyor. Ali'nin sevgilim olmadığını söyleyerek iyi mi yaptım kötü mü, onu da bilmiyordum. •
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD