Emel'i, Fırat'ın gerçekten iyi bir adam olduğuna ikna etmek zor olmuştu. Üstelik Emel bu konuda o kadar sabit fikirliydi ki, sanki kör bir inatla aynı şeyi savunuyordu. Oysa her zaman kolay olurdu Büşra'nın söylediklerine ikna etmesi onu. Pes etmedi gene de, bir şekilde Fırat'ın teklifini değerlendirmek istiyordu. İki üç aylık kurs onun için bir sene boyunca üzerine ekleyecekleri ile çok büyük fırsattı. Üstelik temel olarak, sandığı kadar da zayıf olmayabilirdi. Sonuç olarak, ilkokulu, ortaokulu ve lise birinci sınıfı iyi bir özel okulda okumuştu. Emel'in ilk şartı ise:
"Ben de seninle geleceğim."olmuştu. Elbette, tereddütsüz kabul etti Büşra. Neden gelmesindi ki Emel, hem gece vakti ormana kadar yürümek korkunç olacak, çoğu zaman korkudan koşa koşa gidip gelecekti, zaten.
Ve serüvenleri böylece başladı. Mütemadiyen her gün istiyordu onları Fırat yanında, Emel de onlarla birlikte masanın etrafına oturup Fırat'ı dinliyordu ama dinlemesi duymaktan ibaretti. Zaten üniversite sınavına girmek gibi bir hayali geride bırakalı çok olmuştu, bir kez girmiş, aklının çok basmadığını savunan annesine hak vermişti. Şimdi ise, kalemi tutuşundan, kalem başına bastırışına kadar dikkatle izliyordu Fırat'ı, adam bilmediği başka dünyaların insanıydı her türlü. Bir kere hem çok sempatikti hem de çok karizmatik. Yakışıklı olduğu ayrıntısı olmazsa olmazıydı Emel'in, öyle birini rüyasında bile göremezdi. Parmak arası terlikleri, şortu, çoğu zaman salaş tişörtü ile bildiği bütün erkeklerden çok daha şıktı gözünde.
Parmak arası terlikleri olan erkekler furyası tanımıyordu zaten, Emel.
Büşra'ya her defasında, anlayıp anlamadığını soruyor, bazen kalemi eline alıp bir soru çözmesini istiyordu. Hatta öyle ki ellerinde ki kitapların yetersiz, eksik ve eski müfredat olduğunu söyleyip kasabadan kendisi gidip, Büşra için bir sürü kitap almıştı.
Emel için adamın bu kadar fedakar olması çok kıskandırıcıydı. Büşra için ise hayranlık uyandırıcı! Büşra kendisine yöneltilen soruyu çözemediğin de ise bir kez daha şans veriyordu ona; tüyolarla yol gösteriyor, bir şekilde sonuca vardırıyor, sonra da mutlaka takdir ediyordu. Çoğu zaman onun çok zeki olduğunu barındıran sözler çıkıyordu ağzından ve o zaman Emel zapt edemediği bir duygu ile sarsılıyordu. Büşra'nın sahip olduğu bir şeyi ilk kez kıskanıyordu. O da Fırat'ın kuzenine gösterdiği ilgiydi!
****
"Mesela yarın pazardan bir iki saat erken kaçsanız olmaz mı?"
Fırat'ın pazarlığı ile kitaplarını toplayan Büşra, gözlerini Emel'e diktiğinden Emel kendinden emin bir cevap verdi:
"Biz götürdüğümüz sebzeleri satmak zorundayız, Fırat. Annemle aramız bozulur sonra! Erken dönemeyiz."
Fırat, Emel'i her zaman Büşra'nın yanında ve desteğinde biri olarak görmeye devam ediyordu. Aksini düşünmesi imkansızdı zaten; çünkü, Emel Büşra'yı öz kardeşi kadar çok seviyordu.
"Öyleyse..." diye başlayan cümlesini Emel'e biraz daha yaklaşarak tamamladı:
"Ben gelirim pazara!"
Pazarda ders mi çalışacaklardı yani?
"Deli misin sen?"
Emel'in itirazı yankılandı her ikisinin de kulaklarında; fazla tedirgin, fazla olmazlara çıkan türdendi:
"Köyden biri görürse hemen yetiştirirler; herkes duyar, sonra adımız çıkar, kampçılarla fingirdiyor kızlar derler."
Fırat, Emel'in açık sözlü biri olduğunu artık kabullenmişti. O damdan düşer gibi konuşur, bazen kırmak ya da abartmak konusunda kendini hiç tartmazdı.
"Fingirdeklik kötü şey haklısın Emel."
Emel, Fırat'ın böyle olmadık mevzudan çıkardığı sonuçlara alışmıştı artık, en çok da böyle karşılık verdiğinde vurdumduymaz biriymişçesine çizdiği profile şaşırıyordu.
Şaşırıyordu; çünkü, Büşra ile ilgilenirken hep sorumluluk sahibi, aklı başında bir adam oluveriyordu.
"Aman!" dedi esnerken, gece yarıları ders çalışma rutini Emel'in uyku konusunda zorlanmasına neden oluyordu olmasına ama Fırat'ı görmek uğruna hepsinden vazgeçiyordu. O adama nasıl, ne zaman aşık olduğu konusunda ise kendini hiç sorgulayamıyordu.
"Olmazsa bir iki saat erken gelir Büşra, ben kalırım pazarda; siz çalışırsınız."
Cümlesi bittiğinde, bu sözü söyleyecek kadar kendini kaptırdığını fark etmedi. Evet bunu yapabilirdi, bu onun için fedakarlık olmazdı bile, pazarda zaten o kadar saat kalacaktı o önemli olan Büşra'nın zor hayatının bir şekilde kolaylaşmasına neden olacak, şu sınavın hallolacak olmasıydı. Gene de onu Fırat'tan kıskanmıyor olsaydı! Elbette Fırat kendisine hiçbir surette bakmayacaktı ve elbette Büşra ile de korkacağı manada ilgilenmeyecekti; ancak, gene de onu biri ile hangi anlamda olursa olsun paylaşmak denen şey zor gelecek kadar kapılmıştı Emel. Yatağında gizli gizli ağladığı gecelere sahipti bir süredir, rüyalarında sadece Fırat'ı gördüğü, baktığı her yerde onu hatırlatacak bir şeyler bulduğu zamanlara düşmüştü. Dermansız bir dertti onun ki ve dermanı neredeydi henüz bilmiyordu?
Büşra'da durum o kadar saplantılı değildi. Olması gerektiği gibi minnet duygusu ile karışık hayranlık besliyor; ancak, ona göre imkansız bir hayale düşmekten engelliyordu kendini. Bazen kalbinin deli gibi çarptığı, içinden ılık ılık hisler akıp geçtiği, midesinin kasıldığı, boğazının kuruyup gözlerinin donduğu da oluyordu ama gene de mantığı baskın biriydi Büşra. Fırat, fedakar bir adamdı, iyiliksever ve ondan yaşça büyük bir ağabey!
"Bence bu süpermiş, ben gidene kadar konu eksiğimiz kalmamış olur böylece sayısaldan. Sonra pratik yaparsın Büşra sen, ben gidince."
Burkuldu o an Büşra, bir gün gidecekti Fırat! Gittiğinde özleyecekti onu ama gene de gideceğine alıştırmalıydı kendini.
"Öyleyse kuzen Emel, yarın gönderiyorsun öğrencimi; katı cisimler çalışacağız onunla!"
Emel, çaresizce başını salladı. Gönderecekti Büşra'yı! Gönderecek ve onun hayatının kalanı için bir şeyler yapması uğruna elini taşın altına koyacaktı.
"Öyleyse bugünlük yeter, tamam mı güneş hanım?"
Büşra, belki itiraz etmeli Emel'i daha fazla bu uğurda ardından sürüklememeliydi ama bu fırsatı tepmekte istemiyordu. Fırat hem çok iyi bir öğretmendi, hem de ihtiyacı olan her şeyi hızlandırılmış kursa tabi tutmuş gibi öğretiyordu. Elbette kendisi de çok emek veriyor, her fırsatta ders çalışıyordu ama Fırat bunu karşılıksız yaparken, kendininki bencilce kalıyordu.
"Düşünme!" dedi Emel, yataklarına yatıp da Büşra'nın uyumayıp dönüp durduğunu görünce dayanamayarak:
"Üniversiteye gittiğinde beni de bu hayattan kurtaracaksın!"
Büşra, aksini düşünmüyordu bile; o nereye gidecekse Emel de onunla gelecekti!
***
Büşra, kasabadan köye geçişte istisnasız kullandıkları orman yolundan Fırat'ın kamp alanına doğru yürürken duydu arkasından çalan kornayı. Bir araç kornası değildi, bir motorlu taşıt sesi de yoktu ardında; arkasını hızla döndüğünde gördü Fırat'ı bisikleti ile arkasındaydı. Yolun kenarına çekilirken, durdu adam frene dokunup, ayaklarının üzerinde doğruldu:
"Sorumluluk sahibi öğrenci candır, gel bakalım atla hadi!" deyip bisikletin önünü gösterdi. Büşra, bir an ne teklif edildiğini anlamadı?
"Hadi güneş hanım atla!"
Güneş demesine falan takılmayacak, bisikletine onun önüne o kadar yakınına binmeye takılacaktı. Dilsiz diye itiraz mekanizması yok mu sayıyordu onu?
"Hadi sessiz güzel!"
Fırat'ın güzel olduğunu söylediği sözleri sıklaştıkça, zorlaşıyordu Büşra'nın hayatı! O öğretmendi, öğretmenler hiç öğrencilerine iltifat ederler miydi? Ederlerdi ama ancak dersleri mevzu bahis olduğunda!
"Büşra, bekliyorum ağaç oldum geç hadi, gidelim bir an önce başlayalım, ver şu kitaplarını."
Kızın göğsüne bastırdığı kitapları alıp bisikletinin sepetine bıraktı Fırat sonra da tuttu bileğinden Büşra'yı önüne oturmasına yardım etti.
"Tutun şuradan!"
Direksiyon da ellerinin arasında oluşan boşluktan tutunsun diye ellerini tutarken Fırat, bir genç kıza ait bu denli masumiyetle hırpalandı yüreği, eline ilk dokunan erkek olduğunu düşündü, bu kadar yakınında duran ilk yabancı, saçları yüzüne değen ilk adam! Ayakları pedala doğru kalkarken, bacaklarının dermanı eksikti sanki. Gözleri hafifçe aşağı kaydığında görüyordu gümüş boncuklar altından sarkan uzun güneş rengi saçlarının göğsüne değecek kadar yakın olduğunu, kolları kollarının gömleğinden açıkta kalan çıplaklığına temas ediyor, nefesini duyacak kadar yakınında olduğunu ise daha zor kabulleniyordu. Masanın etrafında ders anlatmaktan başka türlüydü böylesi. Tarifi güçtü elbette, oysa tarif konusunda sıkıntı yaşamazdı Fırat. Hiç olmadı uygulamalı anlatır ama mutlaka anlatırdı. Gözlerini kapatıp açtı, pedal çevirme hızıyla orantılı ve kulağına fısıldadı kızın:
"Ben aslında acayip hızlı araç kullanırım ama sen hani hafif korkaksın ya..."
Başını çevirip bakmayı hayal etti Büşra, çok yakınında olduğu için yüzüne o kadar yakın olması ile baş edemeyeceğini düşündü; korktu. Evet hafif korkaktı hatta ve hatta çok korkaktı.
"Korkmuyorsun değil mi? Korkmuyorsan bileğimden tut, korkuyorsan durmamı işaret et."
Korkusunun nedeni bisikletin gidişi ya da düşeceklerinden duyduğu endişe değildi. Başka nedenleri vardı Büşra'nın. Usulca dokundu adamın bileğine, korkmuyorum demenin sessiz bir kız için en kolay yöntemi olmuştu. Fırat ile anlaşma şekillerinin en can alıcı noktalarından biriydi üstelik bu, adam alakasız hamleler yaptırarak anlaşıyordu onunla. Bu da onlardan biriydi işte!
Elleri hafifçe terlemişti kızın; terli, ıslak ama yumuşacıktı! Tıpkı varlığının hissi gibi!
"Neyi merak ediyorum biliyor musun Büşra, konuşacak olsan bana ilk ne dersin? Mesela ne diye hitap edersin? Bir lakap bulur musun mutlaka? Herhalde bulmazsın! Fırat dersin herhalde değil mi, sadece Fırat yeter zaten! "
Ne diyecekti ya zaten, güldü Büşra sessizce!
"Seninle konuşurken niye hep saçmalıyorum acaba ben?"
Büşra, hep o konuşmak zorunda kaldığı için diye düşünürken içinden, Fırat devam etti:
"İnsanların üzerinde böyle bir etkin mi var yoksa?" derken gülüşü genç kızın kulağını okşayan nameler gibi esti. Nefes kesici denebilirdi, belki de büyülüydü sesi de yaptıkları gibi. Kimdi bu adam, bütün iyilikleri üzerinde toplamış bir erkek peri mi?
Perilerin cinsiyeti mi olurdu?
Peri diye bir şey var mıydı?
Fırat için her geçen saniye daha da zorlaşıyordu, mantıklı davranmamıştı Büşra'yı bu kadar yakınında tutmayı teklif ederek. Yürüseydi Büşra, ya da o yürüseydi Büşra bisikletle gitseydi! Hayır her biri saçmaydı yaptığı mantıklıydı ama beyninin bir tarafı fazlaca uyuşmuş gibiydi. Neydi bu kadar onu ondan alan? Çocuk gülüşü demişti, güzelliği demişti, masumiyeti demişti evet son zamanlarda bir de bu duruma zekası eklenmişti. Zekasının izin verdiği kavrama yeteneği, onu dinlerken gözlerini kocaman açarak pür dikkat kesilişi, bir soruyu çözemediğinde kalemin başını kemiren aptal kız tavrı; her biri ama her ifadesi Fırat için vazgeçilmez olmaya başlamıştı. Bir kadın hiç konuşmadan kendini bir adama bu kadar iyi anlatabilir miydi? Madem anlatabiliyordu insanlar, neden böyle sayısız cümleler kuruyorlardı? Sayısız ve sürekli üst üste yığılan cümleler.
Bisikletin yönünü ormana doğru çevirdiğinde, bu yolculuğun bittiğine üzülen iki insan vardı. Aslında hem üzülen; hem de üzerlerine yapışmış, anlam verilemeyen etkiden korkan iki insan. Bir ağaç dibinde bisikleti durduğunda:
"Hadi atla bakalım, güneş hanım."
Büşra, bisikletten aşağı indiğinde gözleri kaçamak, alt dudağı dişlerinin eziyetinde; kitaplarını sepetten alarak her zaman bildiği yere, karavanın önüne açılmış masaya geçti. Fırat, ise ardından bakmadan yüzünde belli belirsiz gülümseme taşıyarak bağladı bisikletini direksiyonundan. Sonra karavanına girip iki soğuk içecek aldı ve oturdu Büşra'nın yanına:
"Çözemediğin sorulardan başlayalım mı?"
Büşra'nın kızıllığa yakın gözleri ışıl ışıl bakarken Fırat'a, adam bu sessiz kızın ona ne yaptığını ilk kez sorgulamaya başladı.
***
Fırat'ın gözleri Büşra'ya bakarken gülüyordu, Emel bunu her gördüğünde yaşadığı dramı bir kez daha yaşadı. Varlığının farkında bile değillerdi, adam Büşra'nın oynayan kaleminin karşısında dalgın bakışlara amadeydi, Büşra'da önünde ki sorulara... Kuzeninin o adama karşı minnnetten başka bir his beslemediğini düşünüyordu. Sadece iyi bir adamdı ve iyi adamlar Büşra için az bulunulur kimselerdi. Bu sebep hepsi için kafiydi! Ama Fırat öyle değildi, belki Büşra'da aradığı bir tutku değildi, evet emindi ki hiçbir zaman kuzenine hissettiği şeyin adı aşk da olmayacaktı, peki bu bakışlarda ki gülüş neydi? Kardeşi gibi seviyor olmasına bile tahammül edemezdi ki Emel, onunla ilgilenmediği gerçeği gün gibi ortada dururken; bu adamı damarlarına kadar kıskanmak bağımlılık yapmıştı sanki. Yanlarında daha çok durursa, bunu daha mı çok yaşardı? Peki ya giderse? Gidemezdi Emel, gitmek zordu! Bir adama böylesi kapılıp gitmişken hele... Olmayacağını, üzerinde paçavra diyeceği kadar uyumsuz, saçma sapan kıyafetler ile ona güzel görünmeyeceği gerçeğini biliyordu ama gene de içinde bir umut vardı. Ya hikayelerde ki gibi gözlerinin rengine aşık olursa, Fırat! Bu fikirle boğulabilirdi, eğer sadece gözlerine aşık olduğu bir kadın ile hayat geçirebilecek türden bir erkek ise Fırat, Büşra'nın korkak bir kız oluşu, konuşamıyor olması ve kendisi gibi bakımsız olması; bunların hiç biri ona engel değildi.
Hoşlanıyor muydu?
Belki daha fazlası....
Öteki türlü olsa böyle kirpiklerini bile oynatmadan bakar mıydı Büşra'ya? Yazık bundan Büşra'nın haberi bile yoktu.Belki de haberi olsa arkasına bile bakmadan kaçardı.
O değil, doğru olan benim; seçmen gereken, bakman gereken benim!
Minik bir hıçkırık duyuldu dudaklarının arasından dışarı. Hangi ara ağlamaya başladığını fark etmemişti bile Emel, korkuyla kapadı ağzını daha çok duyulmasın diye sesi. Çok geçti, Fırat duyduğu sesi idrak edebilmek için bakışlarını çevirdiğinde bulmuştu onu. Ve Büşra'da! Göz yaşlarını panikle silerken başını eğdi Emel, görmesinler diye. Ama Büşra tanırdı onu, yerinden kalkarken Fırat öylece bakıyordu.
"Gidelim mi Büşra?" diye sordu genç kız, gitmek çareydi o an için.
Neden ağlıyordu Emel bilmiyordu o, kitaplarını toparlamaya başladığın da ise Fırat'ın eli eline değdi... Durakladı önce, sonra bekledi Fırat bir şey söylemek ister diye; çekmedi elini. Oysa alışkın değildi ona dokunulmasına; hep korkardı, kim hangi niyeti taşımış olursa olsun. Olmadı öyle; korkmadı bu defa, artık Fırat'tan korkmuyordu, Büşra. Korkular bilinmezlikler taşırdı, ama sanıyordu ki Büşra, bu adam böyle olduğu gibi, nasıl göründüyse öyle bir adam!
"Ben sen gideceksin diye niye üzülüyorum?"
İrkildi genç kız, gözleri bir kez daha Emel'i bulamazdı artık; duyduğu şey hem onu utandırmış hem de şaşırtmıştı. Şaşkınlığı kendinde imkansız kıldığı Fırat ilgisinin başka kapılara ulaşan sözleriydi. Ona göre de olmazdı! Ama bilmiyordu olmazlar bir gün olurlukları ihtimaline dayalı hayat bulmuşlardı.
Elini hızla çekti ve kucağına bastığı kitaplarla hızlı hızlı yürümeye başladı.