Büşra'ya göre bir erkeğin kurması zor sofralardan biriydi önünde ki. Babasının da evde olduğu zamanlar da annesine yardım ettiğini bilirdi ama tek başına asla böyle bir sofra kuramazdı. Tanıdığı hiç bir erkeğin Fırat'ın ellerinden çıkan mucizelere ait olamayacağına anında kanaat getirdi, Büşra. Adam iştahla yemeğini yerken, İtalya'da bir restoranda çalıştığı yılları anlatıyordu, ilk acemilik zamanlarında ona disiplinini hissettiren şefinin öğrettiklerini, öğretme metotlarından bahsediyordu. Büşra, onu dinlerken onun kadar iştahlı yemek yemiyordu ama gene de makarnasının bildiği makarnalara benzemeyen sosu ile arsız bir çocuk gibi saldırmak isteği taşıyordu. Tabağının yanına Fırat'ın eğer söylemek istediği olursa yazsın diye bıraktığı deftere ara ara göz ucuyla bakıyor ama adam konuşması için ona zaten fırsat vermiyor, sürekli anlatıyordu.
"O adam yüzünden bir daha,o mutfakta çalışmak için İtalya'ya gitmem sanıyordum. Yani öyle zorlamıştı ki beni, dedim tamam Fırat sen git babanı dinle iyi bir iktisatçı ol, hisse senetleri,bonolar geçin git! Ama üç ay bittiğinde bana Bay Cesare'nin bunu tamamıyla acemilik dönemimi atmam için hızlandırıcı bir etki ile yaptığını anladım. Düşünsene sadece on sekiz yaşındasın ve karşında senden olmayan bir milletin adamı sürekli ahkam kesiyor, eksik ya da beğenmediği durumda kendi dilinde giydiriyor. Bir de İtalyan erkeklerine kibar derler diye çok söylenmişliğim vardır Cesare'den sonra. Ama her sene soluğu, Cesare'nin mutfağında alınca o düşüncelerin hepsinden sıyrıldım."
Bir adam, pazarda kabak lahana satan, sebze yetiştiriciliği yapan bir köylü kızına neden bunları anlatırdı ki? Büşra'nın pek aklı almıyordu. Ya konuşabileceği kimsesi olmayan bir yalnızdı o, ya da tamamen gevezeydi. Yalnız olduğu şimdilik aşikardı ama geveze olduğu kadar baskın bir his vermiyordu, ona.
"Sonra..."
Bu defa Fırat da fark etti, iyice abartmış olduğunu. Büşra'nın ağır ağır yemeğini yerken onu dinlemekten sıkılmış olacağını düşünecek kadar hemde. Kirli sakalının çenesinde uyandırdığı kaşınma hissi ile elini çenesine götürdü, derin bir nefes alıp kolasından içip güldü:
"Çok konuştum! İnsanlar genel de dinlemeyi sevmez ya, bende hazır dinleyeni bulmuşken..."
Ve Büşra da güldü! Fırat'ın vay be diyeceği cinsten güzellik katıyordu bu gülüş kıza.
"Eee nasıl makarnam, güzel mi, beğendin mi?" diye sorarken sesini yumuşattı genç adam. Büşra, tebessümünü kaybetmeden salladı başını:
"Afiyet olsun, sevindim beğenmene. Karavanımın ilk misafirini iyi ağırlamak lazım değil mi? Aaa pardon senden önce bir misafirim daha olmuştu."
Kimden bahsettiği konusunda tereddütle ama dikkatle bekledi söylemesini, Büşra.
"Emel de kahve içmeye gelmişti."
Emel'i hatırladığında burada ne işim var diye kendi kendini sorgulaması gerekti, Büşra'nın. Sahiden ne işi vardı ki orada, yengesi belki çoktan pişman olmuş, amcası sorup durduğu için Emel'i de yanına alıp onu aramaya çıkmıştı. Ve birazdan onu burada bulacaklardı.
Sadece kendisini kandırıyordu; yengesinin, amcasını kandırması kolaydı, elbette tekrar pazara gönderdim demeyecekti ya. Uyuyor diyecekti! Belki amcası sancı ile kıvrandığı ve morfin aldığı günlerden birindeydi. Acıları dinsin diye ona verilen morfinin güveninde kovmuştu belki de Keriman onu. Tabi ya, başka türlü o kadar bağırıp çağıramazdı. Gene de Emel'in onu çok merak ettiği aşikardı, muhtemelen ne yemek yemişti ne de uyumuştu? Belki de her şey için bu yolcuya teşekkür edip gitmeliydi, tam o esnada deftere uzandı, karavanın kapısına asılan floresan lambanın ışığında yazabilirdi istediklerini ama Fırat'ın konuşmaya devam ettiğini duydu:
"Gerçi o senin kadar uzun kalmadı ama gene de ilk misafirim oydu. Bu köyden başka kimsenin de geleceğini sanmam zaten."
Ne yaşamışlardı Emel ile? Evet, işte gene aynı nedende takılıp kalmıştı, bir şekilde bunu sormalıydı Fırat'a, belki Emel için bir şeyler bile yapabilirdi. Emel ile Fırat'ın bir çift olduğunu düşünme gafletine düştüğü an da göğsü yandı! Düşünmesi neden zordu böyle? Bilmiyordu, kıskançlık hissini bilmeyen nadir insanlardan biriydi Büşra? Gene de Emel'in hayatta her şeyin daha iyisine layık olması gerektiğine inanan ve böyle olsun isteyen biri olarak defterine uzandı ve:
"Emel de çok güzel yemekler yapar." yazdı.
Büşra'nın kuzenini sevdiğinden ilk kez emin oldu Fırat, iki kız birbiri için sahiden önemliydi. Emel'in Büşra'yı koruma çabalarının nedeni annesinden öte; kızın savunmasız, saf temiz halleriydi ve Büşra için de Emel fedakar bir fedaiydi.
"Sen yapamaz mısın?"
Kendinden bahsetmeyecekti, eğer uzun uzun bir şeyler yazacaksa bu mesele Emel olacaktı.
"Ben ders çalışayım diye Emel yapar, aslında ben de yapıyorum gibi mutfağa geçerim ama Emel hep ben test çözeyim diye idare eder. Çok fedakardır Emel!"
"Sen ne dersi çalışıyorsun? Üniversite de mi okuyorsun?"
"Hayır daha değil, sınava hazırlanıyorum ben. Liseye ara vermek zorunda kaldığım için daha yeni mezun olabildim. Yazdan başladım çalışmaya bende, yapabilir miyim bilmiyorum? Eskiden başarılı bir öğrenciydim ama artık öyle değil. Geri kalmışım biraz, sayısal derslerim fena!"
Kızın sayısal dersleri fena olabilirdi ama kalemi öyle hızlı yazıyordu ki, edebi tarafının kuvvetli olduğuna emin oldu, Fırat.
"Aileni kaybedince mi ara vermiştin?"
Büşra, durakladı! Hayır, mevzudan bahsetmek zorunda değildi ve elbette ki bahsetmeyecekti ama Emel'den bahsetmek konusunda ısrarcı iken nasıl olmuştu da gene mevzu kendinde takılı kalmıştı. Cevap vermeden öylece kalınca, Fırat ısrar etmemek için:
"İstersen yardım ederim ben sana, yaz boyu buradayım. İstediğin zaman gel, çalıştırırım." dedi.
Ne demişti? Çalıştırmaktan mı bahsediyordu? Boğaziçi'nde okuduğunu söylemişti, elbette çalıştırabilecek kadar geçmişi vardı! Var olmalıydı! Ve yaz boyunca buradaydı! Yaz ne zaman bitiyordu, hangi ayın kaçıncı günündelerdi hepsi bir sele kapılmış gibiydi resmen.
"En çok eksiğin neredeyse, herhalde sayısalcısın! Mesela fen derslerinden hangisi en çok sıkıntı olan, onunla başlayalım. Tabi gelebilirsen, belki ailene ders çalıştıracak birini buldum dersen, kimse böyle bir fırsatı tepmez herhalde izin verirler."
Fırat, onun nasıl bir aileye sahip olduğunu tahmin edemiyor olmalıydı. Tam olarak kötü kalpli bir yengesi olduğundan haberdardı ama gene de onun hayatını düşünen, geleceği için endişelenen birileri var mı sanıyordu? Elbette öyle birileri vardı; birisi ölümle cebelleşen amcasıydı, diğeri üvey annesi tarafından bir evin sınırlarına ve bir pazar torbasına mahkum Emel'di.
"Hatta Emel'de gelebilir, ona da yardım ederim."
Bu kadar yardım sever olmayı kimden öğrenmişti, Fırat? Kendi kendine kahkahalarla gülebilirdi, köyden sıkıldığı için böyle bir yola başvurduğunu ama dönmeyi gururuna yediremediği için sıkıldığını kabullenemeyen iç psikolojisine sahip olduğunu düşündü.
"Ne dersin, ha Büşra?"
Büşra, ne diyebilirdi ki? Hangi saatlerde gelebilirdi Fırat'ın yanına, belki Emel'e söylese pazardan bir iki saat erken gelmesi için zaman ayırabilirdi. Fazla fedakarlık istemiş mi olurdu o zaman? Hayır, Emel'den böyle bir şey isteyemezdi! İstememeliydi!
Deftere uzandı ve tekrar yazmaya başladı: "Teşekkür ederim ama yengem izin vermez öyle kolay kolay, gündüz de pazara gidiyoruz biz. Yani senin yardımın için buraya gelecek..."
Onunla paralel olarak yazdıklarını okuyan Fırat'ın sesi ile kesti yazmayı yarıda: "Ben konuşabilirim yengenle, buda insan herhalde canım, gencecik kızsın; geleceğin mi önemli üç beş kabak satman mı?"
Fırat'ın dünyasında üç beş kabağın karşılığı bir kaç bozuk paraydı belli ki! Tekrar döndü defterine:
"Sen galiba gerçekten iyisin!"
Güldü, adam! Gerçekten iyi olup olmadığını düşünmüyordu ama genç kızın bu sözü ile iyilik denen şeyin Büşra'nın yanında kendisine pek yakışmadığını düşündü.
"Ne diyorsun konuşmamı ister misin? Bu yengenin kocası kim mesela, amcan, dayın, abin hangisi ise onunla konuşayım?"
Büşra, bütün bu soruların karşılığını düşündü... Yengesinin kocasının bu hayattan gidişinin ona getireceklerinden korkarak:
"Amcam çok hasta, kanser hastası, evde sürekli uyutuluyor. Yengeme sözü geçmez, şöyle yap diyemez. " yazdı.
"Peki, Emel? O annesine söylese."
Başını iki yana salladı Büşra.
"Senin başka kimsen yok mu Büşra, bu süpürgeli cadı yengenden başka?"
Kız kendisini tutamayıp güldü. Emel'in mümkün mertebe üvey annesinin elinde büyümüş olmasının getirdiği ona kötü söz yakıştırmayan tavrına karşılık, onunla ilgili düşündüklerinin dile gelişi gibi olmuştu Fırat'ın tepkisi. Büşra'nın kıkırdaması Fırat'ı o güne götürdü. Ağzını kapayarak gülen kızın gülüşünün bir çocuğunkine benzeyişinin nedenini o an buldu? Sözleri olmayan bir bebeğin yaptığı, gülüşüyle karşı tarafa sunduğu adeta bir cennetti...
***
"Yengem, Emel'in üvey annesi. Onu da dinlemez!"
"Anladım senin yengen tekel."
"Öyle."
"Eee nasıl yapacağız o zaman Büşra, liseyi nerede okudun sen temelin iyi mi bari?"
"Açık lise..."
"Açık mı? Aman be, bir de iyi bir şey söyle, mesela de ki bana ben her gün gece evden kaçarım, camdan atlarım, gelir çalışırım falan de."
"Kaçarım!"
Bunu beklemiyordu Fırat! Bu kadar cesaretli olduğunu balıklarını göle döktüğü anda anlaması gerekmez miydi, halbuki? Gözü karaydı işte! Hayır bu renk kara olamazdı, gece olduğunda karanlık görünse bile olmadığı aşikardı işte, başka bir dünyanın insanı gibiydi gözleri bile! Bütün sözleri oraya mı saklanmıştı yoksa? O yüzden mi dilinde can bulmuyordu hiç biri?
"Eee.."
Sesi titremişti Fırat'ın, kendine şaşırıp başını salladı hırsla; kendine gel dercesine devam ederek:
"Öyleyse sen de bana karşılığında bir şey vermelisin?" dedi.
Büşra, irkildi karşılığına sahip değildi o ve Fırat buna rağmen bir beklenti içinde miydi?
"Mesela, seni şöyle Boğaziçi koridorlarında çekilmiş bir fotoğrafınla görmek gibi. Adresime postalarsın herhalde."
Derin bir nefes bıraktı Büşra dışarı! Artık kesinlikle emindi Büşra, bu adam iyiydi. Onay vermek için başını sallarken elini uzattı Fırat:
"Anlaştık öyleyse, derslere riayet ve ciddiyet isterim, ben Cesare'nin öğrencisiyim."
O ele bakarken kendi eline kaydı gözleri, ne yani şimdi eli eline mi değecekti?
***
"Büşra?"
Tanıdık bir sesle sıçradı yerinden Büşra! Ayağa kalktığında, Fırat da sandalyesini çekip doğruldu. Karşılarında onlara doğru gelen kişi Emel'di!
"Ne işin var burada senin?"
Emel'in sesine ait hesap sorma Fırat'ın bir kaç adım öne çıkmasına neden olurken:
"Lütfen Emel Hanım, bugünden itibaren burası Büşra'nın özel eğitim merkezi."
Büşra, kendisine kalsa bunu asla söylemezdi Emel'e.
"Ne demek o özel eğitim merkezi?"
"Üniversite sınavına hazırlayacağım onu."
Emel, masanın tam önünde durduğunda tabaklarda ki yemekleri, karşılıklı yemek yediklerini fark edince olanla bitene anlam veremeyerek kaynadı içi.
"Öğretmen misin sen?" derken sert bir hamle ile kaldırdı başını masadan.
"Sayılır."
"Hayal kurma, Büşra'dan da uzak tur."
Korumacı iç güdüsünün eseri değildi bu sefer yaptıkları Emel'in, hızla kavradı kolundan Büşra'yı:
"Hadi gidiyoruz!"
Elbette, itiraz etmeyecekti Büşra ona. Ardına düşüp gidecekti. Pazar çantasına uzanınca, Emel halen hastalıklı çıkan sesine inat bir güçle sırtlandı torbayı.
"Böyle şehir serserilerine inanıp da ders falan çalışırım sanma, uzak dur buradan da bu heriften de!"
Peşinden sürüklerken Büşra'yı bir yandan da aklının yettiğini sanarak öğütler veriyordu Büşra'ya. Büşra, kuzeninin arkasından giderken bir an döndü ardını ve Fırat'ın bakışlarını buldu. Gözleri güzel iyi yürekli adama tebessümle kaldırdı elini, Fırat tedirginliğini unuttu o an ve gülümsemesine karşılık aydınlanan yüzü ile başını eğerken iki parmağını birleştirip bir izci selamı verdi; güneşin kızına.