O gecenin karanlığı, Mardin’in üstüne değil, Fırat’ın sırtına çökmüştü sanki. Konağın taş merdivenlerinde otururken dizlerinin arasına düşen elleri, yorgun bir haykırış gibi titriyordu. Rozâ abisinin yanına geldiğinde gözleri yaş içinde değil, suskunlukla doluydu. “Haber yok değil mi, abi?” dedi. Sesinde umutsuzluk kırıntılarıyla.. Başını ağır ağır iki yana salladı Fırat. Boğazına saplanan acıyı bastırmak ister gibi yutkunup, sıktı dişlerini.. “Ama bulacağım… Ölüm de olsa, cehennem de olsa… Oğlumu bulacağım. Ve Allah şahidim olsun… ona uzanan eli kökünden koparacağım..!” diyip bir anda yumruğunu geçirdi. taş basamağa. Taşın yüzeyinde bulaşan kanı görmedi bile, parmakları kanamıştı ama umurunda değildi. Rozâ ise sessizdi. Abisinin gözlerine bakamıyordu. Oğlunu kaybetmiş bir babanın

