VİKTOR Viktor, kırk dokuz yaşını çoktan geride bırakmıştı ama kendini hâlâ “elliye basmadım” diye kandırıyordu. Saçlarının şakakları bembeyaz olmuş, tepesindeki kestane rengi teller ise inatla direniyordu. Yüzündeki çizgiler artık sadece gülümsediğinde değil, dinlenirken bile derinleşmişti; göz altlarındaki torbalar yılların biriktirdiği uykusuz gecelerin, bitmeyen toplantıların, ertelenen hayallerin sessiz tanıklarıydı. Frankfurt’un kasvetli, nemli sabahlarında bile ceketinin yakasını kaldırır, ellerini ceplerine sokar ve hızlı adımlarla yürürdü. Sanki acele ederse zamanı kandırabileceğini sanıyordu. Sanki koşarsa yaşlanmayı atlatabileceğini. Ama o gece, zaman onu yakaladı ve bir daha bırakmadı. Normalde saat on buçukta evinde olurdu. Kanepeye gömülür, bir kadeh Zweigelt açar – ucuz ama

