Maria hamile olduğunu öğrendiğinde, Berlin’in o serin sonbahar günlerinden biriydi; Ekim 2008’in ortaları, Spree Nehri’nin kıyısındaki yapraklar sararmış, rüzgâr hafifçe dalları sallıyordu. Maria o sabah kusmuştu; önce kahvaltıdaki yumurta kokusunu suçlamıştı, sonra midesinin altındaki o tuhaf ağırlığı hissetmişti. Eczaneden test aldı; küçük dairesinin banyosunda beklerken elleri titriyordu –heyecan mı korku mu, kendisi de bilmiyordu. İki çizgi belirince gözleri doldu; sevinç gözyaşlarıydı önce, sonra bir endişe sızdı içine. Viktor’u düşündü; gri gözleri, soğuk gülümsemesi, ama son aylarda Maria’ya bakarken yumuşayan bakışları. “Ona söylemeliyim,” diye fısıldadı aynaya. Viktor o akşam geldiğinde Maria sobayı yakmıştı; mumlar yanıyordu, masada iki tabak, basit bir yemek –patates çorbası, ek

