Beş yıl sonra.
Celal Bey'in yanında çalışmaya başlayalı tam beş yıl olmuştu. Celal Bey beni bu eve getirdiği ilk gün söylediği gibi sağ kolu yapmıştı. Her gün aldığım dövüş dersleri ve silah eğitimleri beni güçlendirmişti ama fiziksel olarak güçlensem de mental olarak çökmüştüm. Celal Bey söylediği gibi benden duygularımı, düşüncelerimi, beni ben yapan her şeyi elimden almıştı; yerine sadece nefret ve kan dökme arzusu koymuştu. Artık bu hayatta tek bir görevim vardı: canım pahasına Celal Bey'i korumak. Duygularım yoktu, düşüncelerim ise sadece Celal Bey'i koruyup kollamak üzerineydi.
Dışarıdan bakıldığında aynı Mühre gibi gözükebilirdim ama ben artık 29 yaşına gelmiş, sadece elleri değil bütün bedeni, hayatı kana bulanmış bir kadınım. Masum Mühre'yi o gece Ali'nin kaybıyla beraber içime gömmüştüm. Ali'nin benden alınması içimde ufak bir merhamet kırıntısı bile bırakmamıştı. Ahh Ali'm... Eğer yaşasaydı henüz 16 yaşında genç bir delikanlı olacaktı.
Ali'nin öldüğünü kabullenmek istemiyordum. Ortada bir ceset yoktu ama Ali'ye dair bir yaşam belirtisi de yoktu. O cehennemde ölenlerin cansız bedenlerinin yakıldığını öğrenmiştim. Eğer Ali o sayısız cesedin arasındaysa çoktan külleri gökyüzüne savrulmuştu ama eğer değilse onu bulacaktım . Bir gün ,yeterince güçlenecek ve bize bunları yaşatanların hepsinden hesap soracaktım. O gün gelene kadar Celal Bey'in duygusuz köpeği olmaya mahkûmdum.
---
Mühre... Celal Bey'in sinirle kükreyen sesini duyduğumda Hayriye ablanın yanağına hızla bir öpücük kondurdum ve masadan birkaç zeytin alıp ağzıma attım.
"Deli kız, yavaş, boğulacaksın."
"Yavaş olursam Celal Bey beni elleriyle boğar."
Vestiyerden şapkamı alıp koşarak bahçenin ön tarafına koştum. Murat hızla arabayı yanıma çektiğinde yan koltuğa atladım. Murat sertçe gazı kökledi ve bahçeden çıktık. Celal Bey arka koltukta sinirden köpürüyordu. Sadece birkaç saniye daha geç kalsaydım bütün sinirini benden çıkaracağını çok iyi biliyordum.
"Mühre."
Celal Bey'in seslenmesiyle başımı hızlıca arkaya çevirdim.
"Bugün iki toplantımız var. Biri Asır Mortem denen o şerefsizle olacak. Önlemleri al."
"Emredersiniz."
Yönümü yola geri çevirip telefonumdan güvendiğim korumalara mesaj attım. Bugün tek bir hata olması demek bedelini benim ödeyeceğim anlamına geliyordu. Hatayı kimin yaptığı önemli değildi. Celal Bey'in olduğu ortamda olan her şeyden ben sorumluydum.
---
Arabadan inip Celal Bey'in kapısını açtım. Murat şirketin etrafına neredeyse bütün adamları yığmıştı. Bizim olduğu kadar Asır Mortem'in ve toplantıya katılacak diğer iş insanlarının da korumaları kapıdaydı. Asır Mortem'le görüşmek demek her an her şey olabilir demekti.
Topuz yaptığım kızıl saçlarıma şapkamı geçirdim ve önünü biraz aşağı eğerek gözlerime siper ettim. Asır Bey'in şirketine girdiğimizde yanımıza genç bir kadın yaklaştı.
"Celal Bey, buyurun lütfen, size ben eşlik edeceğim."
Bizi asansöre yönlendirip birkaç tuşa birden bastı. Asansör yukarı çıkmak yerine aşağı inmeye başlamıştı. Murat'la her an tetikte bekliyorduk. Asansörün kapıları açıldığında bizi siyah ve kan kırmızısının hâkim olduğu büyük bir salon karşıladı.
Yarım ay şeklinde dizilmiş kahverengi deri koltuklar vardı. Bizden önce gelen adamlar koltuklara yerleşmiş oturuyordu. Burası asıl toplantı salonu değil, sadece bekleme salonuydu ama bekleme alanı için fazla büyük ve gösterişli bir yerdi. Celal Bey de diğerleri gibi tek kişilik koltuklardan birine oturdu. Biz de Murat'la hemen Celal Bey'in arkasındaki yerimizi aldık.
Burası bodrum katta olduğu için bir tane bile pencere yoktu. Normalde böyle bir yerde asla duramazdım ama burası o kadar büyük ve genişti ki duvarlar üstüme geliyormuş gibi hissetmiyordum. Nihayet beklenen an gelmişti.
Asansörün kapıları açıldığında Asır Mortem tüm heybetiyle karşımızdaydı. İki metre boyu, kehribar gözleri ve siyah saçlarıyla uyumlu olan siyah takım elbisesi... Hiç konuşmasa bile etrafa korku ve tehlike saçıyordu. Asır Mortem adı döktüğü kanlarla anılan bir adamdı. İsmini fısıltıyla bile anmaya korkanlar ondan cellat diye bahsediyordu.
Asır Bey'le beraber gelen sekreter kadın eliyle ilerideki toplantı salonunu işaret etti.
"Buyurun lütfen, toplantımıza geçelim."
Kadın önden ilerlediğinde biz de hemen arkasındaydık. Neredeyse boyumun üç katı uzunlukta ve büyüklükte olan siyah kapı bizi karşıladı. Kapının önünde gördüğüm iki erkek güvenlikle yutkundum. Üstümüzü arayacaklardı ama bana dokunmalarına izin veremezdim.
Şimdiye kadar bütün toplantılarda en az bir kadın güvenlik olurdu. Olmayan yerlerde ise herkesin gözü önünde silahlarımı teslim ederdim ve Celal Bey'in "üstü temiz" sözüne güvenirlerdi ama Asır Mortem kimsenin sözüne güvenecek bir adam değildi, biliyordum.
Sıra bana geldi. Adam ellerini uzattığında bir adım geriye çekildim. Adamın kaşları çatıldı.
"Asır Bey..." diye seslendi.
Bakışlarım korkuyla Celal Bey'e döndü.
"Korumam için kadın güvenlik istiyorum."
Celal Bey erkeklerin dokunuşları hakkındaki hassasiyetimi biliyordu ama kadın güvenliği benim iyiliğimden çok kendisi için istiyordu. Olaylar uzamasın ve bir an önce toplantıya geçelim istiyordu. Bu konudaki hassasiyetimi umursamadığını bana çok acı bir şekilde göstermişti. Ceza olarak aç kalıp dayak yediğim günlerin izleri hâlâ vücudumdaydı.
Asır Bey kaşlarını çatmış, Celal Bey'le alay eder gibi konuşuyordu.
"Burası senin isteklerinin gerçekleşeceği bir yer değil. Öyle olsaydı gökten kemik yağardı."
Birkaç sessiz kıkırtı duyuldu. Celal Bey gözlerinden saçılan öfkeyle bana baktı. Eğer üstümü aratıp içeri giremezsem eve döndüğümde keşke beni öldürseydi diyeceğim işkencelere maruz kalacaktım.
Son bir umutla bakışlarım Asır Bey'e döndü. Çaresiz kalmıştım. Yanındaki kadına döndü.
"Üstünü sen ara."
Kadın yanıma geldiğinde belimdeki silahları çıkarıp diğerlerinin silahlarını koyduğu kutunun içine koydum. Benim silahlarım diğer silahların arasında dikkat çekiyordu. Gece karası siyah silahımın kabzasını mühürle damgalamıştım. Mührün ortasında sonsuzluk işareti vardı. Sanki kalbimde taşımıyormuşum gibi, bir gün unutursam diye her yere Ali'yle benim sembolümüz olan sonsuzluk işaretini kazıyordum. Sağ elimde taşıdığım sonsuzluk işaretinin bir kısmını da dövmeyle üstünden geçip ömür boyu kalıcı hâle getirmiştim.
Kadın gelip ellerini üzerimde gezdirdi ve Asır Bey'e dönüp, "Temiz." dedi.
Asır Bey doğrudan bana baktı.
"Yüzünü aç."
Bu sefer karşı gelmedim, zaten gelemezdim. Dudaklarımı bir zırh gibi içinde saklayan ceketimin fermuarını çenemin altına kadar indirdim. Şapkanın ön kısmını da biraz kaldırıp yüzümü net görmesini sağladım. Kehribar gözleri zehirli bir ok gibi bakışlarımı delip geçiyordu.
Bu işe ilk başladığım zamanlarda Asır Mortem'i henüz görmemişken sadece adını duyduğumda bile korkuyordum. Murat'ın anlattığına göre yer altı dünyasının en tehlikeli ve kurnaz adamıydı. Şimdiye kadar ona karşı gelebilen ya da onun gücüyle savaşabilen kimse çıkmamıştı. Deneyenlerin sonu hep mezar olmuştu.
Yıllardır bu işin içinde olan Murat bile ondan korkarken aciz Mühre nasıl korkmasın ki?
Asır Mortem Celal Bey'in ezeli düşmanıydı. Nefretinin sebebini bilmiyordum ama boyutu kesinlikle küçümsenmeyecek kadar büyüktü. Çoğu silah atışı dersinde karşımda Asır Mortem'in resmi olurdu ve defasında tam alnının çatından nişan alıp onu öldürmem istenirdi.
Şimdiye kadar Asır Mortem'in kaç tane adamını indirdiğimin haddi hesabı yoktu ama onun adamları tarafından yediğim kurşunlar da azımsanamayacak kadar fazlaydı. İçinde olduğumuz bu savaş bizi korkutup geri çekilmemizi sağlamak yerine daha da güçlendirmişti.
Herkesin üst arama işlemi bittiğinde ceketimin fermuarını tekrar üst dudağıma kadar çektim ve şapkamı da gözlerime siper ettim. Patronlar yerlerine geçtiğinde Celal Bey, Asır Mortem'in tam karşısına masanın diğer ucuna oturdu. Murat'la Celal Bey'in arkasındaki yerimizi aldık. Hazır ol pozisyonunda bekliyorduk.
---
Toplantı birkaç saat içinde hararetli bir hâle geldi. Celal Bey'in sağında oturan Asım Bey sinirle ayağa kalktı, ellerini sertçe masaya vurdu. Celal Bey'in üzerine eğilip,
"O müzayededen ben değil sen çekileceksin." dedi.
Masanın saatlerdir üzerinde tartıştığı tek bir konu vardı: bir ay sonra gerçekleşecek müzayede de satışa çıkarılacak olan o tablo. Sebebini bilmediğim bir şekilde herkes o tablonun peşindeydi. Bildiğim üzere ünlü bir ressamın tablosu değildi ya da herhangi bir ünü yoktu. Sadece bir kadın tarafından yapıldığını biliyordum.
Celal Bey oturduğu sandalyede geriye yaslandı.
"Geri çekilmemi nasıl sağlayacaksın?" dedi.
Sesindeki küçümseme bariz bir şekilde belliydi. Asım denen adam Celal Bey'e zarar veremeyeceğini çok iyi biliyordu. Bakışları beni bulduğunda derin bir nefes aldım.
Başlıyorduk.
Asım Bey sinirle ceketimin yakalarına yapıştı, başımdaki şapkayı çekip aldı ve yere fırlattı. Topuz yaptığım kızıl saçlarım bozuldu ve yüzüme dağıldı. Adam tüm gücüyle saçlarıma yapıştı. Canım yanıyordu ama Celal Bey'den emir almadan karşılık vermem yasaktı. Asım Bey beni öldürse bile emir almadan kendimi koruyamazdım.
"Bu mu koruyacak seni?"
Saçlarımdan tutarak beni Celal Bey'in yanına sürükledi.
"Buna mı güveniyorsun?"
Murat öfkeyle bizi izliyordu. Beni kurtarmak için adım attığında bakışlarımla onu durdurdum. Murat'ın da emir almadan adım atması yasaktı. Beni kurtarması demek kendi canından olması demekti.
Adam arkamda duruyor, tüm gücüyle saçlarımı çekiyordu. Neden karşılık vermediğimi merak eden bakışlar üzerimde geziniyordu.
"Önce bu kızı becereceğim, sonra da seni becereceğim Celal."
Adamın sözleri üzerine Celal Bey sinirlendi. Yüzüme bile bakmadan,
"Mühre, indir." dedi.
Sonunda beklediğim emir gelmişti. Arkamdaki adamın karın boşluğuna sertçe dirseğimi geçirdim. Üst üste birkaç kere vurduğumda adam iki büklüm olmuştu. Saçlarımı tutan ellerine yapıştım ve tüm gücümle çevirdiğimde kemiğinden kırılma sesi geldi. Adam acıyla bağırdı. Karnına bir tekme atarak yere düşmesini sağladım.
Sırt üstü zemine çakıldığında üzerine oturup ellerimi boğazına yerleştirdim. Adamın koruması yardıma gelmek istese de Murat izin vermiyordu. Son kez Celal Bey'in gözlerine baktım. Başını onay verdiğini belli ederek hafifçe salladı.
Adamın başını ellerimin arasına alıp tek hamlede kırdım. Artık ölüydü.
Üzerinden kalktım, fırlattığı şapkamı yerden alıp tozunu sildim ve tekrar kafama taktım. Celal Bey'in arkasındaki yerime geri geçtim. Saç diplerim hâlâ acıyordu.
Asır Mortem sinirle ayağa kalktı.
"Toplantı bitmiştir." dedi.