Karanlık

2101 Words
Kucağımdaki kitaba sıkıca sarılıp Helen'in evine doğru gidiyordum. Dean'la vedalaştıktan sonra sadece kitabı alarak çıkmıştım dışarıya. Sık sık onu ziyaret edeceğime söz vermiştim ve o da sürekli beni görmeye geleceğine söz vermişti. Sekizinci evin ona ait olduğunu, akşam dokuzdan sonra kütüphaneden çıkıp evine geleceğini söylemişti. Yakın olduğumuz ve onu sıklıkla göreceğim için mutlu olmuştum. Onun yanında güvende hissediyordum. Belki de buraya ilk gelişimde onu gördüğüm içindir. Belki de o tatlı gülümsemesi ile beraber yanımda olduğu içindir. "Flora, hey Flora!!" ismimin seslenmesiyle arkamı döndüm. Sesin geldiği yöne baktığımda elinde tepsisiyle takılarını satmaya çalışan Helen'i gördüm. Gülümseyerek koşar adımlarla yanıma geldi. "Eve mi gidiyordun?" "Evet, beni orada beklemeyecek miydin?" "Ah, sabah yolda o pisliği görünce dayanamayıp peşinden gittim. O yüzden evde duramadım." kafasını çevirip kaşlarını çattı. Gözleri biraz uzağa bakarken adeta ateş saçıyordu. Baktığı yöne doğru dönüp cehennemimle karşılaştım. "Sanırım aynı cehennemde beraber yanacağız." Onunla yan yana olma fikrini bile sevmezken onunla aynı cehennemde yanmak... Bu korkunçtu. Hava soğuk olmasına rağmen üzerinde incecik siyah bir gömlek vardı. Gömleğin göğüs kısmında ipler vardı ve o ipleri bağlamamış, vücuduna daha çok soğuğu davet eder gibi tenini sergiliyordu. Siyah keten pantolon giymişti ve dünün aksine pelerini ya da kemeri yoktu. Oldukça rahat görünüyordu. Elleri cebinde o da aynı bakışlarla ateş saçıyordu Helen'e. Helen'e döndüm. "Ona bakmayı bırak. O tehlikeli biri. Sana zarar verebilir." Helen bakışlarını ondan çekip gülümseyerek bana baktı. "Dedi dün gözlerinin içine bakarak 'cehennemde yan' diyen Flora." O başkaydı. Benim bu saatten sonra kaybedecek hiçbir şeyim yoktu. Benim zaten sahip olduğum hiçbir şey yoktu. Bu yüzden belki de bazen gözü kara olasım tutuyordu. Bazen... "Eve gidip gelelim hadi. Bu kitabı bırakacağım sadece." elimdeki kitabı gösterdim. Kitaba dikkatle bakarken istemsizce onu kendime doğru çekip kollarımla ismini kapattım. "Roman. Okumak için aldım." Helen anlayışla gülümserken yanımıza biri yaklaştı. "Bu bir cadı. Sen git, ben müşterilerle ilgileneyim." Kafamı salladım. Yanımdan uzaklaşıp gelen cadıyla ilgilenirken arkamı dönüp eve doğru yürüdüm. Her adımda sırtımda bir yük hissettim. Sanki tek başıma değildim gibi. Bir bakış... Bir ruh... Bir siyahlık... Karanlık... Bu karanlığın sahibini de biliyordum. "Dur." soğuk sesiyle kitabıma sarıldım. Dün ki baş kaldırışından sonra rahat bir hayat süreceğini düşünmüyordun değil mi Flora? Yerimde durup derin bir nefes aldım. Korkma kızım. Korkma, korktuğunu asla belli etme. Cesur ol. Tam karşımda dikildi, elleri boşlukta sallanıyordu. Oldukça rahattı. Siyah saçlarını bugün saklayacak bir şapkası yoktu. Rüzgar dağınık olan saçlarıyla dans ediyor, ahenkle uçuşmasını sağlıyordu. Kara bakışları adam öldürmeye yeterdi ama hafif aralık dudakları birazdan ağrıma gidecek sözler söyleyecekti, bundan emindim. "Nereye gidiyorsun Flora?" "Seni ilgilendirmez." Kafasını eğip yüzüme doğru yaklaşırken dudakları kıvrıldı. Yüzünde alaycı bir gülüş belirmişti. "Flora, nereye gidiyorsun?" Sakin ses tonuna rağmen sinir bozucu bir üslubu vardı. Bakışlarını geri çekmedi. Yüzü hala yakınken kafamı geriye doğru çektim. "Seni hiç ilgilendirmiyor bu." Yanından geçip yürümeye başladım. Beni rahat bırak karanlıkların efendisi. "Acele ediyorsun Flora!" Durmadım. Hızlıca yürümeye devam ettim. Neye acele ediyorum acaba hah! Seninle durup konuşacak birine mi benziyorum sanki? Ukala pislik. Sırtımdaki bakışları eve gelene kadar hissetmiştim. Eve girmeden önce arkamı dönüp kontrol etmiştim. Yaşadığım yeri öğrenmesini istemiyordum. İzlenmiş olduğumu hissetmeme rağmen ortalıklarda görünmüyordu. Hızlıca kapının anahtarını deliğe sokup kapıyı açtım. İçeri girdiğimde sırtımı kapıya yaslayıp derin bir nefes aldım. Onu her gördüğümde bu şekilde mi olacaktım? Cesaretini topla. Kitabı Helen'in kardeşinin odasındaki çekmeceye koydum. Burada güvende olacaktı. Odanın kapısını kapatıp çıktım. Herhangi bir eşyam olmadığı için yerleştirme falan yapmamıştım zaten. Evden çıkmak için kapıyı açtığımda karşımda onu gördüm. Kapı yarı açıkken eliyle ittirip içeri girdiğinde ağzım açık kalmıştı. "Hey ne yapıyorsun sen?! Çık evimizden!" Sarı koltuğa kurulup bir elini koltuğun arkasına diğer elini de koltuğun yanına yerleştirip bacak bacak üstüne atmıştı. Şu rahatlığa bak sanırsın kendi evi! "Çık evimizden." Sakince bir kez daha uyardım onu ama dinlemeye niyeti yoktu. "Otur Flora." "Oturmayacağım." Kollarımı bağladım inatla. Onun dediklerini yapmak gibi bir niyetim yoktu. Ayakta dikilmeye devam ederken derin bir nefes verip gözlerini kapattı. Gözleri kapalıyken çok masumdu. Sadece kapalıyken... "Neden buradasın? Ne söyleyeceksen söyle ve git." "Bir şey söyleyeceğimi kim söyledi?" Deliye bak ya. Eve zorla giriyor ve üstelik hiçbir şey söylemeyeceğini söylüyor. Ahh, neden buradasın o zaman? "Sana bir görev vereceğim." Bir adımda aramızdaki mesafeyi kapattım. Ona doğru eğildim. "Ben senin kölen değilim!" kelimeler ağzımdan birer iğreti gibi çıkmıştı. Onun kölesi değildim, ona hizmet etmeyecektim. "Tam olarak kölemsin Flora. Reddetmen demek kuralsızlara katılman demek." yavaşça ondan uzaklaştım. Kuralsızlar? Dean hiç onlardan bahsetmemişti. Nasıl bir topluluk olduğunu bilmiyordum. Bu yüzden şu an nasıl bir tepki vereceğimi de kestiremiyordum. Kuralsızlar topluluğu buradan bin kat daha kötü bir yer olabilirdi. Bunu riske atamazdım. Gözlerimi kaçırıp sordum. "Ne istiyorsun?" "Birini izleyeceksin, bana o kişi hakkında bilgi getireceksin." Kollarımı çözdüm. "Neden ben? Bunu sen ya da o büyücü arkadaşların da yapabilir. Neden beni tehlikeye atıyorsun?" "Çünkü... Ben öyle istiyorum." "Bu geçerli bir sebep değil." "Bu gayet geçerli bir sebep Flora." Gözlerimi kapatıp sabır diledim. Bu adam beni sinir etmekten başka hiçbir işe yaramıyordu. "Kim olduğunu söyle?" Ayağa kalktı. Alaycı gülüşü yine yüzüne yayılırken sol elini havaya kaldırdı. Hametith taşlarından oluşan bileklik hala bileğindeydi. Tıpkı benimde bileğimde olduğu gibi. Eliyle kafamı okşadığında şaşkınlıktan bir an ne yapacağımı bilemedim. "Dean'ı izleyeceksin Flora." Kafamdaki eline aldırış etmeden geriye çekildiğimde eli boşluğa düşmüştü. "Ne saçmalıyorsun sen? Dean'ı neden izleyecekmişim?" "Çünkü... Ben öyle istiyorum." "Senin isteklerin umrumda değil kara kedi! Arkadaşımı takip etmeyeceğim." "Kara kedi mi? Sevdim." "Bense nefret ettim. Senden ve sana yakıştırdığım yüzlerce hitaptan, nefret ediyorum." Yüzü düştü diyemezdim ama gülüşü kaybolmuştu. "Görevini yerine getir, Flora. Her akşam seni bulacağım. Bunu unutma." Yanımdan geçip gitti. Kapı sesi duyulduğunda çıktığını anlamıştım. Pis adam. Kendine bakmadan Dean'ı takip etmemi istiyor. Dean sana ne yapmış olabilir ki... Hah! Olsa olsa sen ona bir şey yapmışsındır. Büyücüsün ya, gücün ancak zayıflara yetiyor. Mendebur herif. Ama artık öyle değil. Artık devir değişecek. Kimseyi ezemeyeceksin muşmula suratlı! İçimden kara şövalyeye saydırmayı bırakıp dışarı çıktım. Helen'i bulmaya çalışırken bir yandan da vitrinleri inceliyor ve bu şehrin modasını anlamaya çalışıyordum. Belki de kafayı bir terzi dükkanı açmaya taktığım içindi. Kıyafetleri en ince ayrıntısına kadar inceliyor ve kafamda tasarımlar yapıyordum. İyi bir modacı olabilirdim belki de. Hayal dünyamdan beni çığlıklar çıkardı. Ne olduğunu anlayamadan önüme bir kadın itilmişti. Tırnak uçlarına kadar kan içinde olan elleriyle ayakkabıma dokundu. "Yardım et..." ona bakmaktan başka hiçbir şey yapamazken görüş alanıma giren bir el kadının saçlarından tuttu. Kadın acıyla inlerken vücudundaki yaraları fark ettim. Bıçaklanmıştı... Hem de defalarca... Buna rağmen direniyor ve yaşamak için mücadele ediyordu. "Benden kaçabileceğini mi sandın küçük ucube?!" adam kalın ve iğrenç sesiyle büyük bir kahkaha attığında etrafımdaki bazı kişiler de onunla beraber gülmeye başlamıştı. Bazıları arkasını dönüp giderken ısrarla izledim olacakları. "Şimdi seni burada ibret-i alem için öldüreceğim." Adam kadını sertçe yere savurdu. Kadın son kez fısıldadı. "yapma." Adam durmadı. Kollarını iki yana açtı. Ağzını olabildiğince kocaman açtığında kadının üzerinden beyaz ışıklar çıkmaya başladı. Dahasını göremeden bir el kolumdan tutup beni kendine doğru çevirdi. Kafam göğsüyle buluşmuş, elleri belimi sarmıştı. Arkamı dönüp bakmak istiyordum fakat bana sarılan kişi buna izin vermiyordu. Ellerimle sıkıca tutundum hardal sarısı gömleğine. Kadının çığlıkları artık kesilmişti. Gülen kişiler birer ikişer dağılıyordu. Yavaşça serbest bırakıldığımda Dean'ı gördüm. "Dean..." korkmuştum. O kadına ne olduğunu merak ediyordum fakat korkmuştum. Arkamı dönmek istemiyordum. "Dean.. Ne oldu?" Dean ellerini saçlarımda gezdirip yanaklarıma yerleştirdi. "Sakin kal. O bir şeytandı. Az önce bir infaz gerçekleştirdi." Gözlerim korkuyla açılmıştı. Bir infaza şahit olmak üzere olduğum gerçeği tüm vücudumun deli gibi titremesine sebep oluyordu. Dean bunu engellemeseydi muhtemelen korkudan ve şaşkınlıktan bayılmış olurdum. Fakat nereye kadar kaçabilirdim ki bundan? Önünde sonunda buna şahit olacaktım. Yine de o gün bugün değildi. Dean'ın kolları arasında kıpırdadım. Rahatsız olduğumu düşünmüş olacak ki ellerini vücudumdan çekti. Oysa rahatsız olmamıştım. Aksine güvende hissediyordum. "O ne yapmış olabilir ki? Nasıl bir hata ölümle sonuçlanabilir?" Arkama doğru baktı. Muhtemelen cesede bakıyordu. Dönüp bakmamak için kendimi zor tutuyordum ki Dean omuzlarımdan tutup beni o tarafa doğru çevirdi. Meydan boştu. Ceset yoktu. Kız yoktu. "Şeytan onun ruhunu emdi. Şeytanlar en kötü varlıklardır. Diğerlerinin aksine anlayışlı değillerdir. Mükemmeli isterler. Hata istemezler. Kölelerin küçücük bir hatalarını gözetirler ki onların ruhunu emip daha güçlü olabilmek için. Şeytanlardan uzak durmalısın. Kimse seni bir şeytandan koruyamaz. Kurtaramaz." öğrendiğim bilgilerle arkamı döndüm. Dean'ın bu duruma alışık olduğu her halinden belliydi. Benim aksime çok sakindi. "Krallık bu duruma karşı çıkamaz mı?" Dean gülümsedi. Rahatlatıcı bir gülümsemesi vardı. "Kimse krallığa bir şeytanı şikayet etmek için gidemez." "Neden?" "Kralın üç oğlu var." işte yeni bir bilgi. "En büyük oğlu bir şeytan. Ortanca oğlu bir cadı." kafam karışmıştı. Nasıl farklı ırklara sahip oğulları olurdu ki? "Küçük oğlu bir büyücü." "Hepsi nasıl farklı ırktan olabiliyor?" "Anneleri... Kral çok eşli. Hatta bir de kızı var. Peri. Krallığını güçlendirmek için dört ırkla da ilişkisi var. Şeytanlar, büyücüler, cadılar ve periler... Tüm halk ona itimat eder." Zekiceydi. Dört ırk da ona itimat edecekti bu durumda. Köleler hariç. Köleler krallıktan nefret ediyor olmalıydı. Daha tanımıyor olsam da ben bile nefret ediyordum. Birilerinin hayatı bu kadar ucuz olmamalıydı. "Anladım. Bu çok kötü. Kölelerin de hakkını savunması lazım. Onlara böyle bir fırsat tanınmalıydı." Dean iç ısıtan gülümsemesini tekrar sundu. "Belki başka bir evrende, başka bir gezegende bu mümkündür." Gülümsedim. "Öyle bir yere ışınlansak olmaz mı?" Dean kaşlarını çattı. Düşünür gibi bir hal aldı yüzü. Dudaklarını da büzdüğünde çok sevimli bir hal almıştı. "Sanırım ışınlanma makinesini icat etmem lazım. Hemen başlamalıyım." yanımdan geçip giderken kolunu tutup gülümsedim. "Hey sadece şaka yapmıştım." Dean yürümeye devam ederken kolunu tutup onunla beraber yürümeye başladım. "Zaten o kadar zeki değilim. Bu yıllarımı alır." "Merak etme, ışınlanmamıza gerek kalmadan bu şehrin kaderi değişecek." "Bak sen.. Kendinden emin gibi konuşuyorsun." "Sadece his. Hislerime güveniyorum." "Ben de sana güveniyorum." Dean beni utandırmak ve şımartmak için mi vardı gerçekten ya? Onun yanında yanaklarımın kızarmadığı tek bir an hatırlamıyordum. Her zaman bana destek oluyordu. Ailemden almadığım övgüleri, destekleri ondan alıyordum. Belki de bunu bildiği için daha çok yapıyordu ama yine de mutluydum. "Teşekkür ederim Dean. Bana güvendiğin için..." "Bunun için teşekkür etme. Bunu hak ediyorsun." gülümsedim. İyi ki yanımdasın Dean. İyi ki. ~ Dean'la beraber kütüphaneye gelmiş ve akşama kadar rafları silip kitapları düzenlemiştik. İlk defa gördüğüm binlerce kitap vardı. Hepsini okumak istiyordum. Vaktim olduğu sürece kitapları almama izin vermişti Dean. Ve bugünse eve götürüp okuyacağım kitabın adı "Karanlık Dünya" idi. Tıpkı bu şehir gibi. Bu yüzden merak etmiştim. Kitabı alıp Dean'a doğru yürüdüm. "Gidelim mi artık?" Eve beraber gideriz diye düşünmüştüm fakat asılan yüzünden cevabının olumsuz olduğunu anlamıştım bile. "Üzgünüm Flora. Biraz işim var ve bir kaç arkadaşımla buluşacağım. Bu gece evine tek başına gidebilir misin?" Kafamı salladım. "Tabi ki sorun değil Dean. Sana iyi eğlenceler." gülümseyip elimi sallarken kapıya doğru yürüdüm. Dışarısı her zamanki gibi soğuktu. Üzerimde hala aynı elbise vardı. Koktuğuma emindim artık ama ne Dean'dan ne de Helen'den elbise isteyemiyordum. Banyo edip tüm kirimden arınmak istiyordum. Helen'den artık bu konu için yardım isteme vaktim gelmişti. Gece hava daha soğuk olduğu için şu an paltosuz olduğum için çoktan pişman olmuştum. Bu kadar dondurucu bir soğuk olması normal değildi. Kollarımı bağdaştırıp kendimi ısıtmaya çalışıp eve doğru yürüdüm. Ürkütücü karanlık sokaklar ve soğuk hava... Bundan sonra bu kadar geç dönmesem iyi olacaktı. En azından alışana kadar. Buradaki üçüncü günümdü. Kısmen her şeyi öğrenmiş olsam dahi hala tam olarak alışabilmiş değildim. Karanlık geceyi bir ıslık sesi böldüğünde arkamı döndüm. Duvara yaslanmıştı. Yine karanlıkla bir bütün olmuş gibiydi. Siyah onun rengiydi sanki. Yüzü seçilmese de kara bakışlarının üzerimde olduğundan emindim. Tekrar önüme dönüp yürümeye başladım. Onunla konuşmak istemiyordum. "Bekle kelebek." "Bana kelebek deme diye kaç kez söylemem gerek!" hızlıca arkamı dönüp işaret parmağımı yüzüne doğrultmuştum. Gözlerini üzerimden ayırıp parmağıma kilitledi. Sakince elini havaya kaldırıp işaret parmağını işaret parmağıma doladı. Parmağım bükülürken yüzümü buruşturdum. Yavaşça elimi aşağıya indirdiğinde parmaklarımız hala kenetlenmiş bir haldeydi. "Elini indir Flora." sinirlenip bağırsa bu kadar korkmazdım ama sakin ses tonu nedense daha korkutucuydu. Geri duracak değildim. "O halde beni sinir etmeyi bırak." umursamaz bir bakış atarken elimi bıraktı. "Dean hakkında neler öğrendin, anlat bakalım." "Hiçbir şey öğrenmedim. Onu izlemeyeceğim." Sinirlenmişti. Fakat ben daha sinirliydim. Dean gibi bir köleyle alıp veremediği neydi ki onu izlememi istiyordu? "Neden bunu yapmamı istiyorsun?" Kafasını sola doğru yatırıp uzunca baktı. Bakışından rahatsız olup kitabımı göğsüme bastırdım. "Dediğimi yap Flora. Zararlı çıkma." Kafamı kaldırıp duygusuz yüzüne baktım. Senden korkuyorum. "Senden korkmuyorum karanlık adam. Senden hiç korkmuyorum. Elinden geleni yap." Arkamı dönüp soğuk havada yürümeye başladığımda titriyordum. Soğuktan mıydı emin değildim ama az önceki konuşmanın ve kara bakışlarının etkisi yüzünden olduğuna emindim. "Karanlık seni içine çektiğinde de bu kadar cesur olabilecek misin acaba Flora?!" Arkamdan bağırdığında durmadım. En büyük karanlığım sendin ve zaten beni içine çekmiştin. Hala cesur davranmaya çalışıyordum. Başaramasam dahi... Kafama siyah bir çuval geçirildiğinde ne olduğunu anlayamadan bağırmaya başlamıştım. Biri kollarımı tutup arkadan bağlamaya başladığında tüm kuvvetimle bağırıp, çığlık atıyordum. "Kimse yok mu! Yardım edin!" Etrafta hiçbir ses duymuyordum. Kimse bana yardım etmeyecekti. Karanlık beni içine çekmişti. Tıpkı onun dediği gibi... O beni içine çekmişti.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD