Soğuk Ateş

2301 Words
Odadan çıktıktan sonra elimle elbisemi tutup utanarak yaklaşmıştım Dean'ın yanına. Dün geceden beri tanışıyor olsakta bana çok yardımı olmuştu. Ve şu anda onun sayesinde bu yabancı yerde kendimi az da olsa rahat hissedebiliyordum. Adım seslerimle beraber arkasını döndüğünde baştan ayağa inceledikten sonra memnuniyetle gülümsedi. "İyi görünüyorsun." Aldığım bu hoş iltifatla beraber kafamı eğip gülümsedim. "Sayende.." Yanındaki sandalyeye oturup kütüphanede gezindi gözlerim. Çok uzak köşede bir kızdan başka hiç kimse yoktu. Kitaplar her gezegende yalnız kalmaya mahkum gibiydi sanki. "Burası hep bu kadar sakin mi?" Sandalyeye çöküp elindeki toz bezlerini bıraktığında temizlik yaptığını yeni fark etmiştim. "Tanrı aşkına, bu insanların arasında kim kitap okumak ister ki?" Bir anlığına o insanlar gibi olduğumu düşündüm. Bir büyücü ya da cadı ya da herhangi bir varlık olsam kitap okur muydum? Okurdum. Bunun insan varlığıyla alakası yoktu. Bunun kendini geliştirmek belki de biraz olsun huzurlu hissetmekle bir alakası vardı. Arkama yaslandım, kitap okumak için nasıl bir varlık olduğumu önemsemezdim. "Sen? Onlar gibi olsaydın kitap okumak için gelir miydin buraya?" Düşünmeye başladığında eliyle burnuna dokundu. "Hımm.." bacak bacak üstüne atıp tamamen bana doğru döndü. "Köle olarak doğdum. Bir kütüphanede bekçi olarak görevlendirildim. Bazen kendimi kitaplar tarafından çağrılmış gibi hissediyorum. Ne olduğum, ne olacağım belli değildi ama ben şimdi buradayım." Gülümserken gözlerinin içi bile gülüyordu. Kitaplıktaki kitaplara bakarken tekrar konuştu. "Başka bir şekilde doğmuş olsaydım bile kitaplar beni bulurdu. Buna inanıyorum, burası benim rahat hissettiğim yer..." Dean'ın anlattıklarını zevkle dinlemiştim. Kitapları her zaman sevmişimdir ve kitapları konuşacak biri olmamıştı hayatımda. Şimdi kitaplar hakkında sohbet etmek bile ikimizi de mutlu ediyordu. "Kitaplar dışında başka hobilerin var mı?" Sorusuyla kitaplıklara bakmayı bırakıp heyecanla gülümsedim. "Tiyatro. Kendi oyunlarımı yazıp tiyatro kulübümüze verirdim. Geri dönüşler çok iyiydi." tüm mutluluğum bir anda sönüp giderken omuzlarımı düşürdüm. "Yine de o oyunların hiçbirinde yer alamazdım tabi." "Ailen mi mesele?" Sandalyenin oturma yerine ellerimle baskı yaparken kafamı salladım. "Fazla katılar." "Sırtındaki izleri onlar mı yaptı?" Tırnaklarımı sandalyeye geçirmek istedim. "Annem. Babam dokunmaz. Annem halleder." Kafamı havaya kaldırıp gözyaşlarının akmaması için büyük bir çaba gösterdim. "Babamın eli biraz serttir. Ölmemem için dikkat etmeleri gerekiyor." Bu gerçekle gülmeye başladığımda Dean'ın delirdiğimi sandığına emindim. O evde akıl sağlığımı bunca yıl korumuş olmam zaten takdire şayandı. "Çok tuhaf değil mi?" "O insanlardan kurtuldun." Kafamı aşağı eğip yukarı aşağı doğru salladım. "Kurtulduğuma sevinemiyorum bile." yüzüne baktım. "Burada ne yapacağım ben? Nasıl devam edeceğimi bilmiyorum." Ayağa kalktı. Koluna girmem için kolunu nazikçe uzatıp hafifçe eğildi. "İzin ver göstereyim." Tereddüt etsem de uzattığı kolunu tutup ayağa kalktım. Koluna girmek istememiştim ve o da bunu anlayıp kalktıktan sonra kolunu geri çekmişti. Yan yana çıkışa doğru yürürken merakla sordum. "Nereye gidiyoruz?" "Paradoks'u keşfetmeye..." İçimde hem heyecan hem korku vardı. Yeni bir dünyayı keşfetmeye gerçekten hazır mıydım emin değildim. Yine de onunla beraber o kapıdan dışarı çıktım. Soğuk hava hala hakimiyetini koruyordu. Çıkmadan önce hırka giymeliydim diye düşündüm. Dean'sa hiç üşümüyor gibiydi. Üstelik üzerinde basit bir gömlekten başka hiçbir şey yoktu. Güçleri olanları anlıyordum, bir şekilde üşümüyor olmalıydılar ki istedikleri gibi giyiniyorlardı. Ya normal insanlar? "Üşümüyor musun?" Dean kafasını çevirip bana baktığında titreyen dudaklarımı birbirine bastırdım. Eliyle kafasına vurup gözlerini kapattı. "Bunu tamamen unuttum. Senin için bir şeyler getireceğim, burada bekle." Koşarak kütüphaneye dönerken kollarımı birbirine bağladım. Hayatımda ilk defa bu kadar soğuk bir havayla karşı karşıyaydım. Soğuktan ölebilirdim biraz daha dışarıda bu şekilde kalsam... Dean elinde siyah bir palto ile geldiğinde teşekkür ederek almıştım elinden. Giyinip iyice sarındım paltoya. Bu gerçekten iyi gelmişti. "Alışık değilsin. Paradoks her zaman bu kadar soğuktur. Ve zamanla alışırsın." Clia her zaman sıcak bir iklime sahipti. Soğuk havalarda bile aşırı nem olurdu ve çoğu zaman üşüdüğünüzü hissetmezdiniz. Paradoks'un her zaman bu kadar soğuk olduğunu duymak beni şaşırtmıştı. Ben sıcak mevsimleri her zaman daha çok sevmiştim. "Soğuğa alışmam uzun zaman alacak." "Merak etme, bu soğuk insanın kanına işler ve kısa sürede vücudunun bir parçası haline gelir. Üşüdüğünü hissetmezsin bile." "Kulağa büyü gibi geliyor." dediğim şeyle beraber kahkaha atmaya başlamıştı. "Belki de hepsi bir büyüdür, bilemeyiz." Bu doğruydu. Belki de her şey bir büyüden ibaretti. Şu an yaşadıkları hayat bile bir büyünün parçası olabilirdi. Köle ırkını kendileri yaratmıştı ve belki de bu insanların hayatlarının ipi onların elindeydi. Bir yandan yürürken bir yandan da geçtiğimiz sokakları anlatıyordu bana Dean. "Şuradaki dükkanda köle satılıyor. Temizlikçi isteyenler buradan gelip alıyor." "Sinir bozucu." "Öyle. Şu karşıdaki pembe mekan pastane. Bir ara seni oraya götüreceğim." Gülümseyerek karşılık verdim. Güzel bir mekana benziyordu. Şu kasvetli havada renkli bir şeyler görmek beni mutlu etmişti. "Bak burası kölelerin kaldığı apartlar..." Eliyle gösterdiği yere baktım. Küçük, sıra sıra evler yan yana dizilmişti. Kahverengi çatılı, gri duvarları olan evler oldukça hoş ve şirin görünüyordu. "Evler güzel görünüyor." "Elbette. Kölelerin sağlığına, yemesine, içmesine ve daha fazlasına dikkat ediyorlar. Köle de olsak bize ihtiyaçları var." Rahat bir şekilde gülümsedi. Bu durum onu rahatlatıyordu. En azından yaşamaları için onlara iyi bakılıyordu. "Başka ne var biliyor musun?" Merak edip kafamı olumsuzca salladım. "Nereden geldiğimi unutmuşa benziyorsun." Güldü. Gülünce yanağında çıkan gamzeyi fark ettim. Minicik de olsa güldüğünde ortaya çıkıyordu ve kısılan gözleriyle beraber ona oldukça tatlı bir hava katıyordu. "Unutmadım. Sadece söylemek için heyecanlıyım." Ellerini omzuma yerleştirip beni sağa doğru döndürdü. Karşımda kırmızı kapı ve pencereleri olan siyah bir mekan vardı. Kırmızı ve beyaz tentesinin üstünde "Theatre" yazıyordu. Gözlerime inanamayıp Dean'a baktım. "Burası çok güzel." "Öyle." yüzündeki gülümseme yavaşça silindi ve donuk bir hal aldı. "Yine de bizim girmemiz yasak." Bir anlığına üzülüp ofladım. "Demek öyle. Sevinmiştim." Dean elini omzuma yerleştirip konuştu. "Yine de eğer gerçekten başarılı bir oyuncu olursan tiyatro sergilemene izin verebilirler." Heyecanla gülümsedim. "Gerçekten mi?" Kafasını salladığında içimdeki mutlulukla beraber boynuna atladım. "Çok teşekkür ederim, çok mutluyum." Elleri yavaşça belime değdiği anda ne yaptığımı anlayıp hızlıca uzaklaştım ondan. "Özür dilerim ben.. Bir an heyecanlanınca..." ellerini havaya kaldırıp beni susturdu. "Sorun değil. Büyük bir günah işlemiş gibi konuşuyorsun." Gülümseyip ellerini saçlarına atıp yürümeye başladı. Peşinden giderken tiyatro salonuna bir kez daha baktım. Belki de kendi dünyamda gerçekleştiremediğim hayalimi Paradoks'ta gerçekleştirebilirdim. ~ ~ ~ ~ ~ Akşam olduğunda bana gösterebildiği her yeri göstermişti. Ve bazı kuralları anlatmıştı. İlk ve en önemli kural : Şeytanlar en tehlikeli olanlardır. Onlardan uzak dur. İkinci kural : Cadıların sözlerine güvenme. Hiç kimseye güvenme ama cadılara karşı daha temkinli ol. Onlar seni sözleriyle manipüle edebilirler. Üçüncü kural : Periler insanlara zarar vermez ama onların canını sıkarsan seni lanetleyebilir ve bu lanet asla bozulmaz. Her peri iyi değildir. Dördüncü kural : Gücü ellerinde sanan büyücülere dikkat et çünkü onlar her şeyi yapabilir. Kısaca bu dört varlığa dikkat edip, susacaktım. Canımı seviyorsam tabii. Neyse ki canıma bir kastım yoktu. O yüzden dikkat edip burada kendi halimde takılan bir köle olacaktım. Dean bir köle gibi davranırsam herhangi bir sorunla karşılaşmayacağımı söylemişti. Ben de bunu yapacaktım. "Burada hangi işleri yapabilirim?" Elleri cebinde sokak lambalarının aydınlattığı sokakta yürüyorduk. Soğuk havaya alışmış sayılmasam bile artık dert etmiyordum. "Satıcılık yapabilirsin. Bir denge olduğu için bir şeyler alınıp satılıyor. Köleler de satın alıyor hatta." Bir şeyler satma fikri normaldi. Bunu yapabilirdim. "Temizlik, hizmet gibi işler için köle satılan yerler var ama oraya gitmeni istemiyorum." Haklıydı. Ben de gitmek istemiyordum. Olabildiğince o varlıklardan uzak duracaktım. "Pekala bu konu üzerinde düşüneceğim." Çocukluktan bu yana eğitimim için çaba gösteren bir ailem vardı. Belki de bana yaptıkları tek iyi şey buydu. O yüzden bir çok şeyde yetenekliydim. Dikiş dikebilir, çok güzel elbiseler yapabilirdim. Mutfağa girebilir ve harika yemekler, tatlılar yapabilirdim. Hediyelik eşyalar hazırlayabilirdim. Ya da kendi şehrimde olduğu gibi bir müzik dükkanı işletebilirdim. "Burada müzik var mı? Şarkı dinliyor musunuz? Ya keman? Piyano?" Hızlıca sorduğum sorular karşısında durup derin bir nefes aldı. "Tabiki de müzik var. Gelişmemiş bir şehir gibi mi duruyoruz?" "Yok, hayır. Yani... Burada bazı şeyler tuhaf, belki de yoktur diye düşündüm." "Anladım. Burası da senin geldiğin yer gibi. Tek bir farkı, insanları." Kafamı salladığım esnada aşina olduğum kahkahalar duyuldu. Kafamı çevirip sesin geldiği yöne baktım. Sarı saçlı isminin Sky olduğunu hatırladığım genç ve turuncu saçlı genç gülerek yanımıza doğru yaklaşmıştı. "Külkedisine bak sen, bu gece balodan kaçar gibi bir halin yok." Kahkahaları arttığında ellerimi sıktım. Bu zamana kadar susturulmuş olsam da şu an karşılarına dikilip ağızlarının payını vermek istiyordum fakat onların büyücü olduğu gerçeği durdurmuştu beni bu seferde. Çok güzel, yine elde var sıfırdı. Gözlerimi kapatıp sakince nefesimi dışarıya verdim. Gözlerimi tekrar açıp Dean'a baktım. "Gidelim lütfen." Başıyla onayladığında yürümeye başlamıştık ki turuncu saçlı genç Dean'ın önünde durdu. "Hey hey! Daha yeni geldik ama nereye?" "Efendim izin verin gidelim. Bir daha karşınıza çıkmayız." Turuncu saçlı genç Sky'a dönüp tekrar gülmeye başladığında artık bu durumdan sıkılmaya başlamıştım. Ortada gülecek hiçbir durum yokken insanlarla alay ederek eğlenmeye durmadan devam ediyorlardı. Üstelik her kahkahalarında gırtlaklarına kadar her şeylerini görmekten de bıkmıştım. "Hadi ama Noah, bizi eğlendir." Sky bunu söylediğinde Noah'ın yüzündeki gülümseme sinsi bir hal almıştı. Birazdan gerçekten de eğlenecekti. Ama neden? Biz onlara ne yapmıştık ki? Noah denilen genç sağ elini doğrultup havaya kaldırdı. Elinden küçük bir kırmızı ışık yayılırken sıktığım yumruklarımla ona doğru yaklaştım. "Dur artık! Bize hiçbir şey yapamazsın. Buna hakkın yok." Sky şaşkın gözlerle bakarken Noah büyüttüğü gözleri ve alaycı gülüşüyle elini aşağı indirdi. "Bak sen, neden hakkım yokmuş pisicik?" Bir gündür burada olsam da Dean'ın söylediklerinden kuralları gayet iyi anlamıştım. Kurallar vardı. 'Kölelere hata yapmadıkları sürece eziyet etmek, zarar vermek yasaktır.' "Dokunamazsınız çünkü herhangi bir hata yapmadık. Aksine hata yapan sizlersiniz. Ve yanılmıyorsam krallığın kanunlarına göre hiçbir köleye hata yapmadığı sürece dokunamazsınız. O yüzden şimdi gidin." Hayatımda ilk defa susmayıp hakkımı aradığım için kendimi tuhaf hissediyordum ve gergin olduğum için tüm vücudum titriyordu. Flora, sakin kal kızım. Sadece sakin kal. Noah kafasını eğip yüzüme doğru yaklaştığında kafamı ondan uzaklaştırdım. Yüzü sinirli bir hal almadan önce fısıltıya yakın bir ses tonuyla konuştu. "İşte şimdi hata yaptın külkedisi!" ona itiraz etmem, yaptığının yanlış olduğunu söylemek bile onun için hataydı demek ki... Geriye doğru bir adım atarken sinirli yüz hatlarından korkmuştum. Elini sertçe havaya kaldırdığında nefesimi tuttum. Gözlerimi sıkı sıkıya kapatmıştım. Havaya kalkan o elin birazdan yüzüme ineceğini biliyordum. Öyle de oldu. Babamın tokadı yüzümü bulduğunda kafam sola döndü. Elim istemsizce kızaran yanağıma giderken gözlerim dolmaya başladı. Bir kez daha ağlamamak için direndim. Artık bunlar için ağlayamazdım. Gözyaşlarımı boş yere harcamak istemiyordum. Hızlıca kırpıştırdığım göz kapaklarımla göz yaşlarını geri gönderdikten sonra kafamı çevirip babama baktım. Sadece bir anlığına. Yüzündeki nefreti, öfkeyi gördüm. Bakışlarımı kaçırdım. Onun bu halini görmekten nefret ediyordum. Hayatın tokadını yemeyi ne zaman bırakacaktım bilmiyordum ama artık o tokattan kaçmayacaktım. Noah'ın havadaki eline gözümü bile kırpmadan bakarken bu cesareti nereden bulduğumu düşünürken elinden kırmızı kıvılcımlar çıktı. Kıvılcımlar giderek büyürken Dean'ın elini kolumda hissettim. Hayır, bu sefer geride durmayacaktım. "Dur artık!" Ses benden ya da Dean'dan çıkmamıştı. Sky'ın arkasındaki bedene ilişti gözlerim. Başından beri orada mıydı bilmiyorum ama karanlık onu o kadar güzel saklamıştı ki varlığını yeni fark ediyordum. Karanlıktan çıkıp bir adım atarken tıpkı sabah gördüğüm gibiydi. Şapkası yüzünü iyice gizlerken bir kaç adımda yanımıza ulaşmıştı. "Dur Noah!" Noah ellerini indirip yumruk yaptığında rahatsız olduğunu anlamıştım. Emir almaktan hoşlanmadığı belliydi. Kafamı tekrar ona çevirdiğimde Noah'tan bakışlarını ayırıp bana bakmıştı. Siyah gözleri korkunç derinliklere sahipti ve sanki o derinliklerde boğuyordu ona bakanları. Boğuluyormuş gibi hissedince kafamı çevirip arkama baktım. Dean'ın eli hala kolumdaydı. "Gidelim artık." Dean kafasını sallayıp arkamda duran siyah saçlı çocuğa baktı. Henüz ismini bilmiyordum. Merak da etmiyordum. Sadece onun tehlikeli olduğundan emindim ve benden uzak durmasını istiyordum. "Gidelim Flora." Dean kolumu bırakıp geçmem için eliyle işaret yaptı. Geçmeden önce tekrar ona baktım. Tehditkar ve soğuk bakışları hala üstümdeydi. Yanından geçip giderken kokusu burnuma işlemişti. Bir insan nasıl ateş gibi kokabilirdi ki? Ateşini hissetmiştim, kül kokuyordu. Yangın kokuyordu ki bu düşünce beni ürpertti. Kim bilir kimleri yakmıştı o yangın? Yanından sıyrılıp giderken Dean arkamdan geliyordu. Hava bu kadar soğukken neden yanıyordum? Paltomu çıkarıp atmak istiyordum. İçimdeki ateşi söndürmem lazımdı. Paltoyu hızlıca çıkardığımda Dean gülümsedi. "Soğuk havaya hızlı alıştın." Sanırım baya hızlıydı. Öfke insanın içini ısıtmaya yetiyordu. "Öyle." "Moralin bozulmuş gibi? Az önce yaşadıkların her zaman olabilir. Güçlü durmalısın." "Güçlü durabilirim. Sorun değil." Bir anlığına durup arkamı baktım. Artık orada değillerdi. "Sadece... Tuhaftı." gülümsedim. "İlk kez hakkımı savundum, bu tuhaftı." Dean gururlu bir şekilde gülümseyip önüne dönüp yürümeye başladığında arkasından adımladım. "Belki de burada kendini bulacaksın. Burada güçlenip, kendi karakterinle bütünleşme fırsatı yaşayacaksın." Kim bilir... Belki de gerçekten bir gün kendi kişiliğimi bulacaktım. Artık kimsenin baskısı altında kalmayacaktım. Kendimi bulup, kendimle yaşayacaktım. "Dean? Hala kafamda bazı sorular var." O kadar çok şeyi merak ediyordum ki... Fakat hepsini yeri geldiğinde öğrenecektim. "Sor o halde." Dean'a baktım. Her zaman kendinden emindi. Şüpheye düşmüyor ve güven veriyordu. Eğer yalan söylüyorsa bile o kadar profesyoneldi ki hiç anlaşılmıyordu. Kendinden emin bir duruşu vardı. Belki de bu ona güvenmemi sağlıyordu. "Ben buraya nasıl gelmiş olabilirim?" Evet her şey o kitabın açık sayfasına dokunduktan sonra olmuştu. Fakat basit bir sebebi olduğunu düşünmüyordum. "Bu oldukça basit. Biri seni çağırdı." "Beni kim neden çağırmak istesin ki?" "İşte bunu bilmiyorum. Özel olarak seni çağırmış olabilir. Ya da bir insan soyluya ihtiyacı olduğu için herhangi birini çağırmış olabilir ki o şanslı kişi de sen olmuşsun." Zaten karışık olan kafam iyice karıştı. Birinin beni özel olarak çağırması saçmalıktı. Benim herhangi bir özelliğim yoktu. Bu yüzden ikinci ihtimal daha olasıydı. Şans mı şanssızlık mı bilemem ama bana denk gelmişti. Ailemden kaçtığım için bu durum beni rahatsız etmiyordu. Onları özlemiyordum bile. Buna hızlı alışmış olsam da ben artık buraya aittim. "Beni bulmasına izin vermeli miyim?" Dean sevimli bir şekilde gülümsedi. "Asla. Kimse senin insan olduğunu anlamamalı. Buna dikkat edeceğiz." Kafamı salladım. "Tuhaf... Yine de mutluyum." "Gerçekten mutlu musun yoksa kendini mi kandırıyorsun?" Sustum. Belki de kurtulduğum için kendimi mutlu hissetmek zorundaymışım gibi düşünüyordum. Dediğim gibi her şey tuhaftı. Bu tuhaflığa da alışacaktım. Kütüphaneye tekrar döndüğümüzde sabah konuştuğumuz odanın önünde durduk. İçeri girmedi. "Yerdeki minder temiz. Dolaptaki yastık ve battaniyeyi al. Orada rahat rahat yatabilirsin." Kafamı salladım. "Bu oda kime aitti? Bu kıyafetler?" merak ettiğim bir diğer soruyu da sorduğumda Dean burukça gülümsedi. O an bu soruyu sormamam gerekiyormuş gibi hissettim. "Bunu daha sonra anlatırım. Şimdi uyu." "İyi geceler Dean." Gülümsediğinde gamzesi belirdi ve içim huzurla doldu. "İyi geceler Flora." Bakalım artık gerçekten iyi geceler olacak mıydı? ~ ~ ~ ~ ~
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD