Gecenin yerini aldığı sabahın ilk saatleriydi. Saray, gri bulutların ardında uykuda gibiydi hâlâ. Ama sessizliği ilk bozan şey, Şehzade Uraz’ın soluk alışlarındaki değişimdi. Hafifçe kımıldadı, ardından göz kapakları titredi. Ardından yavaşça açıldı gözleri. Tavanın soluk nakışlarına takıldı ilk bakışı. Neredeydi? Yaşıyor muydu? Bir rüyanın içinde miydi? Başucunda bekleyen Sandara, onun kıpırdanışını gördüğünde nefesi kesilir gibi oldu. Elindeki ıslak bezi bırakıp eğildi. Elini şehzadenin alnına koydu. Gözleri, o yakıcı deniz mavisini gördüğünde sanki aylarca kaybettiği bir evladı bulmuş gibi ağlamaya başladı. “Şehzade... Uyanıyorsun!” dedi, sesi titrek ama neşeyle doluydu. “Bizi korkuttun çok...” Uraz cevap veremedi hemen. Dudakları çatlamıştı, dili damağına yapışmıştı. Sandara heme

