Günler ağır ağır geçti… Konakta taziye hâli sürüyordu. Gelen giden eksik olmuyordu ama kalabalığın içinde bile herkes kendi acısıyla baş başaydı. Baran artık eskisi gibi değildi. Daha az konuşuyor… daha çok düşünüyordu. Sabahları erkenden kalkıyor, işlerle ilgileniyor, akşamları geç saatlere kadar oturuyordu. Helin bunu fark ediyordu. Bir akşam, Baran yine salonda tek başına oturuyordu. Işıklar loştu. Helin sessizce yanına geldi. — “Yine mi uyumadın?” Baran başını kaldırdı. — “Uyku gelmiyor.” Helin yanına oturdu. — “Kendini bu kadar yorma…” Baran derin bir nefes aldı. — “Yorulmam lazım.” Helin kaşlarını çattı. — “Neden?” Baran gözlerini uzaklara dikti. — “Çünkü düşünürsem… daha çok acıyor.” Helin’in içi sıkıştı. Elini onun eline koydu. — “Acıdan kaçamazsın…” Baran s

