Behram bizi konağa getirdiğinde Üzerimdeki Aslanın kanının bulaştığı elbiseyi çıkartıp banyoya girdim.
Üzerime rahat bir şeyler giyip avluya indim.
İnada binmişti artık bu mesele hırs yapmıştım. Avluda Behramı gördüğüm de yanına gittim.
"Behram..." Behram başını kaldırıp bana baktığında yüzü buruştu.
"Sokakta, yağmurda kalmış kedi yavrusu gibi bakıyorsun ne isteyeceksin?"
Şaşkınlıkla gözlerim açıldı o kadar mı belli etmiştim bir şey isteyeceğimi.
"Şeyy ben küçük bir iyilik isteyeceğim senden."
"Yenge sakın bana motor felan deme..."
"Yok yok öyle bir şey değil."
"Aman o günden sonra zaten kendime gelemedim. Daha makul bir şey iste yaparım tabi."
"Telefonundan bir şey bakacağım yani yemek tarifi Aslan leble mi neydi ya bak unuttum lebiye çorbasımı demişti off neydi..." başımı kaşıdığım da kahkaha atmaya başladı.
"Lebeniye çorbası Yenge hiç güleceğim yoktu. Hem sen nasıl bilmiyorsun yemek yapmayı hala anlamadım."
Oflayıp gözlerimi kapatıp açtım.
"Sen veriyor musun telefonu vermiyor musun?"
İşaret parmağını başına koyup düşündü.
"Tamam ama bende yanında olacağım." yüzüm asıldı tamam bu sefer bir planım yoktu ama yinede bu güvensizlik beni üzdü.
"Yani yanlış anlama sen yemek yaparken bir savaştan çıkmış gibi oluyorsun izlemek için."
Ayağıya kalktım.
"Tamam sorun değil ben anlıyorum. Hadi gidelim o zaman mutfağa."
Birlikte mutfağa gittiğimizde Meryem abla malzemelerin yerini söylemişti. Her şeyi kendim yapmak istiyordum ama tek elle bu biraz zordu.
İnternetten Lebeniye çorbasını arattırdığım da videolu bir şekilde açtım. Kadının dediklerini tek tek yapmaya başladım. Bir taraftan da eti haşlanması için koydum. Aşçıbaşı gibi gayet sakin emin bir şekilde yapmaya çalışıyordum.
"Yenge bunlar ne böyle kafam kadar." yaptığım kıyma harçından topları gösterdiğinde başımı eğip baktım.
"Çok mu büyük olmuş."
"Buna çok mu diyorsun, sen bence direk kıymayı tek parça halinde top yap at yani."
"Öf be dalga geçme dur biraz küçülteyim." tek elle yapmak sanki çok kolaymış gibi birde akıl veriyor bana. Behramı arkamı alıp döndüm.
Meryem abla mutfak kapısından girdiğinde ona seslendim. "Abla baksana oluyor mu?" yaptığım toplara baktı. Gözleri hayretle açılırken gülmemek için eliyle ağzını kapattı.
" Onları 6 parçaya daha bölmemiz lazım ben yardım edeyim mi? "
Elimi işaret ettiğinde başımı salladım. Meryem ablanın katkılarıyla hazırladığım topları küçültüp tencereye attım.
"Yenge şu halini gören seni Kraliyet ailesinden geldi hiç mutfak yüzü görmedin sanacak."
Gözlerimi devirdim.
"Ya ne demezsin öyle sanacak."
Ben çorbayı yaptığım da içli köftenin tarifini açtım. Malzemeleri kadının yaptığı gibi karıştırdığım da bir taraftan da cevizleri Behramın önüne koydum.
Kıymalı harcıda yaptığım da en önemli kısma gelmiştim. Bir türlü şeklini veremiyordum.
Şekilleri kimisi delik kimisi de yamuk olmuştu.
"Yenge çok garip birisin." Derin nefes alıp bir parça daha aldım elime.
"Ne gibi garibim."
Elimdeki içli köfteye odaklanıp bir taraftanda göz ucuyla Behrama baktım. Kırdığı cevizleri ezip tabağı bana uzattı.
"Yarış motorunu sanki profesyonel gibi kullanıyorsun. Hala inanamadığım bir şekilde Almanca biliyorsun ama çok basit asıl bilmen gereken şeyi, yemek yapmayı bilmiyorsun. Nasıl oluyor bu anlamadım gerçekten çok farklısın."
Omuzlarımı kaldırıp indirdim. "Ben baştan beri söylüyorum da kimse inanmıyor artık yoruldum adım deliye çıktı. Bundan sonra konuşmayacağım." elimi ağzıma götürüp fermuar çeker gibi işaret yaptım.
Behram bir süre yüzüme baktı. Dediklerime yaptıklarıma anlam veremiyordu.
"Bu arada sınav çok güzel geçti. Senin sayende bu sefer geçeceğim galiba eğer geçersem dile benden ne dilersen."
"Bunu zamanı geldiğin de hatırlatırım."
"Hay hay her zaman."
Uzun uğraşlar sonucu yemekler hazır olmuştu. Odaya çıkıp tekrar kısa bir duş alıp saçlarımı kuruttum. Üzerime kırmızı kısa kollu penye giyerken altıma beyaz volanlı uçlarında işlemeli kırmızı gülleri olan bileğim de biten bir etek giydim. Lastikli eteği belime kadar çekip saçlarımı saldım.
Yüzüme hafif bir makyaj yapmak istesem de sağ elimdeki alçıdan dolayı sol elimle pek bir şey yapamadım. Yemek yaparken çok fazla yormuş olmalıyım ki ağrımaya başlamıştı.
Kırmızı tonlarında bir ruj sürüp çıktım.
Yemekleri kaplara koyup yola çıktık. İçimde ki garip heyacan hastaneye yaklaştıkça huzursuzluğa döndü. Hani bazen bir şeylerin olacağını hissedersiniz ya kötü bir şey olacaktır bunu hissettiğiniz halde yürürsünüz siz yürüdükçe yaklaştıkça karın ağrısı başlar ensenizden aşağı bir sıcak basar. İşte tamda o anı yaşıyordum.
Arabadan indiğimizde asonsörle Aslanın kaldığı kata çıktık. Ayaklarım geri geri gidiyordu. Ne hevesle buraya gelmek istemiştim. Ama içimdeki bir his karnıma ufak bir sızı vermişti.
Derin nefes alıp koridor boyunca yürüdüm. Behram ile birlikte odanın önüne geldiğimizde elim kapı kulpunda kaldı. Nedensizce açmak istemedim.
"Yenge iyi misin?"
Sıkıntıyla nefes verdim.
"İçimde kötü bir his var!"
"Hayırdır inşallah sen içini ferah tut merak etme Allahın izniyle abim iyileşecek."
"İnşallah Behram."
Kapıyı açıp içeriye girdim.
"Biz gel..."
Sözlerim boğazım da kaldı. Yutkunamadım. Sanki biri boğazımı sıkmış gibi nefes alamadım. Ne tepki vereceğimi ne yapacağımı bilmeden öylece kaldım.
Elimdeki karton poşeti sıkıca tuttum. Gözlerim ondan ve Nevradan çekemedim.Nevra yatağın yanındaki sandalyeye oturmuş bana bakıyordu. Nevranın elleri Behcet Aslanın ellerinin üstündeydi.
Kendime gelmek zorundayım nefes almak zorundayım. Kalbim neden bu kadar açıyor, nefesim neden kesiliyor bilmiyorum. Böyle hissetmem çok saçma. Ben onların hayatına sonradan dahil oldum. Bir birlerini seven iki insanın arasına ben istemeden girmiştim.
Ama o benim kocam başka bir kadının ellerini tutuyor. Hayır bu saçmalık benim kocam değil kendine gelmelisin. Kendime verdiğim direktifle yüzümde aptal bir gülümseme oldu.
Bu bir anlık kalbimin ihanetine olan sahte bir gülümsemeydi. Kendimi bu oyuna her kaptıracağım an bu görüntüyü gözlerimin önüne getirecektim.
"Diyar..."
Ben aldatılmamıştım hiç bir zaman. Bu duyguyu tatmamıştım nedir bilmiyordum ama şuan kendimi berbat hissediyorum.
O yatağından kalktığında ayakları yere deydi. Bana doğru bir adım attığın da sesimi zorda olsa bulup titrememesine dikkat edip konuştum.
"Keşke haber verseydin rahatsız etmezdik."
"Diyar yanlış anladın..."
"Meryem ablayada bu kadar zahmet ettirdin bir şeyler hazırlamış sana ama sevgilin getirmiştir bunlara gerek yoktur." elimdeki poşeti kapının yanındaki çöpe atıp tam kapıya dönüyordum ki birden geri döndüm.
"1dakika dinler misin?
Onu umursamadan çöpe attığım poşeti geri aldım.
"Yada senden daha çok hak edenler vardır sokak KÖPEKLERİ gibi." Hızla odadan çıktım.
Ellerim titriyordu. Sinirimi öfkemi hala atamamıştım. Merdivenlerden koşarak indiğim de arabanın yanına vardım. Titrek ellerimle yemek kapları açıp çöpün kenarına koydum.
Bir anda neden kendimi kaptırdım ki. Neden o adam için bu kadar öfkeleniyordum. Benim bir amacım var onu kendime güvendirip buradan gitmek. Amacımdan şaşmamalıyım, kendime gelmeliyim.
????????????
Günler bir birini kovalıyor yelkovan akrebi bir türlü yakalayamadan zaman ilerliyordu. O hastaneden çıktıktan sonra mecbur kalmadıkça yüzüne bile bakmamıştım.
Aynı odada kalıyorduk ama ben eski yerimde yerde o da yatağında yatıyordu.
Herşey eskiye dönmüş hatta daha kötü olmuştu. Ondan nefret ediyordum benim gözümde bir erkek karısına sadık olmalı aldatmamalı dürüst olmalı ama hiç biri yoktu onda. Evet tamam haklısınız biz gerçek evli değiliz ama en azından nikaha saygı duymalı sevdiği varsa benimle evlenmemesi gerekiyordu. Söylemeliydi sevdiği olduğunu.
İki tane daha erkek kardeşi var onlarla evlendirilirdim ama bu duruma düşmezdim. Bu durum da Diyar da olabilirdi. Gerçi şuan ona daha çok kızgınım.
Kendimi bir birini seven iki aşığın arasına girmiş cadı gibi hissediyorum. Bu hikayenin esas kızı ben değilim ben esas oğlanla esas kızın arasına giren kötü kalpli bir cadıyı canlandırıyorum.
Düşünmekten uyuyamamıştım yatağım da döndüğümde onun gözleri kapalı yüzüyle karşılaştım.
2 gün önce gördüklerimden hemen sonra taburcu olup eve gelmişti.
Defalarca konuşmak istesede onunla hiç yalnız kalmadım konakta onun bulunduğu her yerden kaçtım ondan önce uyudum, ondan önce kalktım. Hiç yalnız kalmadım dinlemek istemedim. Dinlersem gördüklerimi unuturum kendimi yine ona kaptırım diye korktum.
Kapının art arda vurulmasıyla yataktan sıçrayarak kalktım. Benimle birlikte o da kalktığın da kapıyı açtı. Hanımzer Hanım oğluna ilk defa kızgınlıkla bakıyordu.
"Şu aşağıda ki kızı sustur yada bir şey yap rezil edecek bizi."
Uykulu gözlerini ovuşturup annesine baktı.
"Ne diyorsun ana sabah sabah ne kızı?"
"Üzerini giyin çabuk aşağı gel."
Gözleri bana oradan odanın içine kaydığın da kaşları çatıldı. Nereye baktığını merak edip arkamı döndüğüm de yer yatağına baktığını fark ettim.
Hanımzer Hanım dişlerini sıkıp bana öyle bir baktı ki Hanımzer Hanım vasıtasıyla Azrailin canımı o dadika korkudan alacağını sandım.
O içeriye girip üzerine tişörtünü giyip çıktığın da bende hırkamı üstüme alıp çıktım.
Merdivenlerden indiğimiz de avluda gördüğüm Nevranın ta kendisiydi.
"Senin ne işin var burada."herkes şaşkındı en çok da o. İsmini dudaklarımdan dökmek bile istemiyordum. Kırılmaya hakkım yoktu belki ama haram etmiştim adını anmaya dudaklarıma.
" Beni kullanıp atabileceğini mi sandın. Ben seni seviyorum seni o kadına bırakmam anladın mı? "
Kadının kolundan tutup kapıya doğru yürüdüğünde Nevra kolunu onun elleri arasından çekti.
"Hepsi onun yüzünden o olmasa seninle ben evlenecektim herşey çok güzel olacaktı. Sen bana evlenmeyeceğini bir yol bulacağını söyledin. Ama ne yaptın evlendin evlendiğin an beni bıraktın. Biz seninle 5 sene birlikteydik. Hep senin yanında ben vardım ben. Ama o daha ilk günden seni benim elimden aldı. Onu öldüreceğim bizi ayırmasına izin vermem sen benimsin. "
Nevra kendinden geçmiş gibi konağı inletiyordu.
" Nevra kendine gel bunları konuştuk. Hadi yürü gidelim sakinleş biraz. "
" Evet konuştuk o şeytan senin aklını çeldi sen bu yüzden benden vazgeçtin bizden vazgeçtin. Ve bunuda bahanelere sığındın evliyken benimle konuşmanın doğru olmadığını söyleyip uzaklaştın. Her gün şirkette seni görüp uzak durmak ne kadar acı veriyor haberin var mı. "
Evlendiği için sevdiği kadından vazmı geçmişti. Benim yüzümden mi ayrı kalmışlar. İçimde harlanan ateşle elimi kalbime koydum.
Kimse istediği hayatı yaşayamıyordu.
Ben burada onun karısı olmak istemezken Nevra burada olmak için deliriyordu. Ben buradan kaçmak için delirirken o buraya girmek istiyordu.
"Öldüreceğim o şeytanı aramızdan çıkacak seni bırakmam bırakmayacağım."
Bana doğru hamle yaptığın da tuttu. Gögsünün yarasına aldırmadan sımsıkı tuttu. Kafasını elleri arasına alıp sarıldı.
"Şşşttt tamam sakinleş biraz." Nevra onun kolları arasına girdiğin de durdu. Geniş kollarıyla Nevrayı sarmaladı.
Nevra onun sıcak, güven kokan kollarında sakinleşirken benim kalbimden bir şeyler koptu.
Birlikle konağın kapısına kadar yürüdüler. Kapıdan çıkmadan gözlerime baktı özür diler gibi pişman gibi oysa ben buruk bir gülümseme gönderdim. O kollara ait olan Nevraydı ben değil. Ve Behcet Aslan ait olduğu kişiyle gözden kayboldu.
"Kız kendinde değil onu sakinleştirip gelir şimdi. Sen üzülme Diyar." Bedirin sözleriyle ona bakmadan merdivenlere yöneldim.
"Yenge!" Bu sefer konuşan Behramdı. Onun bile sözleri tükenmiş olayı komikleştirecek tiye alacak bir kelime bulamamıştı.
Kimseyi aldırmadan odama çıktım. Sahte kocam sevdiğiyle benim gözlerim önünde sarılıp evden çıkmıştı. Kapıyı tam kapatıyordum ki Hanımzer Hanımın sertçe kapıyı ittirmesiyle kapı açıldı. İçeriye girdiğin de gözleri önce yer yatağına sonra bana kaydı.
"Siz... Ayrı mı yatıyorsunuz?"
"Aşağıda olan tüm bu olaylardan sonra siz birde bana bunu mu soruyorsunuz?"
Sanki aşağıda olan biteni sadece ben görmüşümtüm. Hanımzer hanım hiç birşey olmamış gibi bana nasıl hesap sorabiliyor.
"Ne zamandan beri ayrı yatıyorsunuz? Yada şöyle sorayım siz hiç birlikte bile yatmadınız mı?" Gözlerimi kaçırdım. Ben burada ne söylersem söyleyeyim bu kadınla baş edemezdim. Ben 'A' derken o 'Z' diyordu. Kendi bildiğini okumaya devam edecekti.
"Sana soruyorum kaldır başını cevap ver siz birlikte olmadınız mı?"
Çenemden tutup kaldırdığın da öfkeyle harmanlanmış mavi harelerine diktim elalarımı.
"Siz birlikte olmadınız mı?"
"Sen kadınlık görevini yapmazsan olacağı bu işte."
Eli sartçe çenemi ittirdiğinde kapıdan çıktı.
"Bedirr!"
"Bedir!"
"Ana noldu?"
"Al şunu gözüm görmesin anası evine bırak gel!"
Gözlerim ardına kadar açıldığı da kapının önünde konuşan ikiliye baktım.
"Ana ne diyorsun sen abim izin vermez nasıl götüreyim olmaz öyle şey."
"Sen götürmezsen ben götürürüm."
Tekrar odaya girdiğinde kolumdan tuttuğu gibi odadan çıkarttı. Daha ne olduğunu anlamadan merdivenlerden hızla indirildim.
"Anne ne oluyor? Anne nereye görünüyorsun?"
"Ana dur yapma!"
Çalışanlar Behram Bedir herkes avludaydı. Bir tek Haşmet Ağa ve o yoktu. Sevdiğiyle gitmişti bense yine birileri tarafından oradan oraya sürükleniyordum.
"Mahmut aç kapıyı!"
Mahmut tek tek hepimize bakıp çaresizce arabanın arka kapısını açtı. Beni bir eşya gibi Hanımzer Hanım içeriye attığın da kimsenin ne dediğini bile duymuyordum. Kulağımda uğultular vardı.
Artık gerçekten hasta olduğu mu düşünmeye bile başlamıştım.
Gözlerimi kapattım. Güzel anılarımı düşünmek istedim.
Evimizin bahçesinde gök yüzünün yansımasıyla mavileşen havuzun kenarındaydım. 18 yaşıma girdiğim için büyük bir parti vermişti annem. Okuldaki tüm arkadaşlarımı çağırmıştım.
Üstümde pembenin en açık tonu üzerinde incilerin süslediği diz üstünde bir elbisem vardı. Sarı saçlarım o zaman omuzlarıma bile gelmiyordu. 5 katlı, üzerinde benim resmim olan pastayı üflemek için eğildiğim de gözüm annem ve babama kaydı birbirlerine sarılmışlar sevgiyle beni izliyorlardı.
Gözlerimi kapatıp en içten bir dilekte bulundum. Sonsuza kadar mutlu olmayı.
Mumları üflediğim de bahçede coşkulu bir alkış duyuldu. Sevinçle gülümseyip koşarak babama sarıldım.
"Prensesim benim ne kadar da güzel oldun kıskanıyorum seni."
"Benim prensim kahramanım sensin kıskanma babacığım." nazlı nazlı konuştuğumda yanağımdan öptü. Bende onun yanaklarından öptüğümde anneme sarıldım.
"Benim minik yavrum çok güzelsin."
"Anne ya minik deyip durmasana dalga geçecekler benimle, hem buradaki tüm kızlardan uzunum bir kere."
Yanaklarımdan sıktırıp öptü.
Anılarımla birlikte gözlerimden art arda yaşlar dökülmeye başladı. Ben Annemi Babamı bırakıp buraya gelmiştim. Nereden bile bilirdim ki hayatımın en büyük hatasını yaptığımı.
Artık ne benim kahramanım babam, nede Minik yavrum diye sevecek annem vardı. Yapayalnız karanlık bir labirentteyim çıkışını bulamadığım girişi mayınlarla dolu bir labirent.
Araba durduğun da Diyarın evinin önündeydik. Arabadan indiğimizde kolumdan tutup kapıya yöneldi. Hanımzer Hanım kapıya yumruklarını geçirdiğinde kısa bir süre sonra kapı açıldı.
Diyarın Annesi kapıyı açtığın da yüzü güldü.
"Kızım..."
Hanımzer Hanım beni içeriye sürükleyip yere ittirdiğinde düştüğüm yerden kalkamadım. Artık bu olanlar bana ağır geliyor burada olduğumu bile kabullenemiyordum. Gerçekten bu sefer delirmek üzereydim. Ölmek ve bu ıstıraptan kurtulmak istiyordum.
"Hanımzer Hanım ne oluyor. Ne yapıyorsunuz siz?"
Diyarın annesi yanıma çöktüğünde ellerimden tuttu. Ne zaman aktığını bilmediğim göz yaşlarımı sildi. Göz yaşlarımın akışını bile hissetmiyordum.
Avluya Diyarın abileri yengeleri halası Babası herkes toplanmış şaşkınlıkla bize bakıyorlardı.
Diyarın babası bastonuyla Hanımzer Hanımın karşısına dikildiğin de bende ayağı kalktım.
"Hayırdır Hanımzer Hanım bir kusur mu işledi kızım ne bu hal?" Ellerim öfkeden titredi. Bu adam ne diyordu. Onun öz kızı da olabilirdim. Kızının yanında olmak yerine ne kusur işlediğini mi soruyor. Böyle baba olmaz olsun.
"Biz kızınızı kocasına kadınlık yapsın, bir torun versin diye aldık. Ama deli kızı vermişsiniz o da yetmiyormuş gibi birde kocasına kadınlık görevinide yerine gitirmiyor siz dersini vermezseniz ben vereceğim."
İğrenerek onlara baktım. Gerçekten bu sözleri duyduğuma inanamıyordum. Bir kadın başka bir kadına bunu yapar mı? Değersiz bir eşya gibi davrana bilir mi?
Kolumdan çekilmemle Diyarın babasının eli yüzüme indi. Yüzümde hissettiğim acıyla gözlerim kapandı. Kendi babamdan bile bir tokat yememişken Diyarın babası tarafından okkalı bir tokat yemiştim.
Acıyan yanağıma aldırmadan onlara tiksinerek baktım.
"Siz... Siz nasıl insanlarsınız ben böyle iğrenç fikirde, zihniyette olan insanların olduğunu hiç bilmiyordum."
Diğer yanağıma inen tokatla elimi yüzüme koydum. Yanaklarım okadar acıyordu ki. Dudağımın kenarından akan kan ağzıma geldikçe midem bulandı. Yere tükürüp başımı kaldırdım.
Hanımzer hanıma baktım.
" Az önce oğlunun sevgilisi evi bastı. Ya senin oğlunun metresi var ve sen beni oğlunla aynı yatakta yatmıyorum diye ahlaksızlık yapmışım gibi buraya getiriyorsun. Siz nasıl insanlarsınız ya neden senin oğlunla aynı yatakta yatayım neden ona kadınlık edeyim. Bırak a aynı odada kalmayı aynı çatı altında kalmaktan bile tiksiniyorum midem bulanıyor. Ona kadınlık yapan bir metresi varken onu değil beni nasıl yargılar cezalandırırsınız. " tüm gücümle bağırdığımda boğazlarım yanmaya başladı.
Diyarın babasının eli bir kere daha kalktığında tüm gücümle elinden tuttum.
" Yemin ederim yaptıklarınıza ağlamam hepinizi öldürürüm. Sizin yazıp çizdiğiniz deli raporumla yapar cezada almam. " Bu kez gerçekten delirmiştim. Gerekiyorsa Diyarın deli raporuyla ya onları öldürecektim yada kendimi.
Adamın elini sinirle ittirdiğim de başımı Hanımzere çevirecektim ki onun gözleriyle karşılaştım. Kapıda heykel gibi duruyordu. Yanında Bedir ve Behram şaşkınlıkla bana baktığında tüm söylediklerimi duyduklarını anladım.
Şuan elime silah verseler galiba ilk Behcet Aslanı sonra kendimi öldürürdüm. Galiba bu kez gerçekten delirmiştim.