Dokuz yıl önceki geceyle aynıydı. Dilimde iki kelime, Ah babam…
Sonraki gün babamın kabrini ziyaret edip uzun bir süre sessizce başucunda otururken, şehrin ışıklarının birer ikişer yanmasıyla havanın karardığının farkına varmıştım. Oturalı neredeyse 3 saat olmuştu.
Tatilin bitmesiyle Ankara’ya dönmüş, yılın ilk dersi için okula gidiyordum. Daha ilk günlerde annemi, göl kenarını, doğan hocamı ve en Okul kapısına vardığımda içeri girip derse katılmak gelmedi içimden.
Ensar’ı arayıp müsaitse Hacı Bayram Veli türbesine gitme teklifini kabul ettiğimi söyledim. Oysa beni neredeyse 4 ay önce buraya gitmek için davet etmişti ben kaçamak cevaplarla teklifini askıya almıştım. Ensar bu telefonum karşısında hem şaşırmış hem de sevinmişti. Kızılay da buluşup metro ile ulusa giderken Hacı Bayram Veliden söz ederek kısa yolculuğumuzu renklendirmişti.
Anafartalardan yukarı hacı bayrama doğru çıkmaya çıkarken, orijinaline uygun restore edilmiş ahşap evler, dükkanlar arasından ilerleyip cami avlusuna ulaştık. Hemen dikkatleri üzerine çeken uzun süs havuzlarındaki fıskiyeler ney eşliğinde suları belirli bir ritimle fışkırıyor adeta dans ettiriyordu. Ney sesi ile coşan sadece su değildi, avluda yüzlerce yabani güvercin önlerine atılan yemleri almak için neyin ritmine uygun uçuşlar yapıp bir inip bir kalkıyordu. Ben göz zevkimi tatmin eden güvercinleri seyrederken Ensar beni dürterek ‘’al’’ dedi elinde duran pet bardakta ki yemi uzatarak. Yemleri gören güvercinler yakınımızdan uçmaya başladı. Sanki uçuşlarını yemleri hak etmek için daha da iyi sergilemeye başlamışlardı. Kanat çırpıp yükseliyor ney eşliğinde süzülerek yere iniyorlardı. Hadi dedi imam Ensar H.B Velinin türbesini işaret ederek. ‘’duamızı edip’’şimdi başka bir yönü işaret ediyordu ‘’şurada da çay simit yaparız’’ dedi. Türbenin başına vardığımda içeri onlarca insan girip çıkıyordu. Herkes türbeye dönmüş elleri semada Allaha dua ediyordu. Herkesin Yaratıcısından bir beklentisi vardı. Duamı etmeden önce eden insanları bir süre
izledim. ‘’Ben dahil herkes Allahtan bir şey istiyor. Kimse Allahım verdiklerin veya sahip olduklarım bana yeter demiyordu. İsteyen isteyene…
Sonra şu fırsat buldukça gittiğim kitapçıdan muhabbet ettiklerimiz arasından kalan bir sözü anımsadım. ‘’ eğer vermek istemeseydi, istemek vermezdi.’’ O an anladım ki biz Kullarına istemek arzusunu veren Yaratıcımızın ta kendisiydi.
İki ahşap tabure çekip oturduk. Şimdi önümüzde buharı tüten iki demli çay, fırından yeni çıkmış simit, arkamızda H.B. Veli türbesi ve karşımızda da ay yıldızlı bayrak’ın dalgalandığı Ankara kalesi vardı. İlk defa okulu ektiğime pişman olmamıştım. Bu ilk gelişimdi ama son olmayacaktı.
H.B. Velinin o huzur veren manevi ortamından ayrılmış, kendimizi birer kahve içmek için Kızılay’ın arka sokaklarına atmıştık. Bize uygun mekanlar ararken sağlı sollu kafe barlarda canlı müzikler eşliğinde çoğu henüz yirmi yaşını bile geçmemiş öğrenci grupları su niyetine alkol tüketiyordu. Kimi kafayı bulmuş bağıra bağıra şarkıya eşlik ederken kimide ergenliğin vermiş olduğu etkiyle alkolle güzelleşip (hakikatte ise çirkinleşen) abuk subuk dertlerden yakınıyordu. Bu sokaklara ilk gelişim değildi aslında bu görüntülere de alışmıştım ama ilk defa manen rahatsız oluyordum.
Nihayet kendimize uygun bir mekân bularak içeri girdik. H.B. Veliden ayrıldığımızdan buyana Ensar’ın ağzından tek kelime çıkmamıştı. Sessizliğimiz garsonun masaya gelip sipariş almasıyla bozuldu. Dört beş dakika sonra gelen kahvelerimizden henüz bir iki yudum almıştım ki Ensar başını dikkatle incelediği kahve fincanından kaldırarak‘’ sözümü kesmeden beni dinlemeni istiyorum’’ dedi.
Allah Allah acaba bir şey mi oldu acaba. ? İmam bunu neden istemişti. ?
Hem merak edip hem de şaşırmıştım. Bunları sesime yansıtmamaya gayret göstererek ‘’tabi’’ dedim. Oysa nedenini sormak için içim içimi yiyordu.
‘’Herkesin aradığı şey aynı. Huzur !’’ diye konuşmasına başladı.
‘’Ne zamanki onu insanlarda aradık, işte o zaman huzuru yitirdik.’’ Ben hala şaşkın şaşkın imama bakıp konuşmasının nereye bağlayacağını merakla beklerken ‘’baban’’ dedi. Tam bir şey söylemeye niyetlendim ki eliyle sus işareti yaparak devam etti. ‘’o gece çaydan sonra yanımızdan ayrıldığın vakit baban için hıçkıra hıçkıra ağladığını biliyorum. Mustafa babasından söz edip senin o geceyi öyle bitirmene sebep olduğu için bir hayli kötü oldu. Sen farkındamısın değimlisin bilemiyoruz ama artık senin yanındayken değil babasından ailesinden bile söz etmiyor. Defalarca senin yanındayken babası aradı ama o sana belli etmeden telaşla telefonunun ekranını göremeyeceğin şekilde kapatıp yanımızdan ayrılıp öyle cevap verirdi.’’