kubbeden yankılanan ses

637 Words
-sayılı günler kaldı Annem. -Seni görünce ellerinden öpüp sarılmayı koy bir kenara !  -ayaklarına kapanırım anam ayaklarına -hani ben canını sıkar kızdırırdım da, sende sinirlenip, küçük bir çocuğa vurur gibi yavaşça vururdun ya bana. -bende dayanamaz sarılırdım sana. Heh, işte öyle döv beni anne, döv ki bende gülerek sarılayım sana… Finaller açıklanmış, iyi notlarlarla derslerimi geçmiş haklı gururumla Bitlis’e dönmüştüm. Hasret kaldığım anneme doymak için neredeyse birkaç gün evden hiç çıkmadım ama anneye doyabilmek ne mümkün… Küçük bir çocuk gibi dizlerine yatıyor, her işine koşmaya gayret ediyordum. Babasızlığımdan dolayı tüm sevgimi anneme adamıştım. Zira o bunu fazlasıyla hak ediyordu. Annem ‘’oğlum’’ diyerek saçlarımı okşarken Doğan hocamı ziyaret edip etmeyeceğimi sordu. ‘’Şehir dışında anneciğim gelince ziyaret edeceğim’’ dedim. Evimde olmanın huzuru vardı içimde. Yıkık viranede olsa, sarayda olsa insanın evi gibisi yokmuş. Sabah annemin odun ateşinde pişirdiği yağlı ekmeklerle kahvaltımı yaptıktan sonra Doğan hocamın beni beklediği kitap evine gittim. Birbirimizi görür görmez sıkıca kucaklaştık. Ayaküstü kısa bir muhabbetin ardından ‘’neden kitapçıda buluştuk biliyormusun ?’’ bu sorusuna verecebileceğim en kaçamak bir cevabım dahi yoktu. Boş gözlerle kendisine baktım. ‘’hayır, hocam yok’’ Elindeki kitabı havaya kaldırarak gözleri ile işaret etti. ‘’kitaplar’’ dedi usulca. ‘’kitapların şarjı bitmez, seni yalnız bırakıp üzmezler, yani kadim dostlardırlar.’’ Farklı bir bakış açısı yakalamıştı pek kitap okumazdım ama okuduğumu varsaysaydım bile böyle bir bakış açısı kazanabileceğime inanmıyordum. -şarjları bitmez, kadim dostlardır… Kitapçıdan ayrılırken kendisine ve eşine birkaç kitap almış bana da ısrarla bir kitap hediye etmişti. -hocam ? -efendim Yiğit -işiniz yoksa göl kenarına gidelim mi ? orayı da bir hayli özledim. Hiç itiraz etmeden ‘’olur tabi gidelim’’ dedi. Yüzümde ki kısa gülümsemeyi fark etmiş olmalı ki ‘’suya alışan insan, susuz şehirde çok zorlanır’’ dedi.     Hakikaten de öyleydi. Buradayken göl kenarına iner kayalıklarda oturup dalgaları seyrederken Ankara’da Sokak lambasının aydınlattığı loş odamda oturmaktan başka bir kaçış yerim yoktu. Kayalara vardığımız zaman üzerlerinde ceylan gibi sekiyordum. Suya en yakın kayaya oturup denizi andıran Van gölünün havasını defalarca derin derin nefes alarak ciğerlerime çektim. Doğan hoca bana göre çok yavaş ilerliyordu. Yanıma vardığında ‘’burada geçirdiğin vakitlerde hiç şu gördüklerinin yaratıcısını düşündünmü ?’’ gözlerimi kapatıp maziye dalmış burada geçirdiğim eski günlerimi, bahtiyar dayıyı anımsarken bu soru tüm düşüncelerimi mermi gibi delip geçmişti. Gözlerimi araladım, beklemediğim bu soru karşısında kısa süreli tepkisiz kaldım. Bir ara dalgaların kayalara çarpıp köpürtmesinin nasıl olduğunu kısaca düşünmüştüm. Bu kısa düşünmeyi cevabıma ekleyip, düşündüm desem çok kısa bir düşünce olduğundan dürüst olmayacağına kanaat getirip ‘’yok düşünmedim’’ demekle yetindim. Ciddi ve gür bir ses tonuyla ‘’arştan ferşe kadar her ne varsa onun (Allahın) hakimiyetindedir. Karıncanın toprağı oyarak yuva yapmasından, suyun buharlaşıp bulutlara yerleştikten sonra yağmur oluşuna kadar… ve tüm bunları düşünüp Allahın yüceliğini, sonsuz kudretini anmaya ise tefekkür denir.’’  Diye sözlerini bitirirken şuan dek baktığım göl, dalga ve kaya üçlüsü sadece göz zevkimi tatmin etmişken şuan bambaşka bir bakış açısı kazanmıştım. -Yiğit, Cuma vakti yaklaşıyor. Birlikte gidelim mi. ? Birlikte Ankara’ya yaptığımız yolculukta kılmış olduğumuz üç rekatlık namaz haricinde alnım secdeye değmemişti. Bu teklif karşısında biran nefsime karşı yenik düşecekmiş gibi oldum. Elimdeki son çakıl taşını gölün yüzeyinde kaydırıp yüzümü hocama döndüm. -Olur tabi hocam gidelim. Şimdi yeniden birlikte ibadet alanındaydık. Caminin heybeti görülmeye değerdi. Göl kenarı beni mutlu ediyordu huzur buluyordum ama hep eksik bir şeylerin olduğunu da seziyordum. İşte o eksiklik bu mekan da tamamlanmıştı. Vücudumuzun gıdaya ihtiyacı olduğu gibi kalbimizin de gıdaya ihtiyacı vardı. Ama bu ihtiyacı hiçbir zaman karşılamamış, eksik bırakmıştım. İşte o gıda hakiki huzuru veren secde idi. Bir ses yankılandı caminin geniş kubbelerinin altından. ‘’Allahu ekber.’’ İşte kalbime tesir eden ses buydu.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD