Akşamın loş ışıkları yazlığın geniş salonuna vuruyor, dört bir yanı yumuşak bir turuncuya boyuyordu. Salonun bir köşesinde Andaç çocuklarla birlikte oturmuştu. Canan ona resim defterindeki karalamalarını gösteriyor, Can ise bir yandan legolarıyla uğraşıyor, bir yandan da babasına kaçamak bakışlar atıyordu. Andaç'ın yüzündeki ifadeyi görmek beni çok sarsmıştı. Onun çocuklara bu kadar ilgi göstereceğini ve perişan olacağını hiç beklemezdim. O sert, korkutucu adamın çizgileri tamamen yumuşamış yerini tuhaf bir hayret ve ihtiyatlı bir sevince bırakmıştı. Sanki bambaşka biri gibiydi. Ama ben hâlâ altında bir rol olduğunu düşünmüştüm. Taa ki çocukları öğrendiği ana dek. Çocukların her sözüne, her hareketine odaklanmış sanki onları anlamak için dünyadaki en önemli şeymiş gibi dinliyordu iki s

