9 | SALDIRI

2845 Words
-MASON’IN AĞZINDAN- Eve döndüğümüzde,Elena kapıda durdu ve Mia’yı çağırmamı söyledi. Onu gülümseyerek onayladım ve içeri girdim. Piyanonun sesi bütün evi kaplamıştı.Anlaşılan birileri verdiğim görevi büyük bir zevkle yerine getiriyordu. Bunun böyle olmaması gerekliydi! Salona gittiğimde Kate, Mia ile birlikte piyano çalıp,şarkı söylüyordu. O kadar güzel görünüyordu ki. Etrafına sanki ilahi bir ışık saçıyordu ve mutluydu. Onu daha önce hiç bu kadar mutlu görmemiştim. Sesi…çok güzeldi ve bence bunun farkında bile değildi.Aslında kendiyle ilgili,bir çok güzel şeyin farkında değildi. Bana bir kez izin verse,bütün o güzel şeylerin farkına varmasını sağlardım ama vermiyordu işte. Orda öylece durup onları izledim. Neden gidip beni bu dünyada reddebilecek tek kıza vurulmuştum? Kesinlikle tekti çünkü bu dünya da bana hayır diyecek başka bir kadın yoktu. Bana söylemediği sırrı neydi? Öylesine merak ediyordum ki! Çünkü o her neyse aramızda ki şey oydu. Benden uzak durmasının sebebi oydu. Ona karşı yaptığım bütün kışkırtmalar geri tepmişti. Elena’yla çıkacak olmama bile ses çıkarmamıştı. Belki de gerçekten benimle ilgilenmiyordu. Peki o gün çalışma odasında neden onu öptüğümde bana karşılık vermişti? Beni öpüşünde hissettiğim o şey neydi? Şarkı bittiğinde düşüncelerimden sıyrıldım. “Vay canına! Senin yaşına göre harika bir sesin var” dedi Kate, Mia’ya Onlar birbirlerine gülümserken “Sende fena sayılmazsın” diyerek konuşmalarına dahil oldum. -KATE’İN AĞZINDAN- “Lord’um. Geldiğinizi duymamıştım” dedim ve hızla ayağa kalktım Ne zamandır bizi dinliyordu? Şarkı söylediğimi duymuştu. Lanet olsun! “Büyük ihtimal piyanonun sesindendir” diye cevap verdi ve Mia’ya döndü  “Mia annen seni dışarda bekliyor” dedi Mia başıyla onu onayladı ve bana döndü., “Umarım tekrar karşılaşırız,Kate. Seninle piyano çalmak çok eğlenceliydi” dedi. “Bende çok eğlendim” dedim. Mason’a döndü ve ona da veda edip çıktı. “Bilmediğim başka yeteneklerin var mı?” diye sordu Mason beni hayranlıkla izlerken “Anlayamadım?” “Şarkı söyleyebildiğini bilmiyordum” dedi “Şey,aslında bende bilmiyordum. Söyleyebiliyor muyum?” Başını geriye atıp abartılı bir kahkaha atarak güldü.”Evet kesinlikle söyleyebiliyorsun” dedi ve toparlandı “Pekala bugünlük işin bu kadar.Artık dönebilirsin” “Teşekkürler Lord’um” Gitmek için arkamı döndüm ama kolumdan hafifçe tutup beni durdurdu. Sonra kolunu yanlış bir şey yapmış gibi geri çekti. “Şey…” dedi ve yüzünü yere eğip parmağını şakağının üzerinde gezdirdi “Yarın bir iş için Londra’ya uçuyorum. İstersen gelebilirsin” Cümlesini bitirir bitirmez,gözlerini benden kaçırmaya devam ederek, başını kaldırdı ve sözlerini anlam veremediğim bir şekilde toparlamaya çalıştı “Yani,eğer istemezsen sorun olmaz. Fakat gelmen gerçekten iy olur” dedi. En sonunda gözlerini bana dikti ve bir süre öylece baktı. Sonra küçük bir öksürükle tekrar toparlanıp bakışlarını kaçırdı ve yine söylediklerini düzeltti “Şey,yani senin için. Biliyorsun işte,sen asistanımsın ve işleri takip etmen gerek felan” dedi ve hızlı hızlı konuşurken tuttuğu nefesi verdi “Gelmek istersen,kimsen izin alman gerekiyorsa al ve sorun olursa bana haber vermekten çekinme” diyip sustu Başımla onayladım. “Eğer bana ihtiyacınız varsa gelebilirim Lord’um” Derin bir nefes aldı ve çaresiz bir ses tonuyla “Kate sana her zaman ihtiyacım var” dedi. Bana ihtiyacı vardı. Bu söz bende gülme isteği uyandırmıştı ama kendimi tuttum.Onun için uyuşturucudan farksız olduğumu neden göremiyordu? Bu yanlıştı. Benden daha iyilerini bulabilirdi.Yakışıklı ve güçlüydü. Her kadının aklını başından kolaylıkla alabilirdi. Bense bir haindim. Benden uzak durması gerekiyordu. Sonra dediği şeyin farkına vardı ve TEKRAR,sözlerini toparlamaya çalıştı. “Yani iyi bir asistansın ve yardımın benim için önemli” dedi Güldüm. “O zaman yarın sabah erkenden burda olurum efendim” “Harika” diye mırıldandı. Arkamı döndüm ve dışarı çıktım. Oraya gittiğimde Tonny ve diğerleri yerde yatıyorlardı. “Aman Tanrım! Tonny burda neler oluyor?” dedim yanına eğilirken. “O-o-onlar.Burdalar” diye bildi kesik kesik nefes alarak “Kimler?” dedim ve gelen sesle başımı kaldırdım. Karşımda iri yarı bir adam duruyordu.Kesinlikle bir ruh avcısıydı. O bana saldırmadan önce Tonny’nin belinde duran silahı aldım ve ayağa kalktım. Arkasına geçtim ve kadim noktasını hedef alıp ateş ettim. Basit ve temiz. Tek seferde işi bitmişti ama birileri,ateşli bir silaha dokunduğumu öğrenirse benim işimde aynen böyle biterdi. Canavar yere devrildi. Başka bir tanesi üzerime saldırırken sesleri duyan Mason dışarı çıktı ve hemen yardıma koştu. Üzerime gelen saldırganın diz kapağına bir darbe indirdim ve o yere düşerken silahımın arkasıyla ensesine vurup etkisiz hale getirdim. Sonra kadim noktasını hedef aldım ve tekrar ateş açtım. İşte sonumu böyle hazırlıyordum.Bam!Bam! Bu sefer kesin sürgüne yollanacağım. Saldırganları birer birer etkisiz hale getiriyorduk.Artık başımın belaya gireceğini değil,şu an belada olduğunu düşünüyordum. Mason iyi bir savaşçıydı. Darbeleri tek tek indiriyor ve saldırganlardan birinden aldığı silahla onları,kadim noktalarından vuruyordu.Ben Mason’ın bir şekilde zarar görmemesi için dua ederken son ruh avcısınıda etkisiz hale getirip,köşeye sıkıştırdık. “Sizi buraya kim gönderdi?” diye sordu Mason. “Bunu sana söyleyeceğimi mi sanıyorsun?” dedi kibirli bir şekilde gülerek. Ağzından kan geliyordu ama ruhsuz bir canavardı ve onu bu hale getirenlerden korkmuyordu. Mason karnına diziyle vurdu.Gözlerinden çıkan ateş beni bile korkutmuştu. Korkmamalıydım. Zarar vermek istediği kişi ben değildim. “Konuş” diye bağırdı,ruh avcısına “O istediğini alana kadar durmayacak.” Dedi ve ağzından kan gelerek öksürdü. “Onu istiyor. Kızı geri istiyor ve eğer kız geri dönemezse tüm kurtulanları teker teker öldürecek” diye açıkladı Aman Tanrım! ‘Onu istiyor.Kızı geri istiyor’ Ruh avcısının dedikleriyle elimde ki silah beynimde patlamış gibi hissettim.Bu olmasını en son istediğim ama bir gün olacağından çok emin olduğum bir şeydi. Bugün olmasını bekliyor muydum. Hayır.Kesinlikle hayır. Saldırganın belinde ki hançeri aldım ve başına serç vurup onu öne eğip,hançeri kadim noktasına sapladım. Canavar ellerimin arasında titreyip,acı bir çığlık attı ve ardından yere yığıldı. Mason’a döndüm ve“Hemen kampa dönmeliyiz” dedim. “Neler oluyor? O adam ne demek istedi? Aradıkları kız kim?” diye sordu. Kontrolümü kaybetmiştim. Kampa dönmeli ve olanları rapor etmeliydim. Tehlike çok yakındaydı ve istediğini alana kadar durmayacağını biliyordum. İstediğini asla alamayacağını da…. “Neden sürekli soru soruyorsun?” dedim bağırarak. Şöför koltuğuna yerleşirken “Pekala. Kendime not: Kate panik anlarında normal biri gibi konuşuyor” dedi Ona öfkeli bir bakış attım.Panik anlarında öfkemi kontrol edemediğimide öğrenmesine çok az kalmıştı. Biraz daha konuşursa onu boğacaktım.Bu onu öldürecek miydi? HAYIR! Sonra az önce olanları dşünüp,duraksadım ve bir küfür savurdum. “Lanet olsun” dedim ve başımı ellerimin arasına aldım “Ne?” diye sordu,endişeli bir şekilde “Her hangi bir saldırıda bulunmam yasak. Dövüşmem yasak. Silah kullanmam yasak ama ben ikinci seferdir yasakları çiğniyorum” diye karşılık verdim Beladan uzak durmalıydım ama sürekli belaya çekiliyordum. Yasakları çiğniyordum. Kovulmaya neden bu kadar meraklıydım? “Hayır,sen işini yapıyorsun Kate. Ben de öyle. Senin işin bana yardım etmek ve benim işim o pisliklerin icabına bakmak. Gördün mü? Sorun yok” dedi beni sakinleştirmeye çalışarak Nasıl bu kadar vurdum duymaz oluyordu? Önüme döndüm. Yol sanki gittikçe uzuyordu. Sonunda kampa varınca hızla arabadan indim ve merkez binaya doğru koştum. Hızla toplantı odasına gittim. Mason peşimden geliyordu. Tahmin ettiğim gibi herkes ordaydı. “General Tyler. Bir sorunumuz var.” Dedim Tyler’ın yüzüne derhal endişeli bir ifade yerleşti.Bir saniye için bizi inceledi. Berbat göründüğümüze emindim. Elimde kan lekesi bile vardı. “Neler oluyor?” diye sordu. Ona olanları ve ruh avcısının söylediklerini anlattım. Tyler ağzımdan çıkan her kelimeyle yumruğunu daha çok sıktı. “Efendim. Bana o gün Darcie’ye saldıranın kim olduğunu sormuştunuz.” Dedim ve yutkundum. Neden korkuyordum ki. Gerçekleri söylemeliydim.Onlar ne yapılacağını daha iyi bilirdi “O-o-o…Martin Benson’dı ve bundan yüzde yüz eminim ki bütün bu olayların başında ki de o!” Mason gözlerini şaşkınlıkla açarak bana baktı. Hala ondan gizlediğim sırrın ne olduğunu öğrenmek istiyordu. Sırrımın bir parçası duymak ise onu şok etmişti. Bu parçanın Martin Benson olduğunu duymaksa… “Yani o gün onu gördüğünde o yüzden mi hortlak görmüş gibi oldun?” diye sordu Mason. “Seni gördü mü?” diye araya girdi hemen Frank. Başımla onu onayladım.Bu iyi değildi. Beni görmemesi gerekiyordu. Mason Lucas’la çalıştığımı biliyordu. “İstediğini alınca duracağını söylüyor ama bence durmayacak” dedim İstediğin alması onu durdurmayacaktı. Kurtulanlar ondan gerçekten değer verdiği-ya da en azından benim değer verdiğini düşündüğüm- birini almıştı. Şimdi hem onu hem de intikamını istiyordu. “Haklısın ama seni korkutan durmayacak olması değil istediği şey değil mi?” diye sordu Tyler endişeli ses tonunu kaybetmeden Başımla onu onayladım.Evet.İstediği şeye ulaştığı anda herşey biterdi. Yoğun bir korkunun sinirlerime hücum ettiğini hissettim. “Kim bu kız? Martin neden onu istiyor?” diye sordu Mason. “Bu konuyu kurcalamayın Lord Mason! Bu sizi aşan bir mesele” dedi Kraliçe. Sonra bana döndü. Onu bu işten uzak tutması gerekiyordu. Bunu istiyordum. Mason’ın başının belaya girmesini ya da benim yüzümden zarar görmesini istemiyordum. “Kate. Seni hemen burdan uzaklaştırmalıyız. Git ve hazırlan.” Dedi,Kraliçe Onu onayladım ve dışarı çıkıp kulübeme gittim. Yol boyunca hayatımın nasıl tekrar mahvolduğunu düşündüm.Göz yaşlarımı tutmaya çalışıyordum. Şu an zavallı gibi ağlamak yerine güçlü olmalı ve bir kez olsun doğru olanı yapmalıydım Hızla içeri girdim. Kapı açık kalmış olacak ki bir saniye sonra Mason ordaydı. Kapıyı arkasından kapattı ve içeri girdi. “Nereye gidiyorsun?” diye sordu Eşyalarımı toplamaya devam ettim ve ona bakmadım. “Sence biliyor muyum?” diye çıkıştım Etrafımda olan hiç birşeyin farkında değildim.Umrumda da değildi. Sadece normal bir hayat istiyordum. Güçlü olmak benim için gittikçe zorlaşıyordu. Dizlerimi kendime çekip,kriz geçirene kadar ağlamak ve birinin gelip beni sakinleştirici bir iğneyle durdurmasını istiyordum. “Seni gördü diye burdan göndermeleri çok saçma”dedi.Ses tonu gittikçe yükseliyordu. Değildi. Bu en mantıklısıydı. Benim burdan uzakta olmam herkes için en güvenlisiydi. Benim içinde.Başımı tekrar aynı belaya sokmayacaktım. Burda ki tek bela bendim ya,neyse o da ayrı bir konu. “Kraliçe’nin kararlarını sorgulamak benim işim değil Lord’um” Yatağın üzerine açtığım valizime eşyalarımı yerleştiriyordum. Dolabıma doğru giderken beni kolumdan tuttu ve kendine çekti. “Bu da o büyük sırrının bir parçası değil mi? Asla bana anlatmayacağın sırrının” dedi dişlerinin arasından tıslayarak “Size belki bir gün anlatabileceğimi söyledim ama o gün bugün değil!” sesimin titrememesi ve karşısında güçlü durmak için kendimle ciddi bir savaş veriyordum. Gözlerini gözlerime dikti. Endişeli ve öfkeliydi. Benden bir cevap istiyordu. Vermeyeceğim bir cevap… “Bırak seninle geleyim” dedi yıkılmış bir ses tonuyla.Bu kadar çabuk teslim olması beni de yıkmıştı. O kadar çaresiz görünüyordu ki! “Hatta burdan uzaklaşmanı ben sağlayım. Bırak seni koruyayım Kate” dedi yalvararak Beni korumasını istediğimi fark ettim.Beni korumasını ve yanımda olmasını istiyordum.Bunun yanlış olduğunu kendime bir kez daha hatırlattım. Ben bir haindim o ise bir lord bir kahramandı. “Bu benim verebileceğim bir karar değil” dedim. Beni kendine iyice çekti. Gözlerinde ki ateşle karşısında eriyip bitiyordum. Şu an içimden kollarımı boynuna dolamak ve beni yalnız bırakmaması için ağlamak geçiyordu ama bu hem yanlıştı hem de tehlikeliydi. Onun için. Kendimi düşünmeyi an itibariyle bırakmıştım. Ona kapılmamak için verdiğim savaşı kaybetmiştim ama bu ondan uzak durmam gerektiği gerçeğini değiştirmiyordu.Özellikle şu an herkes tehlikedeyken. “Evet kesinlikle senin verebileceğin bir karar” dedi ve beni sertçe öptü. Ona karşı koymak istemiyordum ama bunu yapmalıydım. Onu ittim ve yüzüne bir tokat indirdim. “Bunu yapmayın. Sakın. Asla bir daha yapmayın. Size olmayacağını söyledim. Kendinizi bana kaptırmayın Lord’um çok pişman olursunuz” dedim ve işime döndüm. Valizimi yerleştirmeyi bitirdim. Sonra dönüp müzik kutusuna baktım onu valize koymak için elime aldım ama sonra vaz geçtim. Eski yerine geri koydum. Başıma bunca dert açan bir geçmiş için artık kendimi parçalamayacaktım. Olanlar tamamen benim seçimimdi ama şimdi yeni seçimler yaoacak ve herşeyi düzeltecektim.Duvarda ki resmi kaldırıp saç tokamı aldım ve saçımı topladım. “Neden bir saç tokasını,gizli bir yerde saklıyorsun?” diye sordu Mason Sesini duymak canımı yakmıştı. Tamamen pes etmişti. Uğraşmıyordu,savaşmıyordu,yalvarmıyordu…tükenmişti ve benimle ne yapacağını bilmiyordu.Bunu bende bilmiyordum “Çünkü onu bana Kraliçe hediye etti. Şimdi ise bir saç tokasına ihtiyacım var” diyerek,kısaca açıkladım. Saçıma topuz şeklini verdim ve çubuğun yardımıyla topuzumu başımda sabitledim. Sonra valizimi alıp dışarı çıktım. Biri gelip valizimi aldı ve gitti. General Tyler’ın beni çağırdığını söyledi. Mason’ı orda bırakıp merkez binaya ilerledim. Tyler bana yapmam gereken şeylerle ilgili bir talimat verdi.Bu kadardı işte.Gidiyordum. Burdan uzak olmak belki de bana iyi gelirdi. Ben iyi olurdum,kurtulanlarda güvenli.Belki de tehlike geçtikten sonra kraliçeden beni bırakmasını isterdim.Sonsuza kadar.Kendime yeni bir hayat kurar ve acılarımdan arınırdım. Hatta belki bir bankacıyla evlenip,küçük banliyö mahallerinden birine taşınıp,iki çocuklu bir ev hanımı olurdum.Kulağa ne kadar da cazip geliyordu. Merkez binadan çıkarken bir ışık gördüm. Metal bir şeyden yayılan bir ışık. Işığa baktım ve birinin okunu kampta ki herhangi birine hedef aldığını gördüm. Herhangi biri olması umrumda değildi. Kimse yaralanmadan o her kimse durdurulmalıydı. Hızla etrafıma bakındım. Merkez binasının girişinde ki duvarlarda asılı olan silahlara baktım. Bir ok çantası ve yayı aldım ve ok çantasını hızla sırtıma taktım. Yayı gerdim ve çantadan aldığım oku nişancıya hedef alıp serbest bıraktım. Nişancı vuruldu ve olduğu yere yığıldı. Kamp bir anda istila edildi. İstedikleri şeyse… Koşmaya başladım. Elimden geldiğince hızlı bir şekilde koşuyordum. Ormanın içinden geçerek ana yola çıkmalıydım. Saldırganlar peşimden geliyordu. Yol boyunca 3 ruh avcısını hakladım ve 2 kişilik bir saldırgan grubunu etkisiz hale getirdim. Sonunda ana yola çıktım ve bir arabanın gelmesini bekledim. Ancak o sırada bir ruh avcısı ortaya çıktı. Buraya kadar gelmiştim.Şimdi bitemezdi.Hamlesini yapmak üzereyken bir araba önümde durdu. Bu Mason’dı. Hemen arabaya bindim.Mason gaza tüm gücüyle yüklendi ve hızla ordan uzaklaştık. “Anlaşılan hala açıklama yapmayacaksın” diye çıkıştı Derdi neydi bu adamın? Bu kadar kalın kafalı olmak için özel bir çaba harcıyor olmalıydı “Ve sende soru sormaya devam edeceksin” dedim kuru bir ses tonuyla “En azından hitap şeklin konusunda yumuşamaya başladın” dedi Kendimi toparladım ve sakinleştim. Öfkemi ondan çıkarmam doğru değildi. Bana yardım etmeye çalışıyordu. “Afedersiniz” Frene bastı ve arabayı durdurdu. “Ah! Kes şunu Kate. Umrunda değilmiş gibi davranma. Kesinlikle umrunda. İşe başladığın ilk gün seni çalışma odasında sıkıştırdığımdan beri umrunda ve lanet olsun en azından şu an kes şunu ve bana efendim veya Lord’um deme. Bana sıradan bir arkadaşınmışım gibi davran ve sırrını söylemeyeceksen de en azından seni korumama izin ver” Tanrım! İçinde baya bir şey biriktirmiş olmalıydı. Bunca zamandır onun beni çileden çıkardığını sanarken aslında bunu yapan benmişim. Bağırmayı kestiğinde ona sadece öylece bakabildim. Sonra gözüm arabanın kapısında ki aynaya takıldı. Onu gördüm. Elinde bir silah vardı ve arabaya doğrultmuştu. “Eğil” dedim ve Mason’ın omuzlarından tutup eğdim. O sırada silah patlamıştı. Hızla orman tarfında ki kapıdan çıktık ve ormana doğru koşmaya başladık. Bacaklarım sızlamaya başlamıştı ama duramazdım.Koşmaya devam ettik. Mason beni tuttup hızla yere eğdiğinde başımızın tam üstünden geçen okun sesini duydum. “Şu 6.his olayını hep çok sevmiştim zaten” dedim nefes nefese. Ayağa kalkarken hafifçe kıkırdadı.Eğer okun üzerimize geldiğini hissetmeseydi içimizden birisi o okun tadına bakardı.Ormanın merkezine doğru koşmaya devam ettik. Ormanın merkezine vardığımızda tuzağa düşmüştük. Etrafımızda en az on tane ruh avcısı vardı. Bir yerden başlamak gerek diye düşündüm ve önüme çıkan ilk avcıya bir tekme savurdum sonra öbürüne ve böyle böyle onları etkisiz hale getirmeye çalıştım. İçlerinden birinin kılıcını kaptım ve etkisiz hale getirdiklerime saplamaya başladım. Mason’da bir kılıç bulmuştu ve savaşıyordu. Darbelerden kurtulmak için başımı eğiyor ve eğildiğim anda onları bacaklarında yakalayıp,etkisiz hale getiriyor,sonra da öldürüyordum. Etrafıma bakındım ama Mason yoktu. Bir avcının peşinden gitmiş olmalı diye düşündüm ve önüme döndüm. Sonra onu gördüm. Ormana doğru gidiyordu. Bu sefer elimden kaçamayacaktı. Peşinden koşmaya başladım. Benden daha hızlı ve güçlü olduğuna emindim.Ben titreyen bacaklarımla onu yakalamaya çalışıyordum ama hiç acı çekmeden koşmaya devam ediyordu.Sonunda onu yakaladım. Kılıcını çıkardı ve saldırdı. Kılıcımı kaldırdım ve ona karşılık verdim. Eğiliyor,dönüyor zıplıyor ve savurduğu kılıcından kaçıyordum. Eğer bir kez ona zarar verebilir veya bir boşluğunu yakalabilirsem onu durdurabilirdim ama yapamıyordum. En sonunda kılıcımı kılıcının altına soktum ve tüm gücümle döndürerek elinden düşmesine sebep oldum. Onu bir ağacın önünde kapana kıstırmıştım. Ellerini havaya kaldırdı. Kılıcımın ucunu boğazına doğru tuttum. Bir kılıcın ucuna bir bana bakıyordu “Beni çok özlemiş gibi duruyorsun” dedi kibirli bir ses tonuyla Kılıcımı biraz daha bastırdım. “Pekala sen kazandın Kate. Hadi öldür beni” dedi ve gözlerini gözlerime kenetleyip,geri çekmedi “Eğer bunu yapabilirsen öldür.” Dedi ses tonunu ciddileştirerek “Bunu yapamazsın.”  Dedi net bir şekilde Sessiz kalıp ona cevap vermemeye karar vermiştim ama bana meydan okumasına dayanamayıp kararımı değiştirdim “Yaptığımda cehennemde durup durup nasıl diye düşünürsün o zaman” dedim en az onun kadar net bir şekilde “Öyle mi?” dedi ve durup kibirli bir ses tonuyla devam etti “Peki sen burda benimle uğraşırken sevgili Lord’unu kim kurtaracak?Hani o nerde?” diye sordu Sinsi bir şekilde güldü.   Mason! Ona ne yapmıştı? Lanet olsun! Kılıcımın ucunda  bu dünyada ki en adi,en şerefsiz varlık duruyordu ve ben onu öldürmekten bir adım uzaktaydım.Sadece bir adım! “Adamlarım onu götürdüler. O elimizde ve sen burda benimle uğraşıyorsun. Sana iki seçenek ya beni öldürürsün ya da sana bu seferlik izin veririm ve sen onun peşinden gidersin.Bende bir daha ki sefere kadar ortadan kaybolurum” Tanrım! Ne yapacaktım ben? Haklıydı onu öldüremezdim. Herkesi öldürebilirdim ama onu asla.Neden o olmak zorundaydı ki zaten? Ayrıca Mason’ı kurtarmalıydım. Burda ben ne yapacağımı düşünürken onlar çoktan Mason’ın ne olduğunu çözmüş ve onu öldürmüş olabilirlerdi. Yavaş adımlarla,kılcımı indirmeden geri çekildim ve gitmesine izin verdim. O da ellerini indirmeden ve gözlerini benden ayırmadan- ki kibirli yüz ifadesi hala duruyordu- geri geri gitti ve yavaşça eğilip kılıcını yerden alıp uzaklaştı. O gittikten sonra arkamı dönüp hızla koştum. Deli gibi koşuyor ve etrafıma bakınıyordum. Lanet olsun nerdeydi bu sersem Lord? Harika hem Mason’ı kaybetmiştim hem de Martin Benson’ın gitmesine izin vermiştim!
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD