4. Bölüm

1403 Words
''Kafanda hep aynı cümle biliyorum ne olacak halim, Ah, biriktirdiğimiz bütün hevesler nasılda hızla tükendiler.'' Eski dükkanların yerine yenileri açılmış, esnafların arasındaysa eski yüzler kalmamıştı. Belli ki babalar işlerini evlatlarına devredip, köşelerine çekilmişlerdi. Küçükken bir çikolata koparabilmek için peşinde dolanıp durduğu Ziya amcasının da, emekli tayfasının arasına katılmış olduğunu, onun küçük ama şirin bakkalına girdiğinde anlamıştı genç kadın. Orasını artık oğlu Fehmi çalıştırıyordu. Nazlı Fehmi’ye, "Benden selam söylersin Ziya amcaya, bu arada, bana verdiği o çikolataların tadı hâlâ damağımda, Almanya’nın çikolatalarını överler ama, onlarda bile burada yediklerimdeki lezzeti bulamadım," dedi gülümseyerek. Fehmi ise Nazlı ile İpek’e iki tane çikolatayı uzatmıştı hemen. "Bu da bizden olsun o zaman. Eski günlerin hatrına. Babam sana her zamanki çikolatanı vermediğimi duyarsa, bana çok kızar." Bakkaldan çıkar çıkmaz, İpek, Nazlı’ya doğru dönerek, "Çocukluğun buralarda geçmişti değil mi halacığım?" diye sordu. Nazlı tek koluyla yeğenine sarıldı. "Evet birtanem. Çocukluğumu da, genç kızlığımın bir dönemini de bu kasabada geçirdim ben," diye cevapladı. Birlikte biraz yürüdükten sonra, tabelasında "Yıldız Kitapçılık" yazan kitapçılığın önünde durdular. "Ben gidip kitabı alayım, sen de kendine bir kitap bakmak ister misin? Babam bana hep senin kitap okumayı çok sevdiğinden bahsederdi," diyerek halasına gülümsedi genç kız. Nazlı başını 'Hayır' anlamında sallayarak, "Sen al canım, ben seni burada bekliyorum," dedi. İpek’in gelmesini beklerken, bakışlarını etrafında dolaştırdı. Bulunduğu yerden çoğu dükkanları görebiliyordu. İçinden "Seninle birlikte birçok şey de değimiş Nazlı," diye geçirirken, bir ara gözüne karşıdaki kuyumculuğun önünde duran bir kadın takılmıştı. Arkasına kendisine doğru dönük olan bu kadını tanıyordu sanki. Ama nereden? Bir ara istem dışı ayakları onu kadının yanına doğru sürüklemişti. Artık kadının tam arkasında duruyor ve onu seyrediyordu. Dudaklarından fısıltı halinde "Seher" ismi döküldü. İsminin söylendiğini duyan kişi ise yavaşça yüzünü Nazlı’ya doğru döndü. Genç kadın hislerinde yanılmadığını anlamıştı. Karşısındaki kadın, geçmişteki en iyi arkadaşı, dostu Seher’in ta kendisiydi. Sevinçle kollarını Seher’in boynuna dolayarak, ona sımsıkı sarıldı Nazlı. "Allah’ım, inanamıyorum! Seni tekrar gördüm ya... Canım arkadaşım, çok özlemişim seni," diyerek yavaşça geri çekildi. Seher, Nazlı’yla aynı yaştaydı. Nazlı’nın aksine, mavi gözlü, sarışın çok hoş bir bayandı. İlk ve orta okul ile birlikte liseyi de birlikte okumuşlardı. Zamanında yedikleri ve içtikleri hiç ayrı gitmezken, aynı zamanda birbirlerininde sırdaşıydılar. Nazlı, Kenan’a olan ilgisini de ilk önce en yakınım dediği dostu Seher ile paylaşmıştı Nazlı odasında bir köşeden diğer köşeye yürüyüp duruyordu. Seher ona ‘Yarım saat sonra oradayım canım, bu arada benim de sana anlatacaklarım var,' diye haber vermiş, ama bu telefon konuşmasının ardından tam tamına bir saat gibi bir zaman geçmişti. Tam artık Seher’in yanına kendisi gitmeye kalkışacakken, kapıyı açtığında onunla yüz yüze gelmişti. Seher’i hemen elinden tuttuğu gibi, yatağın üstüne oturtmuştu. Kapıyı da, kimse konuşacaklarını duymasın diye sıkıca kapattıktan sonra, söyleyeceklerini kısa bir süre kafasında toparlamaya çalıştı. Seher, Nazlı’nın bu hareketlerine bir anlam verememişti başta, ama içinden ‘Ne olmuşsa iyi şeyler olmuş anlaşılan, bizimkinin yüzündeki mutlu ifadeye bakılacak olursa,' diye geçirmişti. Nazlı sonunda Seher’in yanına oturarak, konuşmaya karar verdi. "En iyisi pat diye söylemek," diye düşündü, sonra, "Seher, canım..." diye sözleri ağzında geveledi. Genç kız ise yaklaşık 10 dakikadır karşısında kıvranan arkadaşına yardımcı olmak isteyerek, "Hadi artık söyle ne söyleyeceksen. Merak etme, kötü haber olsa bile bana bir şey olmaz, kalbim oldukça dayanıklıdır," diye işi şakaya vurmaya çalıştı. "Seher... Hani ilk aşkımızı ve ilk sevgilimizi önce birbirimizle paylaşacaktık ya?" diye söze başladığında, içinden kendisine ‘Hadi, başaracaksın Nazlı! Hem ne var bunda, o senin en iyi arkadaşın,' diye cesaret vermeye çalışıyordu. Seher ise, "Evet... Yoksa?" diye heyecanla bakışlarını arkadaşının gözlerinin içine dikti. "Evet, ben aşık oldum! Ve aslında daha fazlası da var, aşık olduğum çocuk da bana aşık ve biz artık sevgiliyiz," diyerek ayağa fırladı, sevinç çığlıkları atmamak için kendisini çok güç tutuyordu. Bunu yapmasına zaten imkan yoktu, çünkü babası Süleyman Bey ile annesi Şerife Hanım’ın bu anlara şahitlik etmeleri, genç kızın en son isteyeceği şeydi. Seher sevinçle arkadaşına sımsıkı sarıldı. "Ayy, çok sevindim. Kim peki bu şanslı kişi?" "Aslında onu sen de tanıyorsun. Hani bizim karşı sınıftaki, bütün kızların peşinde koştuğu, bir çocuk var ya?" Seher yutkunarak, "Kenan," diyerek susuvermişti. Nazlı da başını onu onaylarcasına, 'Evet' anlamında salladı. Ardından, "Sen bana ne anlatacaksın canım?" diyerek merakla Seher’in anlatacaklarını beklemeye başladı. Genç kız ise kısık bir sesle, "Ben mi? Hiç... Unuttum, demek ki, önemli bir şey değilmiş," diyerek gözlerindeki yaşları Nazlı’nın görmemesi için, bakışlarını ondan kaçırmıştı. Seher karşısındakinin Nazlı olduğuna bir türlü inanamıyordu, daha doğrusu inanmak istemiyordu. 15 senedir arkadaşını bir kere bile görmemişken, şimdi kanlı canlı karşısında bulmuştu onu. Hayat nasılda sürprizlerle doluydu. İnsana hiç beklemediği bir anda, kaybettiklerini geri veriyor, sahip olduklarını ise elinden acımasızca alabiliyordu. Seher uzun sayılabilecek bir süre Nazlı’ya baktı. Dudaklarından bir türlü tek kelime çıkmıyordu. Sanki dilini yutmuştu da, konuşamıyordu. Nazlı arkadaşının nasıl şok olduğunu görünce, "Korkma canım, hayalet falan değilim. Benim ben, Nazlı! Yoksa sen beni tanıyamadın mı? Çok mu değişmişim? Tamam, saçlarımı biraz fazla uzatmış olabilirim ve yaşım ilerlediği için, biraz da cilt kırışıklığı problermleriyle boğuşuyor da olabilirim ama tanınmayacak bir halde de değilim," diyerek güldü. Seher ise karşısında bir robot gibi konuşan kişinin Nazlı’dan başka kimsenin olamayacağına artık emindi. Elinde olmayarak, arkadaşının son sözlerine gülerken buldu kendisini. Çok sürmemişti ki, yüzündeki bu gülümseme bir anda donuverdi. "Hoş geldin," dedi kısık bir sesle. "Ne zaman döndün?" "Daha dün döndüm?" dedi Nazlı gülümseyerek. O sırada bakışları Seher’in yüzük parmağındaki alyansta takılı kaldı. "Sen evlendin mi?"Bu soruyla birlikte tekrar neşeyle sarıldı arkadaşına. "E tabiki evleneceksin, bir ben evde kaldım anlaşılan," derken, birden ağzından çıkan lafın yeni farkına varmış gibi, yüzündeki gülümseme yerini hüzne bırakıvermişti. Seher mutlu görünmeye çalıştı o an. "Evet, evlendim. Şimdi de eşimin annesine bir doğum günü hediyesi bakıyordum." Genç kadın tam arkadaşına 'kiminle evlendiğini' soracaktı ki, arkasından İpek’in seslendiğini duydu. İpek saatini işaret ederek, "Geç kaldık," demeye çalışıyordu. Nazlı tekrar Seher’e doğru döndü. "Ben uzun bir süre daha buradayım canım," diyerek çantasından bir kağıt ve kalem çıkardı. Numarasını yazdığı kağıdı, Seher’e uzattı. "Beni mutlaka ara, seninle eskiden olduğu gibi dertleşmeye çok ihtiyacım var." Ardından onun yanından ayrılarak, İpek’in yanına geri döndü. Bakışları elindeki kağıt ile yanından uzaklaşan Nazlı üzerinde gidip geliyordu Seher’in. İçinden sessizce, "Bunca yıl sonra neden döndün ki sanki?" diye geçirirken, gözlerinden akmayı bekleyen yaşları güçlükle engellemişti. O sıradaysa arabasını park etmeye çalışan kocasını gördü. Kenan arabayı park ettikten sonra, hızla Seher’in yanına gelerek, yanağına küçük bir öpücük kondurdu. "Eee? Seçebildin mi bir şeyler?" diye sordu. "Hayır hayatım, bunun için seni bekledim," diyerek Kenan’ın koluna girdi. Birlikte kuyumcudan içeriye adımlarını attılar. *** Nazlı ve İpek eve doğru giderlerken, genç kız halasına doğru dönerek, "Seher abla senin en iyi arkadaşındı öyle değil mi?" diye sormadan edemedi. "Evet canım, ondan sonra başka iyi bir arkadaşım olmadı zaten," diye yeğenini cevapladığında, içi bu yüzden çok sızlıyordu. İpek içinden, "Nasıl arkadaşsa artık..." diye geçirmeden duramadı. Ama halasına, "Hmm, ondan hiç haber almadın mı bunca zaman?" diye sormaya devam etti. "Ben bunca zaman sizlerden bile doğru dürüst haber alamadım ki, ondan alayım. Ben oraya gidince, yollarımız ayrıldı bizim." Genç kız bu konuyu fazla uzatmaması gerektiğinin farkındaydı. Bu konu halasının canını çok acıtıyordu, ve zamanı geldiğinde daha da fazla acıtacaktı, işte bundan da emindi. *** Kenan ve Seher, kuyumcudan ellerine çok zarif bir altın kolye bulunan hediyeleriyle çıktılar. Arabaya binerlerken, Kenan Seher’e, "Seni eve bırakırım, ardından ben de şirkete geçerim tekrar," dedi. Bu cümle genç kadının yüzünün asılmasına sebep oldu. "Bu aralar beni çok ihmal eder oldun sen," diye sitem etti kocasına. "Biliyorum, ama ailemizin rahatı için çok çalışmam gerekiyor." Seher arabaya bindiğinde, Nazlı’nın eline tutuşturmuş olduğu kağıtı cebinden çıkararak, Kenan’a kaçamak bakışlar fırlattı. "Acaba Kenan onun döndüğünü biliyor mu?" diye aklından geçirmeden duramadı. Genç adam karısının bakışlarını üstünde hissederek, "Bir şey mi oldu? Hem o elindeki de ne senin?" diye sordu. Seher ise hiçbir şey olmamış gibi davranarak, "Yok, önemli bir şey değil. Bir arkadaşım hattını değiştirmiş de, yeni numarasını yazıp verdi bana," diye konuyu kapatmaya çalıştı. *** Nazlı ve İpek eve geldiklerinde, öğle yemeğinin çoktan hazırlanmış olduğunu gördüler. Genç kadın mahcup bir edayla annesinin yanına gitmiş ve ona sımsıkı sarılmıştı. "Özür dilerim annem. Biz biraz geciktik, sana yardım edemedim." Şerife Hanım elini kızının yanağında gezdirdi yavaşça. "O nasıl söz yavrum? Ben senden iş mi bekliyorum sanki?" diyerek, kızını masaya doğru yönlendirdi. Yemek boyunca hiç kimseden tek bir söz bile çıkmamıştı. Bunun üzerine Nazlı daha fazla dayanamayarak, sevinçle "Bugün Seher’i gördüm," deyivermişti. O anda Elif ve Nedim’in birbirlerine olan bakışlarının farkında değildi. "Evlenmiş hayırsız. Evleniyor ve benim haberim olmuyor! Bunu bana neden yazmadın anne?" dediğinde, gülümseyen bakışlarını annesinin üzerine çevirmişti Nazlı. Artık sabırsızlıkla annesinin dudaklarından dökülecek kelimeleri bekliyordu. O kelimelerin hayatını cehenneme çevireceğinden ve büyük bir bilinmezliğe sürükleyeceğinden habersizdi.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD