Pamuk

2047 Words
selam arkadaşlar biliyorum bölümler gecikiyor ama sağlık durumum el verdikçe daha hızlı bölüm eklemeye niyetleniyorum sonra elimde olmayan sıkıntılar çıkıyor. hakkınızı helal edin. keyifli okumalar diliyorum bir iki bölüm sonra da Yağız için bonus bölümü var aklımda merak etmeyin o iş bende ;) selam ve dua ile... ** Ablam akşam oturması için gelmek istediğimizi duyunca çok sevindi. Ben pek hevesli değildim aslında böyle hep beraber oturacağımız bir akşam ziyaretine. Tek istediğim gündüz vakti birkaç saatliğine ablama gidip biraz insan içine karışmak, muhabbet etmek, hasret gidermekti, o kadar. Bunu yeni gelin ziyaretine çevirmenin anlamı yoktu ki! Tabi göz önünden kaybolmamı istemiyordu gardiyanım. Bana güvenmediğini biliyordum. Bunu iliklerime kadar hissediyordum evin içindeyken bile. Ama neden beni yanında tuttuğunu anlamış değildim. Mutlu görünmüyordu. Beni evde tutsak ettiği için keyif alıyor gibi hiç görünmüyordu. Evde olduğu kısa zaman zarfında yüzüme bile bakmıyordu. Bu sebepsiz bir şekilde canımı yakıyordu. Neden böyle hissettiğimi bilmiyordum. Tarif edemediğim bir hüzün vardı kalbimde. Nereye kadar böyle gider her yeri arıza dolu bu külüstür araba kestiremiyordum. Nereye, ne zamana kadar bu muameleye sabredebilirim onu da bilmiyordum. Tüm gün baş başa kaldığım sessizliğimle yazıp çizip kafamda senaryolar kuruyordum. Ama yine de doğru düzgün bir hikâye çıkmıyordu ortaya. Karmakarışık oldum. Amaçsız, rotasız ilerliyordum önümde uzanan dikenli patikada. İnşallah sonunda bir duvara toslamam bu gidişle. " Bununla mı geleceksin?" dedi Yağız elbiseme dudaklarını bükerek bakarken. " Nesi var bunun?" Üzerimdeki elbiseye baktım gayrı ihtiyari olarak. Siyah robadan elbisem oldukça sade ve güzeldi, bence. Çok alımlı durmuyordu, ağır ve oturaklı bir havası vardı. " Her yerin belli oluyor. Bununla kadınlar arasında oturabilirsin ancak." Yağız da tam bir hanzo çıkmıştı. Gerçi buna şaşırmamam gerekirdi abimlerle aynı kanı taşıyordu ama sonuçta o kadar Avrupa görmüş adamdı, üstüne bir de ecnebi sevgilisi olmuştu. Bu konularda böyle davranması da garipti doğrusu. Evet, ablamda kaldığım bir ay ve bu eve tıkıldığımdan beri biraz semirmiştim ve elbiselerim hafiften dar gelir olmuştu. Ama o kadar da kötü durduğunu sanmıyordum. Bu adam sırf bana uyuzluk yapmak, beni sinir etmek için böyle yapmıyorsa ben ne diyeyim artık! " Yabancı bir eve gitmiyorum. Eniştemden başka erkek olmayacak zaten." " Farkındayım." Yağız burnundan solumuştu. Yüzü o kadar ciddiydi ki kalbim tekleyerek atmaya başlamıştı korkudan. Bu tek kelimelik cümleleri de beni deli ediyordu açıkçası. Aramızda kısa bir sessizlik oldu. Birbirimize inat eder gibi bakışıyorduk. " Üzerine doğru düzgün bir şey giyip gel. Ben burada bekliyorum." Gözlerimi kısıp " Uyuzsun" diye tısladım. Yüzüme meydan okur gibi bakarak, her zamanki bilmiş tavrını takındı. " Biliyorum" dedi kollarını iki yana açarak. Yüzünde pis bir tebessüm vardı. Ayaklarımı yere vurarak odama geldim ve üzerime yeni kıyafet aramaya başladım. Yalandan da olsa evlilik zordu işte. Adam durup dururken elbiseni çıkarttırabiliyordu. Hayır, ben kavga edip diretmesini de bilirdim de çok kötü bakmıştı mendebur. Korkmadım desem çok pis yalan söylemiş olurdum. Giysi dolabımdan lacivert bir renkte, altın işlemeli, üzerinde kırmızı çiçekli desenler olan yeni gelin elbisesi seçtim. Ve isteksizce giydim. Aynadan kendime baktığımda gördüğüm görüntü hoşuma gitmişti. Salona geçtiğimde Yağız'ın gözlerinde bir beğeni gördüğüme emindim. Ama çok çabuk geçti. " Aferin, bu daha iyi" dedi ilgisiz bir şekilde. Omuzumu silktim, aldığım aferin umurumda bile değildi. Kavga çıkarmak istemiyordum ablama giderken. Üzerime feracemi geçirdikten sonra hızla kapıdan çıkan Yağız'ın peşine yetişmeye çalıştım. Boyu uzun, adım mesafesi de benden çok fazla olunca onun bir adımı benim üç adımıma eşitti büyük ihtimalle. Arabaya geçene kadar nefes nefese kalmıştım bile. Araba dedim de bu arabaya gerçekten âşık olabilirim. Hatta olmuş da olabilirim. Ben bununla fizana bile giderim. Dışından tam bir asalet timsali, iç paneli ışıklı yanardönerli, deri koltukları oldukça rahat ve konforluydu. Bu arabanın Yağız'ın olması hiç adil değildi. Benim olmalıydı garip. Üstüne binip kırbacı vurmalıydım. Nihahaha! " Ön koltuğa geçmelisin." Yağız'ın buyurgan sesi ile hain hayallerimden gerçek dünyaya geri dönüş yaptım. Ayağımı sürüyerek ön koltuğa geçtim. Burası sırf yakınımda sarı çiyanın olduğunu hissettiğim için huzursuz olmama sebep oluyordu. Ve sürekli onun emirlerine boyun eğmekten de sıkılmaya başlamıştım. Ama haklıydı, ablamlar beni arkada otururken görürse başımın etini yerdi kesin. " Kemerini bağla" dedi Yağız arabayı çalıştırmadan önce, yine en buyurgan haliyle. " Daha uzun yaşamamı mı istiyorsun? Hayret!" " Hayır, kemerini bağlamazsan araba uyarı sesi veriyor ve ben o sese sinir oluyorum." Ne kadar da mantıklı! Eve dönmek için çok mu geç kalmıştım acaba? Ya da katil olmak için? Belki buralardan kaçmak için... Çok da geç kalmış sayılmazdım bence. Sessiz, sinir bozucu bir yolculuk yaparken arabanın penceresinden dışarıda akan yolu ve kenarına dizilmiş evleri izledim. Akşam ezanı çoktan okunmuş ve yeryüzüne karanlık çökmüştü. Evlerde ışıklar yanıyor sokakları lambalar aydınlatmaya çalışıyordu. Hava karanlık benim içim geceden bile karanlıktı. Hiçbir ışık aydınlatmıyordu kalbine zifiri karanlık çökmüş birisinin şehirlerini. Ablam bizi neşe içinde karşılamış ve bana sıkı sıkı sarılmıştı kapıda. Yanaklarımı okşayıp " Kilo mu aldın kız sen?" diye sormayı da ihmal etmemişti. Vurun vurun, hepiniz tombulluğumu yüzüme vurun! İçeri geçtiğimizde ablamın hazırladığı dolu dolu bir akşam yemeği masası ile karşılaştık. Biraz önce aldığım diyet kararından anında vazgeçmiştim. Dolmalar, sarmalar, börekler o kadar lezzetli görünüyordu ki... Nasıl yumulduğumu bilmiyorum. Yemeğin ardından biz mutfağı toplarken eniştemle Yağız da tavla oynamaya başladılar. " Nasıl gidiyor evlilik?" diye sordu ablam bulaşıkları makineye dizerken. Biri de şunu sormasın kardeşim. Gitmiyor işte, diyemiyorum onu. " Ne bileyim abla daha çok yeni. Alışamadım ben evde tek durmaya." Elimdeki tabağı makineye yerleştirirken dilimi ısırdım. Daha da devam etmek geliyordu içimden. Bir haftadır neler yaşadığımı anlatmak istiyordum. Ama ablamın beni anlamayacağını biliyordum. Onun pollyanna hallerini çekemezdim şimdi. " Korunuyor musunuz kız? Hemen çocuk yapmayın biraz tadını çıkartın evliliğin." " Çocuk düşünmüyoruz zaten." Suratımı astım. Ablam ne kadar sıkı korunduğumuzu bilse ne derdi acaba? Evliliğin tadını çıkartmak da ayrı bir tartışma konusuydu tabi. Hangi evliliğin hangi tadıydı bu çıkartmamız gereken acaba? Ablam omuzuma vurdu keyifle. " Yaparsınız kız, vaktiniz var daha. O iş olmuş nasılsa." " Ne işi abla ya?" " Amcamların köydeki balkonunda kaç gündür çarşafınız asılı duruyor Zeynep. O iş diyorum işte." Bir de çarşaf vardı değil mi? Hiç utanmıyor muydu bu insanlar acaba? Yani size ne milletin çarşafından, kanından? Hiçbir dinde, hiçbir vicdanda böyle bir şeyin mazereti olamazdı bence. Olmamalıydı da! " Hatırlatma abla onu ama!" Yüzümün sinirden ve utançtan kıpkırmızı kesildiğine emindim. Ablamsa karşımda tüm neşesi ile gülümsüyordu gevrek gevrek. Ve sonrasında uzun bir süre yine ablamın patavatsız şakalarına maruz kalarak işimizi yaptık. İçeri geçtiğimizde eniştemin yüzü düşmüş suratı sirke satar vaziyette oturuyordu. Yağız ise keyifle " Bir dahakine sen kazanırsın bacanak. Sıkma canını." Diyordu. Bilmiyordu ki eniştem tavlada yenilince bunu namus davasına çevirir ve peşini bırakmazdı. artık Yağız2ı yenene kadar da pes etmeyecekti kesin. Gecenin geç vaktine doğru ablam ve eniştemin biraz daha oturun ısrarlarını nazikçe ret ederek evimize dönmeye karar verdik. Anası lüks bir yat babası muhtemelen jet uçağı olan arabamıza binip evimizin yolunu tuttuk. Yine ses çıkmıyordu arabada. Zaten çıkmasına gerek yoktu. Konuşacak bir şeyimiz yoktu bizim. Tiyatromuzu oynamış ve sahneden çekilmiştik. Artık yalandan gülmeye bile mecalimiz kalmamıştı. Yorgun argın adımlarla eve doğru ilerlerken müstakil evimizin bahçesinde ince, tiz bir ses duydum. Bir hışırtı ile karıştırılabilecek kadar güçsüz bir sesti bu. Bir an duraksayıp sesin geldiği yöne doğru yönümü çevirdim. Yağız kapının girişinde " Hadi!" diye seslenirken ona aldırmadım ve sese doğru ilerledim. Bahçedeki güllerin arasında sağa sola yalpalayarak miyavlayan küçük beyaz bir kedi yavrusu görünce gözlerim irileşti. O kadar güzel ve savunmasızdı ki... Bu sırada Yağız'ın sinirden soluyarak yanıma geldiğini fark etmemiştim bile. " Ne yapıyorsun sen burada? İçeri geçsene!" dedi sinirle. Elimdeki kedi yavrusunu ona doğru uzattım. " Baksana ne kadar da zavallı. Annesini kaybetmiş olmalı. Üşüyor da zavallım tir tir titriyor. Acıkmıştır da." Yağız kediden pek hoşlanmamış gibi suratını astı. " Çek şu pis şeyi!" dedi eli ile işaret ederek. " Pis değil bir kere kediler en temiz hayvanlardır. Ama bu daha bir yavru. Açtır şimdi. Onu eve alabilir miyiz? N'olur?" Sesimi babasına yalvaran kız moduna almıştım. Kirpiklerimi hızla kırpıp olabildiğim en sevimli surat ifademi takındım. Ama Yağız'ın yüzünde herhangi bir değişiklik olmamıştı. " Hayır!" dedi keskin ve net bir şekilde. " O uyuz kediyi eve sokamazsın." " Ama... Ama..." diye mırıldandım. " O daha bir yavru, annesini bulamazsa açlıktan ve soğuktan ölür. Günah değil mi? Ben onu yıkarım zaten. Temiz hayvandır kediler. Biraz süt veririz. Lütfen..." " Olmaz dedim. Hastalıklıdır bu. Eve sokamazsın." " Ne olur ama ya... Günah diyorum. Ben bu zavallıyı kapıda bırakıp sıcak evin içinde rahat uyuyamam ki. O gelmezse ben de eve gelmiyorum o zaman." Ayağımı yere vurdum, inat eden bir kız çocuğu gibi. Yağız başını bezgince geriye attı. " Sabrımı zorluyorsun Yaren!" Omuzlarımı silktim. " Bana ne!" Gözlerini kısarak bana baktı. Ve hiçbir şey söylemeden evin kapısına doğru ilerledi. Ben de arkasından, kucağımda yavru kedi ile beraber yürüdüm. Yüzümde gevrek bir gülümseme ile içeri girdim. Kendimi zafer kazanmış komutan gibi hissediyordum. Yavru kediyi kanepenin ucundaki polar battaniyeye sarıp mutfağa geçtim. Küçük bir kaba süt ılıttım ve içine minik parçalar halinde ekmek doğradım. Yanına da küçük bir kaba su koydum. Yağız üst kata çıkmıştı o yüzden rahattım. Yavru kediyi elime alıp mama ve su kabının yanına getirdim. Yavaş ve acemi hareketlerle süte eğilip dili ile içmeye başladı. Çok tatlı görünüyordu. " Senin adın ne olsun bakalım? Çok güzelsin biliyor musun? Sana pamuk diyebilir miyim?" Yavru kedi bıyıklarına yayılan sütü yalarken bana cılız bir miyav sesi ile cevap verdi. Gülümsedim. " Tamam o zaman, bundan sonra senin adını Pamuk ilan ediyorum." " Fazla alışma istersen. Yarın sabah o kedi bu evden gitmiş olacak." Dedi Yağız ağır adımlarla merdivenden inerken. Her zamanki uyuzluğu üzerindeydi yine. Suratımı astım. " Yıkayıp temizlerim. Senin karşına da hiç çıkarmam. Bizimle kalsa ne olur sanki? Bana arkadaş olur hem." " O hastalıklı hayvanı evimde tutmayacağım." Omuzlarımı düşürdüm. " Doğru ya senin evin, senin kararların. Zeynep kim ki zaten? Neyim ben bu evde, anlamış değilim." " Ne demeye çalışıyorsun?" dedi Yağız üzerime doğru ağır adımlarla gelirken. Bir iki adım geri çekildim ve sırtımı duvara yasladım. Korkuyordum ama belli etmemeye çalışıp dilime doluşan en cesur kelimelerimi sivriltip bir silah gibi fırlatmaya başladım gelişigüzel bir şekilde. " Senin kurduğun oyunu oynuyoruz. Herkese mutluymuşuz gibi yapıyoruz. Ama mutlu değiliz. Evli gibi yapıyoruz ama evli değiliz. Nereye kadar böyle gidecek? Ben bu evde nereye kadar böyle yalnız başıma, delirmeden, kafayı yemeden yaşayacağım? Ne zamana kadar sürecek bu oyun?" Yağız üzerime doğru gelmeye devam ediyordu. Her adımı kalbime korku salıyordu. Bedenimi duvara iyice sıkıştırıp tam önümde durdu ve kulağıma doğru eğilerek boğuk bir sesle " Benden ne yapmamı istiyorsun? Onu söyle?" dedi. Sustum. Ne yapmasını istediğimi bilmiyordum. Yani beni sevmesini mi yoksa salık bırakıp göndermesini mi istiyordum? Bu sorunun cevabı bende yoktu kesinlikle. Çünkü Yağız'ı sevmiyordum, ona uyuz oluyordum. Ama bir şekilde de ona bağımlı gibiydim. Gidecek yerim de yoktu gitmeye cesaretim de... " Ben de öyle düşünmüştüm." Dedi ben sessizce düşünürken. " Şey..." dedim " kedi...". Kelimeler kesik kesik çıkıyordu boğazımdan. Sanki ses tellerim içime kaçmış gibi hissediyordum. Kalbim küt küt atarken Yağız'ın bedeninden yayılan ısı ruhumun en derin köşelerine kadar yakıyordu şehirlerimi. " O kedi sabah bu evden gidecek." Yine buyurgan, yine kaba ve yine acımasızdı. " Her zaman senin istediğin mi olacak bu evde?" " Evet." Kibirli sarı çiyan! Hırsımdan yüzüme bir ateş yayılmıştı. Sesimi kontrolsüzce yükselttim. Yine de kalbimin çarpıntısı sesimin titremesine sebep oluyordu ve ben buna engel olamıyordum bir türlü. Cesur görünmeye çabaladım. " Sen benim sahibim değilsin!" " Evet, ben senin sahibinim." Benim heyecanıma inat Yağız oldukça sakin ve kendinden emin görünüyordu. " Benim patronum değilsin!" " Evet, senin patronunum." " Bana emirler verip, hayatımı kontrol edemezsin!" " Evet, yapabilirim." Gittikçe sinir bozucu olmaya başlıyordu. Kibri, özgüveni ve küstahlığı beni çileden çıkartıyordu. " Senden nefret ediyorum." Sesimi de kendimi de kontrol edememiş ve gözlerimden akan yaşa titrek nefesimi katık etmiştim. " Biliyorum." Dedi Yağız, sesi cansız çıkmıştı. Kısa bir süre yüzüme baktı sadece. Ben de sustum. Yanaklarımdan süzülen yaşlar içime doğru akıyor ve bir sel gibi ne var ne yoksa alıp götürüyordu sanki. " Ağlama!" " Ağlamıyorum! Uyuz herif! Ağlamıyorum..." Hıçkırıklarımın arasında bir ürperme hissettim ve o zaman anladım Yağız'ın bedeninin kalbimden uzaklaştığı. Ne kadar süre beni ağlarken izledi bilmiyorum. Gözlerimi kapattığımı bile o gittiğinde içim ürperince fark etmiştim. Duvara dayadığım vücudum süzülerek yere yığıldı sanki ondan destek alırmışım gibi bir anda olduğum yere çöküverdim. Yorgun hissediyordum. Çok yorgun... Pamuğu polar battaniyeye sarıp odama geçtim. Ilık bir duş alıp yatağıma yattığımda bile tek hissettiğim Yağız'ın yumuşak bedeninin ılıklık yayan baskısı ve kulağıma değen nefesinin yakıcı, kavurucu sıcaklığıydı. Uykuya dalmam zor olmuştu. Sabah uyandığımda ne Pamuğu ne de onu sıkıca sardığım polar battaniyeyi yerinde bulamayınca ise hiç şaşırmamıştım. ���U�B 
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD