İşler Değişiyor mu?

1497 Words
Sabah kendime güzel bir kahvaltı sofrası hazırladım. Tüm sinirimi tabağımdaki zeytinden almaya çalışırken cep telefonum çaldı. Arayan Kuran kursundan hocam Rümeysa ablaydı. Öğleden sonra bana kahve içmeye gelmek istediğini söyledi. Çok mutlu olmuştum teklifine. Gerçekten de insan görmek istiyordum, birileri ile konuşmak istiyordum ki Rümeysa abla da benim kursta dertleştiğim ablalarımdan biriydi. İyi bir dinleyici ve çözüm bulucudur. Konuştuğunuz zaman içinizi rahatlatacak insanlardandır. Telefonu kapattıktan sonra hiç düşünmeden Yağız'ın numarasını tuşladım. Ne söyleyeceğimi bilmiyordum ama ağzıma gelen kelimeleri sakınmayacağım da kesindi. Tabi ki sarı çiyan beni meşgule aldı. Beni! Yarenini! Kafamın üstünden birileri kaynar sular döküyordu sanki ha bire. Beynim yanıyordu. Beni yok saymasından, sürekli onun istediklerinin olmasından ve oynadığımız bu oyundan iyice sıkılmaya başlamıştım artık. Kısa süre içinde telefonuma bir mesaj geldi. " Biraz sonra eve geçeceğim. Evde konuşuruz." Gözlerimi kısarak ekrana baktım ve mesajı birkaç defa daha okudum. Demek biraz sonra eve gelecekti. Demek kavga etmek için yüz yüze olmayı tercih ediyordu. Demek eve geliyordu. Hem de birazdan. Kendimi çemkirmeye hazır, kavga moduna aldım ve hızlıca kahvaltımı edip mutfağımı toparlamaya başladım. Rümeysa abla için ikramlık bir şeyler yapmaya da başladım bir yandan. Bir yandan da kulağım kapıdaydı. Pamuk'un öcünü almazsam içim rahat etmeyecekti. Keki böreği fırına patatesleri haşlanması için tencereye koyduktan sonra kapının yavaşça açıldığını duydum hassas kulaklarımla. Kalbim deli gibi atmaya başlamıştı. Gözümü karartıp salona doğru geçtiğimde gördüğüm görüntü ile afalladım. İçeride kutular, paketler vardı. " Bunlar ne böyle salonun tam da ortasında?" diye söylendim, bir an anneme benzettim kendimi. Yağız tek tek eliyle işaret ederek " Bu kedi taşıma kutusu, bu kapalı tuvaleti, bu yatma sepeti, bu tarağı, küreği, maması, kumu, oyuncağı. Kedi de Taşıma kutusunun içinde. Yolda uyudu sanırım, hiç sesi çıkmıyordu." Dediklerine inanmamış gibi kaşlarımı kaldırarak Yağız'a baktım. Ama bir şey söylemeden kutunun içini kontrol etmeyi de ihmal etmedim. Pamuk kutunun içinde uyuyordu. Boynunda pembe, önünde altın renginde top olan bir tasma bile vardı. Yağız bir şeyi unutmuş gibi " Ensesine aşı döktüler, iki gün dikkat edeceksin. Ensesine dokunma ve yıkama." " Yani evde durabilir mi artık?" " Yok bunları öylesine aldım." " Onu veterinere mi götürdün?" " Hastalıklı olmadığına emin olmak istedim." " O kadar da kötü biri değilsin aslında değil mi? Sen de kıyamadın ona. Değil mi?" Yağız gözlerini devirerek bana baktı. Haddimi aştığımın farkındaydım. Ama bunca şeyi yapınca bir içim ısınmıştı sanki sarı çiyana. Benim sözlerimi dikkate almamış gibi devam etti direktiflerine. " Çok fazla ayağımın altında dolaştığını görürsem sokağa atmaktan çekinmem. Bu kedinin bütün sorumluluğu sana ait. Ben üzerimi değiştirip çıkacağım." Gömleğinin düğmelerini çözmeye başlarken tam da elinin üzerinde kırmızı bir çizgi fark ettim. " Eline ne oldu?" diye sordum merakla. Hayır asıl merak ettiğim neden salonda soyunmaya başladığıydı ama onu sonra soracaktım. " Seninkisi aşı olmayı pek sevmiyor." Dedi gülümseyerek kırmızı taşıma kutusuna bakarken. " Üzerine bir şey sürsek mi? Tentürdiyot falan?" İlgisizce merdivenlere yöneldi " Veterinerde hallettim ben." Dedi basamaklardan çıkarken. Derin bir iç çektim. O kadar da kavga etmeye hazırlanmıştım. Şimdi adama tentürdiyot sürmeyi düşünüyordum. Bana ne canım bir çizikten ölecek değildi ya? Pamuğa baktım kutusunun içinde huzurla uyuyordu. Salona dağılan kutuları paketleri toparlamaya başladım. Pembeli kalplerle süslenmiş pofuduk minderi şöminenin önüne koydum. Sonunda evde yalnız olmayacaktım. Şirin mi şirin bir ev arkadaşım olmuştu. Ben ortalığı toparlayana kadar Yağız da üzerini değiştirip aşağı inmişti. Takımının ceketini kollarına geçirirken göz ucuyla bana baktığını fark ettim. Başımı önüme eğip mahcup bir sesle " Teşekkür ederim" dedim. Cevap gelmedi. Başımı kaldırıp Yağız'a baktım. Dudaklarını birbirine bastırıp bana bakıyordu. Sanki bir şey söyleyecekmiş gibi durdu bir süre ama yine vazgeçti. Sustu. " Akşam için bir şey istiyor musun?" diye sordu ilgisizce. Sen gelsen yeter, diye geçirdim içimden. Sonra kendi düşüncemden utandım birden. " Yok, teşekkürler" dedim bıkkın bir şekilde. Bir şey söylemedi. Anahtarlarını sehpanın üzerinden alıp kapıya doğru ilerledi ve sessizce evden çıktı. İçimi bir boşluk kapladı o kapıdan çıkınca. Kalbimin ortasına bir duygu çöreklendi sanki. Pişmanlık mıydı bu ılık duygu yoksa? Ona dün gece nefretimi haykırırken ki kararlılığımın yerinde duruyordu şimdi bu duygu. Kendimi hızla toparlayıp mutfağa attım. Keki ve böreği kontrol ettim. Patatesler haşlanmıştı onları süzüp yeşillikleri doğradım. Elimi meşgul etmeye çalışıyordum ki düşünmeye fırsatım kalmasın. Düşündükçe çıkmaza giriyordum çünkü. Yağız'a nasıl bu kadar alışmıştım anlamıyordum kendimi. Anlamak istemiyordum. Ona alışmak da istemiyordum. Keşke beklediğim gibi bana kötü davransaydı da ona olan nefretimi körükleseydi. Böyle sessiz ve sakin duruşu sinirimi bozuyordu. Kendimi her konuda haksız görmeye başlıyordum sonunda. Beynimi ve enerjimi ev işleri ile meşgul derken bir yandan da ne kadar engel olmak istesem de Yağız'ı düşünmeden edemiyordum. Onu anlamaya çalışıyor sonunda içinden çıkılmaz bir labirentte buluyordum kendimi. Bu evcilik oyunundan iyice sıkılmaya başlamıştım artık. Neyse ki Rümeysa abla erken bir saatte gelmişti. Elinde hediye paketine sarılmış bir kutu ve güzel bir pastanenin isminin yazılı olduğu bir çanta vardı. İkisini de hızla bana uzatıp kapıda ayakkabılarını çıkardı. " Ah güzelim bu evi nereden buldunuz böyle? Bulana kadar canım çıktı." Diye söyleniyordu bir yandan. Biraz şehir dışında olduğumuz doğruydu. Yeni bir yerleşim bölgesine benziyordu buralar. Daha çok müstakil villalar vardı. Bazılarının havuzunun bile olduğunu görmüştüm yanlarından geçerken. " Hoş geldin abla." " Hoş bulduk canım. Vallahi başıma sıcak geçti yollarda." Rümeysa abla içeri geçerken elime tutuşturduğu poşetleri mutfağa bıraktım. Ve bir bardak soğuk su getirdim. Severdim ben Rümeysa ablayı. Eğer kursa devam edebilseydim benim hafızlık hocam olacaktı. Kurstaki sırdaşımdı diyebilirim. O da beni severdi biliyorum. " Al abla bir bardak su iç, yüzün de al al olmuş." Rümeysa abla kendini biraz toparladıktan sonra mutfağa geçip tabaklarımızı hazırladık, çaylarımızı doldurduk ve masaya geçtik. Sıcak ve samimi bir sohbete başladık. Kurstaki kızları ve hocaları özlemiştim. Hepsini tek tek sordum. Çoğunu düğünde görmüştüm ama yine de özlediğimi fark ettim. Gündüz ders telaşı akşam kızlarla geçen saatler derken gün nasıl bitiyor anlamıyorum kurstayken. Bu evde ise gün bitmek bilmiyordu bir türlü. Ne temizlik ne de mutfak işleri oyalıyordu artık beni. " Sen nasılsın asıl? Evlilik nasıl gidiyor?" diye sordu Rümeysa abla, sonunda benim sorduğum sorulardan bezmişti. Başımı önüme eğdim. " Daha çok yeni abla, ben de tam bir şey anlamadım." Diye geveledim. Ona yalan söyleyemezdim. Her hareketimden anlardı beni zaten. " Hani şu; hayatta evlenmem, töreden de ondan da nefret ediyorum. Onunla evlenirsem koca katili olurum dediğin beşik kertmen değil mi, evlendiğin adam?" " Evet abla, o." Rümeysa abla kaşlarını kaldırıp yüzümü dikkatle incelemeye başladı. " Zeynep" dedi ciddi bir sesle " Kurstaki kızlardan İstanbul'a kaçmaya çalıştığını öğrendim." " Abla valla evlenmeden önceydi o." Rümeysa abla başını sağa sola salladı. Beni dinlemek istemiyor gibiydi. " Önce sonra beni ilgilendirmez Zeynep. Sana hiç yakıştıramadım bu davranışı. Hep bir başına buyruk hep bir benmerkezci davranışların olmuştu. Ama evden kaçmak da ne demek? Umarım hala kocanı öldürmeyi de düşünmüyorsundur." Aslında arada aklıma düşmüyor değil hani. Hele sabah namazına kalktığımda kanepede yatan bedenini ve masumca uyuyan o güzel suretini gördüğümde yastıkla boğmamak için kendimi zor tuttuğum bir gerçekti. Yine de bende katil olacak kadar cesur bir kalp yoktu. O kadar da vicdansız değildim. Sessizce başımı önüme eğdim ama cevap veremedim. Sesim çıkmadı nedense. Çünkü Rümeysa ablanın beni azarlama moduna girdiğinin farkındaydım. Artık bundan sonra onu kimse durduramazdı. " Zeynep'im, ne hissettiğini anlıyorum. Ama artık evlenmişsin bu adamla." " tam olarak evli sayılmayız abla." Diye araya girsem de ne büyük bir gaf ettiğimi anında anlayıp kendimi tuttum. " Sen resmen ve dinen bu adamın nikâhı altında mısın güzelim?" " Evet, öyleyim abla." " O zaman sana bundan sonra yapıcı olmak düşüyor. Bir yuvayı yuva yapmak zordur. Yıkmaksa çok kolay. Ama biz Müslümanlar yıktıklarımızla değil yaptıklarımızla yükseleceğiz cennete. Bu senin imtihanın kuzum. Zor biliyorum ama cenneti hak etmek sandığın kadar kolay olmuyor, inan. Eğer bu adam seni dövmüyor, aldatmıyor, canına dinine ailene kast etmiyorsa en azından yapıcı olmaya çalışmalısın. Bir dene... Denemekten zarar gelmez asla. Hani diyor ya şair; sen okunu at hedefi bulmazsa ok utansın. " Çayından bir yudum alıp bekledi kısa bir süre. " Evlilikte bencillik olmaz. Dimdik durmaya çalışırsan kırılıp parçalanırsın. Yumuşak olmalısın. Güler yüzlü olmalısın. Hiçbir erkek mutsuz huzursuz bir eve gelmek istemez her akşam. Ben sordum etrafıma, Yağız için kötü biridir diyen birini görmedim kuzum. Sen de ona iyi yönlerinden bakmaya çalış olur mu? Bir dene. Ama eğer olmuyor abla dersen oturur karşılıklı bir çözüm buluruz beraber. Her ikinizin de rızasının olduğu bir şey yaparız. Ama karar ver; bu yuvayı abat etmek de berbat etmek de senin elinde. Bunu Yağız için değil kendin için de değil Allah için yapabilirsin istersen. Sanma ki gördüğün bütün çiftler çok iyi anlaşıyorlar. Kolay değil evlilik. İnan bana çok zor. Biz de Allah için sabrediyoruz birçok şeye. Yoksa hiçbir evlilik yürümez, inan bana." İçimden ağlamak gelmişti. Neden bilmiyorum ama Rümeysa abla ne zaman beni karşısına oturtup böyle öğüt vermeye başlasa içim sızlardı engel olamadığım bir şekilde. Bilirdi bam telimi. Sanki bir saz ustasının doğru noktayı bildiği gibi tam da en dokunaklı yerden vururdu notaları. Kafamı da gönlümü de karıştırmayı iyi becermişti her zamanki gibi. Şimdi ben ne yapacaktım, hiç bilmiyordum. Yağız'ı tanımaya çalışarak mı başlamalıydım acaba? Ona doğru bir adım atmaya cesaretim ve en kötüsü hiç hevesim yoktu. Yine de aklımdaki tilkiler birbirine dolanmıştı son günlerde. Ona haksızlık ettiğimi düşünmeye başlıyordum ve bu düşüncemden bile nefret ediyordum.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD