Esin'den...
Bakışlarımı odamda bulunan televizyona çevirdim.Şuanda tam olarak depresyona girmiş ergen modundaydım. Bana tekrar yalan konuşulmasını kendime yediremiyordum.Elbette ki yine kandırılmıştım ve peşimi bırakmayan insanlar çıkmaz sokağa sürüklüyordu beni. Donuk bakışlarım karşımda duran siyah televizyona dönerken kumandayı elime alarak televizyonu açtım. Yeni bir güne başlamıştık ve ben bugün dahil artık zorunlu bir şey olmadıkça dışarı çıkmama kararı almıştım.
Evet,kesinlikle en iyi çözüm yolu buydu.Bana oyun oynayan bir avuç serserinin yüzlerini bırakın adlarını dahi hatırlamak istemiyordum. Televizyon açıldığında görüş açıma haber spikeri girdi.Dikkatli bir şekilde onu dinlerken alt yazıdan geçen şey dikkatimi çektiğinde bütün odağımı ona verdim.
"Dün akşam yaşanan olaylara göre küçük bir kız caddenin en tehlikeli olan barına giderek Giray Kara'yla kavgaya tutuştu." Büyük bir zorlukla yutkunarak televizyonu kapattım.Daha fazla bu saçmalıkları çekmek istemiyordum elbette.Fakat içimden bir yerde nedense öğrenki ona göre al tedbirini, lafı geçiyordu.
Yatağımın yanında bulunan komodinin üzerinde laptobu elime alarak googleyi açtım ve arama butonuna 'Giray Kara' yazdıktan sonra tıkladım. Karşımda beliren mavi gözlerle, dün akşam ki çocuk olduğunu anlamam uzun sürmedi. Web'e girerek biyografisine tıkladım.
Dilim su için yalvarırken gözlerim karardı.Ben nasıl bir belaya bulaştım diyerek geçirdim içimden. Eğer bu manyak herif peşimdeyse beni öldürmeden rahat durmayacaktı.Bana çektireceği apaçık ortadayken ben burada saf saf ağır ergenler modunda oturmakla meşguldüm. Ellerim ve ayaklarım birbirine girerken aniden ayağa kalkarak bazanın altından siyah bavulumu çıkardım.
Dolabıma yönelerek ne kadar kıyafetim varsa hepsini içine doldurduktan sonra iç çamaşırlarımıda doldurarak komodind yöneldim.Komodinin en alt çekmecesinde bulunan bir miktar parayı aldıktan sonra altıma mavi bir pantolon üstünede siyah kazak giyerek ayaklarıma çivili botlarımı geçirdim.
Tehlike buram buram alevlenirken, alevlerin arasında çığlık çığlığa kalmıştım. Ben düşüncelerimi ve duygularımı kontrol edemeyen acizin tekiydim. Benim benliğim girdabın içinde kaybolurken karanlığa gömülmek gibi bir şeydi. Ve ben şimdi korkularımda yüzleşiyordum, ben yaşanmamışlıkları ve ailemi geride bırakarak yüzsüz bir şekilde kaçma planları yapıyordum.
Acele bir şekilde yanıma telefonumu aldım ve laptobu çantama atarak şarj aletimi ve kulaklığımı aldıktan sonra aşağı inerek kapıyı açtığımda yağan yağmuru görmemle kaşlarımı çattım.Oysa ki hava durumu bugün için güneşli gösteriyordu. Yağan yağmur damlaları saçlarımı ıslatırken kapşonunu kafama çektim.
Yağmur benim için hissizlik demekti, bomboş bir sayfaya tükenmez kalemle silinmeyen yazılar yazmak gibiydi.Ellerimin arasındaki bavulu daha sıkı bir şekilde tutarak yağan yağmurun altında yürümeye başladım. Taksiye binmek istemiyordum çünkü yağmur yağdığı zamanlarda yürümek hoşuma gidiyordu. Boş sokakta ıslak kaldırımın üzerinden kulaklarıma vuran bavulun tekerlek sesleri martıların seslerine eşlik ediyordu.
Ben Doğa Güngör gibi duvarları olan kız, Masal Sayer gibi yakışıklı olan bir çocuğa aşık değildim, ben ruhları kamçılanmış gölgelerin arasında sıkışmış bir kızdım. Ediz Çağıran gibi beni kaçıran bir katilim, Kıvanç Vuran gibi Solucan olmaya laik olmayan, Meriç Tuna'nın t-shirtlerini gizlice çalan Poyraz Ersen gibi bir yakışıklıyla kampta tanışıpta aşık olan kız değildim.Ben erkeklere ilgi duymayan, onları sevdiğime inandığım duygularımın içinde çaresizce çırpınan elleri kelepçeyle bağlanmış kızdım.Sessiz bir şekilde kapşonum kafamda ilerlerken ensemde hissettiğim nefesle bir boynuma dolanarak etkisi altına aldı.
"Sana, benimsin demiştim güzelim." diyen ses duyduğum son ses olmuştu ve ben ondan sonra karanlık girdapta kayboldum.
Gözlerim bana ihanet edip açılırken duyduğum hışırtılar kulaklarımı doldurunca bakışlarım yanıma kaydı. O yanımdaydı, ölesiye korktuğum ve beni öldürecek olan adam.
"Durdur arabayı!" derken sesimin çıkmasına hayretler ediyordum.Başım o kadar çok ağrıyorduki, konuşabilmeme sevinmiştim. Tabii ki beni takmayarak arabayı sürmeye devam ettiğinde gücümü toplayarak tekrar bağırdım.
"Arabayı durdur!" dedim.Aslında şuan dediğimi yaptıracak kadar iyi hissetmeye başlamıştım kendimi.
Cebinden çıkarttığı sigarasını yakarak bana yandan bir bakış attıktan sonra direksiyonu sağa doğru kırarak yolu değiştirdi. Tedirginliğim git gide artarken bir şey yapmam gerektiğinin farkındaydım. Kendi ölümümü görmek isteyeceğim son şeydi. Bakışlarım korkuyla etrafta gezinirken ormanlık bir alana girdiğimizi görünce gözlerim yuvalarından çıkarmışcasına büyüdü. Araba ormanın aşağısında bir yerde durunca çaresizce etrafta gezdirdim bakışlarımı.
"İn." emir verdiğinde zorlukla yutkundum.Kesinlikle kaçmam gerektiğinin farkındaydım ve kaçacaktımda.Rahat durmayacağımın farkına varmalıydı. Bu kadar yakışıklı, bencil ve bir o kadar soğuk davranan adamın bunu düşünmesi gerekirdi.
Aptallaşma diyen iç sesimi umursamadan yutkundum.Şuan yapacağım son iş o eve girmekti. Giray derin bir nefes verdikten sonra arabadan inerek benim yanıma geldi.Kolumdan tutarak arabadan dışarı çıkardı.Sızlayan kolumu umursamadan ellerinden kurtulmaya çalıştım. Daha sonrasında bana dönerek öyle bir bakış attı ki olduğum yere sinmek
İstedim.
"Yürü." Yutkundum. Şu durumda sanırım yapacağım tek seçenekler arasında yutkunmak ve derin derin nefes almak vardı.O, beni korkutan hücrelerin birleşmiş haliydi. Çenesini sıkarak kolumu tuttuğy gibi sürüklemeye başladı.Başım kesinlikle beladaydı. Ben insanların yalanlarına kanıp kendimi insanlara karşı soğuk fakat onların yalanlarına kanacak kadar aptaldım.
Adımlarımız kapının önüne geldiğimizde durunca Giray bana yandan bir bakış artıktan sonra kapıyı açtıktan sonra kolumdan tutarak itince dengemi sağlayamayarak dizlerim üzerine kapaklandım.
Kapanan kapının sesi ve siyah zeminde yankılanan siluetin adımları anlaşmış gibi büyül salonda yankılandı.Korkuyordum, evet inkar edemezdim kalbim ağızımda atıyordu fakat az sonra öleceğim için daha da korkuyordum. Görüş açıma giren siyah ayakkabılar bana daha çok yaklaştığında bakışlarım ona doğru döndü.
"Ayağa kalk." keskin ve soğuk nefesi tüm salonu doldururken kalkıp kalkmamal arasında gidio geldim. Şuan gerçekten kalkacak halim yoktu ve neredeyse korkudan yada bilmediğim bir şeyden ötürü baygınlık geçirecek durumdaydım.
"Sana ayağa kalk dedim!" diyerek öyle bir kükredi ki korkudan Giray'ın dediğini yaparak aniden ayağa kalktım. Alaycıl bakışları yüzümün çevresinde gezerken dilini dudaklarının üstünde gezdirdi.
"Yürü bakalım." diyerek eliyle kolumu tutarak sürüklemeye başladı. Elbette dediğini yapmayacaktım, kendi ölüm fermanımı gözler önüne serecek kadar aptal değildim. Kolumu sürükleyerek merdivenden yukarı çıkaracağı sırada dizimi kaldırarak erkekliğine tekme attım. Refleks olarak aniden yaptığım için elini kolumdan çekerek yere çöktü. Şaşkınlığımı bir kenara atarak var gücümle koşmaya başladım.
"Buraya gel lan!" diyen sesini bile önemsemiyordum. Kapının önğne giderek arkama son bir kez daha baktım. Hala yere çömelmiş yatıyordu. Elim kapının kulpuna gittiğinde aşağı doğru indirdim fakat açılmadı. Donuk bakışlarım Giray'ı bulunca ona bakmaya devam ettim. Başım gerçekten beladaydı, ve ben başıma haddinden fazla bela almıştım.
Alaycıl bakışlarını bana yollayarak başını sağa sola doğru salladı ve buraya kadar gibisinden ağzını oynattı. Nefesim usulca dışarıya doğru dans ederken geri geri adımlar atmaya başladım. Giray ayağa kalkarak yanıma doğru geldiğinde adımlarım ikiye katlanmış midem bulanmaya başlamıştı. Onu bu kadar yakınımda görmek midemin çalkalanmasına sebep oluyordu. Ben şimdi yapamayacağım şeylerin üstesinden gelmeye çalışacaktım.
"Yukarı çık!" diyerek arkama geçti ve saçımı aşağı doğru çekerek yürümeye zorladı. Ayaklarım bana hükmedemezken yukarı çıkmak zorunda kaldım. Merdivenlerden hızlı hızlı çıkarken gözlerim dolacak gibi olsada mecburen geri yolladım. Ağlayarak onun karşısıda zayıf görünmek maddelerimin arasında değildi.
Giray'dan nefret etmem için onca sebebim vardı. Saçımdan sürüklemeleri, kolumu acıtmaları, bağırmaları, çağırmaları yeterince yetmezmiş gibi birde beni bu eve kadar sürüklemişti.Geldiğimiz siyah kapı ürkmemi sağlarken Giray kolumu bırakmadan kapıyı açarak bana son bir kez baktı ve kolumdan tutarak içeriye soktu. En azından bu sefer itmemişti de düştüğüm yerin sızısına bir sızı daha eklenmemiş oldu.
"Otur." diyerek çenesinin ucuyla yatağı gösterdi.Donuk bakışlarım ona eşlik ederken ağlamak istiyordum. Fakat biliyordum ki onun karşısında ağlarsam küçük yada ufaklık diyerek hitap edecekti. Kerem de böyle hitap etmişti bana ufaklık diye fakat ben yine kaybolmuştum yalanların ortasında. Beynim sen zaten yalanın ta kendisisin, diyerek fısıldadığında hak verdim.
"Oturmayacağım!" diyerek sinirle soludum. Ben onun itâatkârı değildim. Kimsenin kölesi yada hadım edeceği insanda değildim. Ben, bendim işte...
"Dediğimi yapmazsan ben gider oturturum ve oturacağın şey daha başka bir şey olur," Diyerek çenesinin ucuyla yatağı gösterdi.
"Şimdi ben daha fazla sinirlenmeden otur şu yatağa." Yutkunarak dediğini yaptım ve ellerimi iki yana açarak yatağa oturdum.
Adımları bana doğru gelirken gerilen vücudum hareket etmeyi bırakmıştı. Bana doğru yaklaşarak önüme durdudktan bir süre sonra üzerime doğru eğilerek ellerimi yatağın kenarlarında birleştirdi.
"Bırak!" diyerek altında debelendim. Ellerimi sıkn ellerini umursamamak mümkün değildi o kadar çok sıkıyorduki bileklerim yerinden çıktı sandım.
"Korkma küçük kız," diyerek fısıldadı kulağıma. "Sana şimdilik bir şey yapmayacağım."
Ellerimi bırakan elleriyle boşluğa düşmüş gibi hissettim. Onun yakınlığı bana tehlikeyi andırsada ben tehlikeyi seven bir kızdım. Şimdi ise tehlikenin içinde boğulmaktan korkuyordum.