7.BÖLÜM

2075 Words
Sıcak su saçlarımın arasından sızarak bütün bedenimi ele geçirdiğinde başımı geriye doğru  atarak rahatlamaya çalıştım. Su bedenimde işlevleri yerine getiriyordu. Suya girmeyi seviyordum, daha önce yüzme dalında birçok birinciliklerim olmuş ve geçen sene gittiğimiz tatile cankurtaran olmam için ayaklarıma yapışan otel müdürünü hatırladıkça gülesim geliyordu. Ben 'Hayır' deyince şekilden şekile giren yüzünün şekli son derece komikti. Saçları köpükledikten sonra çikolata kokan vücut losyonuyla yıkadıktan sonra suyu kapatarak duşakabinden çıktım. Geldiğimiz ev acayip büyüktü açıkcası bu kadar parayı nereden buluyor diye düşünmeden de edememiştim. Ev bayağı bir lükstü, bu yaşta bu kadar parayı ben on beş yıl çalıssam bile biriktiremezdim sanırım. O kadar büyüktü ki... Ah ne diyorum ben, adam beni kaçırmış yalanın ortasına düşmüşüm evin büyüklüğünü düşünüyorum. Ne kadarda aptalım! Kapattığım suyla birlikte duşakabinin kapısını açtığımda içeride buharlaşan hava vücudumu yalayıp geçti. Askılıkta bulunan bornozlardan birini aldıktan sonra kemeriyle belimi bağlayarak kilitli olan banyonun kapısını açarak çıktım. Şimdi benim kalacağım oda hangisi? Ev bayağı büyük olduğu için yanlışlıkla Giray'yın odasına girebilirdim ve bu benim için hiçte iyi olmazdı.Ayaklarım karşımda duran kapıya yöneldi ve takırtı sesleri bırakan bir şekilde tam kapının önünde durdu. Kapıyı açtığımda neyle karşılaşacağımı bilmiyordum. Zaten yeterince korkuyordum ki bu bile yeterince fazlaydı benim için. Elim kapının tokmağına gittiğinde yavaş bir şekilde çevirdim. Kafamı yavaş bir şekilde içeriye uzattığımda bir şey göremeyince üzerimi burada giyinmemin en iyi yer olduğuna karar verdim. Kapıyı arkamdan sessiz bir şekilde kapattıktan sonra havlumu çıkarmaya başladım.Ta ki arkamdan gelen sese kadar. "Burada giyinmen emin ol senin açından hiç uygun değil."Bakışlarım yavaşca arkama döndüğünde hemen gözlerimi kaçırmak istedim. Beline bağladığı siyah bir havluyla ve saçlarından damlayan suların baklavalarını ıslatması utanmamı sağlıyordu. Utangaç birisiydim evet kabul, ama zaten hayat benim utanmam için yaratılmamışmıydı? "Pardon b-ben burasının s-senin odan olduğunu bilmiyordum." kekelemem yüzünden kendime lanet ettim. Onun karşısında dilim tutuluyordu ve ben daha fazla utanmaktan başka bir şey yapamıyordum. Mantığım bana işkenceler ederken neden insanların beyninin hepsini kullanmadığını düşündüm. Neden? Gerçekten saçmalamakta bir numaraydım. "Senin odan karşıdaki kapı." diyerek siyah havluyla saçını kuruladıktan sonra kapıyı gösterdi. İstemsizce sıktığım ve parmak boğumların beyazlığı kırmızılaşırken sıktığım havluyu yavaşca bıraktım. "Tamam." verebileceğim en kısa cevap buydu. Başka bir şey diyemezdim, dersemde saçmalıklarımla onun karşısında daha fazla kızarıp bozarıp yada küçük düşecek duruma düşmek isteyeceğim son şıklarım arasındaydı. Farkındaydım. Kötü biriydi, umursamazdı, bencildi fakat ben içinde hala sevgiye dair bir kırıntılar olduğa adım kadar emindim. Gülümsemeyen, elleri lekeli, soğuk bakışların sahibi olsada bir gün güleceğine emindim. Bir insan gülmeden nasıl yaşabilirdi ki? Ben mesela gülmeyi severdim. Fakat iki farklı gülme stilim vardı. Birincisi birisi güldüğü zaman güldüğümdü, ikincisi ise aşırı derecede sinirlenmem durumu kendi kendime aynanın karşısına geçer gülerdim. Ne ironiydi ama. Aynanın karşısında kendi hologramına gülen bir deli kız. Adımlarım dediğin kapının önünde durduğunda biraz düşündüm. Neden onun karşısındaki odada kalıyordum ki ben, daha doğrusu neden kaçmak için bir girişimde bulunmuyordum. Çok saçmaydı, yada mantığımın dış çevresine sızan volkanlar benim ondan uzaklaşmama engeldi. Ondan iğreniyordum, iğrençti. Elim kapının koluna gittiğinde tokmağı çevirdim. Kapı yavaş yavaş açılan kapıyla birlikte içeri girdim. Oda bordo ve siyah renklerin hakim olduğu bir odaydı. İnceledim. Siyah bir örtüyle bezelenmiş bir yatak, siyah bir kitaplık ve içinde yüzlerce kitap, karşımda siyah bir gitar, siyah bir laptop, kum torbası. Her şey o kadar iç karartıcıydı ki. Grilere bürünmüş bir havadan farkı yoktu. O kadar sıkıcıydı ki. Boğuluyordum. Siyahta boğuluyordum. Odanın duvarları bile siyahken iç karartıcı olmasına şaşırmamalıydım. Bu odayı en kısa zamanda renklendirmem gerekiyordu. Ondan kaçamazdım biliyorum, fazlasıyla güçlüydü beni sanki iki ellerinin arasına alıp öldürecekmiş hissi veriyordu. Yapardıda, ondan beklerdim, ama şundan emindim. Soğuk kişiliğinin altında yatan şefkatli bir adam vardı, işte o adam gün yüzüne çıktığı zaman her şey yerinden oynayacaktı. Üzerime bulunan bornozun kemerini açarak yere düşmesine izin verdim. Kapının önüne yavaş ve temkinli adımlarla gittikten sonra kapıyı kilitledim. Ansızın odaya daldığı zaman kaçacak yerim olmadığı için karşısında çıplak kalmak gerçekten iğrenç olurdu. Bu durumdan onunda hoşlanacağını sanmıyordum, gerçi hoşlanabilirdide hatta gurur duyardı sanırım benimle sonuçta hormonlarına sahip çıkamayan bir erkekti. Ah, erkek demişken aklıma babam geldi acaba napmıştı ben ortadan kaybolunca. Ya annem? O ne yapmıştı, çok ağlamışmıydı yada eski anne rolüne gerimi dönmüştü tekrar yollar öncesine dayanan umursamaz anne rolüne. Adımlarım siyah gardolabın önünde durduğunda kapaklarını açarak içine göz gezdirdim. Yine aynı şey bütün kıyafetler siyah, simsiyah bunları görünce içim kararıyordu. O kadar karanlık bir odaydı ki kurtulma isteğiyle doluyordu içim. Evet kesinlikle bu evden kaçmalıydım. Ruh hastası bir manyağın elinde kalmak kadar kötü bir şey yoktu. O yanıma her defasında yaklaştığında kalbim tekliyordu. Delicesine korkuyordum ondan, o kadar tehlikeli bakışları vardı ki ilk konuştuğumuz geceye lanet ettim. Keşke dedim içimden keşke o gece hiç tanışmasaydıkta ben siyahla tanışmış olmasaydım.Gardolabın daha altlarına inerken gözlerim iç çamarşılarda son buldu. Bu herif manyağın tekiydi hiç mi renkli bir şey olmazdı bu evde iç çamaşırları atlet kısacası odada bulunan her şey siyahtı, odaya renk katan tek şe tavanda bordo renklendirmelerle süslenmiş çığlığı anımsatan modellerdi. Tek renk bordoydu! Elime aldığım siyah sutyen ve siyah kilotu inceledim. Bunları giyecek olmam iğrenç ötesiydi, kendimden şuan bile iğrenmiştim, camdan aşağı atlayasım vardı. Bakışlarım tekrar dolabın üst kısmına yöneldi. Elime siyah bir tayt ve siyah uzun kollu bir penye aldım. Saçlarım zaten koyu renkti ve kahverenginin en koyu tonunda gözlere sahiptim. Boyum uzundu, bacaklarım gövdemden uzundu, boynum gövdemden uzundu, kısacası kendimi beğeniyordum. Üzerime giydiğim iç çamaşırları biraz büyük gelsede idare ediyordu işte. Fakat bacaklarımın baldır kısımları biraz kalın olduğu için tayt sıkmıştı üzerime giydiğim uzun kollu t-shirt ise tam oturmuştu. Neşeden yoksun bir şekilde aynaya dönüp kendime gülümsedikten sonra bornozun baş kısmıyla saçımdaki ıslaklıkları alarak lavaboya ilerledim. Bornozu rastgele kirli sepetine attıktan sonra tekrar odaya döndüm. Saçlarımı kurutmayı sevmezdim çünkü kuruttuğum zaman saçlarımın dibi kuru- küçüklükten kalan bir alışkanlık- bir şekilde kalırdı ve ben bundan hiç hoşlanmazdım. Tekrar aynaya yöneldim. Boy aynası vücut hatlarımı boydan boya gözlerimin önüne sererken somurttum. Zayıftım, kemiklerim belliydi fakat bacaklarım kalındı, çok saçma bir vücut hatlarına sahiptim. "Esin," diyerek fısıldadım aynadaki yansımama. "Bu sen misin?" Durumun gerçekten komikti uzaktan bakan birisi bu kız delimi derse bile şaşırmazdın çünkü durumun içler acısıydı. En yakında zamanda bir psikoloğa gitmeliydim sanırım. "Bir katilin kollarında olan Esin," derken yüzüme neşeden yoksun bir gülümseme yerleştirdim. "Sen bu kadar zayıf mısın, insanların önünde bu kadar küçük düşecek kadar zayıf mısın?"Kendi kendime aynada gülümserken kapının aniden açılmasıyla yerimden sıçradım. Giray kafasını odadan içeriye uzatmış bana bakıyordu. "Kendi kendine konuşan bir, küçük." diyerek mırıldanarak yanıma kadar geldi. Kendimden her ne kadar taviz vermek istemesemde bu pekte mümkün değildi. Bakışlarım tekrar ona kayarken giydiklerini inceledim. Altına bacak kaslarını belli edecek bir biçimde siyah pantolon, üzerine ise baklavalarını belli edecek şeffaf bir beyaz t-shirt giymişti. Ağzımın suyunun akmaması için daha ne kadar dayanabilirdim tahmin edemiyordum. Giray'ın yalandan öksürmesiyle onu süzmeyi vazgeçip gözlerimi gözlerine çevirdim. Kaşları çatık bir ifadeyle bana bakan Giray, gerçekten ürkütücüydü. "Neden geldin?" diyerek tekrar aynadaki yansımama geri döndüm. Sinirlendiğini anlamak pekte zor değildi, burnundan çıkan derin soluklar bunu kanıtlıyordu. Umurumda değildi, bu gece o oyurken buradan bu lanet olasıca evden kurtulacaktım sadece kendime güvendirmeliydim. Ki bu pekte kolay olmayacaktı ama yinede deneyecektim şansımı. Bu evden ve senden kurtulacağım Giray Kara! "Üzerine adam gibi bir şeyler giy çıkıyoruz." dediğinde saniyesinde ona dönen bakışlarım onunla çakıştı. Üzerime giydiklerim gayet iyiydi bence. Olumsuz anlamda salladığım kafam onu daha çok sinirlendirmişti. Garipti fakat yinede öfkeliydi. "Üzerine adam gibi bir şey giy, koparırım o kafanı!" diyerek kükredi ve beni şaşkın ve korkak bir şekilde bırakıp gitti. Lanet olsun! diyerek geçirdim içimden. Senden ve emirlerinden nefret ediyorum Giray! Lanet olasıca bağırmalarından ölesiye korkuyorum! Tekrar dolaba yönelerek altıma siyah kot pantolon üzerime siyah bir kazak ve kollarında transparan tüller bulunan bir kazak giydim. Kış ayında olduğumuz için bilmediğim bir yere geldiğimiz içim burası daha çok soğuktu. Bağeviydi sanırım, etrafımızda ağaçtan başka bir şey göremiyordum çünkü, zaten bunada gece uluyan kurt sesleri eklenince daha bir korkuyordum. Üzerimi giyindikten sonra nemli saçlarımı yukarıdan toplayarak komodinin üzerinde bulunan telefonuma yöneldim. Telefon yok! Gözlerim iri iri açılırken odayı didik didik aramaya başladım. Telefonum yoktu, kesin kaybolmuştu cidden bunu idare edecek kadar salaktım. Yada Giray almıştı neden gidip ona sormak yerine odayı dağıtmıştım. Hızlı bir şekilde merdivenleri indikten sonra aşağı indim. Mutfak tezgahına yaslanmış olan Giray bakış açıma girdiğinde adımlarımı oraya doğru yönlendirdim. "Telefonumu ver!" diyerek tam önüne durarak suratına tükürürmüşcesine bağırdım. "Telefonum nerede?" Çatılan kaşları yüzümün her milimini incelerken korkmaya başlamıştım. Bu kadar dikkatli incelemesi hiçte güvenli değildi. Korkuyordum, kırılıyordum, kuytu bir köşeye gidip ağlamak istiyordum, bu evden kaçmak istiyordum, ondan ve bu evden kurtulmak istiyordum, lanet olasıca hayatın bana getirdiği çaresizlikleri küllere dönüştürmek ve bir daha geri gelmemek üzere yok etmek istiyordum. Yaşadığım hayatın zorluklarını bana getiren, beni doğuran anneme hesap sormak, Emre'nin neden beni aldattığını öğrenmek ve karşımda öfkeli bakışlarını bana çeviren adama tüm sinirimi kusmak istiyordum. İçimdeki alevlerin sönmeyen parçalarını yanardağın içindeki ızdırap veren yakıcı alevlere atmak tek dileğimdi. "Sana telefonum nerde dedim!" dediğimde elindeki bardağı kırarmışcasına tezgaha bırakarak dirseklerimi tuttu. "Sus!" diyerek sıktı kollarımı. "Sus, Sesin midemi bulandırıyor!" Boğazımda oluşan düğümü geri yollarak elleri arasından kurtulmaya çalıştım. Evet sadece çalıştım fakat başarılı olamadım. Morardığına emindim, tenim hassasdı en ufak bir çizikte bile tırmalayan bir kedinin pençelerine benziyordu. "Bana emir verme!" ses tonum yükselirken ağlama isteğimi zorlukla geri yolladım. Şuan bir köşeye sinip gözyaşlarım tükenene kadar ağlamak istiyordum. Ben güçsüzdüm, insanların karşısına çıkıp ben güçlüyüm imajını çizsemde en ufak bir bağırmada yada gök kürültüsünde kalbim ağzımda atıyor, kalp atışlarımın yavaşladığını hissediyordum. Çaresizlik boyut atlamıştı, bedenimi kontrol eden çekirdeği ele geçirmişti. ''Esin!" diyerek bıraktı dirseklerimi. "Elimden bir kaza çıkmadan kaybol gözümün önünden!"Gözlerim buğulanırken kollarından sıyrılarak merdivenlerden ikişer ikişer çıkarak bana verdiği odaya geldim ve kapıyı kilitledim. Gözyaşlarım yaprak misali akarken üşüdüğümü hissettim. Ama bu tenime çarpan soğukluğun etkisi değildi bu Giray'ın sözlerinin altında üşüdüğümü hissettmekti. Beni kırıyordu, üzüyordu, yaralıyordu, ağlatıyordu, küçük düşürüyordu umurumdamıydı peki, Hayır! Kapının arkasına çökerek ellerimi gözlerime bastırdım. Ağlıyordum, ilk defa birisinden bu denli korktuğum için ilk defa çaresizliği son aşamasına kadar hissettiğim için içimdeki bütün siniri döküyordum. Aklımla bedenim çelişki içerisindeyi. Ne yapmak istediğimi bilmiyordum, bedenleri kamçılanmış gölgelerin karanlıkları bana engel oluyordu. O kadar karanlıklardı ki ben önümü göremeyecek kadar kördüm. Ben beyaz değildim, gride değildim, siyah hiç değildim. Ben bütün renklerden soyutlanmış bordo ve koyu mor rengin karıştırılmış haliydim. Hangi renk olduğum belli değildi fakat ben karanlığın kamçılanmış ve acı çeken tarafıydım. Çaresizlik. Acı. Umut. Hepsi yok olmuş duygulardan ibaretti. Ama acı, acıyı her yerde hissederdin acı seninle birlikte gelir ve seninle birlikte giderdi. Sen neredeysen acı seni gölgesiyle takip ederdi. Gözyaşlarım tükenmişti. O kadar çok ağlamıştım ki artık akan bir damla yaş bile yoktu. O kadar çok bitkindim ki başımı kaldıracak gücü kendimde bulamıyordum. Dilim su için yalvarırken zorlukla ayağa kalkarak kilitli olan kapıyı açtım. Aşağıdan gelen sesler dikkatimi çeksede aldırış etmeden merdivenlerden inerek mutfağa doğru ilerledim. Sürahinden aldığım su vücuduma hücum edince gülümsedim. Gerçekten su olmasa yaşayamazdım. Günlük en az iki litre su içerdim. "Ne demek mallar kaybolmuş!" diyerek kükreyen ses kulaklarımı doldururken istemsizce dinlemeye başladım. "Giray, sakin ol abi bulunur elbette." diyen bir başka ses kulaklarıma hücum ederken kaşlarımı çattım. Evde Giray ve benden başka birisimi vardı? "Pamir!" diyerek kükredi Giray. "Siktir olup git!" Kaşlarım ettiğin küfürle çatılırken ayağımın masanın kenarına çarpmasıyla ağzımsan boğul bir inleme kaçtı. Şimdi yanmıştım işte. "Kim var orada?" diyen Giray'yın sesi bana doğru yaklaşırken nefesimi tuttum. Temkinli ve zeminde tok bir ses bırakan ayak seslerini gitgide bana doğru yaklaşıyordu. Cam kapını arkasında olduğum için beni kolaylıkla görebilecekti. Ve ben ona diyecek bir şey bulamayacak, o ise bizimi dinliyordun! Laflarını zorla boğazıma tıkacaktı. "Esin." diyerek önümden çekilen kapıyla tuttuğum nefesimi serbest bırakarak gözlerimi sımsıkı kapattım. Şuan gözlerimi açsam eminimki öfkeli gözleri altında tekrar ürkerek kapatacaktım. "Küçük, ne işin var burada?" diyen Giray'ın yumuşak sesiyle gözlerimi yavaşca araladım. Beklediğim tepki bambaşkaydı.  "Bizi mi dinliyordun?" Bir anda donuklaşan bakışlarıyla önünden sıyrılarak kaçmaya çalıştım fakat bileğimi tutan elleri buna engel oldu. Sırtım sert bir şekilde duvara çarpınca suratımı buruşturdum, bu adam canımı yakmaktan haz mı alıyordu? Bence kesinlikle mazoişt diyerek fısıldadı iç sesim. Beynimde öten kargaları kovuşturduğumda tekrar ilgim odağım Giray oldu. Fakat bu daha çok öfkeli Giray'dı. "Sana bir soru sordum değil mi!" alt dudağım titrediğinde dişlerimin arasına alarak emdim. "Bana cevap ver Esin!"  Gelen anlık cesaretle " Evet!" diyerek bağırdım. "Lanet olsun ki senin o iğrenç sesini dinliyordum!" Ellerini saçlarından geçirdikten sonra kolumdan tutarak salona götürdü. Adının Pamir olduğunu bildiğim çocuk bize anlamayan bakışlar yollayınca gözlerimle kurtar beni lütfen! Bakışlarını attım. "Kim bu kız?" dedi Pamir. Giray beni kolumdan tutarak arkamda duran koltuğa doğru itti. Popomun acısıyla ovuşturmak istesem de bunu iki erkeğin yanında yapamazdım. "Küçük bir kız çocuğu," diyerek sırıttı Giray. Daha çok 'kız çocuğu' kelimesinin harflerini teker teker vurgulamıştı. Soğuk bakışlarımı ona dikerek fısıldadım. "Seni parçalara ayırmak isteyen, küçük bir kız çocuğu."
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD