8.BÖLÜM

1915 Words
  Buzdan bir dağ parçasının akdeniz sıcaklıklarında erimesi ne kadar mümkünse Giray ve Pamir'in sırıtan bakışlarını altında bende eriyordum. Yoğun bakışları sanki, benim ölüm fermanımı yazıyordu.  Ölmek istiyordum, evet ama en azından bir şeylerin değişmesi için çabalamalıydım. Ailem, Emre-eski sevgilim olsa da- gözlerinde hiç değerim olmayan arkadaşlarım ve diğerleri hepinize sesleniyorum. Hepinizden ölesiye nefret ediyorum. Keşke hiç doğmasaymışım dediğim zamanların hepsini sizden tek tek alacağım! "Sen mi beni parçalara ayırmak istiyorsun?" diyen Giray'ın bakışları yüzümdeki ciddiyeti fark etmesiyle dondu. Kaşları çatılırken çenesinin seğermesi gözlerimin önündeydi. Keskin bakışları kasılan çenesiyle uyum içindeydi. Bir yandan da bizi izleyen Pamir'in rahatsız edici bakışları vardı. Lanet gitsin sizin bakışlarınıza diyerek fısıldadım içimden. Birisinin bana bu denli dikkatli bakması huzurumu kaçırırdı. Gerçi şuan pekte huzur içinde olduğum söylenemezdi. "Evet!" diyerek bağırdım oturduğum yerden. Oturduğum hiçte rahat değildi aksine koltukla bulunan yaylar popoma batıyordu. Bakışlarını bana çeviren karşımda ilahi bir güzelliği bulunan adama uzun baktım. Bırakmak istemezcesine. "Duydun mu kuzen, bu küçük kız çocuğu beni parçalara ayırmak istiyormuş?" dediğinde bakışlarım yanında bulunan Pamir'e döndü. Hadi canım! Cidden kuzenler miydi. Bu sefer hay sizin kuzenliğinize diyerek fısıldadım. Gerçekten bir kabusun ortasına düşmüştüm. "Duydum kuzen duydum," diyerek sırıttı Pamir. "Seni parçalamak isteyen küçük kız çocuğunu duydum." "Ben küçük değilim!" sesim haddinden fazla çıkarken Giray e Pamir önümdeki bariyeri yıkarmışcasına yanıma doğru gelerek önümde diz çöktüler. "Kaç yaşındasın Esin?" diyerek fısıldadı Giray. Daha çok üçümüzün duyacağı bir şekilde fısıldadı. "17." "Bir de küçük değilim diyorsun!" "Küçük değilim!" "Siksinler o çeneni!" diyerek bağırınca gözlerimi kırpıştırdım. Gerçekten iş haddini aşmış ve yeterince can sıkıcı bir hale gelmişti. "Git üzerini giy!" dedi Giray öfkeden kasılmış çenesinin ve, sinirle çıkan sesinin her zerresini bana yansıtarak. Şuan fazlasıyla sinirliydi. Ama onu sinirlendirmek nedense hoşuma gidiyordu. Evet, evet kesinlikle ilk seçeneğim onu sinirlendirmekti. "İstediğimi yapmakta özgürüm." derken içimdeki bir yerlerde halay çektiğimi hissediyordum. İlk defa Giray'a karşı bu denli kafa tutabilmiştim. Kendimle gurur duysam yeridir aslında. Onun gerçek yüzünü göremesem de içimde iyi olduğuna dair bir şey geziniyordu. Kesinlikle o iyi değil! dedi içim sesim beni karmaşanın etkisinden çekerek. Ölümün onun ellerinden olacak! Sen öldükten sonra o seni umursamadan hayatına devam edecek! "Lan!" diye kükredi Giray yanında Pamir'in varlığını önemsemeden. "Kaybol gözümden!" Onaylamazca salladım başımı. Gözlerini sıkı bir şekilde kapattıktan sonra tekrar açarak saçımı eline doladı. Ağzımdan firar eden çığlığım üçümüzün bulunduğu odada yankılanırken kalbimin acıdığını hissettim. O kesinlikle iyi birisi değildi. O kötünün de kötüsüydü. "Canını yakarım!" diyerek saçımı daha çok çekti aşağı. "Hem de çok yakarım, durmam için yalvarırsın!" Gözlerim dolarken derin bir nefes aldım. Onun üzerime doldurduğu bağırışlar ürkmeme neden oluyordu. İnsanlardan korkmamın sebebi, duygularıma anlam veremememin sebebi buydu. Ben hissizlik dolu bir hayatta mahkum bırakılan küçük bir kız çocuğuydum. Küçük bir kız çocuğu. "Senden nefret ediyorum!" saçlarıma doladığı elleri canımı daha çok yakarken gözlerim akmak için bekleyen yaşları daha fazla tutamamış ve hönkürürcesine akmaya başlamıştı. İnsanların karşında çaresiz ve bitkin olmaktan yorulmuştum artık. "Ne yapıyorsun oğlum kıza!" diyen Pamir'in sesini işitince ağlamam daha çok şiddetlendi. Pamir'in burada olması hiç iyi değildi. Birisinin önünde hırpalanmak gerçekten utanç vericiydi. Bu denli kızarmamın veya utanmamın belli başlı nedenleri bunlardı. "Beni hep hırpalayacaksın değil mi?" diyerek kesik kesik aldığım nefeslerimin arasından fısıldadım. "Ciğerlerimdeki hava bitene kadar, hırpalayacaksın beni değil mi?" Giray cevap vermezken Pamir'in bakışlarını üzerimde hissetsem de aldırış etmedim. Şuan utanıyordum, o kadar çok utanıyordum ki kaçıp gitmek istiyordum. Yaşadığım bu şehri terk etmek ve her şeyi beyaza çevirmek istediğim ilk dileğimdi. "Öyleyse durma, hırpala, vur, döv, ama beni birazcık gör Giray," derin bir nefes aldım. "Benimde bir insan olduğumu gör artık!" Odaya hakim olan sessizliği benim ağlamalarım bozarken saçımı ellerinden kurtardım. Moralim sıfırdı. Enerjim sıfırdı. Tek isteğim sıcak suyun altına girip kaslarını gevşetmekti. Bu akşam buradan kurtulacaktım. "Odana çık." dedi Giray sesini biraz alçaltıp sakin bir şekilde söyleyerek. Ani değişimi karşısında şaşkınlığım kat kar artarken başımla onaylayarak merdivenlerden yukarı çıktım. Onu anlamıyordum. Sanırım hiçbir zaman anlamayacak ve bilinmezliğin ortasında kaybolup gidecektim. Adımlarım bana verdiğin odanın önüne geldiğinde kapının kulpunu kavrayarak çevirdikten sonra adımımı açarak içeri girdim. Sırt çantası bulmalıydım. Bakışlarım odanın içerisinde didik didik gezerken dolapta vardır düşüncesiyle o tarafa yöneldim. Dolabın kapaklarını açar açmaz üst gözde gözlerime takılan siyah sırt çantasını görünce gülümsedim. Bu sefer neşeden yoksun değil, gerçek bir gülümsemeydi. Sonunda bu evden ve psikopattan kurtulacaktım. Aşağıda olduklarını bilmesem tepinirdim. Siyah çantayı elime alarak dolaptan işime yaratacak kıyafetleri doldurduktan sonra iki tane bot koyarak çantayı kapattım. Rahattım, nefes alıyordum hissettiğim kadarıyla huzurluydum. İlk defa kendimi siyahtan arınmış ve temiz hissediyordum. Hissettiklerim bambaşkaydı. Nedenini bilmediğim bir şekilde saçlarımı yolmak istiyordum. Sinirlerim aşırı derecede bozulmuştu. Bu aralar fazla duygusaldım ve malum günüme yaklaşık olarak 2-3 gün kalmıştı. Ve ben ne yapacağımı bilmiyordum. Yanımda işime yarayacak hiçbir şey yoktu. Burada zaten bulunmam başlı başına bir hataydı. "Esin!" kulaklarımı dolduran ses bana tanıdık gelmeyince kaşlarım çatıldı. Bu bir kız sesiydi. Ve benim ismimi nerden bildiği konusunda tereddütlüydüm. Giray söylemiş olabilirdi, yada daha önceden tanıdığım biride olabilirdi. "Esin, misafirin var!" Giray'ın kızgın ses tonu kulaklarımı doldurduğunda kaşlarım gereğinden daha fazla çatıldı. Hadi ama benim misafirim kim olabilirdi ki? Omuzlarım istemsiz bir şekilde düştüğünde adımlarımı kapıya yönlendirerek açtım. Ayağımı daha kapıdan dışarıya atar atmaz karşımda bir kız belirdi. Alev gibi saçları olan kızıla dönük gözleri bedeniyle uyum içerisinde dans ederken bu kızın Alev'den başkası olmadığını anlamam zor değildi. Alev, liseden arkadaşımdı. İlk iki seneyi beraber okumuştuk ve seçtiğimiz bölümler sonucunda ayrılmıştık. Ben sayısal alanı seçerken, o eşit ağırlık dalında bir meslek yapmak istemişti. Ben kesinlikle bu adamın elinden kurtulduktan sonra diyetisyen olmayı planlıyordum. Ki kurtulursam bile liseyi yeniden okumak zorunda kalacaktım sanırım. "Alev!" diyerek çığlık atarak boynuna sarıldım. "Bu sen misin?" Alev gülümseyerek bana kollarını açtıktan sonra ellerini boynuma dolayarak sarıldı. Onu özlediğimin farkına yeni varıyordum. Gerçekten özlemiştim Alev'i. "Benim Esin!" diyerek belime yerleştirdi ellerini ve belimden huylandığım yerine elleriyle dokundu. "Hiç değişmemişsin." diyerek kollarını bende ayırdıktan sonra gülümsedi. Gülüşü etrafa kelebekler saçarken bende gülümsedim. "Burayı nasıl buldun?" diyerek kaşlarımı havaya kaldırdım. Aklımda belli başlı bir düşünce vardı ama, düşündüğüm şey olamazdı değil mi? Giray'ın kardeşi olamazdı değil mi? İç sesim o zaman neden burada? diyerek fısıldadığın yanaklarımı şişirdim. Eğer kardeşiyim derse şurada yere yığılırdım. "Giray benim abim Esin." diyerek fısıldadığında gözlerim anında açıldı. İçimden lanetler yağdırmaya devam ettim ona. Kesinlikle buraya ait değildim ve tanımadığım bir adam, ve kardeşi ile aynı evde yaşayamazdım. Biz farklı dünyanın insanlarıyken bu mümkün değildi. Giray ve ben, birbirimize o kadar zıttık ki, o cehennemin kapısını aralarken ben cennetin kapısını aralıyordum. Aramızda ki tek ortak nokta ikimizin de insanlara karşı olan soğuk tutumuydu. "Sen neden buradasın?" diyen ses kulaklarıma geldiğinde ne cevap vereceğimi bilemedim. Ona, abin beni kaçırdı dersem saçmaladığımı düşünecekti. Ya da kafasında kendi kendine kurgu oluşturacaktı. "Ben-" diyecekken aralanan kapının ardından Giray odak noktama girdi. Ona şuan o kadar minnettar ediyordum ki Alev'e karşı cevap veremeyecektim ve o beni bu durumdan kurtarmıştı. "Esin, konuşmamız gereken bir konu var." diyerek bakışlarını bana dikti. İlk defa bu kadar kibar davranmasına mı şaşırsam yoksa Alev'in bizi şaşkınca izleyen bakışlarına mı anlamakta zorluk çekiyordum. "Sen aşağı in Alev." diyerek çenesinin ucuyla kapıyı gösterdi. Alev başını salladıktan sonra odanın kapısını kapatarak çıktı. Emindim, şuan kapının arkasından bizi dinliyordu. Alev meraklı bir kızdı. "Bana bak!" diyerek sinirler tısladı dişlerinin arasından Giray. Bakışlarım ona dönerken kaşlarının çatık bir şekilde durduğunu gördüm. Gevşeyen çenesini kasıldı. "Alev hiçbir şey bilmiyor, eğer ona bir şey anlatırsan ellerini demire bağlar iki gün aç bırakırım!" "Beni bunlarla tehdit edemezsin." diyerek alaycıl bir şekilde konuştum. Açlığa dayanabilirdim ama susuzluğa bir-iki saat anca dayanırdım. Su içmeden duramazdım. "Emin ol yaparım Esin." keskin nefesi ciğerlerime alev misali dağılırken kalbimin ezildiğini hissettim. Nasıl bir adamın elleri arasına düşmüştüm. "Eğer ona bir şeyden bahsedersen emin ol yaparım, acımam!" diyerek gözlerini kıstı. Buz mavisi gözlerine bakarken eridiğimi hissettim. O kadar yoğun bakışları vardı ki yüzümün kızarmasına bile sebep oluyordu. Utangaç bir kızdım. En ufak bir şeyde kızarıp bozarıyordum. "Duydun mu!" sertçe yutkundum. Pekala söylemeyecektim fakat Alev aynı soruyu bana tekrar sorduğunda ne diyecektim. "Pekala, Alev bana sorduğunda ne diyeceğim?" elini çenesine koyarak sıvazladı daha sonrasında bakışlarını bana çevirdi. Buz mavisi delici bakışları altında gücümü kaybetsem de dik durmayı başardım. Güçlü değildim. Hiçbir zamanda olmamıştım. İnsanların bana dediği sen güçlü bir kızsın, laflar yalandı. Ben aynanın karşısına geçtiğimde kendi yansımamdan bile korkan bir kızdım. Beni en çok karanlık ürkütürdü birde gök gürültüsü. Bunlar haricinde korktuğum pek bir şey yoktu. Giray, ellerini çenesine koyarak düşünmeye başladı. İlahi bir güzelliği vardı, bir katile yakışacak, bir şeytana benzeyecek kadar güzel. "Sevgiliyiz." dediğinde yutkunmaya çalıştığım tükürük boğazıma takıldı. Deli gibi öksürürken Giray'ın bakışlarını üzerimde hissediyordum. Benden böyle bir şeyi istemesi mantıksızdı. Eli kana bulanmış bir katilin bana böyle bir şey demesi saçmaydı. "Seninle sevgili olmayı bırak, aynı evde bile yaşayamam!" dediğimde Giray'ın buz mavisi bakışları sertleşti. Bedenim keskin bakışlarıyla titrerken onun karanlığa hükmeden tarafını ele geçirmeye karar verdim. O iyi birisi olabilirdi, hayatına tekrardan sıfırdan başlayabilirdi. "Aksi olamaz zaten!" dedikten sonra elini ensesine atarak kaşıdıktan sonra delici bakışlarını gözleri kısık bir şekilde bana çevirdi. Afalladım. Az önceki keskin bakışlar yerini şefkate bırakmıştı sanki ya da ben halüsinasyon görüyordum. Giray şefkatli değildi. ''Dediklerimi unutma." dedikten sonra odayı terk etti. Kesinlikle rahatlamaya ihtiyacım var. Sıcak bir duşun iyi geleceğini düşünerek banyoya ilerledim. Banyodaki suyu orta dereceye ayarladıktan sonra üzerimdekileri çıkararak derin bir şekilde içinde oyuk olan duşa kabinin içine girdim. F Girer girmez vücudumda gevşeme hissi bırakan sıcak su bütün kaslarımı her zerresine kadar gevşetmişti. Kesinlikle istediğim tam olarak buydu. Sıcak su bedenimi ele geçirmeye başlarken başımı duşa kabinin üst kısmına yasladım. Boş boş tavana bakmak en büyük hobimdi. Sanki bir bütünleşmişiz gibi bir şey bahşediyordu bana. Kimseye anlatamadığım şeylerim evimizde bulunan odamdaki tavana anlatırdım. Kesinlikle haklısınız! Bazen ben bile deli olduğumu düşünüyorum. Gözlerim yavaş yavaş buğulanırken yüzüme gelen suyla birlikte kendime geldim. Elim suyun içine düşerek yüzüme düşmesini sağlamıştı. Saçlarımı şampuanlayıp vücudumu Giray'ın jeliyle keseledim. Şimdilik bununla idare edecektim. İşimi bitirdikten sonra kapının arkasında duran dolaptan bir tane havlu alarak vücuduma sardım. Ev soğuktu, hava soğuktu, insanlar soğuktu, ben soğuktum. Dünya çok zalimdi. O kadar zalimdi ki sanki bir savaşın ortasındaymışsın gibi oluyordu. Dünya adaleti insanlara kendi yolunu çiziyordu. Ben bu dünyada kendi adaletimi belirleyemezken tanımadığım bir adam gelip hayatıma el koyuyordu. Ne kadar zalimce! Bana verdiği siyahtan başka bir rengin bulunmadığı odaya girdim. Kapının kilidini çevirerek üzerimde ki havlunun yere düşmesini sağladım. Dolaba yönelerek iç çamaşırı ve giyeceğim şeyleri çıkardıktan sonra havluyla ensemden omurgama doğru akan su damlalarını sildim. İç çamaşırlarını üzerime geçirerek kıyafetleri giydim. Havluyla saçımın ıslaklığını aldıktan sonra fazla kurumasını gözden geçirerek düzenli bir şekilde ördüm. Saçımı örmeyi seviyordum. Aslında saçımı toplamayı pek sevmezdim. Yaz ayı olsa bile saçlarım hep dağınık kalırdı. Çünkü ensemi ve kulaklarım kapatınca daha rahat hissediyordum. En azından uzaylıların kulakları gibi saçlarımın arasından fırlamıyordu. "Çıksana kızım şu odadan!" kapım tıklanınca ellerimi saçımdan çekerek kapıya doğru yürüdüm. Kilidi açar açmaz Giray'ın bakışları vücudumda gezindikten sonra belli bir çizelgeyi takip ederek yüzümde durdu. "Hazırlan çıkıyoruz." diyerek umursamaz bir edayla söylendi. Gözlerimi devirerek karşılık verdim. Buradan gitmek istemiyordum, kaçacaksam bu evden kaçacaktım. Bilmediğim bir evde yolumu bulmak her ne kadar zor olacak olsa da. "Nereye?" "Sorma sadece evden dışarı çık." diyerek arkasını dönerek yürümeye başladı. "Nereye gittiğimizi söylemezsen şuradan şuraya adım atmam." tabii ki de gitmeyecektim onunla. "Çok konuşuyorsun küçük, biraz daha konuşursan senin açından iyi şeyler olmayacak." İri iri açılan gözlerim onunla buluşunca sırıttı. Ne denli psikopat bir adam tarafından kaçırılmıştım. Şuan tek istediğim yaşadığım eve gitmek ve yarım kaldığım kitabımı açıp okumaktı. "Ne yaparsın döver misin!" öyle bir kükredim ki ses tellerim yıprandı sandım. Beni hedef alan öfkeli bakışlara bakmak istemiyordum. "Sesinin tonunu alçaltmazsan eğer, ben alçaltacağım ve emin ol bambaşka bir şey yaşarsın!" gözlerim onun dediğiyle daha çok açılırken içimden sessiz bir şekilde mırıldandım. Ondan gerçekten ama tüm samimiyetimle söylüyorum nefret ediyordum.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD