Denizin tuzlu kokusu, barut ve kan kokusuna karışmıştı. Tekne, İstanbul’un ışıklarından uzaklaşıp Karadeniz’in hırçın karanlığına doğru süzülürken, Aras’ın elindeki telsizden gelen o cızırtılı ses, kazanılan zaferin aslında ne kadar kırılgan olduğunu kanıtlıyordu. Cem, ölürken bile huzur vermemeye yemin etmiş bir gölge gibi arkalarındaydı.
Aras, çantadaki fotoğrafları ve belgeleri titreyen ellerle inceledi. Elif, teknenin dar kamarasında, kabanına sarılmış bir halde Aras’ın yüzündeki ifadenin değişimini izliyordu. Az önceki kurtuluş hissi, yerini tekrar o tanıdık, ağır boğulma hissine bırakmıştı.
"Ne oldu Aras? Ne yazıyor orada?" diye sordu Elif. Sesi, gecenin sessizliğinde cam kırığı gibi yankılandı.
Aras, fotoğrafları Elif’ten saklamaya çalışsa da başaramadı. Elif elini uzatıp bir tanesini aldı. Gördüğü şey, teyzesi Meryem’in evinin önünde bekleyen, yüzleri gölgede kalmış iki adamdı. Ve not... Cem’in o kusursuz, köşeli el yazısı: "Eğer ben ölürsem, kimse sağ kalmayacak."
"Bu bir son değil Elif," dedi Aras, sesi bir kuyu derinliğinden geliyormuş gibi boğuktu. "Cem bir mekanizma kurmuş. Eğer kendisi devre dışı kalırsa, sadık adamlarına –belki de para ödediği kiralık katillere– senin etrafındaki herkesi yok etme emri vermiş. Meryem teyze sadece ilki."
Elif sarsılarak oturduğu yere çöktü. "Onu orada bırakamayız Aras. Benim yüzümden, bizim yüzümüzden ölmesine izin veremem. Geri dönmeliyiz."
"Geri dönemeyiz," dedi Aras sertçe. "Sahilde polisler var. Cem’in cesedi henüz soğumadı bile. Oraya adım attığımız an bizi cinayet zanlısı olarak alırlar. Cem her şeyi planlamış. Ya onunla bu evde çürüyecektin, ya da o öldüğünde dünyanın geri kalanını senin için bir cehenneme çevirecekti."
Geçmişin Hayaletleri
Tekne dalgaları aşarken, Elif’in zihni geçmişe, Cem ile ilk tanıştığı o yağmurlu cenaze gününe gitti. Babasının tabutu başında tek bir damla gözyaşı dökemeyecek kadar şoktayken, Cem bir kurtarıcı gibi belirmemiş miydi? Ona sıcak bir çay uzatmış, "Artık yalnız değilsin, ben varım," demişti. Oysa o el, babasının katilinin eliydi. Elif, sekiz yıl boyunca bir katilin göğsünde uyumuştu. Bu düşünce, midesinde safra tadı bırakan bir bulantıya dönüştü.
"Aras," dedi Elif, gözlerini denizin zifiri karanlığına dikerek. "Babamın ölümü... Meryem teyzenin söyledikleri doğruysa, Cem bunu tek başına yapamazdı. O zamanlar çok gençti. Babasıyla iş birliği yapmış olmalı."
Aras, dümene geçip teknenin rotasını kıyıya paralel bir hatta kırdı. "Soykan ailesi, bu şehrin temellerine gömülmüş sırlar üzerine kurulu Elif. Cem sadece babasından devraldığı mirası korumaya çalışıyordu. Ama bir şeyi hesap edemedi: Senin bana olan aşkının, onun korku imparatorluğundan daha güçlü olduğunu."
Aras tekneyi küçük, terk edilmiş bir balıkçı barınağına doğru yönlendirdi. İtalya planı şimdilik askıdaydı. Önce Meryem’i kurtarmalı ve Cem’in bıraktığı bu "ölüm emrini" nasıl durduracaklarını bulmalıydılar.
Şehirdeki Pus
İstanbul’da sabahın ilk ışıkları, villadaki dehşeti tüm çıplaklığıyla ortaya çıkarıyordu. Olay yeri inceleme ekipleri, Cem’in cansız bedeninin etrafında sarı şeritler çekmiş, her bir kan damlasını numaralandırıyordu. Ancak polisin bilmediği bir şey vardı: Cem’in çalışma odasındaki bilgisayar, belirli bir süre şifre girilmediği için otomatik olarak bir protokolü başlatmıştı.
Emniyet Amiri Kemal, Cem’in masasının üzerindeki o fotoğrafı inceledi. Elif ve Aras’ın gülümsediği eski bir fotoğraf. "Bu iş göründüğünden daha karmaşık," dedi yanındaki memura. "Bir intihar mı, yoksa intihara sürükleme mi? Ve bu kadının –Elif Soykan’ın– nerede olduğunu neden kimse bilmiyor?"
O sırada Cem’in avukatı Vedat, villanın kapısında belirdi. Elinde siyah, mühürlü bir dosya vardı. Vedat, Cem’in en karanlık sırlarını bilen, ruhunu bile ona satmış bir adamdı. Polislerin yanından geçerken, bakışlarında garip bir tatmin duygusu vardı.
"Sayın Amir," dedi Vedat, sesi pürüzsüz ve duygusuzdu. "Müvekkilim Cem Soykan, vefatı durumunda açılmasını istediği bir vasiyetname bıraktı. Ancak bu sadece mal varlığıyla ilgili değil. İçinde, Elif Hanım’ı çok yakından ilgilendiren, emniyetle paylaşmam gereken kanıtlar da var."
Vedat’ın çantasındaki o dosya, Elif ve Aras için yeni bir av mevsiminin başladığının habercisiydi. Cem, mezarından bir el uzatmış ve onları suçlu ilan etmek için düğmeye basmıştı.
Güvenli Evde İlk Gece
Aras, Elif’i Şile yakınlarında, ormanın derinliklerinde saklı eski bir dağ evine getirdi. Burası, Aras’ın on yıl önce gitmeden önce aldığı, tapusu bir paravan şirket üzerine kayıtlı tek mülküydü. Ev toz içindeydi, şöminenin isi duvarlara sinmişti ama şimdilik en güvenli yer burasıydı.
Elif, titreyerek koltuğa oturdu. Aras hemen bir ateş yaktı. "Burada birkaç gün kalmalıyız. Meryem teyzeyi adamlarımdan birine aldırdım. Güvende, şehirden uzak bir yere naklediliyor. Ama Cem’in sistemi... O çantadaki dosya, Cem’in aslında senin adına büyük bir borç batağı ve yasa dışı işlem trafiği yarattığını gösteriyor."
Elif başını kaldırdı. "Ne demek bu?"
"Cem, holdingin tüm karanlık işlerini, hayali ihracatları ve kara para aklama trafiğini senin adına kurulan şirketler üzerinden yürütmüş Elif. Eğer polis seni bulursa, Cem’in katili değil, bu devasa suç örgütünün başı olarak görecek. Cem, kendisi ölse bile senin özgürlüğünü elinden alacak bir düzen kurmuş. Ya hapse gireceksin, ya da ömür boyu kaçak yaşayacaksın."
Elif bir kahkaha attı. Ama bu kahkaha, çaresizliğin en uç noktasıydı. "Beni öyle bir hapishaneye koymuş ki Aras, duvarları yok ama kaçışı da yok. Onu sevdiğimi sandığım her an, o benim adıma mezarımı kazıyormuş."
Aras, Elif’in yanına oturdu ve ellerini tuttu. "Buna izin vermeyeceğim. O belgelerin sahte olduğunu kanıtlayacağız. Cem’in avukatı Vedat... Anahtar o adamda. Onu konuşturmamız lazım."
"Vedat bir duvar gibidir Aras. Cem’e sadakati paradan değil, korkudan geliyor."
"Her duvarın bir çatlağı vardır," dedi Aras, gözlerinde beliren o karanlık intikam ışığıyla. "Cem öldü. Korkunun adresi artık değişti. Artık benden korkmaları gerekiyor."
Yasak Meyvenin Küllerinde
Gece ilerledikçe, ormandaki sessizlik evin içinde büyüdü. Şöminedeki odunların çıtırtısı dışında hiçbir ses yoktu. Elif, üzerindeki o kirli kırmızı elbiseyi nihayet çıkarıp Aras’ın ona verdiği geniş bir kazağı giydi. Aynaya baktığında, o kazağın içinde kaybolmuş, küçücük bir kadın gördü. Oysa o, Cem Soykan’ın ihtişamlı karısıydı. Şimdi ise sadece bir kaçaktı.
Aras, elinde iki kadeh şarapla yanına geldi. "Uyumalısın Elif. Yarın uzun olacak."
Elif şarap kadehini aldı ama içmedi. Aras’a yaklaştı, başını onun omzuna yasladı. "On yıl önce gitmeseydik... Yine böyle mi olurdu? Yine birileri ölür, birileri kaçar mıydı?"
Aras, Elif’in saçlarını okşadı. "On yıl önce gitmeseydik, belki de Cem bizi o zaman öldürürdü. O zaman bu kadar güçlü değildim. Seni koruyamazdım. Ama şimdi... Şimdi onun hayaletini bile yok edebilirim."
İkisi de biliyordu ki, bu aşk artık sadece iki kişinin birbirine duyduğu tutku değildi. Bu, koca bir imparatorluğa, çürümüş bir sisteme ve ölü bir adamın hırsına karşı verilen bir savaştı. Aras, Elif’i kucağına alıp yatağa taşıdı. O gece, korkunun gölgesinde birbirlerine tutundular. Terleri ve gözyaşları birbirine karışırken, dışarıdaki kurt uğultuları Cem’in kahkahası gibi geliyordu kulaklarına.
Bölümün Zirvesi: Beklenmedik Misafir
Sabahın ilk ışıklarıyla ev sarsıldı. Aras hemen silahına sarıldı ve pencereye yöneldi. Bahçede siyah bir araç duruyordu. Ama gelen polis değildi.
Araçtan inen kişi, Cem’in avukatı Vedat’tı. Elinde bir beyaz bayrak tutar gibi dosyasını sallıyordu.
Aras kapıyı açtı, namluyu Vedat’ın alnına dayadı. "Burayı nasıl buldun?"
Vedat, soğukkanlılığını bozmadan konuştu. "Cem Bey’in vasiyetinde buranın koordinatları vardı Aras Bey. Ama buraya sizi yakalatmak için gelmedim. Aksine... Cem Bey’in sizin için bıraktığı son videoyu izletmeye geldim. Ve şunu bilin ki; asıl düşmanınız Cem Bey değilmiş."
Elif, arkadan gelip Vedat’ın elindeki tablete baktı. Ekran açıldı. Cem, videoda her zamanki şıklığıyla masasında oturuyordu. Ama yüzünde garip bir acıma ifadesi vardı.
"Elif, Aras... Eğer bu videoyu izliyorsanız, ben artık yokum. Ama size bir gerçeği borçluyum. Babamı ben öldürmedim, Elif. Ve senin babanı da... Bizim ailelerimizi yok eden kişi şu an Aras’ın en yakınında duran kişi."
Video burada kesildi. Aras ve Elif birbirlerine baktılar. Oyunun kuralları bir kez daha değişmişti. Yasak aşkın labirentinde, daha derine, daha karanlığa inme vakti gelmişti.