Beyaz projektör ışıkları, yağmur damlalarını birer kristal mermiye dönüştürürken zamanın akışı yavaşladı. Bahçenin ortasında kurulan o ölümcül üçgen, on yıllık bir yalanın, binlerce gecelik bir bastırılmışlığın ve kanlı bir güç savaşının son sahnesiydi. Aras’ın elindeki silah Cem’in kalbine, Cem’in pençeleri ise Elif’in boğazına kilitlenmişti.
"Tetiği çek Aras!" diye bağırdı Cem. Sesi fırtınanın uğultusunu bastırıyordu. Gözlerindeki o soğukkanlı ifade, artık yerini saf bir cinnet haline bırakmıştı. "Çek ki, çocukluk arkadaşının katili olarak yaşa! Çek ki, Elif her aynaya baktığında senin elindeki kanı görsün! Bizim aşkımız mezarda bitecek demiştim, hadi bitir!"
Elif, Cem’in kolunun altında nefes almakta zorlanıyordu. Gözleri Aras’ınkilerle buluştu. Aras’ın elleri hayatında ilk kez titriyordu. O, Londra’nın soğuk ofislerinde ya da İstanbul’un karanlık sokaklarında her zaman ne yapacağını bilen adamdı; ama şimdi namlunun ucunda sadece nefret ettiği adam değil, hayatının tek anlamı duruyordu.
"Elif’i bırak Cem," dedi Aras, sesi derinden ve titreyerek geliyordu. "Onun bu savaşla bir ilgisi yok. O senin mülkün değil, o bir insan!"
"O benim her şeyim!" diye kükredi Cem. Elif’in saçlarını geriye doğru sertçe çekti. "Onu benden alamazsın. Eğer benim olmayacaksa, toprağın olur ama yine de senin olmaz!"
Tam o anda, villanın içinden beklenmedik bir ses duyuldu. Güvenlik sisteminin alarmı değil, bir cam kırılma sesi de değil... Bu, Cem’in çalışma odasındaki gizli kasanın açılma sesiydi. Cem’in yüzündeki o sarsılmaz ifade ilk kez yerini bir şüpheye bıraktı. Çünkü o kasanın şifresini sadece o ve...
Bahçeye, villanın yan kapısından orta yaşlı, üzerinde sade bir pardösü olan bir kadın çıktı. Bu, Elif’in yıllardır görmediği, Cem’in ise "öldü" dediği Elif’in teyzesi Meryem’di. Elinde sararmış bir zarf ve eski bir kayıt cihazı tutuyordu.
"Yeter artık Cem!" diye bağırdı Meryem. Sesi titriyordu ama adımları kararlıydı. "Bu yalanı daha fazla sürdürmene izin vermeyeceğim. Elif’in babasının vasiyetini ve o geceki kaza raporunu sakladığın yerden aldım."
Elif, duyduğu isimle donup kaldı. "Teyze? Sen... Sen yaşıyorsun?"
Cem’in yüzü bir anda kireç gibi bembeyaz oldu. "Meryem, içeri gir! Bu senin işin değil!"
"Hayır Cem, bu tam da benim işim!" Meryem, Aras ve Cem’in arasındaki boşluğa doğru ilerledi. "Elif, baban o kazada ölmedi. Babanı öldüren o frenlerin patlaması değildi. Baban, Cem’in babasının holdingdeki yolsuzluklarını polise ihbar etmek üzereyken 'ortadan kayboldu'. Cem seni sevdiği için değil, o dosyaların yerini bilmenden korktuğu ve seni kontrol altında tutmak istediği için seninle evlendi. Seni korumak için değil, susturmak için!"
Sessizlik... Bahçedeki o ağır sessizliği sadece yağmurun sesi bozuyordu. Elif, duyduklarını zihninde birleştirmeye çalıştı. Babasının ölümü, Cem’in aniden ortaya çıkıp onu teselli etmesi, Aras’ı bir yalanla göndermesi... Her şey, büyük bir suçun üzerini örtmek için kurgulanmış devasa bir tiyatroydu.
Elif, içindeki tüm gücü toplayarak Cem’in elini ısırdı ve ondan kurtulup Aras’ın yanına doğru koştu. Cem, acıyla elini geri çekerken Aras silahını daha sıkı kavradı. Ama ateş etmedi. Bakışları, elindeki o kağıtları sallayan Meryem’deydi.
"Her şey bitti Cem," dedi Aras, silahını yavaşça aşağı indirerek. "Sen sadece bir yalancı değil, bir katilsin. Elif’i sevmedin. Sen sadece suçunu gizlemek için bir kurban seçtin."
Cem, kahkahalarla gülmeye başladı. Bu, yıkılmış bir adamın değil, tamamen delirmiş birinin kahkahasıydı. "Evet! Evet yaptım! Babamı korumak zorundaydım. Ama sonra... Sonra ona gerçekten aşık oldum. Onu dünyadan sakladım, ona en lüks hayatı verdim. Bu bir suç mu? Onu sevmek bir suç mu?"
"Birini hapsederek sevemezsin Cem," dedi Elif, sesi bir bıçak kadar keskindi. Aras’ın elini tuttu. "Sen beni hiç tanımamışsın. Ben o lüksü değil, babamın kokusunu ve Aras’ın gerçeğini istiyordum."
Cem, belinden kendi silahını çıkardı. Adamları, Aras’ın onları etkisiz hale getirmesiyle çoktan devre dışı kalmıştı; şimdi her şey tek bir adama kalmıştı. Namlusunu önce Aras’a, sonra Elif’e doğrulttu.
"Eğer bu evden çıkarsanız," dedi Cem, "ikiniz de sağ kalmazsınız. Polisi aradım, Aras’ın evimi bastığını ve beni tehdit ettiğini söyledim. Birazdan burada olacaklar."
"Polis zaten yolda Cem," dedi Meryem, elindeki kayıt cihazını havaya kaldırarak. "Ama senin için geliyorlar. Babanın itiraflarının olduğu bu bandı savcılığa çoktan gönderdim."
Uzaklardan siren sesleri duyulmaya başladı. Mavi ve kırmızı ışıklar, bahçenin puslu havasında belirmeye başladı. Cem, o an her şeyin bittiğini anladı. Krallığı, yalanları ve üzerine titrediği "mülkü" Elif... Hepsi ellerinin arasından kayıp gidiyordu.
Cem, silahını yavaşça kendi şakağına dayadı.
"Cem, hayır!" diye bağırdı Aras. Ne kadar nefret ederse etsin, çocukluk arkadaşının bu şekilde gitmesini istemiyordu.
"Beni hapse atamazsınız," dedi Cem, gözyaşları yağmura karışırken. "Ben Cem Soykan’ım. Ben asla kaybetmem."
Güm!
Tek bir el ateş sesi, gecenin karanlığını ve siren seslerini yardı. Elif çığlık atarak Aras’ın göğsüne gömüldü. Aras, Elif’i sıkıca sararak onu bu dehşetten korumaya çalıştı. Cem, dizlerinin üzerine çöktü ve sonra cansız bedeni ıslak çimlerin üzerine devrildi. Beyaz projektör ışıkları, şimdi onun kanının çimlerin arasında nasıl bir nehir gibi aktığını gösteriyordu.
İki Saat Sonra: Liman
Polisler villayı abluka altına almış, ambulanslar gelip gitmişti. Elif ve Aras, ifadeleri alındıktan sonra serbest bırakılmışlardı. Aras, Elif’in omuzlarına kendi kabanını atmıştı. Limanda, Aras’ın daha önce bahsettiği o tekne onları bekliyordu.
Deniz hafif çalkantılıydı. Elif, uzaklaşan İstanbul silüetine baktı. O şehirde sekiz yılını bir yalanın içinde tüketmişti. Şimdi ise yanında, on yıl gecikmiş de olsa, gerçek aşkı duruyordu.
"Gidiyoruz," dedi Aras, teknenin motorunu çalıştırırken. "Bizi kimsenin bulamayacağı, kimsenin yalan söylemediği bir yere."
Elif, elini Aras’ın elinin üzerine koydu. "Cem... O böyle bitsin istemezdim."
"Cem kendi yarattığı hapishanenin içinde boğuldu Elif," dedi Aras. "Bizim suçumuz değil. Biz sadece hayatta kalmaya çalıştık."
Tekne, Boğaz’ın karanlık sularında ilerlemeye başladığında, Elif üzerindeki o kırmızı elbiseye baktı. İpek kumaş artık çamur içinde ve yırtılmıştı. Elif, teknenin kenarına gitti, üzerindeki kolyeyi –Cem’in ona aldığı o ağır pırlanta kolyeyi– boynundan kopardı ve denizin derinliklerine bıraktı.
"Artık özgürüm," diye fısıldadı rüzgara karşı.
Aras yanına geldi ve ona arkadan sarıldı. "Artık biz özgürüz."
Ancak tam o sırada, teknenin içindeki telsizden cızırtılı bir ses yükseldi. Aras telsize doğru uzandı. Karşıdaki ses, Cem’in baş korumasına aitti.
"Henüz bitmedi Aras. Cem Bey her ihtimali düşünmüştü. Teknedeki çantaya bak."
Aras hızla teknenin alt katındaki çantayı açtı. İçinde bir dosya ve bir fotoğraf vardı. Fotoğrafta, Elif’in teyzesi Meryem’in evinin önünde bekleyen silahlı adamlar görülüyordu. Ve bir not:
"Eğer ben ölürsem, kimse sağ kalmayacak. Oyun yeni başlıyor."
Aras ve Elif birbirlerine baktılar. Kurtulduklarını sandıkları an, aslında Cem’in ölümünden sonra bile devam edecek olan o karanlık mirasın içine düştüklerini fark ettiler. Yasak aşk, artık bir hayatta kalma savaşına dönüşmüştü.