Bulut ve Gamze'nin yeniden barışmış olması evlilik için attıkları adım bizi mutlu etmişti. Gamze sevdiceği ile barışıp gidince biz Ateş ile iki kafadar kaldık. Onunla ev arkadaşı olmak eğlenceliydi. Bazen hiç ummadık anlarda güzel şeyler yapıyordu ve o an aşırı eğleniyorum, yaptığı güzel yemeklerde inkâr edilemezdi ona çok havalanmasın diye belli etmesem de nefis şeyler yapıyordu geçen gün fırında makarna yapmıştı ve sanırım yediğim en iyi fırında makarnaydı. Bir ev arkadaşından gelecek her beklentiyi karşılıyordu. Çalışmıyordu ama parası vardı aynı benim gibi baba parası yiyenlerden sanırım. Onun da asıl mesleği öğretmenlikmiş ama şuan da yapmak istemiyorum o yüzden ara verdim dedi. Onunla birlikte bir ay boyunca çeşitli ekinliklerde bulunduk. Geçenlerde yine at çiftliğine gittik ve bu kez Bulut ve Gamze'de vardı. Mezarlığa sık sık birlikte gidiyorduk. Aras ile konuşuyordum ve artık eskisi gibi ağlamıyordum. Abimle aram eskiye göre iyiydi şarkı söylediğim birgün dediği gibi geldi ve dinledi beni. Yarın annem ve babam onlara yani onlara göre evime gelmem için davet ettiler beni. Akşam yemeği yemek istiyorlardı Ateş bunun iyi bir fikir olabileceğini söyledi. Her şey yüzleşmek kızgınsam da bunları onun yüzlerine söyleyerek aşabileceğimi söyledi. Yatakta sağa sola dönüp bunu düşünürken uyku girmeyen gözümü kapatsam da bir işe yaramıyordu. Aniden gök gürlemesi ile irkildim. Yazın bitimiyle sonbahar aylarına girmemizin etkisiyle yağmurlar çoğalmıştı. Yağsındı zaten yağmur bereket derlerdi ama şimşek çakmasa ne güzel olurdu. Yataktan doğruldum ve ışığı açtım. Nefret ediyorum gök gürlemesinden nefret ediyorum. Olmayan uykumun üstüne gök gürleyince daha çok korkmaya başladım uyku muyku hak getire. Şiddetle tekrardan gürleyen hava ile sıçradım odanın kapısını açıp çıktım. Kendimi salonda koltuk üstünde diken üzerinde oturur halde buldum.
"Korkma Masal alt tarafı saçma bir gök gürültüsü. Çocukça ve salakça unutma annen olsa sana çok kızardı. Gök gürültüsünden korkulmaz!"
Evet korkmamam gerekti ne olacaktı sanki. Şimşek çakması ile gökyüzüne oluşan ışık evin içini bile doldurmuştu yemin ederim resmen sanki evin içinde çaktı o şimşek. Kafamı ellerimin arasına aldım.
"Korkma geçecek geçecek."
Aras olsaydı keşke o olsaydı bilirdi o gök gürültüsünden korktuğumu kollarının arasına alıp saçlarımla oynarken şarkı söylerdi bana uyumam için rahat bir hale getirirdi beni. Gözümden bir damla aktı istemsizce. Şuan kimsem yoktu beni koruyacak ya da geçti diyecek kimsem yoktu işte. Kendi korkularımı kendim yenmeliydim.
"Masal."
Kafamı kaldırıp salon kapısının önüne baktım. Ateş uyanmış oda mı korkuyordu yoksa gök gürültüsünden.
"Ateş."
"Neden uyanıksın sen? İyi misin ne oldu?"
Kafamı iki yana salladım iyi değildim. Olamazdım.
"Gök gürültüsü çok korkuyorum."
Yanıma geldi oturdu ve kollarını açtı. Sarıldım.
"Çok aptalca ve çocukça değil mi? Sen neden uyandın?"
"Hayır aptalca ve çocukça bir şey değil herkesin korkuları vardır. Benimde sürüngen hayvan fobim var mesela. Gök gürültüsüne uyandım ışığı da açık görünce bakmaya geldim."
Saçlarımı okşuyordu şuan birinin benimle konuşması ve saçlarımı okşuyor olması bu kesinlikle en sevdiğim şeydi.
"Böyle baş belası bir ev arkadaşın var işte. Her gün yeni bir sorun."
"Baş belası mı? Imm sen sanki daha çok inatçı, huysuz ve azıcıkta gıcık bir ev arkadaşı gibisin ama."
Kafamı kaldırıp çatık kaşlarla ona bakarken kahkaha attı.
"Bak bak nasıl bakıyor kötü kötü. Çek o kötü bakışlarını üzerimden başıma bir şey gelirse seninle ev arkadaşı olduğumu herkes biliyor."
"Öyle mi?"
Kafa salladı. O an tekrardan ani gök gürlemesi ile gözlerimi sım sıkı kapatıp kollarımı ona sardım. Oda daha çok sarıldı.
"Tamam korkma sakin ol."
Derin bir nefes aldım.
"Neden korkuyorsun bu kadar?"
Çocukluğum belirdi gözümün önünde altı yaşında falandım yine böyle hatta bundan daha kötü bir yağmurlu hava ve hiç durmadan gürleyen gök vardı.
"Masal?"
Kafamı kaldırıp baktım ona.
"Ben küçükken yani beş belki altı yaşında falandım yine yağmurlu bir hava böyle nasıl gürültülü ama öyle korkunç ki. Odanın her yeri karanlık ve odayı yine şimşek etkisi ile aydınlatıyor. Korktum tabi annemle babamın yanına gittim hemen. Annem odaya girdiğimi görünce ne oldu diye sordu. Yanıma gittim hemen sarıldım korktuğumu söyledim. Güldü, saçlarımı okşayıp öpücük kondurdu. Annem beni koynuna alıp uyutacak sandım ama ellerimi tutup böyle çocukça ve aptalca korkuların arkasına sığınma dedi. Ağladım bu kez daha da kızdı gök gürültüsü ağlanacak bir şey değildi odama gidip uyumalıydım. Gittim odama korkumla kendim başa çıkmaya çalıştım. Ne kadar oldu bilmiyorum sabaha kadar her oda aydınlandığında her şimşek çakışında kendi kendime korkmak aptal ve acizlerin işidir dedim. Sanırım hem aptal hem de acizdim çünkü o gecenin sabahında altıma kaçırmıştım yardımcımız gelip beni o halde görünce hemen banyoya soktu annem öğrendi tabi daha çok kızdı. Ben başa çıkmaya çalıştım ama olmadı. Ben yaramaz bir çocuk değildim annem hep derdi ki yaramaz çocukları anne ve babaları sevmezler. Ben yaramaz değildim ama annem sevmezdi beni öyle sanırdım. Allah'a annemin beni sevmesi için dua ederdim hatta. Şimşeğin çıkardığı o korkunç ses hiç gitmedi kulaklarımdan, o günden sonra hep korktum hep o görüntü geldi aklıma altıma kaçırmadım belki ama korkum devam etti. Acizim işte ben böyle..."
Yüzümü okşadı elimi tuttu.
"Sen aciz değilsin. Çocukmuşsun Masal çocukken her şeyden korkarız ayrıca aramızda kalsın ben hiçbir şeyden korkmadığım halde çok kez gece altıma kaçırdım."
Güldüm sonra oda güldü.
"Şu gök gürültüsü korkmanı gerektirecek bir şey değil sana zarar veremez ama korkuyorsan da korkunu gizlemeden yaşa."
Kafa salladım. Gülümsedim.
"Bu içindekileri yarın akşam onlara söyle paylaş içinde tuttukça nefretin olacak çünkü hem aklında kalacak."
"Onlara kin kustuğumu zannedecekler. Kin duymuyorum, nefrette etmiyorum yemin ederim. Sadece kırgınım içimde hiç büyüyemeyen bir kız çocuğu var ona hiçbir zaman çocuk olma hakkını veremediklerine kızıyorum."
"Onlara aynı bunu söyle."
Evet söylersem her şey daha kolay olurdu söylersem onlarda neden böyle olduğumu anlarlardı. Abimle yüzleşmiştim ve kısmen de olsa aramız iyiydi. Annem ve babamla da öyle olabilirdi. En azından öyle umuyordum. Hava hala karanlık ve gök gürültüsü hala devam ediyordu ama Ateş ile konuşurken kulağıma sesin hiç gelmediğini ve bir an korkunun bedenimi terk ettiğini fark ettim. Çok küçük bir an ama... Sonra korku ile yine koala gibi sarıldım.
Burnuma dolan bir koku ile gözlerim aralanmaya başladı. Erkek kokusu ama Aras'a ait olmayan bir erkek kokusu çikolatamsı güzel bir koku. Gözlerimi tamamen açtığımda koltukla birbirimize sarılmış vaziyette uyurken buldum Ateş ve kendimi. Hemen doğruldum kalktım ben aniden kalkınca oda uyandı.
"Günaydın."
"Günaydın burada uyuyakalmışız."
"Evet farkında değilim bende. Boynum tutulmuş."
Yanına gittim.
"Benim yüzümden oldu iyi misin? İlaç getireyim mi?"
"Yok yok gerek yok ben birkaç egzersizle rahatlatırım şimdi hemen ilaç içmenin lüzumu yok."
"Aman sağlıklı yaşan koçu beyefendi konuştu yine. Sen neden öğretmen oldun ki acaba doktor olsaydın ya her şeye bir fikrin var maşallah."
Yarım ağız gülümsedi bana.
"Neden öğretmenlikte güzel. Seviyorum ben."
"Güzel tabi canım. Lisede öğretmenlik yaptın mı hiç yapsan zaten kesin kızlar arasında kavga çıkardı. Hiçbir lisede böyle yakışıklı bir öğretmen görmemişlerdir. İlkokulda da kızların ilk aşkı olurdun. Öğretmenlerine aşık minik kızlar."
"Ben yakışıklı mıyım yani?"
"Evet."
"Teşekkür ederim Masal Kızı şaşırttın beni sizden iltifat duymak."
İltifat değildi olandı aslında. Yeşil gözleri, kumral saçları, buğday teni ve kirli sakallı biçimli yüzüyle bütün gibiydi. Göz doldururdu bir kadının beğeneceği tarzdandı. Giyim tarzıda oldukça güzeldi, temiz bir adamdı üstelik becerikli de yemek yapıyor, temizlik yapıyor ee güzel kahve yapıyor daha ne istesin onunla olacak kadın. Arkadaşım diye demiyorum iyi çocuk iç sesime güldüm o an.
"Bugün kahvaltıyı dışarıda mı yapsak acaba? Sonra da balık tutmaya gideriz ne dersin?"
"Balık mı? Ben hiç tutmadım daha önce."
"Öğretirim ben ne var."
"İyi madem kahvaltıdan sonra mezarlığa gideriz ama değil mi?"
"Gideriz tabiki."
Hızlıca hazırlanıp güzel bir yere kahvaltıya geldik. Şuan öylesine açtım ki tatlı, tuzlu ne varsa aynı anda yemek istiyordum. Siparişleri verdik Ateş ara ara hala boynunu tutuyor.
"Çok mu ağrıyor. Hastaneye gidelim en azından."
"Abartma kas ağrısı geçer ölümcül bir şey yok."
"Aman birde bana inatçı dersin iyi huysuz adam."
Güldü kahvaltılıklar gelmişti sırayla masadakilerden önümdeki tabağa doldurdum.
"Bal ve kaymak ikilisine bayılıyorum çok güzel oluyor. Çocukken kahvaltıda değişmeyen tek ikilimdi."
"Evet güzel aferin bak böyle faydalı şeyler sev mesela."
Dil çıkardım bana inceden laf dokundurmasa olmazdı göbeği çatlardı. Sohbet ederken ben kendimi ona açarken onunda içini görüyordum aslında iyi biriydi o. Benim gibi acıları olan benim kadar kırılmış hatta ben gibi. Yargıları yoktu insanlara karşı asla ithamlarda bulunup birilerini suçlarken görmedim hiç. Hep yapılanın altında neden arayan biriydi. Kalbi öylesine güzeldi ki yanındayken bazen acımı bile unutuyorum. Farkında olmadan çok alışmıştım ona şimdi yarın gelip ev buldum gidiyorum dese bir boşluğa düşerdim gitmesin kalsın en azından evlenene ya da kendine kız arkadaşı yapana kadar kalırdı olmaz mıydı?
"Doymadın herhâlde öğlene sakla birazda hadi kalkalım."
Kıkırdadım doymuştum o kadar çok yedim ki doymamak mümkün değildi. Arabada mezarlığa doğru giderken sessizleştik mezarlık yolunda hep böyle oluyorduk işte sessiz ve durgun...
Her ikimizde sevdiklerimizin mezarı başındaydık. Oturdum mezar taşının yanına.
"Merhaba sevgilim. Bugün sen gideli 8 ay geçti. Sekiz aydır aldığım nefes eksik, attığım adım yarım, yediğim, içtiğim yemekler fazla geliyor. Çok özlüyorum seni deli gibi özlüyorum hem de... Seni düşündüğüm zamanlarda boğazımda yumru oluşuyor diyorum keşke yanımda olsaydı hasta da olsa bakardım ben ona; çekerdim kahrını yemin ederim of bile demezdim gitmeseydin yeterdi. Bazen oluyor küçük bir an ama aklımdan silinip gidiyorsun enden oluyor bilmiyorum Ateş ile bir şeyler yapıyoruz mesela ve o an benim acım yok oluyor olmaması lazım sanki ama oluyor. Bana çok yardımcı oluyor biliyor musun çok iyi biri o. Birazdan balık tutmaya gideceğiz. Sen pek sevmezsin böyle hareketsiz durduğun yerde yapılan şeyleri bende nasıl bilmiyorum deneyeceğim artık. Rasgelir umarım."
Güldüm eğilip toprağını öptüm.
"Seni seviyorum sevgilim."
Ateş ile göz göze geldik gülümsedim konuşmamın bittiğini anlayınca geldi oda yanıma sonra balık tutacağımız yere geldik. Başlangıç için hem gözümüzün manzara açısından dolacağı hem de kalabalıkla sosyalleşme imkanı bulabileceğimiz yer olması açısından Unkapanı'na geldik. İnsanlar sanki rüyalarında balık tutmayı görmüş gibi doluşmuş buraya yer yer dizilmiş insanlar elinde oltası kovasında balığı bir yandan simit ve çay eşliğinde muhabbetle günlerini güzelleştiriyorlardı. Kalabalık arasında şanslıda olsak bulduk bir yer kendimize olta kiraladık dımdızlak gelirsek böyle ağzımızla tutacak halimiz yoktu balıkları. Ateş saldı oltayı.
"Hadi sende."
"Ben öyle hızlı atamam ki hem birine gelirse ya."
"Olmaz hadi ben yardım edeyim."
Yanıma geldi arkama geçti elimden tutup oltayı sallamam için yardım etti o sabah ki koku doldu yine burnuma döndüm baktım gülümsedi bende gülümsedim.
"Şimdi bekleyeceğiz."
Kafa salladım beş dakika, on dakika ve on beş dakika derken hiç balık gelmedi.
"Eee neden gelmiyor bunlar."
"Sabret gelir."
"Ben sabırlı birisi değilim sıkıldım."
"Huysuzluk yapmasana."
Yan tarafımızda bizim gibi balık tutan amca döndü gülümsedi.
"Sabır her şeyin başıdır kızım. Sabretmez isen güzel hiçbir şeye kavuşamazsın ki. Akşam güzel bir balık yemek sabrın ve emeğin üstünden geçer. Güzel olan her şey sabırla gelmiştir."
Ohh Evliya Çelebi gibi konuştu amca. Gerçi Evliya Çelebi hep şu çok gezendi o zaman Yunus Emre ya da Mevlana gibi konuştu desem daha uydun olurdu ay Masal sus sus yine saçmalama modunu açtın.
"Evet amcacım haklısınız. Benim aceleciliğim."
Ateş sinsi sinsi yanımda gülerken o sıra elindeki sepette çiçek dolu kadın geldi. Bu ne klişelik Türk Filmi mi çekiyoruz birazdan el falıma da bakmak ister bu abla. Bize doğru yanaştı.
"Abim alasın şu güzel yosun gözlü ablama bir demet çiçek."
Hemen ellerimi kaldırdım.
"Yok yok istemem kalsın."
"A be ablam neden öyle dersin sevdiğinden çiçek almak istemez mi her kadın. Yosun gözlü ablam bak senin kadar güzel güllerim var."
"Yok istemem."
Ateş kadından aldı bir demet gül.
"Ateş!"
"Ekmeğinin peşinde Masal alalım işte ne olacak."
Omuz silktim. Kadın Ateş'e döndü.
"Rabbim bu güzel ablam ile sana mutlu ömür nasip etsin abim. Hadi rastgele."
"Sağ olun."
"O benim sevgilim değil aaa bir kadın ve erkek yan yana arkadaşça gelemez mi canım.
Kadın beni umursamadan gitti. Gider tabi alacağını aldı neden kalsın...
"Niye alıyorsun ki hiç sevmem böyle şeyleri."
"Kalsın işte akşam annenlere götürürsün olmaz mı?"
Tamam anlamında kafa salladım. O sıra oltamda hareketlilik oldu.
"Ateş Ateş bir şey oldu kımıldandı bu."
"Ne yaptı ne yaptı?"
Kahkaha attı. Ne var bunda bu kadar gülecek. Kımıldandı işte! Elimden oltayı alıp sardı ucunda üst üste dizili orta büyüklükte dört balık.
"Aaa ben tuttum gördün mü ben yaptım."
"Evet aferin bak benim siftahım bile yok."
"Hıh canım gel de balık tutmanın püf noktasını öğreteyim."
Burnumu sıktı. Yaşasın be ben tuttum o değil ben tuttum sana da oh olsun Ateş efendi.
"Bak kızım sabrın sonunda balıklarına kavuştun."
Ya amca içimi bayma sende kurban olayım. Gülümsedim balıkları tutmuştuk su dolu kovada oradan oraya gidiyorlardı sonra üzüldüm vejetaryen değildim ben ama hiçbir zamanda hayvanı canlı canlı alıp kendim yemedim ki şimdi bunları ben mi öldürecektim yoo istemiyordum sorumlusu oan kişi ben olmak istemiyordum işte.
"Geri atalım bunları?"
"Neden ne oldu?"
Gözlerim doldu yanıma gelip kollarımı tuttu.
"Masal ne oldu canım?"
"Onlar ölsün istemiyorum en azından öldüren biz olmayalım hadi bırakalım onları lütfen."
Gülümsedi.
"Balıkları biz tutmasak başka biri tutacak belki tezgahta sen satın alacaksın."
"Evet belki de ama bu şekilde değil işte. Öldüren ben olmak istemiyorum."
Gözümden akmak üzere olan yaşı akmadan kaptı havada. Parmağı ile sildi yüzüm ellerinin arasındaydı.
"Tamam bırakalım."
"Teşekkür ederim."
Tam o sırada sert bir şekilde birinin sırtıma çarpması ile bedenim Ateş'e doğru savruldu. Düşmemek için beni belimden tutup kavrarken dudaklarımız birbirine değdi. DUDAKLARIMIZ BİRBİRİBE Mİ DEĞDİ?"