Alışveriş merkezinin geniş koridorlarında, Eylül elimden tutmuş heyecanla oradan oraya koşuyordu. "Anne, bak! Şu ayakkabılar çok güzel!" dedi, vitrindeki rengarenk spor ayakkabıları işaret ederek. Gülümseyerek başımı salladım. "İstersen gidip deneyelim, tatlım. Ama önce sana bir mont bulmamız lazım. Havalar tam ısınmadı hâlâ." Eylül yüzünü buruşturdu ama yine de kabul etti. "Peki, ama sonra ayakkabılara bakalım, tamam mı?" "Anlaştık," dedim, elimle yanağını okşayarak. Mağazaların arasında dolaşırken sonunda tam ona uygun bir mont bulduk. Üzerine denediğinde aynanın karşısına geçti, kollarını iki yana açıp kendi etrafında dönmeye başladı. "Ne dersin, annecim? Güzel mi?" diye sordu, gözleri parlıyordu. "Harika görünüyor," dedim içtenlikle. "Tam senlik!" Montu alıp mağazadan çıktık. Ey

