2.BÖLÜM
-Adam Lambert Runnin-
İstanbul. Şarkılar yazılan, destanlara konu olan İstanbul. Her sabah sessiz bir şekilde güne uyanırken sevince gebedir İstanbul, ayrılığa, hüzne, acıya, öfkeye. Her köşesinde ayrı bir duygu yatar, ayrı bir duygu barındırırdı. Kız kulesinde aşk vardı mesela. Taksim de dostluk, Beşiktaş'ta sevinç hâkimdir. Üsküdar-Beşiktaş vapuruna binerseniz aşkın geçiş alanında bulunabilirsiniz. Vapurda gözlerinizi kapatıp kollarınıza yanınızdaki iki demire yasladığınızda aşkın kahkahasını ya da acı çığlığını duymanız mümkündür. Aşkın ve mutluluğun şehri olan bu eşsiz şehir yüzyıllardır kendi gizemini koruyup kolluyor aynı zamanda her duyguyu yaşattığı gibi ölümü de safına alıyordu.
Ölümü iliklerinde hissetmek zorundaydık bu işte. Bazı meslek gruplarında ölüm tehlikesi vardı ya hani bizimkisinde ise ölüm bir tehlike değil kurtuluştu. Geride bıraktığım kimse olmadığı sürece benim içinde kurtuluştu. Ölüm ve yaşamın doğduğu bu şehre gözlerimi açtım.
Güneş doğar doğmaz kalktım ve yatakta gerinerek uykudan ayılmaya çalıştım. Perdeleri açıp içeri güneşin girmesini sağlarken evin havalanması için camı açıp pencereden dışarı baktım. Derin bir nefes alıp gözlerimi yumdum.
Elimi yüzümü yıkayıp saçımın toka izini gidermek amacıyla düz olan saçlarımı düzleştirdim. Gözlerime sadece kalem sürüp siyah İspanyol paça pantolonumu ve beyaz tişörtümü giydim. Dışarıdan bakıldığında dikkat çekmemiz gerekirdi. Dikkat çekici elbiseler ya da kıyafetler giymezdik. Dünden masaya bıraktığım silahımı belime yerleştirip yedek şarjörleri yanıma aldım. Ne de olsa bir nevi ölüydük ama ölülerin de korunması gerekiyordu. En sevdiğim kahve dükkânına girip sert bir kahve alarak çıktım. Birime geçmeden önce Ares Duman'ı göz hapsine almak mantıklı geldi. Bilgisayardan bulduğum birkaç bilgide sabahları belli bir yerde spor yaptığını bulmuştum. Sözde gizli bir hayat yaşıyordu ne gizli hayat ama!

Arabadan ona bakarken yol boyunca koşuyordu. Kahvemin yarısına geldiğimde arabama kaçamak bakışlar attı ama siyah camlardan dolayı beni görmediğini biliyordum. Kaşlarım çatılı izlerken arabadan inip takip etmeye başladım. Yarım kalan kahveme hüzünlü bakışlar atarak yoluma devam ettim. Silahım belimde mi diye kontrol edip yürümeye başladığımda rüzgâr yüzüme çarpıp saçlarımı havalandırıyordu. Kulağıma kulaklık takıp müzik dinlerken yürüyor gibi bir izlenim verdim. Ne zaman ne olacağı belli olmazdı belki de arkasını dönerdi kim bilir.
Göz hapsine aldığım dev cüsseli adamın peşinden gidiyordum. İnsanların kalabalık olduğu yerlerden uzaklaşmaya başladığında bir şeyler çaktığını anlamıştım ama yine de devam ettim takibe. Issız bir sokağa girdiğinde peşinden bende girdim. Birden bana doğru döndüğünde bakışlarımı ondan çekmeden kulaklığımı ağır ağır çıkardım. Telefonumu ağır ağır arka cebime atıp ona bakmaya devam ettim. Bu adamın kim olduğunu bilmesem de bir şeyler olduğunu biliyordum. Gözleri ben bir şeyler biliyorum dercesine konuşuyor, cüssesi ben senden daha güçlüyüm dercesine dimdik duruyordu.
Güç bedende olan bir şey değildi. Güç iradeydi. Cüsseli biri olmak güçlü olduğun anlamına gelmiyordu, iradeliysen güçlüydün. Güç kollarda ya da bacaklarda olan kaslarla meydana gelen zayıfın ezildiği bir halka değildi. Ona kalırsa her insanın vücudunda kas vardı. Önemli olan aklını kullanmak rakibinden daha zeki olduğunu ispatlamaktı.
Gözlerimiz çarpıştığında akıl almaz bir bağ çıktı ortaya. Kızıl fırtınanın gücü okyanus mavilerine bulandı ortama sis bombası olarak atıldı. Gördüğümüz tek şey birbirimizdik. Ağır adımlarla yanına yaklaşıp gözlerine bakmaya devam ettim.

"Ares Duman. Kimsin sen?" diye sorduğumda hafifçe gülümsedi. Sis bombası bir anda dağılıverdi.
"Dün geceki kahramanın, şimdi ise gözlerindeki öfkeden anladığıma göre en azılı düşmanın. Yanlış mıyım?" diye sordu bariton sesiyle.
"Demek o sendin." Diye sahte bir şekilde gülümsedim. Hadi ama benim içtenlikle gülümsediğim anlar nadir zamanlara tekabül ederdi.
Benim gülüşümü yanlış anlamış olacak ki o da gülümsedi. O anda beklenmeyen hamlemi yaptım. Bacak arasına vurduğum gibi yere yığılıp iki büklüm oldu ve malum yerini tutmaya başladı.
Üzerine eğildim ve konuşmaya başladım. "Dün geceki kahramanmış. Sen kendini ne zannediyorsun da hemen kahraman oluverdin Duman?" diye sorduğumda acı ile kıvranmaya devam ediyordu. Erkeklerin aklı bacak arasında olduğu bir gerçekti ve bunu dün gece en büyük kanıtını bana sunmuştu. Tamam kurtarmıştı ama daha mantıklı bir çaresi de olabilirdi. Sonuç olarak insan çaresizken her ne olursa mantıklı gelirdi.
"Daha hiçbir şey bitmedi her şey yeni başlıyor. Görüşmek üzere Duman." Diyerek yanından ayrıldım. Bizim görüşmemiz güzel bir kafede oturup iki çift laf etmek elbette olmaz neden çünkü ben insanların iyiliği için çalışan görünmez biriyim.
Yönettiği şirketteki mantıksızlığı dün gece anlamıştım.
Merkeze geçip sandalyeme oturdum. Bilgisayarı açtığımda ekip yavaşça toplanıyordu. Bilgisayarıma dün gelen maili görmemiş olsam da yadırgamadım. Görev vardı ve ekip kurulacaktı. Her zamanki işlerdendi. Beni hangi görevde nereye atsalar çalışırdım. Amacımız da bu değil miydi?
Kurt, Engin'in yanına geçmiş koruması olduğu kızı sorarken bende gözlerimi bilgisayara kilitlemiş işimi yaparken bir yandan da onları dinliyordum. "Engin şu kızdan ne haber?"
"Hangi kız abi?"
"Kaç tane kıza korumalık yaptığını sorabilir miyim?" diye sordu hafif öfkeli bir tonda.
"O mesela. Gül gibi geçinip gidiyoruz be abi ne olsun." Dediğinde boğazını temizledi. "Manyak işte çıldırtıyor beni. O yarı pembe yarı sarı saçlarını duvara sürtmek istiyorum.".
Müdür içeri girdiğinde herkes ciddileşti. Masanın başına geçtiğinde konuşmaya başladı.
"Merhaba. Dün Kurt'u arayıp bir ekip oluşturmasını istedim. Haber bana da geç geldi bu yüzden düşündünüz mü bilmiyorum ama ekibin listesini alsam iyi olacak." Dediğinde herkesin merak ettiğini tahmin ettiğim o soruyu sordum.
"Müdürüm bu ekip ne için kuruluyor?" bu sorum karşısında müdür gülümsedi ve yanıtlamaya başladı.
"Bu ekip niye kuruluyor inan bende bilmiyorum. Bu ekip ne işe yarayacak onu da bilmiyorum. Yani benim de sizden kalır yanım yok. Elimize görevler geldikçe öğrenmiş olursanız bana da haber verirsiniz." Dediğinde Bahadır konuşmaya başladı.
"Müdürüm ekip kurulmasına gerek duymuyorum. Zaten biz görev geldiğinde koordine olmuş bir takım olduğumuz için herkes göreve çıkıyor ve aldığımız görevi de layığı ile yerine getiriyoruz." Dediğinde kaşlarını çattı müdür.
"Senin gerek duyup duymamanın bir önemi yok Bahadır Günatan. Yüksek merciler böyle istedi böyle de olacak. Hani emir demiri keser derler ya askeriye de öyle. Bu ekibin kurulmasındaki tek amaç herkesin göreve çıkmaması, herkes göreve çıkınca merkezdeki işlerin aksamasına bağlı olarak operasyonlar aksayabiliyor değil mi Savaş?" diyerek eski operasyonları hatırlattı.
"Öyle müdürüm." Diye mırıldandı Savaş.
"En azından benim tahminlerim bu yönde. Ekip listesini bu geceye kadar istemiştim ama fikrimi değiştiriyorum bir saat içinde masamda istiyorum. Bu arada hazır ol da bekleyin her an görev gelebilir." Diyerek birimdeki salondan ayrılınca düşünmeye başladım. Neler dönüyordu yine?
"Duyan da istihbarat birimi değil saha görevleri için oluşturulmuş bir birim zanneder." Diyerek kahveyi dikledim. Kurt. "Evet millet. Saha görevi dışında olmak isteyen gönüllü var mı? Yani biz görevdeyken merkezde olup bizi idare edecek biri." Dediğinde Savaş önündeki dizüstü bilgisayarı açmış listeyi yazmaya başlamak için hazırda bekliyordu.
"Ben olabilirim. Saha görevlerine oranla sizi idare etmek daha kolay olur diye düşünüyorum." Dediğinde diğerlerine bakındı.
"İtiraz yoksa yazmaya başla Savaş." Dediğinde listeyi oluşturma adına bilgisayarın klavyesine art arda vurmaya başladı.
Onur Kurt(Teknoloji)-Kod Adı: Kurt
Savaş Tuna(Casus)- Kod Adı: Hayalet
Bahadır Günatan(Okçu)- Kod Adı: Eros
Engin Doruk(Bombacı)- Kod Adı: Red Kit
Ahenk Göktürk(Casus)- Kod Adı: Gölge
"Beynime ağrılar saplandı. Eros ne oğlum Eros ne? Ben Robin Hood diyorum ne Eros'u? Allah'ım küfür eder gibi." Diye sızlandı Bahadır. "Lan istemiyorum böyle kod adı falan olmaz olsun. Hem kod adı da neymiş film mi çekiyoruz abi?" dediğinde Kurt vurdu kafasına bir tane.
"Gerizekalı onların telsiz kodu olduğunu bilmiyor musun?" diye sordu. "Bana ne abicim Eros diye telsiz kodu mu olur. Baştan yaz Casper. Allah aşkına ya!" dediğinde ters ters baktı.
"Millet bak son defa soruyorum. Görevinden memnun olmayan var mı? Herkes operasyonda parantez içine yazdığımız görevde çalışacak. Diyelim ki bomba var ben müdahale etmeyeceğim. Bu Engin'in uzmanlık alanı değil mi?" dediğinde onaylar sesler çıktı.
"Ben hepinizin görevini yaparım yeter ki telsiz kodumu değiştirin." Diyen Bahadır'a herkes kahkaha atarak bakıyorduk. "Oğlum ne yapalım. Attığın oklar düşmanı tam kalbinden yaralayacak daha canın ne istiyor?" diye kahkaha atan Savaş'a ters ters baktı.
"Arkadaş Kurt'un kod adı neden Kurt o halde? Oh lider istediğini kullansın bize gelince Eros. Ulan ben böyle işin içine." Diyerek merkezden ayrıldı Bahadır.
"Listeyi götürüyorum millet." Diyerek ayağa kalktım.
"Götür de görelim neymiş şu operasyonlar." Dediğinde müdürün odasına listeyi bıraktım.
Odadan ayrılmadan hemen önce müdür beni durdurdu ve Bahar'ın da bu görevde olacağını söyledi. Hafifçe gülümsedim tek istediğim çaylaklığı ile görevi bozmamasıydı.
**
Ertesi gün birime tekrar erkenden geldim. Dün gece bilgi avcılığına bürünmüş birçok bilgi elde etmiştim. Herkesin toplanması beklerken yanıma Bahar geldi.
"Nasılsın çaylak?" diye sorduğumda yüzünü buruşturdu.
"İyidir de çaylak demesen daha iyi olur." diye mırıldandı. Gülümsedim. "işte ondan emin olamayız çaylak." Diyerek bilgisayara bakamaya devam ettim.
"Sizin şu ekipte bende olacağım, sadece bir operasyona dâhil olup benden ne isterlerse onu yapacağım. Yani temelli kalmayacağım." Dediğinde ellerimi havaya kaldırdım.
"Sakin ol bakalım çaylak. Ekipte olman ya da olmaman bize artı sağlamaz." Diyerek kahkaha attım. Düşünüyordu ve gülümsemişti. İnsanları iyi analiz ederdim.
"Şaka bir yana cidden hiç operasyon havamda değilim." Dediğimde saçlarını geriye attı. "Sen mi?" diye sordu. "Bende insanım Bahar." Diyerek kahvemi yudumladı. Ben gelmeden hemen önümde olan kahve aşktı, candı, her şeydi.
"Senden daha dayanıklıyım Ahenk Göktürk." Diyerek sırıttı.
"Onu da kim demiş?" diye sorduğumda önümdeki kahveden bir yudum aldı. "Benim acı eşiğimin daha yüksek olduğunu kanıtlamıştım diye hatırlıyorum. Hani şu vurulma meselesi." Dediğinde kaşlarını kaldırarak gülümsedi.
"Çaylak vururlar eyvallah da ölmezsem sıkıntı büyük. E ölmediğime göre şimdi onlar düşünsün." Diyerek yerinden kalktı.
Çıkalım bakalım çaylakla operasyona neler olacaktı?
Benim yanımdan uzaklaştığında araştırmama devam ettim. Birimde ne vardı ne yoktu şu anlık pek umurumda değildi tek çözmek istediğim konu Ares Duman'dı.
**
"İlk görev. Hazır mıyız millet." Dediğinde herkes müdüre odaklanmıştı.
"Adamımız bu. Ares Duman. Duman Holdingin en fazla hissesine sahip olan bir beyefendi ama aynı zamanda da en kirli işlere bulaşmış biri. Böyle beyefendi görüldüğüne bakmayın." Dediğinde hafifçe gülümsedim. Ne beyefendi ama?
"Sahaya önce Kızıl inecek. Ortamı sizin için uygun hale getirdikten sonra baskını yaparsınız. Ekip, operasyon zamanı!" dendiğinde benim için operasyon başlamıştı.
**
Görev yerine gelmiştik. Herkes beni bekliyordu. Ortamı yaratıp bizimkilerin içeri girmesini sağlayacaktım. Üzerimdeki siyah tulumun kolunu çekip kulağımdaki Kurt'un kulaklığına dokundum. Evet akıllanmamıştım ama konu bu değildi.
"Millet elimden geldiğince sessiz olmaya çalışacağım ama oldu ki bir şey olursa ben gir diyene kadar içeri girmek yok. Anlaşıldı mı? Gerekirse ben giderim kim vurduya ama siz ben gir diyene kadar bekleyeceksiniz. Anlaşıldı mı?" dediğimde herkesin dikkati bana toplanmıştı.
Engin; "İstihbaratın kızılını kimseye yem etmeyiz." Dediğinde gülümsedim.
"Önce dosyaları kopyalayıp ardından size haber vereceğim. Sakın ola ki ben tamam girin içeri dediğimden önce hareket etmeyin. Ve Bahar beni yanlış anlama ama en arkadan gel." Bu onu korumak içindi. İlk göreviydi birimde yeniydi. Daha çıkacağı operasyon vardı ve şimdilik arkadan gelse tüm sorun hallolurdu.
**
Kedi gibi tırmanıp binanın tepesine çıktığımda bu iş için yaratıldığımı fark ettim. Aslında yeni fark etmemiş tekrar farkına varmıştım. Binanın tepesinden işaret ve orta parmağımı birleştirip asker selamı verip içeri girdiğimde kulaklıktan "İçerideyim." Dedim. İçeriye bakınmaya başladığımda bir şeyler olacağını biliyor gibilerdi. Fazla sessizdi.
"Her yer fazla sessiz. Sanki bir şeyler olacağını tahmin etmişte saklanmış gibiler." Hızlı hareketlerle bilgisayarların olduğu odaya geldim. "Bilgisayarların olduğu ana odaya geçtim." Bu görevde Savaşta vardı ama öncelik her zaman benim olmuştu. Savaş daha çok keşif yapan hayalet oluyordu. Bilgisayarlara şifre kırıcı flaş belleği yerleştirdiğimde tüm bilgisayarlardaki bilgiler kopyalanmıştı. Zafer kazanmış olmanın sevinci ile gülümsedim. Uzun süren sessizliği yırtarak konuştum. "Naber millet? Dosyalar başarıyla kopyalanmıştır." Dediğim gibi içeri girmek için harekete geçmişlerdi.
Tüm şirkette onu aramaya başlamıştım. "Millet şu anda yana döne Ares Duman'ı arıyorum. Hatırlatıyorum Ares Duman benimdir, kimse üzerine alınmasın." Diyerek konuştum. O benimdi.
"Anladık Gölge senindir." Diye konuştu Savaş.
"Sizce fazla sessiz değil mi?" diye sordum. Bu ne sessizlikti böyle? Ölümün bile acı çığlığını kulaklarımda duymuşken bu sessizlik fazlaydı.
Şirkette silah sesi yankılanırken Kurt durum raporu istedi. "Lara Croft birini eşek cennetine yolladı." Diye konuştu Engin. Bak bak umulmadık taş baş yararmış hesabı.
"Vay anasını sayın seyirciler." Dedi Savaş. "Kız döktürüyor. Zebani gibi herifin işini bıçakla bitirdi. Analar neler doğuruyor hey yavrum hey!" diye kahkaha attığında ben Ares Duman'ı aramaya odaklıydım ve ekipten çok uzaktaydım.
"Çok sevdin izlemeyi galiba." Diye sordu Kurt. "Yok, be Kurt Lara Croft dünya ahiret bacımdır." Dediğinde Bahadır öyle bir kahkaha attı ki herkes kulaklıklardan duydu.
"Eros 'un sesi de çıkarmış." Diye konuştu. "Hay sizin Eros'unuza." Diye mırıldanıp sustu. Herkesin toplanmış olduğunu düşünüyordum.
Arşiv odasında ses geçirmeyen bir yerde yere oturmuş dosyaları karıştırıyordu. Ensesinden yakaladığım gibi yürütmeye başladım. En son gördüğümden bu yana büklüm büklüm hali yoktu.
Adamın ensesinden sürükleyerek ortaya fırlattığımda tüm dikkatler üzerime çekildi. "Bakın burada kim var? Ares Duman." Diyerek gülümsedim.
"Bana bakın büyük bir hata yapıyorsunuz ben daha burada ne olduğunu bile bilmezken hangi suçla itham ediliyorum?" diye sorduğunda adamın yüzüne yaklaşıp öldürücü bakışlar atmaya başladım.
"Büyük bir hata yapıyor olsaydık şimdi yerlerde sürünmezdin o çok sevdiğin kıçın o rahat koltuğunda olurdu." Diyerek adamı yerden kaldırdığım gibi sürüklemeye başladım.
Burayı bizden sonra gelenler toparlayacaklardı. Biz sadece Ares Duman'ı alıp gidecektik. Helikopter bizi beklerken herkes toplanmış helikoptere doğru ağır ağır yürüyorduk.
Helikoptere bindiğimizde Bahar'a bakarak gülümsüyordum. Bizi şaşırmıştı ve yanıltmamıştı. Anlarcasına başını salladı. Bu sırada helikoptere Engin binmişti, ardından Onur ve en son binen ise Bahadırdı. Bahar'a bakıp gülümserken geriden gelen adam kaldırdığı silah ile yerinden fırladı Bahar.
Bahadır gözlerinin içine bakarken öne doğru savruldu. Helikopterin sesinden hiçbir şey duyulmuyordu ama adam silahı ateşlemişti. Lanet olsun Bahadır nasıl vurulurdu. Kahretsin!
Bahadır Onur'un kucağına savrulurken Onur onu hemen yakaladı ve sarıldı, gözleri merminin nereden geldiğini arıyordu. Helikopterin kapısına doğru gidip silahımı çıkardığım gibi dört defa ateş ettim. Yanımda Bahar'da ateş ederken adamı süzgece çevirmiştik. Herkes şok içerisinde yerinde kalırken Onur Bahadır'ı kucaklayıp helikopterin içine çekti.
Savaş pilotla konuştuğu gibi helikopter havalandı. Onur onunla ilgilenirken bende hemen yanındaydım. Bahadır konuşmak istiyor gibiydi ama sözcükler dudaklarından dökülmüyordu. O hissi bilirdim aynısını bende yaşamıştım. Bahar ile beraber vurulduğum anda yaşamıştım. Onur uçuş teknisyeninden aldığı sağlık ekipman çantasından tamponları çıkararak eline aldı.
"Bahar Savaş, Bahadır'ı kucaklayıp kendinize doğru çekin. Sırtına yakın olup yaraya baskı yapmam gerekiyor." Dediğinde Bahadır'ı tuttukları gibi yaraya bastırmaya başladı Onur. Bacaklarını iki yana açıp Bahadır'ın sırtını kendi göğsüne yasladığında olabildiğince baskı yapıyordu.
Onur sürekli olarak onun kulağına bir şeyler mırıldanıyordu.
Bahar Bahadır'ın elinden tuttuğu gibi bana bakmasını sağladı. Kulağına yaklaştı ve mırıldandı. Bahadır ona bakıp gülümserken Bahar da gülümsedi.
"Asıl Yalnız Kurt sensin ama bizi de yalnız bırakıp gidemezsin." Dediğinde duyan herkes gülümsedi. Savaş sürekli olarak pilotla konuşuyor, Engin ve ben Ares Duman'a saldırmak ister gibi bakıyorduk.
Hastaneye geldiğimiz gibi Altan bizi kapıda karşıladı. Burası istihbarat birimi için hazırlanmış özel bir hastaneydi ve Altan da doktor olduğundan dolayı buradaydı minnetle baktım ona.
Onur bir doktor edası ile konuşmaya başladığında ona bakıyorduk. Bahadır ise sedyede gözlerini kapatmamaya çalışıyordu.
"Sırtından giriş yapan bir mermi. Sağ skapula(*) altı diye tahmin ediyorum. Nabzı dakikada yaklaşık yüz yirmi beş atıyor. Solunumu ise hızlı. Akciğerlerde kollebe(**) olma durumu gözükmüyor bu da merminin akciğerlerini es geçtiği anlamına geliyor. Sağ kolunda uyuşma olduğunu söyledi. Büyük olasılıkla sağ kola giden sinirlerden biri hasar aldı." Dediğinde şaşkınlıkla Onur'a baktı Bahar. Doktor falan olduğunu düşünebilirdi ama bu Altan ile yaşamış olmanın bir avantajıydı denilebilir.
"Anladım. Hemen Bt'(***)ye alıyoruz. Ameliyathaneye söyleyin hazır olsunlar." Dediğinde ameliyathanenin kapısına geliyorduk. Son defa kulağına eğildi Bahar.
Ameliyathaneye girerken Onur Bahar'ın elinden yakaladığı gibi sımsıkı sarıldı. Gözleri dolarken ondan ayrıldı.
"Yalnız Kurt yalnız ölemeyecek Onur. Sen yalnız ölmeyeceksin. Eğer ölüm varsa ikimizde beraberiz bundan sonra. Ben varım." Dediğinde gülümsedi ve alnına derin bir öpücük kondurdu. Ohoo burası aşıklarla dolup taşmaya başlamıştı.
Gözlerimiz ameliyathaneden çıkacak birini bekliyordu. Gitmezdi be Baho gitmezdi bir yere. Daha o çapkınlık yapacaktı gidemezdi bir kere. İnanç yanıma geldiği gibi ayaklandık.
"Abim iyi misin? Neler oluyor?" dediğinde olanı biteni söyledi Kurt. Doktor formasının üzerine giydiği beyaz önlüğünü çıkararak eline tutuşturdu ve ameliyathaneye girdi. Yaklaşık on beş dakika sonra başında mavi ameliyat kepi ile çıkmıştı.
"Durumu iyi. Ne olur ne olmaz diyerek Cumhur hocayı çağırmışlar ameliyata. Kalbe denk gelmemiş, kas dokusunu yırtıp sinirlere hafiften dokunmuş ve orada kalmış. Zaten ameliyatta Cumhur hocayla Altan abi var. İçin rahat olsun, müzik dinleyerek ameliyat yapıyorlar. O derece sakinler. Korkmayın." Dediğinde derin bir nefes aldık. O çapkın herif bırakıp gider miydi buraları?
İnanç abisinin elindeki beyaz önlüğünü alıp omzuna destek olurcasına vurup yanımızdan ayrıldı.
Tüm ciddiliğimle lacivert tulumunun kollarını çekiştire çekiştire yürüyordum. Savaş desen stresten çubuk kraker yiyordu. Engin ise eline çivi almış patlayıcı yapmaya her an hazır bir şekilde bekliyordu. O herifi gebertecek lime lime edecektim.
Daha fazla dayanamadım ve derin bir nefes alıp konuşmaya başladım. "Ben birime geçiyorum. Bahadır orada canıyla cebelleşirken ben yerimde duramam. Elimde bir şeyler olmalı. Uyandığında dostuma senin vurulma sebebin buydu diyebilmeliyim. Ben gidiyorum, durumdan haberdar edersiniz." Dediğimde Bahar ayağa kalktı.
"Kızıl Ares Duman'ın sorgusuna seninle beraber girmek istiyorum." Kızıl sinsice gülümsedi ve elini Bahar'ın omzuna koydu. "sen canını sıkma. Onun sorgusunu en sona bıraktım. Tüm sinirimi ondan çıkaracağım. Ben sana haber veririm diğer sorgular bittiğinde gelirsin." Diyerek omzuna vurdum.
"Bahar bu arada çok iyiydin. Yiğidi öldür hakkını yeme." Dediğimde gülümsedi ve yanlarından ayrıldım.
Birime geçip hepsini teker teker sorguladım ama Ares Duman'ı en sona bıraktım. Tüm sinirim, öfkem ondan çıkacak gibiydi. Hoş sorgularda her seferinde sinirim daha da katlanıyordu orası ayrı meseleydi. Tulumumun kolundan çekiştirerek elimi cebime attım ve Bahar'ı aradım.
"Bahar ben Kızıl. Hepsinin sorgu yapıldı sadece Duman kaldı seni bekliyorum ve Bahadır uyandı mı durumu nasıl? Geçmiş olsun dediğimi söyle her merminin önüne atlamasın o deli çapkın."
"Anladım, anladım tamam. Bahadır uyandı. Evet durumu iyi. Hatta bize şakalar yapmaya bile başladı. Tamam söylerim. Geliyorum o halde. Görüşürüz." Diyerek telefonu kapattı.
Çıldırmak üzereydim. Çıldırmak üzereydim.
Gözlerimi kısmış bilgisayar ekranına bakarken gözlerimden adeta ışık çıkacaktı.
Bahar gelip elini sırtıma koyduğunda başımı çevirdim. Ares Duman'ı araştırıyordum ve adamın hayatı 'şimdilik' temiz gibi gözüküyordu ama bu onun suçlu olma potansiyelini sıfıra indirgemezdi. İstihbarat biriminin veri tabanına göre suçlu değildi ama başka veri tabanlarına bakıldığında da suçsuz diyemezdim.
"Herhangi bir şey var mı? Suçlu olduğuna dair." Diye konuştuğunda yerinden hızlıca kalktım ve saçlarımı karıştırmaya başladım.
"Kafayı yiyeceğim. Bu adam suçlu ama neden ben suçsuzum deyip duruyor ve ayrıca neden istihbarat birimi için hazırlanmış dosya geçmişinde bu adamı azılı suçlularda bulamıyorum. Tamam hadi istihbarat birimini es geç ama mutlaka dünyadaki istihbarat birimlerinden birinde Ares Duman olmalı. Olmalı!" diyerek volta atmaya başladığında neden bulamadığını düşünmeye başladım.
"Kızıl. Belki de... Suçlu değildir." Dediğinde birimi inleten bir kahkaha attım.
"Bana bak Croft bu adam." Diyerek sorgu odasını işaret ettim. "Suçlu." Diye devam ettim. "Peki suçlu ama sen neden bu kadar sinirlisin?" dediğinde döner koltuklardan birine oturdum.
"Bilmiyorum ama içimden bir ses o adamda bir şeyler var diyor. Gözlerine baktığımda sanki gerçeği söylüyor gibi ama bu adamın suçlu olmadığını gözlerinden anlayamayız değil mi? O kadar ikna edici bir ses tonu var ki inanmamak elde değil. Ben şimdiye kadar suçluları konuşturmada hep başarılı oldum ama bu adam inatla konuşmuyor ve inatla beni kendinin suçlu olmadığına ikna etmeye çalışıyor ama bu demek değildir ki şirketi her türlü bataklığın kirine bulanmamış. Bahar, Duman şirketi her ay düzenli bir şekilde Gürcistan'a tır sevkiyatı yapıyor ve bu iş elimize gelmeden önce oradaki ajanlardan topladığımız bilgiye göre de adamlar suçlu. Suç-lu. Bildiğin suçlu. Çıldırmak üzereyim." Diyerek elimdeki kalemi yere fırlattım. Ne kadar da hızlı konuşmuştum.
"Anladım." Demekle yetindiğinde gülmeye başladım. "O kadar şey söyledim bir tek anladım mı diyorsun?" diye sorduğumda o da güldü. "Ne söyleyeceğimi bilemedim." Dediğinde ayağa kalkıp ikişer ikişer merdivenleri çıktım. O da peşimden çıkarken sorgu odasının kapısında derin bir nefes aldı ve ona baktım. "Ne yaparsan yap ama o adama inanma. Zira o gözler konuşmaya başladığında etkilenmemek elde değil." Dediğimde içeri girdik.
"Suçunu itiraf et Ares Duman. İtiraf et ki savcı ile konuşup bizimle iş birliği yaptı diyebilelim. İnat etmekten vazgeç." Dediğimde adam hızla ayağa kalktı ve bağırmaya başladı.
"Bana bak kızıl kafa sana kaç defa daha söylemem gerekiyor. Ben suçsuzum. Gözlerime bak ben suçsuzum. Duydun mu beni? Hayatımda insan hayatı değil hayvanların hayatını bile tehlikeye atmam ben." Dediğinde gülümsedim ve etrafında dolanmaya başladım.
"Bana bak. Adam gibi itiraf et yoksa sert yumruğum o güzel suratını dağıtmasın Duman." Diye bağırdığımda masaya bağlı olduğu kelepçeyi çıkacak gibi çekiştirdi.
"Vur senden mi korkacağım? Suçsuzum diyorum senden mi korkacağım? Avukatımı istiyorum." Dediğinde masaya yumruğumu vurdum.
"Yok lan sana avukat falan. Duydun mu? Yok. Ya paşa paşa konuşursun he yok ben konuşmayacağım dersen daha başka yöntemlere de başvururuz sıkıntı değil."
"Daha ne söylemem gerek. Ben suçsuzum. Ben Duman Holdingin genel müdürüyüm. Google a yaz adımı soyadımı. Katıldığım yardım kuruluşlarına bak. Hepsi yardım kuruluşu, şimdi gelip bana suçunu itiraf et diyemezsin." Dediğinde masanın üzerinden adamın üzerine eğildim ve gözlerine bakmaya başladım. Gözlerini gözlerimden çekmezken birbirimize meydan okuyan aslan ve avcı gibiydik. Kim av kim avcıydı orası şu anda meçhul olsa da ben avcıydım.
Yanıma gelip beni karnımdan tutan Bahar duvara ittirdi. "Sen sakinleş, bakalım bana neler söyleyecek?" dediğinde başımı geriye attım. Kollarımı birbirine sardım ve duvara yaslandım.
"Ares Duman. Duman holdingin zamanında en başarılı varisiymişsin doğru mu?" diye sorduğunda hala bakıştıklarını gördüm. "Sana bir soru sordum." Diye bağırınca bakışları bana çevrildi.
"Bunları daha ne kadar daha tekrar etmem gerekecek söyler misiniz? Evet ben Duman holdingin en başarılı varisiydim. Kuzenim benimle büyük bir yarışa girdi ama genel müdür olan ben oldum ve bunun sonucunda kuzenin şirkette genel müdür yardımcısı olarak çalışıyor ve hatta imza yetkisi var. Yani ben olmadığım zaman o benim yerime imza atabilir. Olay tamamen bundan ibaret." Dediğinde gözlerini kıstı Bahar.
Burada bir tutarsızlık vardı. Ares genel müdürdü kuzeninde imza yetkisi olması olayı tutarsız yapan asıl noktaydı.
"Peki kuzenin ile aran nasıl? Yani aranızda geçimsizlik durumu falan var mı?" dediğinde derin derin nefes aldı. "Burada Türkiye'nin en ünlü holdinglerinden birinin sahibini masaya kelepçelemiş ve kuzenim hakkında bilgi almak mı istiyorsunuz deli misiniz siz? Buradan hemen çıkmayı talep ediyorum." Diye bağırdığında daha fazla dayanamayıp duvardan ayrıldığım gibi adamın üzerine gelip boğazını sıkmaya başlamıştım.
"Bana bak Duman bozuntusu. Gözlerimin içine bak. Ben senin suçsuz olduğunu yemem anladın mı? Buradan senin gibi ne niceleri gelip geçti. Sence ben bu numaraları yer miyim?" dediğimde beni adamın üzerinden aldı Bahar. İçeri Kurt girdiğinde elindeki dosyayı adamın önüne fırlattı.
"Bu ne o halde?" dediğinde adam dosyaları kelepçeli elleri arasına alıp karıştırmaya başladı.
"Bu... Burada." Dediğinde Onur kollarını birbirine bağladı ve adamın etrafında dolanmaya başladı.
"Evet. Aynen öyle sizin tırlarınızın her ay belli aralıklarla Gürcistan'a gittiğini giderken de çıkış iznini senin verdiğini belgenin sonundaki imza bas bas bağırıyor." Dediğinde şaşkınlıktan konuşmadı.
"Bu benim imzam." Dediğinde şaşkınlıkla baktı. "Ne kadar da zekisin Duman." Diye mırıldandım.
"Bakın bana bir kağıt kalem getirin. Ellerimi çözün ve size gerçeği göstereyim." Dediğinde cebimden kelepçenin anahtarını çıkarıp çelik kelepçeyi açtım. Onur ise cebinden çıkardığı kağıt ve kalemi adamın önüne bıraktı.
"İspatla. Ama eğer bir şey yanlış olursa buradan mahkemeye yargılanmaya değil ölüm fermanının altına imza atmaya gidersin." Adam kağıda imzasını defalarca atarken bizde onu izliyorduk.
"Bakın benim imzam bu ama bu belgedeki imzaya bakarsanız çizgilerin eğri olduğunu görürsünüz. Bu da bu imzayı atan kişinin kalemi ne açıyla tuttuğunu bize gösterir. Bu imzayı atan kişi kalemi tıpkı bu şekilde tutuyormuş ama ben kalemi bu şekilde tutamam. Yani bu ıslak imza. Bu belgeyi ben imzalamadım." Dediğinde gözlerimi devirdim ve Savaş sorgu odasına geldi. Elini şıklatıp bize gelin diyerek odadan çıkınca hepimiz onu takip edip ortak salona geçtik.
Elindeki flaş belleği bilgisayara takıp duvara yansıttı. "İzleyin ve gerçekleri görün." Dediğinde hepimiz şok olmuştuk.
"Ne yani Ares Duman suçsuz mu? Şaka yapıyorsun Savaş değil mi?" dediğinde Savaş dudaklarını birbirine bastırdı ve ellerini havaya kaldırdı.
"Bahadırla beraber keşfe çıktık. Adamı o yakaladı getiriyor." Dediğinde herkes şok oldu. "O yaralı değil mi?" diye sorduğumda birimin kapısı tıslayarak açılmış ve sırtına astığı oku ile havalı giriş yapan Bahadır hepimizi şoka uğratmıştı. Peşinden getirdiği adam ise Duman'ın kuzeni olarak tahmin ediyordum. Sırtına astığı oku çıkarıp sıkıca kavradı.
"Ben olmasam bu birimdeki işler yürümez canlar." Dediğinde öyle bir sarıldım ki yere düşecektik. "Emin olun bir kurşun beni durduramazdı, bunu biliyor olmanız gerekiyor ve bu yüzden bana öyle bakmayı kesin." Diyerek konuşmuştu. Ayrıldığımızda Bahadır konuşmaya devam etti. "Şaka bir yana suçladığınız ve itiraf etmesi için canını okuduğunuz Ares Duman suçsuz asıl suçlu burada." Diyerek diğer bir ajanın kolunun altında olan kuzen Duman'ı gösterdi.
"Kahretsin!" diyerek dolanmaya başladım.
"Evrakları imzalatıp serbest bırakabilirsiniz." Diyen Kurt'a ters ters baktım. "Ne var? Adamı burada ne kadar daha tutmak istiyorsun? Adamın hiçbir şeyden haberi olmadığını tekrarlayıp durmadı mı? Suçsuzluğunu imza tekniği ile de açıklamış oldu. Belgeleri imzalasın çıksın." Derken diğer ajanda kuzen Duman'ı sorgu odasına götürüyordu.
"O adamı ben sorgulamam. Sorgulaya kim giriyorsa girsin." Diye çığlık çığlığa konuştum.
"Unutmadan Ahenk belgeleri sen imzalatıp adamı serbest bırakırsan çok makbule geçer. Bahar da bu süre boyunca senin yanında olur. Ne de olsa çaylak ya işi öğrenmiş olur." derken Onur içten içe gülüyordu. Gözlerimi devirip Kurt'a baktım. Kurt, elime dosyaları tutuşturup el sallayınca ayağımı öfkeden yere vurdum.
Sorgu odasına geldiğimizde adamın bileğindeki kelepçeleri çözüp önüne dosyaları bırakmıştım.
Adam şaşkınlıkla ne olduğunu anlamazken önüne kalemi bıraktı. "Ne?" diye sordu Duman.
"İmzala ve serbest kal." Dediğimde adamın gözleri sevinçle açıldı. "Ne o suçsuz muymuşum? Oysaki ben söyleyip durmuştum." Dediğinde dişlerimi sıkarak adama baktım. "Kes sesini ve imzala. Senin suçsuz olman kuzeni aklamaya yetmez Duman." Dediğinde adamın bakışlarını öfke bürüdü.
Dosyaları imzalatıp kalemi bıraktığında odadan uçarcasına çıktım. Dosyaları aldığım gibi Kurt'un masasına bıraktım ve ortak salona geçip masama oturdum. Başımı kaldırdığımda Duman'ı gördüm. Hay lanet!
"Beni güzel bir şekilde ağırladığınız için size minnettarım. Tekrar görüşmek üzere Ahenk Göktürk." Diyerek çıkarken şok içinde yerimde kaldım.
"O benim adımı nereden biliyor?" diye öfke ile soluyup sorduğumda Bahar ellerini teslim oluyorum dercesine havaya kaldırdı.
"Hayatımda ilk defa bir işi elime yüzüme bulaştırdığıma inanamıyorum." Derken yanına oturmuş bilgisayara bakmaya başlamıştı. "Hem o bir daha beni nereden görecekte tekrar görüşmek üzere dedi." Diye sorduğumda Bahar gülümsedi.
"Hayat bu Ahenk ne zaman ne olacağı belli olmaz." Diyerek gülümsediğinde belinden silahını çıkardığı gibi poligona gittim. Öfkemi ancak poligon keserdi.
(*)Skapula: Kürek kemiği
(**)Kollebe: Sönme
(***)Bt: Bilgisayarlı Tomografi