16 - İlk Gün

1579 Words
Elif, telefonunun alarm sesinin beyninde yankılanması ile güne uyandı. Gece o kadar çok ağlamıştı ki, gözlerinden bütün vücuduna ağrı ve sızı yayılıyor bu durum anlamsızca ağır ve hantal hissetmesine sebep oluyordu. Derin bir nefes aldı, gözlerini açtığında neler görebileceğini henüz tam kestiremiyordu. Uykusunda gördüğü karmakarışık rüyalar yüzünden –belki- ruhu henüz dünyaya adapte olamamıştı. Yavaşça göz kapaklarını araladı ve ona bakan bir çift yeşil göz görünce, o sabah kavrulan çöllerle kaplı olan kalbini serin bir huzur kapladı. Rüya ve gerçeklik arasındaki çizgide tek ayaküstünde sek sek oynuyordu sanki son bir aydır. " Alarm çalmasaydı bu sabah namaza zor uyanırdın sanırım, uyurken beni pek kale almamana da alınmadım desem yalan olur." Dedi yeşil gözlerin sahibi. Alarm.. Namaz.. Yeşil gözler.. Elinde kahve kupası ile başında dikilen yakışıklı bir adam.. Dün gece gerçekten evlenmişim, rüya değilmiş diye düşündü Elif, bir yandan kendine gelmeye çalışırken. Ağır hareketlerle yattığı yerden doğrulurken sırtının ne kadar ağrıdığı fark etti. Kanepenin yaylarından olmalı dedi kendi kendine. Bir dakika, kanepe mi? Kanepeye yattığını hiç hatırlamıyordu. " Biz.. Şey.. Yani ben.. Yani.." diye bir şeyler gevelemeye çalışsa da, o an sanki iki kelimenin ötesinde bir cümle kuracak cephanesi kalmamıştı dağarcığında. Mustafa, soğuk ve mesafeli görünmeye çalıştığı maskesinin altında gayet masum ve sevimli bir genç kız olduğunu gördüğü Elife bakarken memnun bir tebessümle gelinini izliyordu. Rabbine güvenerek hata etmediğini biliyordu. " Gece uyuya kaldın ben de seni buraya kadar getirebildi. Merdivenleri çıkartacak kadar gücüm kalmamıştı yorgunluktan." " Ha yok yani iyi olmuş böyle. Ben teşekkür ederim. Yani kusura bakma sana da zahmet verdim." Elif sustu. Evlenince ya huyundan ya suyundan tabi, diye iç geçirdi. Sanki Mustafa sırasını savmıştı da saçmalamak Elife bulaşmıştı. Yeşil gözlerin onu dikkatle süzdüğünü fark eden genç kız başını öne eğip boğazındaki gıcığı düzeltir gibi hafifçe öksürdü. " Ben abdest alayım o zaman." Mustafa da yalandan iki kere öksürdü. " al o zaman." Dedi gülümsemesine karışan alaycı sesiyle. Genç kız kaçar gibi merdivenlerden çıkarken Mustafa kahvesini yudumlayarak onun gidişini izledi keyifle. Gece boyunca o uyurken yaptığı gibi. Güneş doğmasına rağmen henüz aşağıya inmemiş olan kızı merak eden Mustafa biraz endişelenir gibi olunca yatak odasına gidip kontrol etme gereği hissetti. Kapıyı açtığında gördüğü manzara içini rahatlatmış ve hatta biraz – belki daha çok- hoşuna bile gitmişti. " Prensesimiz uykucu çıktı, iyi mi? Uyuyan güzelimiz kahvaltı yapmak ister mi acaba?" diye alayla sordu, secdeye kıvrılıp uyuya kalan genç kıza doğru eğilerek. Karşısındaki yakışıklı erkeğin hiç bilmediği yabancı bir dile konuştuğunu düşünen Elif anlamsızca Mustafa'ya bakarak " Hı?" diye sordu gözlerini kısarak. Mustafa bu tepkiye kahkahayla gülerek tepki verince sinirlenmeye başladığını belli eden yüz kasları gerilmeye başladı. Kaşlarını çatıp dudaklarını büzüştürdü. " Türk filmlerindeki içkisine ilaç katılmış kız gibi hissediyorum şuan kendimi." Mustafa kızın elinden tutarak onun kalkmasına yardım etti. " İlaçsız bu haldeysen artık.." dedi gülerek. Sonra birden ciddileşti. Genç kızın yüzünü inceleyerek " Ne oldu güzelim sana böyle?" dedi. Son günlerin sıkıntı ve yorgunluğu Elifin dudağının kenarında beliren bir uçuk olarak geri dönmüştü. Sabah namazında yanmaya ve kaşınmaya başlayan uçuk, iyice yayılmış ve kabarık, çirkin bir hal almıştı yüzünde. Elif kötü göründüğü için utanarak başını eğmeğe çalıştı ama Mustafa ona izin vermedi, elini kızın dudağının kenarına götürerek yaraya yumuşak hareketlerle dokundu. " Acıyor mu?" diye sordu kaşlarını çatarak. " yok, biraz kaşınıyordu sabah ama şimdi geçti." Dedi Elif, yüzü kıpkırmızı olmuştu. Mustafa'nın yüzünün kendisine doğru yaklaştığını görünce gözlerini kapattı. Ve yanağına konan ılık, yumuşak buseyi hissetti. Heyecandan nefes almıyor, kalbi küt küt atıyor ve vücudu istemsiz bir şekilde titriyordu. Mustafa da bunu hissetmiş gibi kızın başını omuzuna dayayarak ona sıkıca sarıldı. Saçlarına minik öpücükler yağdırırken kulağına eğilerek " Lâ Tahzen.." dedi ve ikisi beraber " innallahe meâna." Diye senkronize bir şekilde cümleyi tamamladılar. Genç kız biraz sakinleşince Mustafa kollarını serbest bıraktı. " Ben acıktım, vallahi, biraz daha besinsiz kalırsa bu bünye dayanamaz onu söyleyeyim sana. Uyarmadı deme sonra." Beraber aşağıya indiler. Mutfağa girdiklerinde Mustafa'nın hazırladığı kahvaltı masası onları karşıladı. Keyifle kahvaltılarını yaptıktan sonra birlikte masayı topladılar. Mustafa oturma odasına geçip televizyonda sabah haberlerini izlemeye başladı. Elif de kocasına ilk kahvesini yapmak için mutfakta kaldı. Mustafa, taze gelinini elinde kahve fincanlarını koyduğu beyaz tepsi ile görünce düşünceleri sızladı. Kahveyi yaratıp senin ellerinle bana gönderene hamdolsun.. Kahve ile lezzetli bir muhabbetin birbirleri ile akraba olduğu doğrudur. Elif ve Mustafa bir fincan kahveye bir ömürlük muhabbet sığdırdılar o gün. Çocukluklarından üniversite yıllarına kadar, anılarından günlük hayattan, sevdiklerinden sevmediklerinden ve daha birçok konudan konuştular. Ortak düşünce ve zevklere sahip olduklarını fark ettikçe keyiflendiler. Haber saati bitince Mustafa işe gitmesi gerektiğini söyledi mahcup bir şekilde. " Bunu muhakkak telafi edeceğim. Maalesef bugün için önemli görüşmelerim vardı, erteleyemedim." " Sorun değil, ben de biraz evime alışırım bu arada." Elif anlayışla kurduğu cümlenin ilişiğine tebessümünü de ekleyince Mustafa dayanamayarak sulu bir öpücük kondurdu al yanaklarına. Tatlı tatlı evim demeseydi o da! Mustafa iş yerine geçtiğinde asistanı adamı endişeli bir yüz ifadesi ile karşıladı ama o bunu fark etmedi bile. İçeri girdikten bir süre sonra asistanı arayanları ve aldığı notları iletti kendisine. Elinde tuttuğu dosyaları da imzalaması için masasına koyduktan sonra çekinerek elindeki gazeteyi uzattı. " Efendim bilmek istersiniz diye düşündüm." Mustafa özenle katlanmış gazetenin ikinci sayfasında gözüne çarpan haberi görünce ten rengi önce beyaza soldu sonrasında mor ve al kırmızıya doğru değişti. İnsanların gözlerinden ateş püskürtmek gibi bir yeteneği olsaydı eğer Mustafa o an dünyanın bir kıtasını ateşle yok edebilirdi. " Bu ne demek oluyor böyle! Gazetenin sorumlusunu bağlayın hemen bana!" Asistan telaşla odadan çıktı, beklediği bir tepkiydi bu. Mustafa elleriyle gözlerini ovuşturdu. Haberi tekrar tekrar okudu, eli ile alnını sıkarak sinirini kontrol etmeye çalıştı, alnına o kadar bastırmıştı ki parmakları kırmızı ince bir yol yaptı alnında. Her kelime zehir gibi yakıyordu midesini. " Ünlü iş adamı imam Mustafa Hacıvelioğlu imam nikahlı sevgilisi ile gizlice evlendi. " Bu nasıl bir haber başlığıydı! Nasıl bir haber ahlakı vardı bu insanların? Haberin içeriğini okudukça sinirleri tavana çarpıp yerde sekiyordu. " 10 yıl önce vefat eden eşinden sonra yıllardır sosyetenin müzmin bekarlarından olan iş adamı Mustafa Hacıvelioğlu bir süredir aşk hayatı yaşadığını öğrendiğimiz sevgilisi ile gözlerden uzak bir nikah dairesinde gizlice evlendi. Sevgilisinin tanınmamak için başını örttüğü ve –nedense(!)- bol kıyafetler giydiği gözlerden kaçmadı. Çifte mutluluklar diliyoruz ve en yakın zamanda bebek haberini beliyoruz." Mustafa, asistan kız telefonu bağlayana kadar haberi defalarca okumuş neredeyse her kelimesini ezberlemişti. Gazetenin genel yayın sorumlusu Cengiz Beyle hararetli bir konuşma yaptı. Neredeyse adama konuşma hakkı bırakmadan sinirini kusuyordu. " Sizi yalan haber yapmaktan dava edeceğim. Bu nasıl bir lakaytlıktır!" " Mustafa Bey biz magazin gazetesiyiz, bu haberi size yakın bir kaynaktan alıp aktardık. Siz de haklısınız tabi ki. Ben yarın haberin tekzibini yayınlayıp bu haberi yapan elemanımızın da işine son vereceğim." Cengiz bey Mustafa'yı sakinleştirmeye çalışsa da pek başarılı olamıyordu. Konuşmanın sonunda Mustafa ikna olmamış bir şekilde telefonu sinirle kapattı. Bunu yapan 'çamur at izi kalsın' mantığındaydı zaten. Elif'i ya da Mustafa'yı itibarsızlaştırma çabalarının bir örneğiydi bu haber. Allah'ım sana sığınırım, sen benim helalime zeval getirme diye dua etti kısık sesle. Ezelden tanıdık bir elin Ruhunu okşamasının huzurunu hissetti, emanetini emin ellere teslim eden yolcu gibi.. Mustafa'nın bedeni iş yerinde olsa da aklı ve ruhu taze gelini ile beraber evde kalmıştı o gün. Öğleden sonra dayanamayıp telefon açtı yetimine. Elif telefonu kısık bir sesle açınca meraklandı. " Rahatsız mı ettim seni ?" diye sordu şaşkınca. " Yok, hayır. Muazzez ablar var da içeride o yüzden böyle oldu sesim." " Misafirin mi var?" " benim misafirim değil, tanımıyorum ben aslında şimdi tanıştık." " Tanımadığın insanı eve niye alıyorsun güzelim?" Mustafa'nın merakı telaşa dönüşmeye başlamıştı. Oturduğu koltuktan kalktığının farkında bile değildi. " Anahtarı vardı, ben almadım ki içeri." " Elif sen beni çatlatacak mısın? Benim evimin anahtarı bir kadında niye olsun? Zor durumdaysan söyle geleyim hemen." " Yok telaş yapma kötü bir durum yok. Evi temizlemek için gelmiş muazzez abla. Sitenin anlaşmalı temizlik şirketinden göndermişler. Anahtarı da güvenlik görevlisinden almış." " tamam mesele şimdi anlaşıldı. Baştan söylesene şunu hatun, aklım çıkacaktı nerdeyse." Mustafa derin bir nefes verdi ve kesik kesik gülmeye başladı. Elif çekinik mırıldanmalarla telefonun öbür ucunda can çekişiyordu adeta. " Şey.. Ben kızların yanına gidebilir miyim? Evde yapacak bir işim kalmadı da." Kocasından izin almak için kıvranan Elif ter veriyordu bir yandan. Alışık olmadığı bir ritüeldi izin almak ancak sorumluluklarından birinin de bu olduğunu biliyordu. Aslında bu durum tahmin etmediği bir şekilde hoşuna gitmeye başlamıştı, kendisini küçük bir kız çocuğu gibi hissediyordu. Aslında bu yaşına kadar Elif hiç küçük bir kız çocuğu olmamıştı. Geç de olsa bu duyguyu tattıran Rabbime hamdolsun.. " Tabi ki gidebilirsin. Ben akşam namazından sonra seni alırım beraber yemeğe geçeriz." " Aslında mutfak alışverişi de yapmak lazım. Akşama markete de uğrarız o zaman." " Tamam canım sen düşünme onları, hallederiz. Allaha emanet ol. Dikkatli git, güvenlikte görevliye söyle taksi çağırsın." Annesinin tembihlediği dokuz yaşındaki bir kız çocuğu gibi hisseden Elif'in içindeki çocuk şımarmak için bir sebep daha bulmuştu kendine. " Tamam dikkat ederim anne." Dedi şakayla karışık. " Annesinin kara gözlüsü, sıkı giyin, dikkatli ol." Diye devam ettirdi Mustafa, alaycılığa yatkın yapısıyla. Gülüşerek telefonu kapattılar. Elif kızların yanına geldiğinde uzun zamandır eve uğramamış gibi garip bir özlem duygusu hissetti. Esma staj için işe gitmiş Zehra henüz uyanmamış olduğu için onu Betül karşıladı. Biraz şaşırmış biraz da sevinmişlerdi. Zehra uyandığında Elifi görünce boynuna atlayıp şımarık hareketlerle kendini sevdirmişti. " Eniştenin seni bu kadar çabuk eve geri yollayacağını ben bile tahmin etmemiştim. Rekor kırdın Elif abla ama olsun biz sana ondan iyi bakarız telaş yok." Gibi zehra yorumları ile güne neşe kanatmayı bir şekilde başarmıştı. Akşam ezanından sonra Mustafa Elif'i almaya geldiğinde genç kızın son zamanlarda sık sık gelip göğsüne çöken garip hüzün 'ben buradayım' dercesine sızlatmıştı yüreğini yine.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD